İçeriğe geç

KARANLIKTA BUL BENİ

Bölüm 3 · 8 dk okuma

KARANLIKTA BUL BENİ

Bölüm 3

-1-

"Neva! Hadi, kalk çabuk! Hay aklıma tüküreyim, bugünü nasıl unutabilirim!" Duru'nun hışımla odaya dalışı, Neva'yı telefona gömülmüş haliyle irkiltti. Genç kız, kapının aniden açılmasıyla birlikte yerinden sıçramadıysa da göz ucuyla kuzenini süzdü. Onun telaşlı hallerine alışkındı; bu yüzden yine abarttığı bir şeyin peşinde olduğunu düşünerek, ilgisini telefon ekranına geri çevirdi. Yatakta sırtüstü uzanmış, kafasını yatağın ayak ucundan aşağıya sarkıtmıştı. Çocukluğundan beri nedensiz bu şekilde yatmaktan hoşlanırdı. Kendince beynine kan gittiğini ve üstün zekasının daha da güçlendiğini düşünürdü. Parmakları hala telefon ekranında gezinirken, gözleri iki aydır her gün sıkılmadan izlediği o gitaristin videolarına kilitlenmişti. Adamın yüzünü hiç görmemişti. Sadece gitarın tellerinde adeta dans eden büyük, ince uzun parmaklara sahip elleri vardı görüntüde. Aşık olmuştu resmen, evet belki saçma gelebilirdi ama bazen sadece eller bir kalbi çalmaya yetebilirdi. Normal biri için tuhaf gelebilirdi ama Neva hiçbir zaman normal biri değildi. Duru, dolabı açıp telaşla kıyafetleri karıştırırken bir anda sinirlenmişçesine, kafasını sarkıtmaya devam eden Neva'nın saçlarından tuttu ve onu bir hışımla kaldırdı. Neva'nın canı öyle bir acımıştı ki, refleksle elindeki telefonu yatağa fırlatarak kuzeninin saçlarından yakaladı. İki genç kız, yatakta dizlerinin üzerinde durmuş, birbirlerinin saçlarını çekiştirerek öfkeyle göz göze gelmişti. Oda, aniden sessiz ama elektrik yüklü bir savaş alanına dönmüştü. "Ya! Kalk deseydin kalkardım! Vicdansız mısın kızım? Saçımdan çekmek nedir? 5 yaşında falan mısın?! Hemen saçlarımı bırak ve saçlarımdan özür dile!" Neva'nın gözleri öfkeyle parlıyordu. Siniri çenesine vurmuştu resmen. Duru, dişlerini sıkıp elini gevşetmeden cevap verdi. "Ben senden büyüğüm, Neva! Saçımı bırak ve götünü yerden kaldır. Hazırlan, Çıkıyoruz." Saçlarının acısı Neva'nın gözlerini yaşartmaya başlamıştı ama inadından kolay kolay pes eden biri de değildi. Kuzeninin ellerini çekmemesine o kadar sinirlenmişti ki... intikam alırcasına saçını çekiştirdi. "Asıl sen bırak. Akıl yaşta değil başta derler büyüklerimiz. Bildiğini pek sanmıyorum ama neyse cahilliğine veriyorum. Bu savaşın kazananı ben olacağım, bunu biliyorsun. Hem ne bu acelen nereye gidiyormuşuz?" dedi Neva. Duru, son soruyla az önceki savaşı unutmuş gibi yüzünde saf bir gülümseme belirdi fakat hala Neva'nın saçlarını bırakmamakta ısrarcıydı. Neva, onun bu ani gülümsemesini görünce öfkesi bir anda söndü. Kuzeninin gözlerini kısarak gülümsemesi onu her defasında yumuşatırdı. Artık sinir kalmamış, yerini anlamsız ama eğlenceli bir inada bırakmışlardı. Hala saçlarını bırakmıyorlardı ama ikisi de gülmemek için kendini zor tutuyordu. "Hani geçen bahsetmiştim ya, maskeli bir balo var diye... Hani, KÜLGE diye bir müzik grubu var demiştim... Hani yakışıklı bir bateristi var demiştim ya.." Gözlerini kapatmış aşkla gülümseyerek bateristi hayal ederken Neva'nın çok konuşma sadede gel dercesine saçını çekiştirmesiyle kendine gelip acının verdiği öfkeyle konuşmasına devam etti. "Aman be tamam! İşte o parti bugünmüş ve bende unuttum. İnanabiliyor musun? Ben ve partiyi unutmak... Ah, hep o Bora'nın yüzünden, aklımı başımdan aldı şerefsiz! Bırak da hazırlanalım, bugün Bora'lar sahneye çıkacak." kıkırdayarak yatakta kalçasını hoplattı. Duru'nun bu haline göz devirdi. ⛧°。 ⋆༺ ༻⋆。 °⛧ Yaklaşık on dakikalık savaşın sonunda, birbirlerinin saçlarını bırakıp hazırlanma aşamasına başlamışlardı. Tabii ki Neva, üstün zekasıyla Duru'yu alt etmiş ilk onun bırakmasını sağlamıştı. Partinin elbise kodu siyahtı. Herkes siyah giyinmek zorundaydı, renkli olan tek şey ise maskeler olmalıydı. Duru, siyah saten uzun bir elbise giymiş, saçlarını sıkıca enseden topuz yapmıştı. Elbise, uzun kollu olmasına rağmen beline kadar uzanan sırt dekoltesi ve derin bacak yırtmacıyla cesur bir hava katmıştı. Gözleri gibi, yeşil bir maske geçirmişti. Neva ise neredeyse külot denecek kadar kısa şortun üzerine yırtmaçlı tül etek geçirmişti. Üzerine siyah bir tişört oversize siyah bir deri ceket giymişti. Kuzeni ısrar etse de yürüyemeyeceğini bildiğinden topuklu ayakkabı yerine siyah kovboy çizmelerini giymişti. Saçlarını da açık bırakmıştı. Hazırlıkları bittiğinde Duru, Neva'ya söylene söylene taksiye binerek mekana doğru yol almaya başladılar. Neva, olacakları bilmeden 1 hafta önce geldiği bu şehrin sokaklarını izlemeye başladı. ⛧°。 ⋆༺ ༻⋆。 °⛧ Neva'nın gözlerindeki maske, mor ile gümüşün zarif bir dansını andırıyordu; adeta bir kelebek kanadı gibi narin ve etkileyiciydi. Maskenin alt kısımlarından inci işlemeler sarkıyordu, her adımda hafifçe salınarak parıltılı bir iz bırakıyorlardı ardında. Günler öncesinde kuzeniyle bu parti için alışverişe çıktıklarında görür görmez vurulmuştu ona. İncileri oldum olası severdi. Onun gözünde inci, gizemin ve zarafetin sessiz bir temsilcisiydi. Ama asıl tutkusu kelebeklerdi. Kelebekler, onun için sınırlı da olsa bir özgürlük alanıydı; narin ama inatçı, geçici ama iz bırakan... Belki de bu yüzden, neredeyse her eşyasında bir kelebek detayı vardı. Sanki ruhunun sembolünü hep yanında taşımak ister gibiydi. Kalabalığın içinde ilerlerken gözleri, sahnenin tam önünde konumlanmış, tek boş masaya takıldı. Diğer tüm masalar doluydu. Tereddüt etmeden Duru'nun kolunu çekiştirdi ve hızla o yöne yöneldi. Masaya vardıklarında etrafına dizilmiş yüksek bar sandalyelerine sessizce yerleştiler. Duru, masadaki şarap kadehlerinden birini alıp dudaklarına götürdü; alışkanlıkla, kendinden emin bir yudum aldı. Neva ise bir bardak suyla yetindi. İçki içmediğinden değil elbet — çoğu zaman Duru'yla birlikte birkaç kadeh paylaşırdı zaten. Ama o gece, eve dönerken ayık kalacak birinin olması gerektiğini düşünüyordu. Bu, aralarındaki görünmez anlaşmanın parçasıydı. Saatler akıp geçmişti. Neva'nın başı zonkluyordu; müziğin yüksekliği, kulak zarlarını değil, neredeyse düşüncelerini dövüyordu. Salonun ortasında dans eden kalabalık, adeta ritmin kontrolüne teslim olmuş gibiydi. Kahkahalar yükseliyor, eller havada birbirine karışıyor, bedenler gölgeler gibi dalgalanıyordu. Bazı gözlerse yalnızca izliyordu... Tıpkı Neva'nınkiler gibi. Tam yerinden kalkıp biraz temiz hava almak üzere kapıya yönelmeye karar verdiği anda, DJ'in sahnesi sona erdi. Kalabalıktan kısa bir uğultu yükseldi. Sahne artık bir başka grubu bekliyordu — Duru'nun sürekli bahsettiği, özellikle de bateristine olan hayranlığını her fırsatta dile getirdiği o ünlü müzik grubu... Ve Neva, bir anda tüm gözlerin o sahneye döndüğünü hissetti. İçinde sebebini bilmediği bir huzursuzluk büyüyordu. O anın sıradan olmayacağını hissettiren bir şey vardı havada. Sahneye geçiş anı, salondaki hava akışını değiştirmiş gibiydi. Kalabalık birden durulmuş, soluklar tutuluvermişti. Işıklar birer birer sönüyor, yalnızca sahnenin ortasında parlayan tek bir spot, gelecek olanı müjdelemek istercesine bekleyişe geçiyordu. Neva'nın kalbinin ritmi, etrafındaki baslara karışmıştı sanki—ama onunki daha derinden, daha telaşlıydı. İçinden yükselen bir şey vardı... adı konulmamış, bastırılmış, yıllarca susturulmuş bir şey. Duru hafifçe yanına eğildi, dudakları alaycı bir gülümsemeyle kıvrılmıştı. "Hazır mısın?" dedi. Neva, onun bu ani sorusunu anlamlandıramadan gözlerini kısmıştı ki, sahne kenarındaki kargaşa dikkati dağıttı. Etrafa fısıltılar yayıldı. Grup üyelerinden biri—o meşhur solist—gecikmişti. Hatta sahneye çıkamayacağı konuşuluyordu. Organizatör telaşla bir yerlere telefon ederken, baterist enstrümanını kontrol ediyor, diğer üyeler bir köşede kafa kafaya vermiş çözüm arıyorlardı. Duru, gözlerindeki kıvılcımı saklamadan elini Neva'nın dizine koydu. "İşte tam zamanı," dedi alçak bir sesle. "Şimdi ya da asla." Neva'nın yüzü, aniden boşalmış gibi oldu. "Duru... Hayır. Lütfen. Bunu yapamam. Yapmamalıyım," diye fısıldadı. Gözlerinde hem korku hem de bastırılmış bir umut vardı. Ellerini birbirine kenetlemiş, bedenini geriye çekmişti. Ama Duru onu tanıyordu. Bu, Neva'nın çocukluğundan beri hayalini kurduğu sahneydi. Mutfak masasında, odasının aynası karşısında, boş sınıf sıralarında defalarca söylediği, ama kimseye göstermediği şarkılardı onun içinde biriken. "Yapabilirsin," dedi Duru, ve tam o an, hızlıca yerinden kalkıp Neva'nın elinden tuttuğu gibi sahneye doğru çekiştirdi. "Sakın yapma, lütfen!" Neva, Duru'nun koluna tutunmuş geri çekilirken, sesi kalabalığın uğultusunda boğulmuştu. Ama sahneye çıkan basamaklar ayaklarının altına geldiğinde, artık çok geçti. Bir anlık karanlıkta, Neva ışığın altına adım attı. Salonun üzerine yeniden spot ışıkları düştü. Kalabalık, kimin geldiğini anlayamadan heyecanla alkışlamaya başladı. Kimse onun adını bilmiyordu. Ama herkes gözlerini dikmiş, kelebek kanatlı maskenin ardındaki gizemli kıza bakıyordu. Işıklar gözlerini kamaştırırken, mikrofon tam önündeydi. Derin bir nefes aldı. Ayakları titriyordu ama sesi... sesi zihninde yıllardır yankılanan melodiyi arıyordu. Sonra, içinden o tanıdık ezgi usulca yükseldi. İlk sözcükler dudağından döküldüğünde, salonda bir sessizlik oldu. Ardından müzik yavaşça yükseldi, arkadaki grup onun sesine uyum sağladı. Neva, farkında bile olmadan şarkının içine karıştı. Ve o an... Kalabalığın gerisinde, maskesinin ardından gözlerini kısıp dikkatle onu izleyen biri vardı. Gri-siyah kıyafetler içinde, siluet gibi duruyordu. Yankı. Gruptan kopup bir kenarda duruyordu. Solist olarak sahneye çıkması gereken adam... Ama onun yerine çıkan bu gizemli ses, zihnine işliyordu. Sanki geçmişinden tanıdığı bir ezgiyi duyuyordu—hiç dinlememiş olduğu hâlde. Şarkının son notası havada süzülürken, Neva'nın kalbi sanki bir anlığına durdu. Alkışlar duyulmaz oldu ona, kalabalığın yüzleri birer gölgeye dönüştü. Işıklar yavaşça loşlaşırken, Neva'nın elleri titriyordu. Dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi ama kimse fark etmiyordu. Onlar hâlâ sahneye hayranlıkla bakan maskeli kalabalıktı; oysa Neva, o an yalnızca saate baktı. 23:40 Saatin parlak dijital ışığı, gözlerine gerçekliği çarptı. İçine bir ürperti yayıldı. Babası... Bu saate kadar aramamışsa, eli telefona gitmiş ama bastırmış olmalıydı. Belki de şu an çalıyor, belki de mesajlar yağmur gibi düşüyordu ekranına. Neva, o baskıyı çok iyi tanıyordu. O gözlemi, o hesap sormayı, "neredesin?" değil de "neden oradasın?" sorusunun zehrini. Sahne perdesinin kenarına hızlı adımlarla yürüdü. Hiçbir şey söylemeden. Sırtında alkışlar hâlâ çınlıyordu ama o artık duymaz olmuştu. Kalbi hızla atıyor, nefesi göğsüne sığmıyordu. Loş ışıklar arasından geçip sahneden indiğinde, Duru'ya bakmadan kalabalığı yararak çıkışa yöneldi. Duru arkasından bir şeyler söylemiş olabilir ama duymadı. Sadece ayak seslerini, iç sesinin yankısını duyuyordu. Sıcak ve sıkışık mekândan çıkarken, kolu birine çarptı. Sert bir dokunuştu bu. Ama durmadı. Ne bir özür fısıldadı, ne de arkasına baktı. Kırık adımlarla kapıdan dışarı çıktı. Soğuk gece havası yüzüne çarpınca ilk kez nefes aldığını hissetti. Ona çarpan kişi, bir adım geriye sendelemişti. Yankı'ydı. Kalabalığın arasında fark edilmemek için kenarda duruyordu, ama o an çarpıştıkları an — kalabalık sessizleşmiş gibi oldu. Neva'nın varlığını sesiyle değil, dokunuşuyla duymuştu bu kez. Yankı, başını eğdi. Ayaklarının dibinde, yerde bir şey parlıyordu. Loş ışığın altında minik bir kelebek gibi titreyen, mor ve gümüş karışımı bir bileklikti bu. Zarif ama dikkat çekici. Yavaşça eğildi, parmaklarıyla kaldırdı. Bileklik, Neva'nınkinden başka birine ait olamazdı. Parmaklarıyla, zincirin ucundaki küçük kelebek figürünü okşadı. Metalin soğukluğu avcuna işlerken, gözleri çoktan kapının ardında kaybolmuş kıza çevrilmişti. Kalabalık yeniden hareketlenmiş, sahne yeni bir sesle dolmuştu ama Yankı için dünya birkaç dakika önce durmuştu. Bilekliği yavaşça kendi bileğine taktı. Ve içinden yemin eder gibi bir söz geçti: "O kızı bulana kadar bu bilekliği çıkarmayacağım." Kelebek artık onun bileğindeydi. Ama gerçek uçuş, daha yeni başlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.