*Ekim’in 10’u*
Selam günlük.
Bugün oldu.
Yıldıray’la bakıştık.
Sadece bir saniye sürdü. Ama yemin ederim dünya durdu. Kalem elimden düştü, duyulmadı. Çünkü kalbim o kadar hızlı atıyordu ki.
Aynı sınıftayız. Aramızda iki sıra var. Ama sanki kilometrelerce.
Çocuk felaket yakışıklı. Gülünce sol yanağında gamze çıkıyor. Eminim okulda ona aşık olmayan kız yoktur.
Ben de dahil.
Sorun şu: Ben “okulun zeki kızı”yım. Matematik olimpiyat birincisi. Hocaların gözdesi.
Ama aşkın formülü yokmuş. Hesaplayamıyorum.
Açılsam? Ya “biz kankayız” derse? Ya herkes duyar, dalga geçerlerse?
Korkuyorum.
Çok.
Allah’ım, ne olur bir işaret yolla. Cesaret lazım.
Zil çaldı.
Defterimi kapatırken gördüm.
Yıldıray sırama doğru yürüyordu.
Ve ben...
Kalemi bile almadan sınıftan kaçtım
Koridora çıktığımda kalbim küt küt atıyordu. Sanki yerinden çıkacak gibiydi. O an ne kadar zeki olursan ol, aşkı yenemediğini anladım. Ona olan aşkım her geçen gün artıyordu. Kalbim duracak gibiydi. Ne yapacaktım? Nasıl karşı koyabilirdim? Arkadaşım Esila, "Git açıl kanka," diyor ama nasıl açılacağımı bile bilmiyorum ki. Onun aşkını yenemezken nasıl yapardım bilmiyorum. Sanki dizilerdeki gibiydi aşkımız.
Acaba oda bana asıkmıdır ki?
2 bölüm : bir umut var
Karsımda birden onu gördüm o kahverengi gözlerini simsiyah saçlarını ve o güzel yüzünü
Bana dedıkı zerrin kalemini neden almadan gittin dedi kalbim küt küt atmaya basladı o
Heyecanla Sanane!? Diye söyledim sasırdı tabi
Sonrada özür Diliyerek ordan uzaklaştım
Ama kalbim küt küt tü napicaktım sonra esilanın yanına gidip olanları anlattım oda güldü tabikide rezil oldum resmen ya kafamın içi bulanıktı ve birden ziil çaldı
Esila birden beni zorlayarak, “Git kanka, konuş. En azından özür dile, konu açılsın,” dedi.
Ben de, “Yapamam. Onun karşısında eriyip gidiyorum zaten. Nasıl yaparım?” dedim.
O da gazlayarak, “Yaparsın, edersin,” dedi.
Ben de hem heyecanla hem de korkarak yanına gittim.
“Buyur Zerrin, ne oldu?” dedi.
Ben de heyecanımı tutarak, “Özür dilerim, birden ağzımdan kaçtı. Kusura bakma,” dedim.
O da, “Sorun değil. Zaten normal böyle şeyler,” dedi. Sesi çok güzeldi.
Ben de birden, “Ben senden hoşlanıyorum,” deyip utanarak koşa koşa sınıfa gittim.
Sonra da kendi kendime, “Ben ne yaptım? Ben ne yaptım?” diye söylenmeye başladım. Bir yandan korkuyordum, bir yandan da heyecanlıydım. Acaba ne diyecek?
3.BÖLÜM: SONRA KONUŞALIM*
Nefes nefese sınıfa girmiştim. Sıraya çöktüm. Ellerim titriyordu.
“Ben ne yaptım? Ben ne yaptım?” diye fısıldıyordum. Esila yanıma koştu.
“Ne oldu? Söyledin mi?”
Başımı salladım. Konuşamadım.
O sırada kapı açıldı. Yıldıray girdi. Göz göze geldik.
Yanıma yaklaştı, sadece benim duyacağım bir sesle fısıldadı:
“Şimdi ders var. Sonra konuşalım.”
Kalbim küt küt. Bu sefer yerinden çıkacaktı.
“Sonra” ne demekti? Teneffüs mü? Okul çıkışı mı? Yoksa hiç mi?
Zil çaldı. Hoca içeri girdi. Ama ben hiçbir şey duymuyordum.
Aklımda tek bir cümle vardı: Sonra konuşalım. Dedi
4. BÖLÜM: CANIM DEDİ*
Hoca dersi anlatmaya başladı. Ama ben ruhen oradaydım, beden olarak başka bir yerdeydim.
Sonra teneffüs zili çaldı ve Yıldıray yanıma geldi. “Gel, bahçeye çıkalım, konuşalım,” dedi.
Öğle yemeği saati olduğu için uzun uzun konuşacaktık. Bahçeye çıktık, banka oturduk.
Bana dönüp, “Ben de seni seviyorum,” dedi.
Kalbim resmen artık atmıyordu. O an çok güzel bir andı. Resmen beni seviyordu. Seviyordu işte.
Sonra Yıldıray, “Hadi canım, yemek yemeye gidelim,” dedi.
Resmen bana “canım” dedi. Canım.
O an tost yiyecektim, o da bana katıldı. Sonra beraber yemek yedik.
Sonra bana, “Çıkışta kafeye gidelim mi?” dedi. Resmen bana, bana, bana dedi ya! İnanamıyordum.
*5. BÖLÜM: TEHDİT*
Çıkış zili çaldı. Ben de heyecanla eve gittim. 18:20’de sözleşmiştik, ikimiz de kafede olacaktık.
Eve geldim, yemek yedim, üstümü değiştirdim. Biraz süslendim ve yola çıktım. Çok heyecanlıydım. Resmen kafeye gidecektik.
Sonra gidip onu bekledim. Bekledim, gelmedi. Ben de telefonla onu aradım. “Ne oldu? Ben geldim, sen neredesin?” diye sordum.
O da bana, “Biraz gecikeceğim. Annemi hastaneye götürüp geliyorum,” dedi. Ben de “Geçmiş olsun,” dedim.
O anda telefonumla uğraşmaya başladım. Birden içeri bir kız girdi ve yanıma geldi. “Sen Yıldıray’ın sevgilisi misin?” dedi.
Ben de, “Evet, ne vardı?” dedim.
Kız da çirkef bir şekilde, “Yıldıray benim! Onunla konuşamazsın, edemezsin,” falan dedi bana.
Ben de, “O benim. Bunu kabullenemiyorsan benim suçum değil,” dedim.
Sonra kız, “Yarın sen okulda görürsün,” diye beni tehdit etti.
O an içeri Yıldıray girdi ve “Ne oluyor burada?” dedi.
Kız da, “Bir şey yok arkadasımla konuşuyordum
Dedi ve gitti ona baktım. O da bana, “Abartma kız. Sadece seninle konuşmuş,” dedi. Sonrada yıldıray sinirli şekilde eve git dedi.
6. BÖLÜM: PLAN*
Eve nasıl geldim bilmiyorum. Kapıyı çarptım. Esila’yı aradım. “Kızım, yandık,” dedim.
“Ne oldu? Anlat!” diye bağırdı.
Hıçkırarak anlattım. Kızı, Yıldıray’ın “eve git” deyişini, “dengesiz” lafını…
Esila telefonu yumrukladı sandım. “Oha! O kız kim? Yıldıray salak mı? Sana nasıl inanmaz?”
“Bilmem,” dedim. “Rezil oldum. Bir de ‘dengesiz’ dedi arkamdan.”
“Dur,” dedi Esila. Sesi değişti. “Plan yapıyor du galiba
Esila planı anlatmaya başladı: “Bak şimdi kanka, yarın öğle arasında onu arka bahçeye çağıracağız. Tek gelecek tabii. Sen videoya çekersin, ben de kızın saçını başını yolarım,” dedi.
Esila’ya korkarak, “Ya Yıldıray kızarsa? Ya aramız daha fazla bozulursa?” dedim.
Esila da çaresizce, bende o zaman napacağız dedim
Esila: “Tamam, dövmeyelim. Daha iyisi var. Yarın onu kantine çağıracağız. Yanına oturacağız. Sen ‘Yarın okulda görürsün dedin, ne demek istedin?’ diyeceksin. Ben kayda alacağım. Yıldıray’a izleteceğiz. Kendi gözüyle görsün kim yalan söylüyo
Bende tamam mantıklı dedim ve telefonu kapattım
7. Bölüm :İTİRAF
Sabah oldu. Yatağımdan kalktım ve okula gitmek üzere hazırlandım. Tabii üzgündüm çünkü Yıldıray dünden beri aramamıştı. Hem heyecanlı hem de üzgün bir şekilde okula gitmek için yola çıktım.
Yoldayken biraz müzik dinledim. Öyle TikTok’ta, Instagram’da falan gezindim. Sonra okula vardım ve içeri girdim.
Sınıfa girdiğimde Esila direkt yanıma geldi. “Kanka, bugün bu işi halledeceğiz. Üzülme,” dedi.
Karşı yan sıramda Yıldıray vardı ve bana neredeyse hiç bakmıyordu bile. Kankam da, “Üzülme, halledeceğiz,” dedi.
Sonra öğle arası oldu. Biz de kantine herkesten önce gidip masada yer tuttuk.
Sonra o kız geldi ve karşı masaya oturdu. Esila da, “Tam zamanı,” dedi ve telefonu çıkardı.
Sonra o kızın yanına gittik. Masaya oturdum ve önce selam verip sonra, “Dün ne demek istedin sevgilimin yanında?” dedim.
O da masum rolü oynadı tabii. “Ne demişim ki?” dedi.
Ben de, “Yalan söyleme. Ne dediğini gayet iyi biliyorsun sen,” dedim.
O da oracıkta her şeyi anlattı tabii. O sırada Esila yan masada her şeyi kayıt alıyordu.
Sonra kız, “Sen zaten Yıldıray’ı hak etmiyorsun,” dedi.
Ben de bir şey demeden masadan kalktım, Esila’nın yanına gittim.
“Kanka, merak etme. Her şeyi çektim,” dedi.
Ben de, “Teşekkür ederim. İyi ki varsın kankam,” dedim.
Esila da, “Ne demek? Kankalar bugünler için var,” dedi ve gülerek sınıfa gittik.
Yıldıray oturmuş, telefonla oynuyordu. Ben de yanına gittim ve, “Hâlâ bana kızgın mısın?” dedim.
Oda surat astı bende videoyu gösterdim
8 bölüm: KİREÇ
Videoyu izledikten sonra bana sanki acımıs bi şekilde baktı bende ona baktım kırgın ve üzgün bir şekilde bana senden çok özür dilerim dedi ama benim içimdeki kırgınlık geçmedi Çünkü
Ona hala çok kırgındım sonra bende ordan uzaklaşıp onun yanından kaçtım kafamda abartma sende lafı dönüyor du bir yere oturdum ve düşünmeye basladım ya affedip her şeyi unutacaktım yada affetmeyip kendime ihanet
Etmicektim ama ben kendime ihanet etmemeyi seçtim ve sınıfa gittim ders edebiyat tı hoca aşktan bahsediyor du ve bize konuşma sınavı yapacagını söyledi ve konusu şiir di bende düşündüm ve yazmaya karar verdim sonra çıkıs ziili çaldı ve eve gittim kitap okuyodum ki telefonuma mesaj geldi yıldıraydandı beni affet zerrin dedi bende affedemem yıldıray kendime ihanet edemem dedim ve telefonu kapattım sonra şiiri yazıp bitirdim ve o gün geldi herkes sıra sıra şiirini okudu ve sıra bana geldi bende arkaya üzücü bir fon müzigi koyup söylemeye basladım..
BiR SABAH GÜNESİ
HER GÜN BİR KERE HATIRLARMISIN BENİ
HER HATIRLADIN DA BİR KERE GülümsERMİSİN KİMSEYE BELLİ ETMEDEN YADA GÖZLERİN DOLARMI BAZEN AKLINA GELİRSEM DÜŞÜNÜRMÜSÜN NASIL KIRIP DÖKTÜ GÜNÜ YADA ANLAR MİSİN HERŞEYİ BİR KALPİ KIRARAK MAHVETTİĞİNİ BU YÜZDEN Bİ SABAH GÜNEŞİYLE UNUT GİTSİN
BENİ*8. BÖLÜM: SIRA BENDE*
Şiirim bitince sınıf sessizdi. Kimse kımıldamıyordu. Arkada Esila’nın gözleri dolmuştu.
Yıldıray ayağa kalktı. Yüzü solgundu. Defterini açtı, boğazını temizledi.
“Sıra bende,” dedi.
Telefonu çıkardı. Arka plana aynı fon müziğini koydu. Bana baktı. Gözlerinde pişmanlık vardı.
*Affedilmeyi Hak Etmeyen Adam*
Bir sabah güneşinde kaybettim seni,
Kendi gururuma yenilip kırdım kalbini.
“Abartma” dedim, en kolay cümleyi kurdum,
Fark etmedim ki senin dünyanı yıktım.
Şimdi her hatırlayışta yüzüm yanıyor,
Gözlerim doluyor ama sen görmüyorsun.
Affet demeye hakkım yok biliyorum,
Ama affetmezsen ben nasıl yaşayacağım?
Eğer bir gün dönüp bakarsan geriye,
Bil ki o kırdığım kalp hâlâ senin.
Ben affedilmeyi hak etmeyen adamım,
Ama sevmeyi bilen adamım Zerrin.
Bitirdi. Defteri kapattı. Sınıf şoktu. Hoca bile bir şey diyemedi.
Yıldıray yerine oturdu. Bana bakmadı.
Kalbim deli gibi atıyordu. Ne diyeceğimi bilmiyordum.
*9.BÖLÜM: YİĞİT*
Sonra sıra herkes tahtaya çıktı ve şiirini okudu.
Zil çaldı. Yıldıray soğuktu. Arkadaşı Oğuz’la dışarı doğru çıktı.
Sonra Esila yanıma geldi. “Kanka, şiir çok iyiydi,” dedi.
“Evet,” dedim.
Yıldıray resmen söyleyemediklerini şiire yazmıştı. Ben biraz soğuk, biraz üzgün arasındaydım.
Tekrar zil çaldı. Hoca sınıfa girdi. Yanında bir öğrenci vardı.
Hoca, “Sınıfa yeni öğrenci geldi,” dedi.
Adı Yiğitti. Kendini tanıttı.
Hoca, “Zerrin’in yanı boş, oraya geç,” dedi.
Yıldıray o an bana baktı. Sanırım kıskanmıştı.
Yiğit yanıma geldi ve, “Selam güzellik,” dedi.
Ben de soğuk bir sesle, “Selam,” dedim.
“Tanışalım mı?” dedi.
Ben de reddettim. “Yanımda oturacaksan benimle konuşma,” dedim.
Yiğit, “N’olcak tanışalım,” dedi.
Ben de, “Off sus be artık,” dedim. Kırıldı galiba. Sonra önüne baktı.
Ben o sırada dersi dinliyordum ama bedenen oradaydım, ruhen değil.
*Ders çıkışı...*
Esila koluma girdi. “Kanka, çocuğu niye bu kadar kestirip attın?” dedi.
“İstemiyorum Esila. Yeni gelen herkese ‘selam güzellik’ diyen birine güvenmem,” dedim.
“Belki de Yıldıray’ı kıskandırmak istedin?” dedi gülerek.
“Ne alaka?” dedim ama kalbim hızlanmıştı. Yıldıray gerçekten kıskanmış mıydı?
Kapıdan çıkarken Yiğit arkamızdan seslendi:
“Zerrin! Şiirini duydum. Güçlüsün.”
Durdum. Dönmedim.
Ama o cümle aklımda kaldı.
Yıldıray uzaktan bakıyordu. Yüzü gergindi.
O anladım. Bu okulda artık sadece Yıldıray’la benim hikayem yoktu10. BÖLÜM: KISKANÇLIK
Ertesi gün sınıfa girdiğimde hava garipti.
Sanki herkes bir şey olacakmış gibi sessizdi.
Ben yerime oturdum. Yiğit çoktan gelmişti.
Elinde kahve vardı.
“Günaydın,” dedi bu sefer normal bir ses tonuyla.
Ben de kısa bir şekilde, “Günaydın,” dedim.
Sonra masama küçük bir çikolata bıraktı.
“Dünkü şiirin için. Moral olur belki,” dedi.
Tam o anda kapı açıldı.
Yıldıray içeri girdi.
Ve çikolatayı gördü.
Yüzü bir anda değişti. Çenesini sıktı. Hiçbir şey demeden yerine geçti ama gözlerini bizden çekmiyordu.
Esila hemen kulağıma eğildi.
“Kanka… çocuk yanıyor.”
“Saçmalama,” dedim ama içimde tuhaf bir his oluşmuştu.
Ders boyunca Yiğit ara sıra benimle konuşmaya çalıştı.
Ben çok cevap vermedim ama yine de güldüğüm birkaç an oldu.
Ve her güldüğümde…
Yıldıray bize bakıyordu.
Öğle arasında kantine indik.
Esila tost almaya gitmişti. Ben masada yalnız oturuyordum.
Bir anda biri sandalyeyi çekip karşıma oturdu.
Yıldıray’dı.
“Yiğit’le yakın mı olacaksın şimdi?” dedi direkt.
Kaşlarımı kaldırdım.
“Sana ne?”
Sinirli şekilde güldü.
“Bana ne mi? Daha geçen hafta bana şiir yazıyordun.”
“Sen de beni kırıyordun,” dedim.
Sessizlik oldu.
Sonra bana baktı. İlk defa bu kadar kırgın görünüyordu.
“Zerrin… seni kaybetmek istemiyorum.”
Kalbim yine hızlandı.
Ama bu sefer sadece aşk değildi.
Kırgınlık da vardı.
Tam konuşacaktım ki kantinin kapısından bir ses geldi:
“Zerrin!”
Yiğit el sallıyordu.
“Geliyorum,” dedim.
Yıldıray’ın yüzü buz gibi oldu.
Ayağa kalkarken kolumu hafifçe tuttu.
“Gitme,” dedi sessizce.
Ve o an…
Gerçekten ne istediğimi bilmediğimi fark ettim.11. BÖLÜM: İKİ KALP ARASINDA
Yıldıray’ın eli hâlâ kolumdaydı.
“Gitme.”
Sesi ilk defa bu kadar çaresiz çıkmıştı.
Kalbim deli gibi atıyordu. Ona bakınca içim yumuşuyordu ama aklıma o gün söyledikleri gelince tekrar kırılıyordum.
Kolumu yavaşça çektim.
“Yıldıray… beni kırdın.”
Gözlerini kaçırdı.
Sanki diyecek çok şeyi vardı ama hiçbirini toparlayamıyordu.
Tam o sırada Yiğit yanımıza geldi.
“Elini çek bence,” dedi soğuk bir sesle.
Bir anda ortam gerildi.
Yıldıray ayağa kalktı.
“Karışma.”
Yiğit güldü.
“Karışırım. Çünkü kız rahatsız oluyor.”
“Ben konuşurum onunla,” dedi Yıldıray sertçe.
Ben hemen araya girdim.
“Yeter!” dedim.
İkisi de sustu.
Kantindeki herkes bize bakıyordu. Resmen bütün okul sessizleşmişti.
Utançtan yerin dibine girecektim.
“Ben kimsenin kavga sebebi değilim,” dedim sinirle. “Biraz olsun beni düşünün.”
Sonra çantamı alıp kantinden çıktım.
Arkamdan kimse gelmedi.
Arka bahçeye geçtim.
Okulun en sessiz yeriydi. Genelde kimse gelmezdi.
Banklardan birine oturdum. Ellerim titriyordu.
“Niye her şey bu kadar karıştı ya…” diye mırıldandım.
Bir süre sonra yanıma biri oturdu.
Esila.
Elinde iki tane meyve suyu vardı.
Birini bana uzattı.
“Dedim kesin dram yaşanıyodur.”
İstemeden güldüm.
“Kanka ben napıyorum?” dedim.
Esila omzuma yaslandı.
“Kalbini dinliyorsun. Sorun şu ki senin kalbin fazla hızlı çalışıyor.”
Başımı onun omzuna koydum.
“Ben hâlâ Yıldıray’ı seviyorum.”
“Biliyorum.”
“Ama korkuyorum.”
Esila bu sefer ciddileşti.
“Kırılmaktan mı?”
Sessiz kaldım.
Çünkü cevabı ikimiz de biliyorduk.
---
Ders çıkışında hava yağmurluydu.
Herkes koşarak okuldan çıkıyordu. Ben şemsiyemi açmaya çalışırken biri elimden tuttu.
Yıldıray.
Saçları hafif ıslanmıştı. Gözleri yorgundu.
“Konuşabilir miyiz?” dedi.
Bu sefer bağırmıyordu. Sinirli değildi.
Sadece… üzgündü.
Tam cevap verecekken uzaktan Yiğit’in sesi geldi:
“Zerrin! Servis geliyor!”
İkisi yine birbirine baktı.
Ve ben…
Gerçekten hangisinin yanında kendim gibi olduğumu düşünmeye başladım.
12. BÖLÜM: KALBİMİN CEVABI
Yağmur iyice hızlanmıştı.
Bir yanımda Yıldıray, diğer yanımda Yiğit vardı.
Derin bir nefes aldım.
"Yiğit, sen git. Ben biraz konuşacağım," dedim.
Yiğit bana baktı, hafifçe gülümsedi.
"Tamam. Kendine iyi bak."
Arkasını dönüp gitti.
Yıldıray başını eğdi.
"Teşekkür ederim."
Okulun bahçesindeki küçük çardağa geçtik. Yağmurun sesi konuşmamızı bastırıyordu.
"Zerrin..." dedi.
"Sana inanmadığım gün hayatımın en büyük hatasını yaptım."
Sessizce dinledim.
"Ben seni koruduğumu sandım. O kıza önem vermedim. Ama en çok seni üzdüm."
Gözleri dolmuştu.
"Her gün pişman oldum."
Ben de ilk defa içimdekileri söyledim.
"Ben seni affedemedim çünkü bana güvenmediğini düşündüm."
"Şimdi güveniyorum."
"Sadece şimdi değil... Her zaman güvenmeni istiyorum."
Yıldıray cebinden küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardı.
"Bu mektubu günlerdir taşıyorum."
Kâğıtta tek cümle yazıyordu:
'Seni kaybetmek istemiyorum. Ama kararına da saygı duyacağım.'
O an gözlerim doldu.
"Affetmek kolay değil," dedim.
"Biliyorum."
"Ama sana bir şans daha vermek istiyorum."
Yıldıray'ın yüzünde uzun zamandır görmediğim o sıcak gülümseme belirdi.
"Gerçekten mi?"
Başımı salladım.
"Evet... Ama bu son şans."
Hiç düşünmeden bana sarıldı.
Ben de bu kez geri çekilmedim.
Yağmur yağmaya devam ediyordu ama ikimiz de umursamıyorduk.
13. BÖLÜM: MEZUNİYET GECESİ
Aylar geçti.
Yıldıray verdiği sözü tuttu.
Bir daha beni kıracak tek bir cümle bile kurmadı.
Yiğit ise iyi bir arkadaş olarak kaldı.
Esila her zamanki gibi en büyük destekçimdi.
Ve sonunda mezuniyet günü geldi.
Herkes kepini takmıştı.
Müzikler çalıyor, fotoğraflar çekiliyordu.
Yıldıray elimi tuttu.
"İlk gün kalemini almadan kaçmıştın."
Gülmeye başladım.
"Hatırlatma."
"İyi ki kaçmışsın."
"Neden?"
"Çünkü seni aramaya gelmeseydim belki bugün burada olmayacaktık."
Tam o sırada Esila bağırdı:
"Fotoğraf zamanı!"
Hepimiz yan yana geçtik.
Flaş patladı.
O fotoğraf, lise yıllarımızın en güzel anısı oldu.
SON BÖLÜM: KARANLIKTAN DOĞAN UMUT
Yıllar sonra...
Eski okulumuza davet edilmiştik.
Ben artık başarılı bir matematik öğretmeniydim.
Yıldıray ise mimar olmuştu.
Okulun bahçesinde yürürken aynı banka oturduk.
Gülümsedi.
"Hâlâ o ilk günkü gibi heyecanlanıyor musun?"
"Biraz."
"Ben hâlâ çok."
Cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Diz çöktü.
"Zerrin... O gün sana inanmadım. Ama o günden sonra seni kaybetmemek için yaşamayı öğrendim."
Kutuyu açtı.
İçinde zarif bir yüzük vardı.
"Benimle evlenir misin?"
Bu kez düşünmedim.
Gözlerim dolarak gülümsedim.
"Evet."
Alkış sesleri yükseldi.
Esila uzaktan bağırıyordu:
"Sonunda be!"
Yıldıray yüzüğü parmağıma taktı.
Gökyüzüne baktım.
Bir zamanlar gözyaşı döktüğüm okul bahçesi, şimdi en mutlu anıma tanıklık ediyordu.
O an anladım...
Bazen umut, en karanlık günde doğuyormuş.

