Kapıyı kartını okutarak açtı.
Soğukkanlı, buz gibi bir ifadeyle önden içeri girdi.
Ben de duruşumu dik tutarak onun beni durdurduğu yerde bekledim.
İçerideki insanların sadece birkaçını tanıyordum.
Onları da televizyondan görmüştüm.
Diğerlerini ise ilk kez görüyordum.
Benim gibi yardımcı olarak çalışan başka kişiler de vardı.
Ama bazılarının boyunlarında ve bileklerinde morluklar dikkatimi çekti.
Diğer bölgelerinde de olduğuna emindim.
Herkes garip garip bana bakıyordu.
Bir anda adamlardan biri İspanyolca konuşmaya başladı.
"Thomas, ¿quién era esa persona que estaba contigo? Espero que no termine como la otra."
(Thomas, yanındaki o kişi kimdi? Umarım o da öbürü gibi olmaz.)
Şaşırdım.
Ama bunu belli etmedim.
Bu dili bildiğimi öğrenmemelilerdi.
Bir anda herkes kahkaha attı.
İçlerinden biri Thomas'ın yanına gelip kolunu samimi bir şekilde boynuna attı.
"¿Qué estás haciendo, amigo mío?"
(Neler çeviriyorsun kardeşim?)
Hiçbir şey anlamıyormuş gibi etrafa bakıyordum.
Sanki konuşulanlar bana tamamen yabancıydı.
Herkes masanın etrafında toplandı.
İçlerinden biri elindeki içki şişesini sallayarak sırıttı.
"Barmenlik yapan var mı?"
Ses tonu hiç güven vermiyordu.
Tam o sırada gözlerim Thomas'ın gözleriyle buluştu.
Bakışları buz gibiydi.
Sanki tek kelime edersem beni öldürecekmiş gibi bakıyordu.
Başımı eğdim.
Hiçbir şey söylemedim.
Bir anda iki çift ayağın önümde durduğunu gördüm.
"Hey sen! Yeni çocuk. Sen biliyor musun?"
"B-ben... Hayır, bilmiyorum."
Sesimde korku belli etmemeye çalışıyordum.
Diğer çalışanların beni hayranlıkla izlediğini fark ettim.
Ama burada hayran olunacak ya da korkulacak ne vardı, anlayamıyordum.
"Ne? Bunu hâlâ hizaya sokamadın mı Thomas?"
Adam kahkaha attı.
Hizaya sokmakmı şimdi sana bir dalaraım o piç sıfatını da hisaya sokarım.
Thomas ise hiç umursamadan bardaklardan birini aldı.
Elini uzatıp bir şişeyi açtı.
Daha sonra herkes masanın başına geçti.
Bardaklarını masaya bıraktılar.
Her biri kendi istediği içkiyi doldurdu.
Kimse şerefe bile demeden içmeye başladı.
Tam o sırada birinin beni izlediğini hissettim.
Ama kim olduğunu bulamadım.
İçlerinden biri ayağa kalktı.
"Thomas, köpek nerede?"
diye kıkırdadı.
"Birkaç dakika bekle."
Aradan birkaç dakika geçti.
Thomas telefonunu eline aldı.
Gelen mesaja baktı.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
"Alexander." Diye soğuk bir sesle.
"Kapıdan köpeği al."
Bunu emir verir gibi söyledi.
Masadakilerin çoğu bunun şaka olduğunu düşündü.
Birisi ayağını diğer ayağının üzerine atıp alaycı bir sesle konuştu.
"Thomas, köpeğini beslemeye başka yer bul."
"Alexander. Çabuk ol."
Kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı açtığımda köpek tam karşımdaydı.
Ama ne hırlıyordu...
Ne de saldıracak gibi görünüyordu.
Sessizce yanıma geldi.
Ben yürüdükçe Thomas'ın yanına kadar beni takip etti.
Köpeği gören herkes şaşkınlıkla geri çekildi.
Bazıları korkuyla yerinden doğruldu.
Bazılarının ise gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Neden bu kadar şaşırdıklarını anlayamıyordum.
Sonuçta sakin duran bir köpekti.
Evet...
Dobermanlar saldırgan olabilir.
Ama ben bu köpeğin tek bir saldırgan hareketini bile görmemiştim.
Tam o sırada yine ensemde bir bakış hissettim.
Bu kez bakışın geldiği yeri buldum.
Divanın en uzak köşesinde biri beni izliyordu.
İlk anda şaşırdım.
Oldukça yakışıklı biriydi.
Ama umursamazca gözlerimi devirdim.
Thomas bana sadece bakışlarıyla yerime geçmemi emretti.
Arkamı dönüp tekrar yerine geçtim.
Diğer çalışanlara baktım.
Az önceki şaşkınlık yüzünden duruşları bile bozulmuştu.
Ben yanlarına yaklaşınca hemen toparlanıp tekrar dik durdular.
Yerime geçtim.
Bir süre sonra herkes bardaklarını kaldırdı.
İçkilerinin doldurulmasını bekliyorlardı.
Onlara hizmet eden çalışanlar hemen harekete geçti.
İstedikleri şişeleri alıp bardaklarını doldurmaya başladılar.
Tam o sırada Thomas boğazını temizledi.
Başımı kaldırıp ona baktım.
Bardağını kaldırarak bana emir verdi.
Derin bir nefes aldım.
Sinirimi bastırmak için dilimi yanağımın içine bastırdım.
Yanına yürüdüm.
Eliyle istediği şişeyi gösterdi.
Şişeyi elime aldım.
Sonra hiç düşünmeden bardağı elinden çektim.
Diğerleri fark etmese de bunun yanlış bir hareket olduğunu biliyordum.
Sonuçta ben çalışandım.
Bunu yapmamam gerekiyordu.
Ama artık dayanamıyordum.
Bardağı profesyonelce eğdim.
Şişedeki içkiyi dikkatlice doldurdum.
Bitirince şişeyi yerine bıraktım.
Bardağı tekrar ona uzattım.
Tam geri çekilecekken bir el kolumu sertçe tuttu.
Az önce bana soru soran adamdı.
Beni kendine doğru çevirdi.
"Benimle dalga mı geçiyorsun?" Sinirinden kıp kırmızı haldeydi
"Az önce sana bir şey sormuştum."
Sinirden yüzünün kıpkırmızı oluşunu seyretim.
Ben ise sanki hata yapan oymuş gibi ona alaycı gözlerle bakıyordum.
Bakışlarım, onu daha da sinirlendirmekten başka bir işe yaramıyordu.
_______________________________
Alex'in her tavrı beni benden alıyor 🥹🤍


