İçeriğe geç

KARANLIKTAN AYDINLIĞA

Bölüm 1 · 5 dk okuma

KARANLIKTAN AYDINLIĞA

Bölüm 1

2015 KATLİAMI

(16/01/2015)

"Abi kurtarın beni..." diye içinden geçiştirdi küçük kız.

Yattığı soğuk betondan kalkıp zar zor yürüyerek kapıya gitti ve kapıyı vurmaya başladı. Ancak dışarıdaki iblisler duymamazlıktan gelerek kendi işlerine devam ederler.

Sesini çıkarmaya çalışır ama konuşamaz, küçük kız pes edip diz üstü yere oturur ve beklemeye başladı.

Saatler geçti ama yerinden kalkmadı ve saatlerce etrafını izledi.

Deney tüpleri, neşterler, iğneler, kimyasallar, zincirler, öldürücü tuhaf aletler...

Deney için kullanılan aletleri görünce içine korku kapladı, bu basit bir deney değildi. Bu çocukların ölümleriydi...

Başını dikleştirdi kana bulanmış tavana bakakaldı. Kanı görünce hemen gözlerini kapattı ve içinden yalvarmaya başladı.

"Abla bizi görüyorsan yardım et... N'olur kurtar bizi, o iblis bizi öldürecek..."

Gözleri dopdolu ama ağlayamıyordu. Ağlarsa yine onlar dövüceklerdi bunu biliyordu. Çünkü birçok kez yaşamıştı...

5 yaşında denek olarak kullanılan bu çocuk bunları hak ediyor mu? Hayır. Peki neden o ve kardeşleri acı çekmek zorunda? Neden bu acı kaderi yaşıyordu?

Küçük kız verdiği kimyasallar yüzünden bilinci yerinde değildi. Kapının önünde kıvrılıp uyuyakaldı.

O sırada kontrol odasında iki iblis denekler hakkında konuşuyorlardı. Biri duyduğu düzeneği hakkında şüphe ederken, diğeri ise çocuklardan kurtulmak istediği için kurduğu düzeneği anlatıyordu.

"Anlaşıldı mı?" dedi soğuk sesle.

Ancak çalışan bunu istemiyordu. Evet yaptığı iş kötü olabilirdi ama kendi rızasıyla can yakmak istememişti.

Başını dikleştirdi ve korkarak olsa da konuşmaya çalıştı.

"Ama Lucas Bey, deneklerin arasında sizin çocuklarınız da var onlar nolucak?"

"Umrumda mı sanıyorsun?"

Çalışan, bu iblis tam bir canavar diye düşündü, elbette yapmak istemiyordu ama verilen emirleri yerine getirmekten başka çaresi yoktu.

Derin nefes aldı ve itiraz etmeyi devam etti.

"Bunu yapamam efendim. Bu çok fazla, daha gün yüzü bile görememişler. Onları öldüremem, yapamam..."

Lucas bunu duyar duymaz gülmeye başladı. Bir kaç dakika sonra çalışana bakarak, "Bu zamana kadar onlara zarar veren sensin. Ne oldu? Onlara mı acıdın? Eğer o veletler için üzülüyorsan seni de seve seve onlara benzetiririm." dedi sinirle.

Çalışan duymamazlıktan geldi ve görevi yapmayı reddetti. Etrafına bakındı sonra başını dikleştirdi, kararlı bir biçimde "İstifa ediyorum." dedi.

"Bu delilik. Bunu yapmam, yaparsam da vicdan azabıyla yaşayamam."

"Ha... İstifa? O kadar kolay değil."

"Kolay değilmiymiş görüceğiz!"

Lucas söylenerek masanın yanına gitti, bilgisayarın ekranını açtığında arkasına döndü.

"Asıl şimdi görüceksin." dedi ve çalışanı çekiştirerek sandalyeye oturttu.

"İzle." dedi sert bir şekilde.

Xavier söylenerek ekrana baktı ve gördüğü manzarayla beraber donakaldı.

Ameliyathaneye benzer bir odada elleri, ayakları bağlanmış, gözleri bağlanmış bir yetişkin ve küçük bir kız çocuğu vardı.

Xavier şaşkınlıkla Lucas'a doğru dönerek, "Rahat bırak onları." dedi soğuk sesle.

"Karımın ve kızımın ne günahı var da onları hapis ettin..."

"Sana verdiğim görevi yapmadığın için onları kaçırdım." dedi alay eder gibi, ardından devam etti. "Ya denekleri öldürürsün ya da aileni öldürürüm."

Buna çaresizlik denir... Bir kirli işi yapmayı redederseniz sizi tehdit ederler ve ne yazık ki kusa, kusa verilen işi yapmak zorunda kalırsınız.

Her ne kadar istemese de başını salladı. Lucas gülümseyerek bilgisayarı kapattı ve masadaki eldivenlerini aldı.

"Aferin." dedi eldivenlerini takarken. "İlk defa bana karşı geldin ama hiçbir fayda olmadı. Bir daha olmasın. Ha, bu arada... Buradan çıktıktan sonra denekleri öldüreceksin, haberin olsun."

Ardından kapıya yöneldi ve odadan çıktı.

(Denek 615'ten)

Bu odadan çıkmalıyım, ama nasıl çıkacağım hiç bir fikrim yok. Abilerimi çok özledim... En son günleri 9'dan sonra saymayı bıraktım.

Zaten sayı saymayı bilmiyorum, çok karmakarışık.

Muhtemelen 9 günden fazla bu odadan çıkamadım.

Keşke ablam yanımda olsaydı... Keşke o gün onu kanlar içinde görmeseydim... Keşke hep birlikte kurtulsaydık buradan...

Ağlamak istiyorum ama ağlamak nedir onu bile bilmiyorum, sakın hiç ağlamamışım gibi.

Bip... Bip... Bip...

Korkudan irkildim ve başımı kaldırıp etrafıma baktım. Bu ses nereden geliyor? Bir şey mi olucak?

Bip... Bip... Bip...

Sonrası karanlık. Ne bir ses duydum, ne bir şey gördüm...

Öldüm mü? Artık kurtuldum mu? Onları tekrar görebilecek miyim?

Bilmiyorum...

Ne kadar zamandır karanlıktayım bilmiyorum ama garip sesler duymaya başladım, hani bir şeye basarsın o da kırılır ya onun gibi sesler.

Birden bütün vücudumda ani bir sıcaklık hissettim, ardından koyu turuncu rengi gördüm.

Sıcak, garip sesler, turuncu...

Bunlar ne anlama geliyor?

Gözlerimi açtığım da önümde ormanı gördüm. Kurtuldum, derken ormanda turuncu rengi almıştı.

Doğrulup arkama döndüğüm de korkunç manzarayla karşılaştım.

Yıkık dökük binanın düşen parçaları, cam kırıkları, ateş, kan gölü, ölü çocukların bedenlerinin yanışı...

Aman Allah'ım... Bu rüya olmalı, evet bu bir rüya...

Gözlerimi kapatıp tekrar açtım ama hiçbir şey değişmedi. Tekrar gözlerimi kapatıp açtım, tekrar, tekrar, tekrar...

Ama hiçbir şey değişmedi ve asla değişmeyecek...

Abim... Ablam... Onları kaybettim...

Bugün hangi yıldayız, hangi aydayız, hangi ayın kaçıncı günündeyiz hiç bir fikrim yok ama bugün benim her şeyimi kaybettiğim günüm. Bugün en büyük travmamla tanıştığım günüm. Bugün yeni savaşımın başladığı günüm.

Kaç dakikadır ya da kaç saattir yangını izliyorum bilmiyorum ama içimden bir ses buradan ayrılma diye bas bas bağırıyor ben de başımı bile çevirmeden izliyordum.

Ama bunu sormadan içim rahat etmeyecek ki ne zaman rahat hissettim hiç bilmiyorum; Ben nasıl hayattayım?

Evet ben de onlar gibi ölebilirdim ama nasıl yaşıyorum, nasıl kurtuldum hiç bilmiyorum, bilmekte istemiyorum...

Birden bire arkamda garip bir ses duydum. O ses her neyse ne beni içine çekti. Bağıramadım, sesimi çıkaramadım, etrafı göremedim.

Birden sert bir yüzeye çarptım, çarpmanın etkisiyle tüm kemiklerimin kırılmış gibi hissettim.

Bir süre yerde kıpırdamadan öylece kaldım. Acı vücudumdan terk ederken yavaşça doğruldum.

Yere baktığımda şaşırdım, bu beton baya değişik ortasında sarı kabarcıklar var. Başımı kaldırdım ve şaşkınlıkla renkli binalara baktım. Benim geldiğim yerden daha değişik burası.

Şuan gecenin yarısında renkli binaların ışıkları açık, garip bahçeler ve o bahçelerde çocuklar oturmuş gülüyorlardı.

Sanırım benim için yeni hayat başlıyor...

Merhaba, bana Hanna diyebilirsiniz. Bu kitapta ana karakterimin(Hanna'nın) hikayesi öğreneceksiniz. Yazım hataları olabilir bunun için özür dilerim hâlâ alışamadım ama telafi edeceğim.

Hadi özgürlüğümüzü kazanmak için birlikte savaşalım mı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.