İyi okumalar ;)
☘ Her yaranın merhemi bulunur! Dertler çeke çeke unutulur!☘
Merhametsiz yürekler eşliğinde büyüdüm ben.
Bu zamana kadar hep sordum nasıl hak ettim ben bu cezaları diye.
Meğer bana merhameti öğreten kimseye merhamet etmeyen babammış.
Çocuklar babalarının kaderini yaşar derler ya hani bence öyle değil işte.
Çocukların kaderini çizen kişi babalarıymış.
Ben bu zamana kadar ne annemi sevdim ne de abimi çünkü babam hep nefret etmemi söylerdi bende öyle yaptım. Annem beni tam sevmedi abim zaten erken gitti. Çok küçük yaşlarda abisiz kaldım.
Annem korkudan sevmiyormuş beni yeni öğrendim.
Yoksa hangi anne çocuğunu sevmez ki.
Değil mi ?
Sonuçta sen doğar doğmaz ölüme terk etmez.
Bugün benim doğum günüm ama ben bir partide değilim.
Ben şuan neredeyim bilmiyorum.
Çünkü buraya hiç gelmedim.
Annemin avukatının attığı bir mesaj uğruna yerini hiç bilmediğim mahzene geldim.
Burası çok ıssız neden böyle bir yer bana miras kalır ki diye düşünürken bir anda avukatın kendi kafasına ateş etmesi.
Ardından dört korumanın daha kafasına sıkması.
Hiçbir şeyi idrak edebilecek güçte değilim şuan hikaye aslında nerede başladı derseniz bende bilmiyorum ama yakında öğreneceğiz çok yakında.
Çünkü bana miras kalan bir yığın evrak , kitap , mahzen , konak ve varlığından bile şüphe ettiğim bir malikane kaldı.
27 .10.2006
( Yazarın Anlatımıyla)
Ölüm sessizliği nasıldır tarif edilemez.
Ama o gün kimse sabah olmasını istemedi sanki evdeki huzursuzluk dinginlik kıyametin habercisiydi aslında.
Çünkü normalde Azbay Ailesi hiç susmazdı. Sabah kahvaltı masası erkenden hazırlandı.
Çalışanlarda bir telaş, Merzat Beyde bir gurur , Barlast'a bir heyecan ,Mine Hanım da ise bir o kadar huzursuzluk.
Sanki hissediyor gibi anne yüreği anlar hep derlerdi ya işte öyle işte.
Mine Hanım Göktuğ'u uyandırmak için odasına girdi.
Kapıyı açtığında burnuna dolan toprak kokusuna bir türlü anlam veremedi.
Dün akşam yağmur yağmamıştı ki. Sonra Derimin tekmelemesiyle karnını tuttu.
Bu günlerde çok huzursuzdu ve bu bebeğine yansıyordu.
İstemsizce gülerek içeriye girdi.
Aslında Merzat söylemese onu hiç uyandırmayacaktı.
Hatta işe bile gitmesine izin vermeyecekti.
Son kez sever gibi Göktuğ'un saçlarına son kez dokunur gibi dokundu sanki hiç dokunmamış gibi.
Bir anda Göktuğ'un küçüklüğü geldi gözünün önüne.
Onu o boncuk boncuk bakışları , gülüşü , cennet kokusu , ilk anne demesi , koşması....
Göktuğ her şeyin başlangıcıydı Mine için hayatın , yaşamın, anneliğin, mutluluğun , hüznün, özgürlüğün , savaşın , her şeyi Göktuğ da tattı.
Barlas ise tam tersi hep mutluluk yaşattı.
Derim ise acıyı doruklarında gösterdi hem daha doğmadan.
Göktuğ'un kokusu Mine hanımı ve Derimi biraz rahatlattı. Ama artık Göktuğ ' un kalkması gerekiyordu çünkü nikah tarihi için hazırlanmalıydı.
Mine hanım biraz daha onu izledikten sonra çağırdı.
" Ciğerparem hadi artık kalk . " sesi titredi birden bire çok anlamsızdı neden sesinin titrediğini anlamadan gözünden yaşlar akmaya başlamıştı bile. Nefeslenmesi ve kendini sakinleştirmesi gerekiyordu. Çünkü bu son günlerde çok duygusal davranıyordu.
Geçen hafta Barlas ayakkabısını yırttı diye ağlamıştı ve Merzat bir türlü sakinleştirememişti.
Artık sakinleşmek onun için çok zor gibiydi çünkü Göktuğ ' a baktıkça nefes alamaz hale gelmişti.
Göktuğ uyandığı an şaşkınlığa uğramıştı. Sanki kendisi yaralanmış gibi annesi başında salya sümük ağlıyordu.
Şaşkın gözlerle hemen yataktan doğrulup annesine sarıldı.
"Sultanların sultanı noldu sana "dedi uykulu uykulu. " Derim mi ağlattı yine seni " sarhoş gibiydi ne oldugunu anlayamamıştı hala.
" Barlas arabasınımı kırdı yine yoksa " diye sordu annesine.
"Yoksa çiçeğin mi soldu. Sen üzülme ben sana solmayanını alır gelirim hemen sen ağlama yeter ki"
"Hayır çiçeğim solmadı daha , Barlas'ın da arabası sağlam. Hem çikolatam da erimedi. " dedi bir çocuk gibi burnunu çekerken " Hormonlarım azdı azcık. " dedi derin nefes alırken.
Göktuğ ufak bir kahkaha attı. Mine de sinir bozukluğuyla bir kahkaha attı.
" Hadi kalk giyin nikah tarihi almaya gideceksin daha " dedi göz yaşlarını silerek Mine.
" Emredersiniz Mine AZBAY komutanım" dedi.
Annesinin eski mesleğiyle dalga geçerek hep annesi gibi olmak istemişti güçlü bir asker. Prens değil kahraman asker derdi hep kendine küçükken. Ama kahraman bir asker olmadı olamadı izin vermedi babası.
Babası hep sert otoriter bir adamdı. Önceleri babasının ne işle uğraştığını bilmiyordu. Göktuğ 18 yaşına girince tüm kirli sırlarını Göktuğ'un üzerine yıktı Merzat Azbay. Oğlunu alet etti tüm bu pisliğin içine ama Göktuğ hep mutlu olmaya çalıştı. Zorla nişan yaptı miras babasına kalsın diye yaranamadı. Kısacası Merzat Azbay 'a yaranmak zordu.
Mine odadan çıktı. Göktuğ üzerini değiştirdi ve aşağıya indi. Mükellef bir kahvaltı masası onu bekliyordu. Ve tabi ki güzeller güzeli Göksu Öztürk.
Aslında bakarsanız tam tamına 62 SAAT 57 DAKİKA 34 SANİYE sonra Göksu ÖZTÜRK değil AZBAY olacak olan yarı müstakbel eşi tam karşısındaydı.
Açık mavi mini bir elbise giymişti. Açık mavi Göktuğ'un en sevdiği renkti Göksu bunu biliyordu ve kahvaltıdan sonra nikah tarihini belirlemeye gideceklerdi. Aslında bu evlilik bir aşk evliliği değildi. Aile zoru evliliğiydi. Ama zamanla Göktuğ aşık oldu. Kalp işte söz dinlemiyor ki. Hep yanlış zamanda yanlış kararlar aldırıyor. Keşke söz dinlese o zaman kimsenin kalbi çok kırılmazdı.
" Oooooo Göktuğ Bey bakıyorumda geç gelmeye başladın kahvaltıya. Unutma ki bu evin bir düzeni bir nizamı var kafana göre hareket edemezsin. " diye kükredi. Merzat yine küplere binmişti. Hep böyleydi Göksu ne zaman gelse Göktuğ'u hep azarlamaya çalışırdı. Hiç düzelmeyecekti bu adam değil mi ?
" Özür dilerim. Akşam şirket yemeğinden geç döndüm yorulmuşum. Uyanamadım. " dedi Göktuğ mahcup olmayan ama öyle göstermeye çalıştığı ses tonuyla ve ardından Mine'ye baktı. Mine oğluna göz kırptı ve ardından babasına baktı. Karşılık verdiği için daha da öfkelendiği yüzünden belliydi ama uzatmadı çünkü Göksu masadaydı.
" İyi bakalım hadi artık sofraya çok geç oldu. Barlas acıkmıştır. Değil mi ? Barlas kral. " Çok içten bir şekilde gülümsedi ve eliyle masayı işaret etti. Barlas'a hep öyle içten gülümserdi.
Göktuğ ilerledi ve masaya oturdu ardından Mine ve Barlas 'ta oturdu. "Afiyet olsun. "dedi Merzat masadaki herkes Barlas dışında kafalarıyla onay verdi ve kahvaltılarını yapmaya başladılar.
Masada hiçbir şey konuşmadılar çünkü Azabay Ailesi üyesi veya misafiri iseniz yemek masasında konuşamazsınız. O yüzden Merzat iş yemeklerine gitmez çünkü yemek masasında konuşmayı sevmez.
《 30 DAKİKA SONRA 》
Herkes kahvaltısını bitirdi ve masadan aynı anda kalktılar. Diğer Azbay Ailesi kuralı ise buydu ,aradaki herkes kahvaltısını bitirene kadar kimse masadan kalkamaz. Barlas dışında çünkü o daha 5 yaşında.
" Kahvelerimizi içerek düğün hazırlıklarını konuşalım. Bir eksik var mı? Varsa söyleyin halledeyim. Mahçup etmeyin beni sonra ?" dedi alayla Merzat çünkü Göktuğ hiçbir hazırlıkta Merzat 'tan ne para ne de yardım istemişti ve bunu Merzat sindiremiyordu çünkü o gücünü kanıtlamaya bayılıyordu.
Sigarasını yaktı ve sırıtarak Göktuğ 'a bakmaya başladı olumsuz bir cevab bekliyordu şu eksik demesini bekledi.
" Sorduğunuz için teşekkürler Merzat babacığım lakin hiçbir eksiğimiz yok. " dedi Göksu içten ve tatlı sesiyle. İki gündür Göksu ' nun sesini duymayan Göktuğ ' un yine her zaman ki gibi içi gitti ve bunu her zaman ki gibi Mine farketti.
Aslında onlar çok yakışıyordu. Ama bu ilişkiyi kötüleştiren aileleri idi. Çünkü onlar çocuklarının katili olmayı hep severlerdi. Ama suç asla onlarda olmazdı. Çünkü tetiği çeken hep başkası olur onlar sadece yönlendirirler.
" İyi öyleyse güzeller güzeli gelinim benim. " dedi ama kendisinden yardım istememesi çok fena koymuştu bu sigarasını tutumundan belliydi. Sindiremiyordu. Oysa bir baba evladının her hareketiyle gurur duymalıydı. Lakin o kişi Merzat Azbay ise asla gurur duymazdı. Tam tersi gurursuzlaştırırdı.
Sigarasından büyük bir nefen aldı gözlerini kapattı ve içinde uzun süre tuttu bundan zevk alıyordu dumanın içinde uzun süre durması bir şeyleri hatırlatıyordu sanki ve bundan mutluluğu kapıyordu.
Göktuğ ise daha çok nefret ediyordu , iğreniyordu çünkü babasının yüzündeki sırıtış onda öfkeyi tetikliyordu. Yoksa oda sigarayı içmeyi seviyordu ama Merzat kadar değil ve sadece akşamları içerdi. İşten uzaklaştığı anlarda kafa dağıtmak için o kadar.
"Baba biz artık kalkalım. Saat 11 olmus nikah tarihini alalım ne dersin. " dedi Göktuğ ' un bu soru Merzat 'tın hoşuna gitmişti. Güldü.
" Ne derim yolunuz açık olsun hadi bir an önce alında gelin düğün hazırlıkları tam olsun " dedi neşeli neşeli garip sekilde bir anda mutluluk abidesi olmustu. Bu duruma Göktuğ, Göksu ve Mine dahi ilk defa sahit oluyordu. Çok garipti.
Bu durum mısıra kar yağması gibi bir şeydi.
" Bu ne mutluluk Merzat hayrola " dedi Mine kendini tutamayarak herkes çok şaşırmıştı çünkü.
" Ben mutlu olmayayım kim mutlu olsun kraliçem baksana oğlumuz büyümüşte evleniyor. " dedi mutlu mutlu. Mine inanamayacak gözlerini açtı ve Merzat ' a yaklaştı elini alnına yerleştirdi.
" Aaaaaa yok ateşin de yok senin neyin va---" demeye kalmadan Merzat Mine 'yi öptü. Göktuğ hemen Göksu 'nun gözlerini kapattı. Sanki annesiyle babası soyunmuşlardı. Hizmetlerden biri elindeki bardağı yere düşürdü. Çünkü Merzat asla böyle bir şey yapmazdı hemde asla. Ne oldu bu adama birden. Kimse anlayamadı.
Mine kendini bir anda kendini ayırdı sarhoş gibi olmuştu. Afalladı bir anda " Şaşkın ben. " dedi Göktuğ kahkahaya boğuldu. Göksu ağzını kapatarak gülüyordu. Merzat çapkın çapkın sırıttı ve göz kırptı. Mine daha çok afalladı bu defa.
" Her neyse sizi genç aşıklar biz kaçar " dedi Göktuğ ve Göksu ilerlemeye başladılar. Merzat elini Mine 'nin beline sararak el salladı. Mine hemen Merzat 'a baktı hala şoku anlayamamıştı.
" Bir dakika çocuklar, kapıya kadar uğurlayacağım sizi " dedi Mine ama Göktuğ
" Hiç gerek yok genç aşık biz gideriz hem siz hiç bozmayın kendinizi " dedi gülerek arkasına bakmadan el salladı. Ama Mine ve Merzat kapıya kadar gittiler.
Mine Göktuğ ' a öyle sıkı sarıldı ki sanki bir daha asla geri dönmeyecek gibi sabah duyduğu koku tekrar burnuna doldu. Toprak kokusu ne kadar huzurlu bir kokuydu bu ama bir o kadarda özlem dolu sanki bir daha asla bu kokuyu uzunca Göktuğ da duymak istemiyordu. Çünkü toprak kokan insanlar asla geri dönmezlerdi.
Göktuğ Mine ' den ayrıldı ve yere çöktü. Annesinin karnını öptü. " Sağlıkla gel Derimim " dedi Derim ismini o istemişti. Annesi de onu kırar mı öyle olsun demişti. Merzat ne kadar yediremesede kabul etmişti.
" Niye öyle dedin Göktuğum , nasılsa sen büyüyeceksin onu unuttun herhalde o dahiyane hayallerini. " dedi Mine. Ama Göktuğ hiçbir şey diyemedi. Elini annesinin karnına koydu Derim tekme attı hem bu defa daha uzun. Bir anda Göktuğ daha çok heyecanlandı. Ama bir şey demedi son kez öptü ve kalktı. Sanki bir ölüm olacak gibiydi herkes hüzünlü herkes kederli idi. Merzat dışında.
" Barlas kralll , gel bakalım ağabeyini bir öp " dedi Barlas'a. Barlas hemen ağabeyini öptü. " Bana gelirken araba alacaktın söz vermiştin almadan gelirsen seni okumla öldürürüm bilmiş ol. " dedi uzun zaman ağabeyinden bir oyuncak araba istiyordu. Ama ölüm kelimesi Mine 'nin içinin sızlamayan sebep oldu , huzursuzlandı. Zaten sabahtan beri bir şeye hissedip duruyordu. " Emredersiniz kralım size o arabayı alacağım. " dedi önünde selamlar gibi eğilerek. Merzat hiçbir şey demedi.
" Hadi Göktuğ gidelim " dedi Göksu.
" Hadi artık gidin " dedi. Merzat. Mine 'nin bir anda gözünden yaşlar akmaya başlamıştı. " Hayda yine başladın hanım artık yeter çocuklar fisana gitmiyor. Nikah tarihi alıp gelecekler bu ne duygusallık " dedi Merzat Mine 'nin ağlamasına asla dayanamazdı. Mine ' nin yanına yaklaştı ve göz yaşlarını silip ona sarıldı.
" Sultanların sultanı ağlama da gidelim artık. Hadi görüşürüz. " dedi Göktuğ ve arabay doğru ilerledi. Göksu önden gidip arabaya oturmuştu bile. Göktuğ arabaya yaklaştı ve son kez ailesine bakar gibi arkasına döndü ve baktı sanki onlara son kez bakıyordu. Merzat Mine 'ye sarılmıştı onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Barlas onların tam önünde durmuş Göktuğ ' a el sallıyorum Aslı bakınca tam bir aile tablosu gibiydi. Ama o tabloda bir eksik vardı o da kendisiydi. Son kez ailesine el salladı ve arabay bindi. Arabayı çalıştırdı.
Herkesten habersiz bir şekilde evden ayrıldı. Son kez dikiz aynasından ailesine baktı artık oda huzursuz hissetmeye başlamıştı. Sanki onu koruyan perde artık üzerinden kalkmıştı. Artık sahipsiz ve korumasız hissetmeye başlamıştı.
Bir anda Göksu Göktuğ 'un elini tuttu. Göktuğ irkildi. Göksu ise kahkahaya boğuldu. Çünkü Göktuğ hiçbir şeyden korkmadığını hep dile getirip dururdu.
" Noldu korktun mu " diye sordu Göksu gülerek.
" Yooooooo korkmadım ki hem ben hiçbir şeyden korkmam kızım sana daha öncede söylemiştim bunu " dedi ama korkmuştu. Göksu daha da cok gülmeye başladı " Kesin şimdi korkmadin mi ? Sen " diye sordu ama kahkahası daha da büyüdü ve arada garip seslerden çıkarmaya başlamıştı. Göktuğ bu sesleri duydukça oda kendini tutamıyor ve kahkahaya boğuluyordu.
" Tamam bu defa kabul ediyorum. Korktum. Teslim oluyorum " dedi yola bakarak ama gülmekten çenesi ağrımıştı.
İkiside gülmeye doymamıştı fakat bir anda yolun kapalı olduğunu fark ettiler. Göktuğ kaşlarını çattı " Hassikir sıçayım böyle işin içine. Piçler böyle arabamı koyulur. Sen arabada kal !" dedi zaten gerginlik şimdi daha çok endişelenmeye başladı. Göksu başıyla onayladı onayı aldıktan sonra arabadan indi Göksu inmedi. Cami hafif aşağıya indirdi.
Yolun ortasındaki arabaya doğru yaklaştı. Arabada kimse yoktu ve arabanın anahtarı da üzerindeydi. Arbanin önüne doğru yaklaştı. Etrafa bakındı etraf ıssız ve sakindi. Bir süre ilerledi ileride birini gördü elinde kutu vardı. " Beyefendi bakarmısınız? " diye seslendi ve adam anında döndü." Efendim genç adam " dedi 40 yaşlardaki adam.
"Bu aracın sahibi sizmisiniz ? Acil yetişmem gereken bir yer varda geçemiyorum. " dedi Göktuğ adam "Hayır benim aracım değil ama sahibi aracın üzerinde anahtarı bıraktığını söylemişti kendisi biraz alkolü fazla kacirdigi için hastaneye kaldırılmış şimdi burda değil hastanede arabayı ben çekecektim ordan ama elimde kutular var. Sana zahmet olmazsa sen çeksene. " dedi Göktuğ ise tamam der gibi başını salladı. Arkasına döndü Göksu 'ya baktı sıkıntı yok diye seslendi. Ama geri adama döndüğünde o çoktan kaybolmuştu. Sadece uzaktan giden arabanın sesi duyuluyordu.
Göktuğ Göksu ' nun kapısına doğru yaklaştı. " Aracın sahibi hastaneye kaldırılmış ama anahtar üstünde arabayı kenara çekeyim gidelim tamam mı gülüm " dedi Göksu'ya. O ise başını salladı ve " Dikkat et " dedi. Sonra Göktuğ bir anda birsey olmuş gibi arabanın kapısını açtı ve Göksu 'yu öptü o da karşılık verdi. Sanki bir daha bu anın gerçekleşmeyeceğini biliyorlarmış gibi. Göktuğ Göksu 'yu uzun uzun öptü ve ayrıldı kapıyı kapattı arabanın önünden göz kırptı. Ve ilerledi.
Göksu titremeye başladı. Ne olduğunu anlamadı. Sanki olacakları bir anda hissetmişti. Ama elinden hiçbir şey gelmezdi artık çünkü Göktuğ arabaya bitmişti.
Göktuğ arabaya bindiğinde bir anda gerildi. El freninin orada bir kağıt duruyordu ilk başta bakmayacaktı ama üzerinde kocaman GÖKTUĞ AZBAY 'A yazısını görünce içindeki endişe daha da arttı. Ve kağıdı açtı. Kağıt el yazısı ile yazılmıştı.
Sevgili düşmanımın oğlu ve gelecekteki damadım Göktuğ ;
Öncelikle bu evliliğe başından beri karşı olduğumu söylemek isterim. Ama baban ŞEREFSİZİ yüzünden bir türlü karşı çıkamıyordum. Ama artık karşı geliyorum. Benim seninle evlendirecek bir kızım yok. Bunu öncelikle bilmeni isterim. Şimdi diyorsun ki bu araba ne alaka bu adam delimi? Kendine soruyorsun.
Evet delirdim. Beni bu hale getiren senin o PİÇLER başı baban. Her neyse bunu yazmakta ne zormuş neyse bu son mektubum olacak sana.
Babaların hatalarının sonucunu evlatları çekermiş sende kendi babanın hatasının sonucunu çekeceksin baban bana yaptıklarının bedelini senin cesedine sarılarak ödeyecek.
Koltuğun altında ağırlık binince çalışan bir bomba var. Şimdiden sana hayırlı ölümler dilerim.
Haaaa kızımı merak etme ben onu en iyi psikoloğa götüreceğim sen hiç merak etme. Seni en iyi şekilde unutturacağım ona. Aynı benim anneni sevdiğim halde unuttuğum gibi.
CEHENNEMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE...
KATİLİN AZAT ÖZTÜRK...
Göktuğ ne yapacağını bilemedi. Bütün bunların bir oyun olduğunu sindirememişti. Kağıdı buluşturdu ve sakladı.
Arabadan inemezdi ama onu daha uzakta patlata bilirdi. Sevdiğinden uzakta sevdiğine zarar gelmeden.
Daha fazla düşünmeden arabayı çalıştırdı aynadan Göksu 'ya baktı. Göksu çok endişeliydi. Uzun uzun izledi Göktuğ onu çünkü artık son kez baktığının farkındaydı. Ama bir anda Göksu arabadan indi Göktuğ 'un olduğu arabaya doğru yaklaşmaya başladı. Göktuğ hemen arabayı sürmeye başladı Göksu yetişiyordu. Bu defa gaza bastı çünkü eğer araba patlarsa Göksu ölecekti.
Göksu yolun ortasından baka kaldı ve durdu " Göktuğğğğğğ Göktu-- " diye seslendi ama o durmadı duramazdı. Göktuğ koltuktan kalkıyormuş gibi yaptı. 50 metre sonra araba bir anda patladı. Göksu bağırdı.
Sadece yangın sesi ve onun çığlıkları kaldı.
Koşarak yanan arabaya doğru gitti.
Göktuğ yanarak ölüyordu ve bu babasının suçuydu. Ama o bunun bilmiyordu.
Göktuğ'u arabadan çıkarmaya çalıştı ama başarılı olamadı pes etmedi zorladı. Çünkü birazdan daha büyük bir patlama olacaktı. Son kez denedi ve Göktuğ'u sıkıştığı yerden çıkarmayı başardı. Ama Göktuğ'un bir bacağı ve kulağı kopmuştu onu sürükleyerek arabadan uzaklaştırdı. Ve 1 dakika sonra araba tekrar patladı.
Onu arabayla götüremezsin ambulansı araması gerekiyordu. Ama telefonu arabadaydı hemen arabaya koştu telefonu ve torpido da hazır halde duran ilk yardım kitini aldı Göktuğ'un yanına geldi. Nefes alıyordu , gözleri açıktı ama konuşamıyordu çok acı çekiyordu. Göksu ' nun onu bu halde görmesi daha çok canını yakıyordu.
Göksu hemen ambulansı aradı. Yarım saate orda olacaklarını söylediler.
İlk Yardım yapması gerekiyordu. Hiç düşünmeden ilk başta kopan bacağının orayı sıkıca bağladı daha çok kan kaybetmemesi gerekiyordu çünkü. Kulağına pansuman yaptı. Ve orayı da sardı.
Ağlamamalıydı.
Ağlayamazdı.
Göktuğ bu haldeyken yapmamalıydı.
Göktuğ'un saçlarını geriye doğru attı elini tuttu.
Ona cesaret vermeye çalıştı.
Yanağını okşadı Göktuğ'un yavaş yavaş gözleri kapanıyordu. " Hayır hayır ! Göktuğ hayır ! Kapatma gözlerini hayırrrrr! " diye bağırdı ama Göktuğ'un dayanacak gücü yoktu.
Yarım saat sonra ambulans geldi. Göktuğ'u sedyeye yatırıp götürdüler. Göksu'da hemen arkasından bindi. Anlamıyordu ama ne yapacağını bilmiyordu hemen aklına Merzat 'ı aramak geldi.
Merzat BABAM aranıyor.....
Uzun uzun çaldı ama açmadı. Tekrar aradı.
4. Çalışta açıldı.
" Efendim kızım. Hallettin mi işinizi? " dedi
Sessizlik , sessizlik
Derin bir nefes aldı Göksu.
" Noldu......... Göktuğ nerede? "
" Merzat baba....... Göktuğ............ Araba.........Hastane......."
diye bildi sadece telefonu sağlık çalışanı aldı. Ve durumu anlattı.
2 SAAT SONRA
Hastane koridoru sessizdi kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Göktuğ'u amaliyethaneye almışlardı. Henüz 2 saat geçmişti.
Mine ağlamaktan helak olduğu için ona sakinleştirici vurmuşlardı ve odanın birinde uyuyordu Merzat hava almak için dışarıya çıkmıştı. Koridorda sadece Göksu vardı. Yalnız kalmıştı boş boş bakıyordu etrafa. Ağlamıyordu içine atıyordu. Oysa ağlasa rahatlayacaktı ama anlamıyordu ağlarsa bir daha asla toparlayamayacağının farkındaydı.
Ellerine odaklandı bir anda her yeri kan olmuştu. Göktuğ'un en sevdiği elbise artık Göktuğ'un kanı kapalıydı. Ellerinin kanını ovmaya başladı. Ama çıkmıyordu. Tırnaklarıyla kazımaya çalıştı derisini. Ama yine çıkmadı kan.
Sonra ameliyathaneden bir hemşire çıktı.
Aniden ayağa kalktı. Hemşireye doğru koştu. " Noldu lütfen artık birşey söyleyin. Ne oldu. " sesi koridorda yankılandı ama hemşire hiçbir şey söylemeden uzaklaştı kafayı yemek üzereydi. Bu kaçıncı çıkıştı o ameliyathaneden ama hiçbir cevap yoktu.
Sonra bir ajans sesi duyuldu.
" 3. Ameliyathanede ameliyat olan hasta için acil 0 Rh negatif kan "
" 3. Ameliyathanede ameliyat olan hasta için acil 0 Rh negatif kan "
Bu anons Göktuğ içindi.
Merzat hemen yanında bir hemşireye koşarak geldi. Çünkü oğlunun kan grubu kendisinin kan grubuyla aynıydı. Hemen ameliyathaneye girdiler.
BİR BUÇUK SAAT SONRA
Merzat 1 saat önce ameliyathaneden çıkmıştı. Mine de koridorda oturuyordu artık herkes yorgun ve bitik bir şekilde bekliyordu. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Mine bir anda ayağa kalktı. Dışarıya koridorun sonuna doğru yürümeye başladı. "Nereye gidiyorsun Mine " diye sordu Merzat Göksu başını kaldırıp Mine 'ye baktı ama birsey demedi. " Biraz hava almak istiyorum ve beni yalnız bırakın. Ben iyiyim. " diye cevap verdi arkasına bile bakmadan dışarıya çıktı.
Boş bir bank bulup oturdu. Kafasını kaldırdı hava kapalıydı yağmur başlayacaktı buz gibi rüzgar esiyordu. Hiç umursamadı incecik kazakla o soğukta oturuyordu. Başını eğdi ve uzaklara doğru daldı. Göktuğ'un ilk koşması, konuşması, gülmesi..... tüm hayatı gözünün önüne geldi. Daha bu sabah evde kahkahaya boğulduğu oğlu şimdi ameliyathanedeydi. Hayat çok anlamsız ve garipti. Bir anda üstüne örtülen şalı farkettti irkildi ve kafasını kaldırdı. Kafasını kaldırdığın da 70 yaşlarında bir teyzeyle karşılaştı. Teyze sıcak bir şekilde gülümsüyordu. " Oturabilir miyim kızım? " deyi sordu nazikçe. Mine başıyla onay verdi. Teyze oturdu.
"Kaç aylık oldu yavrum " diye sordu Mine ye teyze karnını göstererek. " Yedi aylık henüz iki ayı kaldı. " diye cevap verdi. "İki ay dediğin nedir ki kızım sağlıkla gelsin yeter. " dedi. " Öyle sağlıkla. Gelsin yeter. " dedi başını tekrar o e eğdi parmağındaki yüzükle oynuyordu.
" Neden kederlisin bu kadar yavrum. Ne oldu de bakalım? " diye sordu bu defa teyze. " Ne diyeyim ki ? " diye cevap verdi Mine bu kez. Uzun bir soluk bıraktı Mine kafasını tekrar gökyüzüne kaldırdı uzun uzun baktı bulutlara yağmur başlamak üzereydi.
Teyze uzun uzun izledi Mine'yi ama hiçbir şey söyleyemedi.....
" Üzülme bu kadar yavrum. Allah'tan umudunu kesme o her zaman hayırlısını diler hayırlısını verir sen kalbini rahat tut. "dedi. Uzun bir nefes verdi Mine sanki bu yükten kurtulmak ister gibi " Umudumu asla kaybetmedim ama canım çok yanıyor, ya ona bir şey olursa ben ne yaparım evlat acısıyla nasıl başa çıkarım. " dedi teyzeye Mine artık gözünden yaş akmıyordu çünkü hiç mecali kalmamıştı.
Teyze " Ben dört evladımı kaybettim. Hepsinin arasında bir ay var. Eşim simdi yoğun bakımda yatıyor yavrum. Rabbim herkese dayanacak gücü kuvveti veriyor. " dedi Mine 'nin verecek cevabı yoktu. "Peki bu kanayan yaram nasıl dinecek sen nasıl dindirdin. Banada söyle. " dedi yalvarır gibi.
" Her yaranın merhemi bulunur. Dertler çeke çeke unutulur. " dedi teyze içten bir şekilde gülümsedi. Ayağa kalktı.
" Hadi iyi geceler sana sağlıcakla kalasın unutma her şey olacağına varır takma kafana. Karnındakinin hatırına yapma bunu. " dedi ve ordan uzaklaştı. Mine bir şey demedi elini karnına yerleştirdi. Gözlerini kapattı derin bir nefes aldı ve bıraktı tam o sırada Derim tekme attı. Gözlerini açtı tekrar kapattı. Yüzünden yağmur damlaları düşmeye başlamıştı daha fazla dayanamayıp içeriye girdi. Koridorda kimse yoktu. Koltuğa geçti oturdu. Biraz sonra Merzat elinde çay ile geldi birini kendisine verdi. Ama Göksu ortalarda yoktu.
" Göksu nerede Merzat? " diye sordu hemen.
" Sen dışarıdayken evine gönderdim. Kendine gelmesi gerekiyordu. İyice helak oldu kız. " dedi merzat.
Mine kafasını salladı. Ve canından yudum aldı. O sırada ameliyathaneden sedye üzerinde yatan Göktuğ çıktı. Bacağını dikmişlerdi. Kafası sarılıydı. Ama teni kireç gibi renksizdi. Mine Göktuğ'u bu halde görünce yüreği daha da parçalandı. Yerinden kalkamadı. Zaten kalksa bile hiçbir şey gelmezdi artık elinden.
Göktuğ'u direk yoğun bakıma aldılar çünkü bilinci kapalıydı. Ve ne zaman uyanacağı belli değildi. Doktorlar uzun süre uyanmaya bilir demişti çünkü. Göktuğ gözünü bir ay içinde açmazsa artık bitkisel hayata geçiş yapmış demekti ve bu Azbay Ailesi için çok can yakıcıydı.
En çok can yakanda en sevdiğin kişinin bir daha sana bakamayacak olmasıydı. Çünkü Göktuğ o güzel mavi gözleriyle tüm kederi atardı. Ama artık bakmayarak keder bırakmıştı.
Göksu'ya gelirsek o evine gitmedi. Asla da gitmeyecekti.
Çünkü Merzat onu MAHZENE kapattırmıştı.
Göktuğ doğduğundan beri acıların efendisiydi ama artık büyüdü ve ACILAR KRALI OLDU......
Bundan sonra acı çekecek olan Barlas olacaktı sonuçta bir varis tahtanı bırakır diğeri devralırdı. Bu işler hep böyle devam edecekti ..