Buraya başlama tarihi bırakabilirsiniz.
Bu benim yazdığım ilk hikaye.
Elbete kusurlar var.
Okuyunca bunu göz önünde bulundurrsanız sevinirim
TANITIM
Kelimeler duygulara yenik düştü geriye yazacak bir kaç cümle kaldı .
Yazdığım bütün Satırlar eksik bir kaç cümleden ibaret oysa
Adını yazdıran duygulara kızmalı.
Seni yazan bütün mürekkepleri tüketmeli yüreğim.
Aşk kokan satırlara küsmeli
Kurutuğun gülü bir daha koklamamalı kalbim.
Ama adın silinmiyor zihnimden.
Bütün kalemler adını yazmaya yeminli.
Satırlar sen kokuyor...
Kelimeler adınla tutsak.
Kalbimin her sokağı aşkına serili...
Sevgilim ruhum, gözlerine mühürlü.
Kırdığın kalbim adını haykırıyor
her gece. Yağmurlar ıslatsın,
Yüzünü bakışların sadece beni
Bulsun.
Ve sen. Sadece benim ol.
Doğru dedin sevgilim.
Sevdaya tövbe geçmiyormuş.
Yıllarca ettiğim yeminlerimin
Bir bakışına eridiğinde anladım.
Bir gün aynı nota da dans ettiğimiz güne ifhaf ediyorum bütün kelimelerimi.
Ve artık mürekkebi geçmişe batırıp adını geleceğe yazmalı sevgilim
Kalemmi bıraktım ama içimde kanayan gülün izleri susmadı bir türlü.
Ateş bir tek içimde sana karşı yandığında güzel.
Ben tek bi ateşe aşık oldum. Oda içimde ki aşkının ateşi.
Yaktıkça... Daha çok sevdim.
Kül olmak yok bizim hikayemizde. Biz yandıkça var olacak Korda açan çiçeklerimiz.
Bi nefes uzakta, olmak değil. Aynı solukta nefes almak istiyorum seninle. Her solukta seni içime çekmek. Tek hissettiğim sen...
Vefasız bir sevdanın izini silen sen sevgilim.
Adın silinmez mürekkeple yazılı kalbimde.
Seninle aynı ateşte yandık.
Yandık...
Ve sonunda biz oldu.
Kalbinde ölmüş bir kadının sevgisi. İçimde vefasız bir adamın en ağır cümlesi..
Sonra biz sardık o yaraları biz olmak için.
Ama kaderin imzasından bi haber.
Sardığımız bütün yaralar tekrar kanattı..
Geçmiş koca bir yara aramızda...
Biz sarmaya çalıştıktan o daha da kanadı...
1.Bölüm
"Kanadı kırılmış kelebek"
Bir günlük ömrün olan kelebeğin bile kanadını kıran bir dünyada yaşıyoruz.
Sertap Erener - Olsun
Model - Ağlamam zaman aldı
Rihanna - cry
Karanlıktan bir mum alevi titreşti. İzbe sokaklarda acının feryadı duyuldu...
Karanlık bir gölge gibi ruhumda. Bütün hislerim bana riyakar.
Sonra gök gürledi acıyla.
Yağmurlar yağdı, titreşen mum ışığına. Söndü bütün ışıklar.
Sustu mutluluğu fısıldayan kelebekler.
Dans etmeyi bıraktı bütün kuşlar...
Acılar sessizce sızdı ruhuma derin izler bıraktı içimde.
Tökezledi içimde ki umutlar.
Acımasız sözlere, ruhsuz insanlara bıraktım duygularımı. Yürüdüğüm sokağın sonu İhanette çıktı.
Duygularım... Sevgiden bi haber adamın ellerinde yok oldu. Acının değmediği tek bir uzvum kalmamıştı.
Her ihanetin acısı en masuma kesilirdi. Bütün acılardan o alır payını...
Gün batmak üzere gökyüzü kızılaşmış artık aydınlık yerini karanlığa bırakıyor . Güneş yerin ise aya bırakıyordu. Ben ise her zaman ki gibi odamın balkonunda oturmuş gökyüzünü seyrediyorum. Akşam üstü hava serinlemiş ama benim umrumda degil. Soğuk betonda oturmuş derin düşünceler içindeyim son bir yıldır hep yaptığım gibi .
Ben bir kaç yıl önce bir enkazdım, sonra bir bina inşa ettim ve o binanın altında kaldım. Evet hayatım böyle geçiyor, ben bir enkazda kalmış sesini kimseye duyuramayan binlerce kişiden biriyim...
Orada ne kadar kaldım hatırlamıyorum, aslında doğruyu söylemek gerekirse ben hiç bir şeyi hatırlamıyorum. Ne kendime ne de başkalarına dair, mesela bu gün günlerden ne veya şüan saat kaç hiç bir fikrim yok ve öğrenmek gibi bir derdim de yok. Çünkü umrumda degil. Artık hiç bir şey bilmek istemiyorum
O an sarı saçlarımın oldukça uzadığını fark ettim. Önüme düşen tutamlardan
Ellerimi önüme düşen tutamları geri ittip, kulağımın arkasına sıkıştırdım. Ve ani bir karar aldım. Zar zor Ayağa kalkıp, yavaş adımlarla balkonun kapısını açıp odaya girdim ve aynı şekilde banyoya girdim. Aynanın karşısına geçtim ve kendime baktım. Oldukça yorgun ve sanki günlerdir uyumamış gibi mor halkalar oluşan göz altlarıma baktım. Sonra tüm yüzüme... Ne zaman bu kadar perişan oldum diye sorgulamaya başladım kendimi.
Aynalara küsmüştüm daha dogrusu ben aynalara mı? yoksa kendime mi? küstüm onu bile bilmiyorum.
Çekmecede çıkardığım makasla, yamuk mu yoksa düzmü diye aldırış etmeden kesmeye başladım. Sarı ve uzun saçlarımı. Aklımda Sertap erener in olsun şarkısı yankılandı aynı şöyle diyordu...
Kestirir saçımı kendimi avuturum bir gülü kurutur kurursa unuturum...
Diye devam ediyordu ama bilmedikleri bir şey var saçından vazgeçmiş kadın her şeyden vazgeçmiştir. Bu belkide bir intihardır. Saçlarım tutam tutam yere düşerken bile hiç bir şey hissetmedim. Sanki tüm duygularım ölmüş benim gibi. Gözlerim hissizce aynada takılı kaldı. Ruhumda ki sızının acısı saç uçlarımda değildi ki koparınca geçsin. İçimde sürgün bir acı vardı. Beni ölüme mahkum eden.
Saçlarım hemen hemen omzumun üstüne geliyordu. Artık aynada başka biri vardı ne tuhaf değil mi? Kendime bile yabancıydım artık.
Aylarca kendimi yiyip bitirdiğim tek bir soru geçiyordu aklımdan, kendini tanımayan biri nasıl olurda başka birini tanıdığını ve güvendiğini sanır. İşte ben kendini bile tanıyamayan aynanın karşısına geçip kimsin sen? Diyen zavallının tekiyim ve aptal oldugumu da asla inkar etmiyorum!
Aptallar herşeye çok çabuk kanarlarmışta ondan.
Bir müddet yeni halimi inceledikten sonra kendime geldim.
Küvete girdim musluğu açıp çıktım.
Üstümdeki kirli kıyafetlerden kurtulup kendimi suyun altına bıraktım.
ılık bir duş aldım. Temiz kıyafetlerimi giydim. Saçlarımı saç kurutma makinesi ile kuruladıktan sonra serbest bıraktım. Ve aylar sona ilk kez aşağıya indim. yemek için çünkü aylardır odamda yiyiyorum daha doğrusu odamdan çıktığım yok ki aşağıya ineyim. Merdivenlerden iner inmez annemle göz göze geldik. Beni
görünce hem şaşırdı hemde sevindi bunu onun yüzünden okuya biliyordum. Ağır adımlarla yanlarına ilerledim. Annem hemen ayağa kalktı.
"Canım benim gel buraya otur" dedi. Yanındaki sandalye yi çekerek bende yanına oturdum. Babamın yüzünde de oldukça memnun bir ifade vardı. Belkide artık onlarla birlikte olma zamanıydı. Onları da anlamaya çalışmalıyım , hem artık eskisi gibi birbirleriyle kavga etmezler! Belki birilerinin beni sevmesine ihtiyacım var. Beni çok sevdiklerine eminim ama artık bunu hissetmek istiyorum. Aralarında sorunu halledip beni görmelerini istiyorum.
Beni bir kez daha kaybetmeyi göze almazlar dememle birlikte yine birbirlerine imalarda bulunmaya başlamışlardı bile. Sanırım onlar için önemli olan tek şey kavga etmek, başkada bir şeyden anladıklarıda yoktu zaten. Bir süre sonra bu imalar laf sokmaya kadar gitti ve babam sofradan bir hışımla ayağa kalkıp, çıkış kapısına doğru gitti. Bende hiç bir şey demeden ayağa kalktım ve annemin hiç bir sözüne aldırış etmeden merdivenlerden yukarıya çıkmaya başladım. Merdivenleri geçip odamın kapısına vardım gibi bir hışımla kapısını açtım ve kendimi içeriye atım.
O kadar sinirlenmiştim ki ne yapacağımı bilmiyordum. Yine aynı şeyi yapmışlardı. Yine beni yok saymışlardı. Ve yine onların umurunda bile değildim! Yalnızlık ve çaresizlık çökmüştür üstüme. Hani tutunduğun son dalda kırılıp seni uçurumdan aşağı atarya işte aynen öyle olmuştum tuzla buz...
Ellerimde can çekişen güllerin dikenleri var. Ben onları sıkı sıkı tutukça onlar ruhumu daha çok kanatıyor. Tıbkı ailem gibi
Telefonumun melodisi beni kendime getirdi . Komodinde duran telefonu alıp ekrana baktım. Tuğçe abla olduğunu gördüğüm gibi içimde ağlama hissi daha da körükledi beni. Açmamla ağlamam bir oldu. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Ama o niye ağlıyorsun bile demedi bir süre öyle geçti. Ben ağladım o dinledi. Sonra
"Yarın buraya geliyorsun" dedi. Sakince
" Biletin al ve yarın buraya gel" dedi lafını tekrarlayarak oldukça emindi sesi. Bir süre durup düşünmeye başladım. Aslında kötü bir fikir değildi. Bu şehrin her sokağı ölüm. Her caddesi ihanet kokuyor.
Her bahçesi diken saçıyor.
" Tamam" dedim. Aniden
biraz uzaklaşmak bana iyi gelebilirdi diye düşündüm tekrardan ve bu kesinlikle iyi bir fikir. sonra konuşmaya devam etti. "Gelince konuşuruz tamam mı?"
Sadece " Tamam" dedim. Telefonu kapatıp yere bıraktım. Düşününce
biraz uzaklaşmaya ihtiyacım vardı, İstanbul dan uzaklaşmaya...
Derin derin nefes almaya başladım. Bunun bir işe yaramadığını görünce balkona çıktım. hafif bir rüzgar esiyordu. Tenimi delip geçiyordu. Ama ruhumda ki yıkıma ulaşamıyor. Belki orada ki enkazı savursa bende özgür olurdum.
O sırada Pelin' ni arayıp yarın bizim eve gelmesini söyledim. çünkü buradan gittmem için Pelin 'ne ihtiyacım var. Telefonum çalmaya başladı. Odamda bıraktığım telefonumu alıp geri döndüm balkona. ekrana baktım Kerem yazıyor son bir yıldır neredeyse her gün arıyor ve bende açmıyorum. İçimde ona karşı öyle büyük bir öfke varki öldürsem içim rahatlamaz cinsten...
Yada görsem tek bir duygum kıpırdamaz.
Balkonda uzun bir süre oturdum.
Adaletin masumu bulduğu günde yaşamak istedim. İhanetin masumu vurduğu yerde değil...
Sonra ayağa kalktım. Ağır adımlarla odama geçtim yatağıma uzandım ve yarın neler olacak diye düşünmeye başladım. Aceba nasıl bir yerdir beni kendimi Unutmayı sağlıyacak bir yer mi?
Acıların kokusunun olmadı bir denizi var mıdır? Kıyısına mutluğun vurduğu. Sahilde sevginin olduğu. Serin bir yaz gecesi havasını olduğu bir yer midir?
Geçmişi acıyı yani kısaca yırmı yıllı mi ? Unutturacakmı...?
Derken uyuya kalmışım. Uyandığımda güneş ışıgı gözüme geliyordu. Hemen yorganı kafama kadar çektim. Çünkü uyurken yüzüme ışık gelmesinden nefret ediyorum. Bir müddet yatakta yine uyumaya çalıştım ama uyuyamadım. Yorganı üstümden çektim. Yataktan inip küçük adımlarla yürüyerek banyoya girdim.
Aynaya bakmadan yüzüme bir kaç kez su attıktan sonra gözüm aynaya kaydı, kısacık sarı saçlarım. Birbirlerine girmiş kısa olmalarına rağmen nasıl bu kadar birbirine girebilirler anlamıyorum. Kendi kendime söylenerek aynanın önünde ki tarağımı aldım. Saçlarımı taramaya başladım.
Bu gün iyi olmam gerekiyor, çünkü bu gün yeni bir hayata başlıyorum.
Yeni bir hayat yeni bir hikaye getiririm beraberinde bilinmez.
Saçlarımı tarama işlemi bittikten sonra son kez aynadan kendime bakıp, odama geçtim. Dolaptan giyecek kıyafetlerimi çıkardım. rastgele elime aldığım kot pantolonumu ve üstünede kırmızı gömleğimi giydim. Pelin'ni beklemeye başladım. O sırada da onu nasıl ikna edeceğimize düşünüyordum. aceba ne desem ikna olurdu? Derken odamın kapısı açıldı ve her zaman ki neşesiyle Pelin içeriye girdi. Selam bile vermeden
" Bana anlatmak istediğin şey ne?" diye sordu heyecanla. Bende gözlerimi devirerek "Sanada günaydın Pelin." dedim.
"Deniz neler oluyor anlatacak mısın?" dedi şüpheli gözlerle yüzüme bakmaya başladı.
"Geç" dedim yatağımı işaret ederek "Ben sana bir şey anlatacam ama hayır demiyeceksin "
Şimdi odamda yalnızım birazdan yeni bir hayata başlıyorum. Aklıma Pelin 'le konuşmamız geldi, onu ikna etmek benim için oldukça zor olmuştu.
İki saat önce
O kadar sene oldu ve benim halen ilk günkü gibi içim acıyor, bazı yaralar vardır ki kapanmak yerine hep kanar hani biraz kabuk tutsa sevinecegin cinsten... Hayata acı olduğu gibi mutlulukta var sen nerden bakarsan onu görürsün.
" Ben bir karar aldım" dedim aniden.
Ne kararı aldın?" dedi altında yatan olayı sezmişcesine gözlerini kısıp yüzüme baktı tedirgince .
" Deniz beni korkutmaya bırak." dedi daha çok endişelenerek. Bakışlarını bir saniye olsun benden çekmeden beni dinlemeye başladı.
Bende hiç nefes bile almadan konuşmaya başladım.
" Ben İzmir 'e gidiyorum bi süre orada kalacam, ve sende benim yokluğumda bizimkileri ikna edeceksin çok basit" dedim. Gerçekten o kadar basitmiş gibi.
Ama biliyordum kesin birazdan beni öldürecek diyerek ona döndüm korktugum kesindi.
"Saçmalama" diyerek bana döndü oldukça sinirliydi bunu yüzünden okuya biliyordum,
"Hayır gidemezsin!" dedi kesin bir dille. Yataktan kalkıp yüzüme saçmalama der gibi bakarken
Bende o an kendimi tutamadım ve bağırarak konuşmaya başladım .
"Pelin ben artık dayanamıyorum bu çok fazla hergün kendime diyorum ki unut artık onu o seni kandırdı senin gururula oynadı ama olmuyor ona olan öfkem dinmiyor, tam bir yıldır kendi kendime soruyorum ona aşık olduğum için mi?
yoksa beni kandırmasına mı ve bir cevaba vardım. sadece öfkedir ona hissettiklerim." sonra durup bütün ciddiyetimle yüzüne bakarak konuşmaya başladım.
" Ve bu öfkem geçene kadar gitmem gerekli anladın mı gittmem gerekli" dedim artık sesim titriyordu. Sonda ki kelimeleri bastırarak konuşmuştum.
"Anlıyorum ama..." dediğinde tereddüt ediyordu. Elleriyle saçlarını düzellti.
"Bak "dedim sözünü yarıda keserek
" Bazen gitmek gerekir bazen sadece gitmek... " ben artık nefes alamaz haldeydim.
Pes etmişcesine
" peki "dedi. Derin bir nefes aldıktan sonra devam etti.
" Senin için yapacam sen öyle istiyorsan bende senin istediğini yapacam. " sözünü bitirir bitirmez bir rahatlama geldi.
" Çok teşekkürler "dedim koşup ona sıkıca sarıldım onu o kadar çok seviyorum o benim çocukluk arkadaşım hiç kopamayacağim en büyük bağım.
Geri çekildiğinde" Aslında senden bir şey daha istiyecem "dedim resmen kedi yavrusu gibi yüzüne bakarak
" Bak sen şu numarayla bu gün bana herşeyi yaptıracan "dedi gülerek.
" Bende işe yarayınca devam edeyim dedim "gülmesine karşılık bende güldüm.
"Şimdi asıl mevzu şü ben gidince biliyorsun ki annem ve babam..."
"Aa Deniz mi gitmiş bırakalım da oldugu yerde kalsın demeyeceklerine göre"...dediğinde sözünü kestim.
"Biliyorum" dedim bıkınca bir nefes alırken.
"Peşimden gelecekler ve sen asıl bunun olmasını engelleyeceksin."
"Aynen birde orası var, en önemli kısım ama sen hiç merek etme ben bir yolunu bulacam" dedi kendinden oldukça emin bir şekilde. Bir şeyler düşündüğü çok belliydi.
"Emin misin? Nasıl haldecen?" dedim şüphe ile yüzüne bakarken.
"Ya bana bırak benim bir fikrim var. Kızım ben var ya çok zekiyim. neyse ben seni fazla tutmayayım" diyerek ayağa kalktı. bende onunla birlikte ayağa kalktım birbirimize sıkıca sarıldık. O sıradada ona gülümsüyorum bu kız cidden de deli.
"Giderken beni ara, ve Zeynep "i benim yerime öp, birde Tuğçe ablaya selam söyle tamam mı? Çokta özletme kendini. Ve yakışıklı varsa numaramı vermekten hiç çekinme tamamı mı? Talipleri açığım." dedi üst üste hızlı hızlı konuşarak.
"Tamam canımın içi" dedim oldukça ciddi bir ses tonu ile. ona yine sıkıca sarıldım.
"Önüme gelene söylerim. Oldu mu?" dedim gülerek.
" Önüne gelen olmaz şöyle çok aşırı yakışıklı olsun. Tamam mı? Bu okulunda biteceği yok oku oku nereye kadar?" dediğinde ona hayretle baktım.
Bu kız gerçekten deli.
" Tamam bulursam numaranı veririm hatta çok ateşli bir hatunda demeyi de ihmal etmem."
Pelin gözlerini büyütüp bana baktı
" İstersen kendisinin işi Eyşan 'lık de tam olsun "
Bozulmuştu bende, tabi ki de şaka yapıyordum. Ama çok güldüm.
" Of tamam be bende artık kitaplarla bi yastıkta kocarım "
" Bu çok iyi fikir kesinlikle dene. Koca peşinden koşacağına ders çalışsaydın şimdiye filozof olmuştun "
" Ben okuldan sıkıldım, biraz değişiklik istiyorum. Filozof olmak istemiyorum"
" Tamam seninle ugraşılmaz."
Bunun gibi bi kaç saçma sohbet geçti aramızda.
Pelin" le vedalaştı, bende odamda tek başıma kaldım. dolabımın kapağını açıp içinden her zaman kilitli tuttuğum kutumu çıkarttım. Yatağımın üstüne koyup kilidini açtım. İçinde ablamdan bana geriye kalan şeylere baktım. bir kaç fotoğraf resim çizdiğimiz resim defteri ondan bana geriye bir tek bunlar kalmıştı ne acı değil mi? Mesela ablam hala yaşıyor olsaydı bunların hiç birinin bir önemi kalmıyacaktı
belki yırtılır çöpe atılacaktı yani kaybetmeden hiç bir şey kıymete binmez, ve siz kaybetmeden kıymetini bilin.
Saate baktım uçağın kalkmasın iki saat kalmıştı. Valizimi dolaptan çıkarttım akşamdan hazırlamıştım kimse görmesin diye dolaba koymuştum ve şimdide koyduğum yerdeden çıkartıp ağır adımlarla odamı terk ediyorum. Ne zaman dönerim ne şekilde dönerim bilmiyorum. Ama yinede veda etmiyorum. çünkü döneceğimi biliyorum koridora çıktım, yine ağır adımlarla yürümeye devam ettim. Bahçeye çıkana kadar. Son kez dönüp uzunca baktım ve taksicinin de geldiğini görünce oraya doğru yürümeye başladım. Yanında durunca yine dönüp evime baktım bu sırada da taksici valizimi bagaja koymuş bende taksiye bindim. Ve ilerlemeye başladık. birden aklıma yirmi yıldır yaşadıklarım geldi önce ablamın ölümü benim tuzla buz
olmuşlugum...
Hani karanlık bir sokakta kalmışsın yürümek zorundasın sonu yok ama sen o yolu yürümek zorundası korka korka... Sonra biri geliyor elinde ışıkla ve sen o kadar uzun bir süredir ışığı görmemişsin ki gözlerin acıyor açmıyorsun ve herşeyin bir yalan olduğunu göremiyorsun...
Çünkü o kadar karanlıkta kalmışsın ki sana ilk ışıgı vaad edene inanıyorsun. Ama bilmiyorsun ki sana ışığı getiren adam seni öyle bir çıkmaz sokağa sürükler ki ortada ne yol kalır ne de sen... Ama her yolun bir sonu var ve her Sonunda yeni bir başlangıcı.
Derken radyoda Model grubunun ağlamam zaman aldı şarkısı çalmaya başladı eşlik ettim sessizce.
Zaman dondu sanki her şey sıradandı. iyiyim dediğim herkese ağlamam zaman aldı...
Diye devam ediyordu başımı cama yasladım. Aslında burda her şeyimi yarım bırakıyorum derken iç sesim sende pek tam sayılmazsın dedi.
Hava alanına vardığımda taksiden indim. İçeriye girdim o kadar dalmışım ki ne zaman yerime geçip oturduğumu bile anlamadım. Cam kenarında bile oturmak beni hiç mutlu etmemişti sadece bir an önce yolculuk bitsin istiyordum ve telefonumu uçak moduna aldıktan sonra kulaklıgımı kulağıma taktım.
Rihanna 'nın cry şarkısını dinlemeye başladım bu aralar sürekli bu şarkıyı dinliyordum yanımda kim oturuyor ona bile dönüp bakmadım. Gözlerimi sımsıkı kapatmış kendimi şarkıya verdim. ve yine kafamı kurcalayan derin düşüncelere dalıp gitmiştim ki yanımda ki kadının ayağa kalktığını görünce indiğimizi anladım. Bende kalktım çantamı aldım ve. Uçaktan indim. Valizimide aldıktan sonra hava alanını terk ettim. Bu sırada da Tuğçe ablaya mesaj yazıyorum, adresi yolaması için beni hava alanından almak için çok ısrar etti, ama ben istemedim kendi yolumu kendim bulmaya ihtiyacım var...
Adresi alınca taksi çağırma butonuna bastım. Ve beklemeye başladım. Bir kaç dakika sonra taksi geldi bindim ve adresi verdim. Yol geçtikçe ben kötü olmaya başladım. Yemek yemediğim için midem çok kötü oldu.
Tam sokağın başına gelmiştik ki aşırı derecede midem bulandı bir an önce inmezsem arabaya kusacaktım.
sokağın başında indim. biraz durup derin derin nefes aldım ve biraz daha iyi olunca yürümeye başladım. ağır adımlarla bir elimde valiz bir elimde de telefondan adrese bakıyorum biraz ilerleyince birine çarpmamla olduğum yerde kaldım. Hay aksilik bir sen eksiktin demek geldi içimden ama bir şey demedim.
oldukça kaba bir şekilde "Önüne baksana" diyen bir erkek sesi ile irkildim. Gözlerimi usulca yüzüne çıkardım.
Yüzüne bakınca yaz ayında olduğumuzu bile aldırış etmeyen baştan aşagıya siyahlara bürünmüş bir adam. beyaz Teni koyu kahverengi gözlü simsiyah saçları sanırım yumuşak olduğu için oldukça dağılmış yüzünde tek bir minik kıpırdamıyordu oldukça ciddi bir şekilde yüzüme bakıyordu. Ve şaşırmış gibi bir hali vardı.
Ama şüda bir dogruydu ki oldukça yakışıklıydı neyse bu beni ilgilendirmiyordu zaten. Sanırım benim kibar olmam gerekiyordu.
"Kusura bakmayın" dedim. Oldukça kibar bir şekilde ama kaşlarını çatmiş
" Yolda telefona bakmadan yürüyemiyor musun?" dedi odukça kaba bir ses tonuyla. Ben bir an oldukça sinirlendim, ben Burda özür dilemeye çalışıyorum o ise beni küçük düşürme çabasında resmen.
Sakin olmaya çalışarak derin bir nefes aldım ve tam gözlerinin içine baktım. ben insanların gözlerinin içine uzun süre bakamıyorum ama onunkine baktım...
"Bir" diyerek konuya girdim. "Evet kabul ediyorum önüme bakmadım ama sizde önünüze bakmıyordunuz anlaşılan yoksa çarpışmazdık öyle değil mi? "
Dedim kinayeli bir şekilde kaşlarını çatı ve bana bakmaya başladı, içinde hiç bir duygunun olmadığına emindim çünkü olsaydı eğer bana böyle hiç bir anlamı ifade etmeyen gözlerle bakmazdı
sonra umursamaz bir tavırla
" Her neyse "diyerek yanımdan geçti yüzüme garip bir şekilde baktıktan sonra . Ben ise öylece kaldım.
Sonra ileride biri" Ömer haydi seni bekliyorum "diye seslendi
Oda" Tamam geliyor. "diyerek yanına gidince adının Ömer oldugunu öğrendim. Sonrada aman ne önemli bir bilgi dedim kendi kendime. Yoluma devam ettim ve sonunda buldum.
Küçük bir evdi ama oldukça şirindi kocaman bir bahçesi vardı eve oranla bahçe oldukça büyüktü çeşit çeşit çiçekler vardı. Kapıya varınca ilk çalışımda açıldı.
"Deniz" dedi. Heyecanla ve bana sıkıca sarıldı bende ona sıkıca sarıldım.
beş dakika kapıda sarılmamız bittikten sonra içeriye girdik. Zeynep hemen koşup bana sarıldı. bende ona sarıldım onu en son iki yıl önce görmüştüm. Beni çekiştirerek kendi odasına götürdü. Resim defterini çıkardı ve çizdiği resimleri tek tek bana gösterdi. Onun en büyük tutkusu resimdi. Güzel resim yapabilmek ise en büyük hedefi.
"Sence bende senin kadar güzel resim çizebilir miyim?" Diye sordu bence bu çocuk kafayı resim çizmekle bozmuş diyen iç sesime kızdım.
"Tabi ki inanırsan olur. Hem denemeden sonucu bilemezsin ki" dedim. Tuğçe abla da mutfağa geçmişti. Bizi yalnız bırakarak.
" Tamam ben bundan sonra çok fazla resim çizecem" dedi heyecanla.
O sırada Tuğçe abla mutfaktan seslendi "Haydi yemek hazır."
Zeynep' in elinden tutarak mutfağa gittik. yemeğimizi yedik. Masayı topladık birlikte sonra biz Zeynep 'le birlikte salona geçtik. O sırada Tuğçe abla arkamdan seslendi. "Senin konuşacam" dedi. Net bir şekilde. Bende "Tamam" dedim. Tek bir kelimeyle
Tuğçe abla mutfakta bulaşıkları makineye yerleştiriyordu ki kapı çaldı. "Deniz sen baksana benim işim var kardeşimdir kesin" dediğinde
"Tamam" dedim Yerimden kalktım Zeynep önümde koştu "Dayım gelmiş kesin" dedi. bende arkasında ağır adımlarla kapıya vardım. kapıyı açmamla şok olmam bir oldu çünkü... bu... oydu...
BÖLÜM SONU
İlk bölümü nasıl buldunuz?
Evet birinci bölümün sonuna geldik...
Nasıl buldunuz?
Bölümü
Umarım sevmişsindir.
oy ve yorum yapmayı unutmayın unutmayın sakın :)