İçeriğe geç

KARANLIK TESLİMAT

Bölüm 5 · 12 dk okuma

KARANLIK TESLİMAT

Bölüm 5

BÖLÜM 5

(Bu bölüm beni duygulandırdı yazarken. Karakterli seviyorum sanırım♡ fotoğraf veda ettiğimiz love♡ve anıları)

stefandan:

Owen odanın kapısını tıklatıp içeri girdiğinde kalbim bir an hızlandı. “Duydu mu?” diye düşündüm ama yüzündeki ifade, başka şeyler için geldiğini belli ediyordu. Yine de bir huzursuzluk vardı içimde.

Owen sandalyesine otururken gözlerini bana dikti.

“Stefan,” dedi sakin bir sesle, “Justin’le olan mesele. Bir daha böyle bir şey yaşanmasını istemem. Senin adına da istemem. Gereksiz bir gölge düşer üstüne.”

Başımı eğdim. “Haklısınız,” dedim kısa bir nefesle. “Tekrar olmayacak.”

Bir an sessizlik oldu. Sonra konuya girmeliydim.

“Eğer mümkünse,” dedim biraz çekinerek, “bu ay ki maaşımı erken alabilir miyim? Eve çıkmayı düşünüyorum.”

Owen kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“Eve çıkmak ha? Neden… ailenin ihtiyacı mı var?” diye sordu, sesi bu kez daha yumuşaktı.

Bir an duraksadım. Gözlerimi kaçırarak fısıldadım:

“Benim ailem… yokmuş.”

Owen, sözlerimi hemen kavradı. Ne şaşırdı, ne de sorguladı. Sadece derin bir bakışla bana doğru eğildi.

“Demek öyle…” dedi, alçak bir sesle. “Belli ki kolay bir şey değil bu gerçeği taşımak. Ama bil ki, kan bağı her şey değildir. Asıl aile, yanında duran, sana yoldaşlık edenlerdir.”

Sözleri içime dokundu. Sesim titreyerek sadece başımla onayladım.

Arkamda Love’ın şaşkın nefesi geldi. Onun bana nasıl baktığını hissettim. Söyleyecek çok şeyi vardı ama o an sadece sessizlik bıraktı aramızda.

telefonum titredi. Ekranda Lara’nın adı parladı.

Bir an nefesim kesildi. Açıp açmamak arasında kaldım, sonra baş parmağım kendiliğinden kaydı.

—“Alo, Lara?”

Karşıdan gelen ses titrek ve yorgundu.

—“Stefan… ben… ara vermek istiyorum.”

O an beynimden vurulmuşa döndüm. Parmaklarımın arasındaki paralar yere saçıldı.

—“Saçmalama, ne diyorsun sen? Böyle bir şey olmaz.” dedim öfke ve korku birbirine karışmış halde.

Ve… kapandı. Sadece o mekanik bip bip sesi kulağımda çınladı. Telefonu elimde sıktım, dişlerim birbirine vuruyordu.

Love sessizce bana baktı. Ellerim titriyordu, kalbim darmadağın olmuştu. Birkaç saniye sustuktan sonra yanına oturdu, paraları toparladı ve sakin bir sesle,

—“Ona biraz zaman ver, Stefan. Bazen üstüne gitmek her şeyi daha da mahveder.” dedi.

Gözlerimi kısmış, nefesimi düzeltmeye çalışıyordum. Dudaklarımdan tek bir kelime çıkmadı. O ise paraları kenara koydu, ardından yavaşça ayağa kalktı.

—“Ben yukarı çıkıyorum.”

&

Odaya geçtim. Kapıyı kapattığım an içimdeki boşluk daha da büyüdü. Lara’nın sesi hâlâ kulaklarımdaydı, kalbim göğsümü sıkıştırıyordu. O kadar uğraştım… ama elimde hiçbir şey kalmamış gibiydi.

Koltukta başımı geriye yasladım. Gözlerim kapanıyordu ki kapı gıcırdadı. Damon içeri girdi, elinde iki bardak. Sessizce yanımda oturdu, bana birini uzattı.

—“Al. İyi gelir.”

Bir yudum aldım. İçimdeki yangını söndürmüyordu ama kısa süreliğine dindiriyordu. İçtikçe bardak boşaldı, sonra Damon tekrar doldurdu. Daha sert bir içkiye geçti, ardından cebinden küçük bir paket çıkardı. Bana baktı, hiç konuşmadan masaya bıraktı.

Bir an düşündüm. Bunu yapmamalıydım, biliyordum. Ama beynimdeki sesler sustu, içimdeki acı uyuştu sanki. Parmağımı dudaklarıma götürüp derin bir nefes aldım.

Başım dönerken Damon gülerek, ama içinde ince bir acı gizlenmiş şekilde konuştu:

"Biliyor musun, beni yuvadan annem almıştı. Yani. Owen’ın annesi. Hiçbir zaman bana başka biriymişim gibi hissettirmedi. Ama dışarıdaki piçler… bana piç deyip dalga geçtiler. Owen hepsini buldu. İşkence yaptı. Beni savundu. O gün anladım, aile dediğin kanla değil, yanında kalanla olurmuş.”

Sessizce onu dinledim. Ve devam etti.

—“Gençlik aşkımı kaybettim ben. Babamın düşmanları yüzünden öldürüldü. Love’la yakınlaşmam o yüzden oldu zaten. Kalbimi birine tekrar açmak… aynı acıdan ama bana ihanete eşdeğerdi. Ama yaptım. bok gibi hissediyorum. İhanet etmiş gibi.”

Bardağı kafama diktim. İçim yanarken başımı çevirip Damon’a baktım.

—“Demek kalbin varmış ha, Damon.”

O bana sırıttı, bir anlık alayla.

"Vardı." Dedi ve gülüp bardağı dikti kafasına.

"Bende evlatlıkmışım öğrendim dğn." Dedim. Damon bana bakıp "söylememiştim bu daha iyi" dedi. Gözlerini devirip "ama artık biliyorsun tabi" diyerek bitirdi cümlelerini.

O sırada

Love içeri girdi, gözleri hemen bana kilitlendi. Masanın üzerindeki şişeyi, yere düşmüş bardağı gördü. Yüzünde hayal kırıklığı ile endişe arasında gidip gelen bir ifade vardı.

Yanıma gelip kollarını kavuşturdu:

—“Stefan… yeter artık. İçme. Kalk hadi, eve git. Çocukların yanına dön. Böyle kaçamazsın hiçbir şeyden.”

Sesinde şefkat vardı, ama aynı zamanda sert bir kararlılık. Bana uzandı, omzuma dokundu. “Hadi” dedi kısık bir sesle.

O sırada Damon geriye yaslanıp kahkaha attı.

—“Vay be… ne şefkatli abla. Tam bir koruyucu melek.”

Love ona öyle bir baktı ki Damon bile sustu. Sonra bana döndü.

—“Kalk. Lütfen.”

Odanın havası ağırlaştı. İçimde bir utanç kabardı. Çaresizce başımı salladım, yavaşça doğrulmaya çalıştım. Ama yer ayağımın altından kaydı sanki. Başım dönüyor, midem bulanıyordu. Yatağın kenarına oturdum, alnımı elimle tuttum.

Love eğildi, gözlerime baktı.

—“Sana zarar vermene izin vermeyeceğim, Stefan. Kendi kendini mahvetmene de.”

Bende sana zarar gelmesine asla izin vermeyeceğim love. Lara ve sana asla.

Gözlerimi kapadım. İçimde hâlâ Lara’nın yüzü, sözleri vardı. Love’ın sesi uzaklaştı sanki ama hâlâ beni ayakta tutan tek şeydi .

damondan:

Villa sessiz, ama içimde fırtına vardı. İçkiden kafam pelte gibiydi, madde de üzerine tuz biber ekti; düşüncelerim yamulmuş, gerçeklik bulanıklaşmıştı. Koridorlarda dolanıyordum — adımlarımın ritmi düzensiz, nefesim ağırdı. Her şey gülünçmüş gibi geliyor, ama aynı zamanda içimi saran keskin bir yalnızlık vardı.

Love’ı gördüğümde durdum. Küçük bir masa lambasının altındaydı; elinde bir kitap, sessiz ve sakin. O anın saflığı gözüme bıçak gibi battı; her şeyi, herkesi unutmak istedim. Ona doğru yaklaştım; sesim çatallaşmıştı ama içimde bir cesaret kabardı:

— “Sen… seni istiyorum,” diye söylendim, kelimelerim gevşek, düşkün. “Burada, şimdi… seninle olmak istiyorum.”

Love başını kaldırdı, gözlerindeki o tanıdık soğukluk beni sersemletti. Hafifçe geri çekildi, yüzünde hayal kırıklığı ve kesin bir kırılganlık vardı.

— “Damon, saçmalama,” dedi, sesi nazik ama net. “Sen içindesin, bunu yapma. Böyle davranmak istemiyorum.”

Kelimenin tam anlamıyla sarsıldım; beynim bir saniyeliğine berraklaştı, sonra tekrar sis bastı. Dudaklarımdan daha fazla bir şey dökülmeden, arkamdan gelen bir hareket hissettim — keskin, beklenmedik. Bir el omzuma, kafama indi; sıcak, kısa bir ağrı patladı. Gözlerim karardı. Son gördüğüm şey Love’ın şaşkın yüzü oldu, sonra dünya beyaza döndü.

Bilincim uçup gitti; yerde serbest düşüşüm başladı. Son bir anlık berraklıkta, içimde buruk bir gülümseme vardı — hem utanç, hem isyan, hem de küçücük bir rahatlama: artık susturulmuş gibiydim.

&

Gözlerim yavaşça açıldığında başım zonkluyordu, ama hissettiğim acı çok daha farklıydı. Elim yerdeyken kayıyordu baktığımda, kan vardı; ama asıl dehşet gözüme çarpan manzaradaydı.

Love… yerdeydi. Karnı bıçaklanmış, kan her yana sıçramış, yüzü ve vücudu korkunç bir şekilde yaralanmıştı. Gözleri donuk, dehşet içinde… nefes almıyordu. Kalbim birden duracak gibi oldu.

“Hayır… hayır… hayır!” diye bağırdım. Sesim titriyordu, midem bulanıyor, ellerim titriyordu. İçimde donmuş bir korku vardı; öfke, suçluluk ve çaresizlik birbirine karışmıştı.

Ayağa kalktım, etrafa bakındım; kimse yoktu. O an yalnızdım ve tek düşündüğüm şey, Love’ı kurtaramamış olmaktı. Gözlerim dolarken, dizlerim titreyerek çöktüm ve başımı ellerimin arasına aldım. Bu kadar vahşet…

Love…” dedim kısık bir sesle. Sesim çatladı. Titreyen ellerimle yüzünü tuttum, yanağı soğuktu. Çoktan… gitmişti.

Elleri istemsizce karnına kaydı. Kanlı elbisesinin altındaki küçük şişliği fark ettiğim an boğazıma kocaman bir yumru oturdu. Oradaydı. Hamileydi.

“Hayır… hayır…” dedim. Sesim artık sadece bir fısıltıydı. Onu kaybetmiştim. Onları kaybetmiştim.

Dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerim hâlâ kan içindeydi, kucağımda Love’un cansız bedeni vardı. Gözlerimi kapattım, ileri geri sallanmaya başladım. Her şey dönüyor, kulaklarımda sadece kendi kalp atışım çınlıyordu.

kitaptan:

Owen, dizlerinin bağı çözülmüş gibi yere çöktü. Elleri titreyerek Love’ın cansız bedenine uzandı ama dokunmaya cesaret edemedi. Gözleri dolmuştu, sesi neredeyse duyulmaz bir fısıltıya dönüşmüştü:

—“Özür dilerim… keşke seni yakınıma sokmasaydım, keşke seni koruyabilseydim…”

Başını eğip Love’ın yanına biraz daha yaklaştı, parmak uçları kanlı zemine değdi. Gözlerinden yaşlar akarken dudakları titredi:

—“Hoşça kal, Love… seni hiç unutmayacağım.”

Son kez baktı; boğazı düğümlendi, nefes alamıyormuş gibi hissediyordu. Yavaşça gözlerini kapadı, içinden fısıldadı: “Bu benim en büyük günahım…”.

Oda temizlenmişti.

Damon adımlarını ağır ağır attı, Owen’ın karşısına geçti. Yüzünde hem pişmanlık hem de korkusuz bir ifade vardı.

—“Hoşlandım ondan… sadece seviştik, başka bir şey yok,” dedi sesi titreyerek ama gözleri kararlıydı.

Owen bir an için dondu, sonra öfke dolu bir yumrukla Damon’a vurdu. Damon yere yığıldı, nefesi kesildi ama Owen onu hemen kaldırdı, duvara yasladı ve sıkıca tuttu.

—“Niye öldürdün lan?! Niye?!” diye bağırdı Owen, sesi tüm odayı dolduruyordu.

Damon gözlerini kaçırdı, kelimeler boğazında düğümlendi.

—“Tedavi göreceksin, duydun mu Damon?!” Owen tekrar bağırdı, öfke ve acı birbirine karışmıştı.

Damon duvara yaslanmış, öfkeyle karışık korkusunu bastırmaya çalışıyordu; Owen’ın bakışlarıyla yüzleşmek hem acı hem de kabullenilmesi zor bir gerçekteydi.

Owen derin bir nefes aldı, hâlâ titreyen öfkesini biraz olsun kontrol ederek Damon’a döndü.

—“Cesetten kurtuluyoruz.” dedi ve ağır adımlarla valizi gösterdi.

Damon sessizce yanına yaklaştı, gözleri valize kilitlenmişti.

—“Sen yanına Stefan’ı alacaksın. Sakın bahsetmeyeceksin. Bunun bir eşya olduğunu söyleyeceksin. Gömüp geleceksin, tamam mı, Damon?” Owen’ın sesi ciddi ve kesin çıkıyordu.

—“Tamam abi,” dedi Damon, sesi kısıktı ama kararlıydı.

Owen içinden, Damon’a bakarken sessizce düşündü: “Elinde olmayan şeyler var… Ama onu hep yuvadan gelen küçük kardeşim gibi gördüm.”

Gözleri kısa bir an hüzünle doldu, Damon’un çaresizliğini ve içinde sakladığı acıyı gördü.

stefan'dan:

Gözlerimi zorla açtım. Başım hâlâ zonklu, zihnim bulanıktı. Damon yavaşça yanımda belirdi, sesi durgundu ama ciddi:

—“İş çıktı. Hadi kalk, Stefan.”

Derin bir nefes aldım, kendimi toparlamaya çalıştım. İçimde hâlâ öfke, hâlâ karmaşık bir boşluk vardı ama başka şansım yoktu. Sessizce ayağa kalktım, ceketimi giydim ve Damon’la birlikte arabaya doğru yürüdüm.

Damon bana valizi uzattığında durakladım.

—“Ne bu?” diye sordum, bakışlarımda hem merak hem de hafif bir tedirginlik vardı.

—“Eşya,” dedi Damon kısa ve keskin, başka bir şey söylemedi.

Arabaya bindim, motoru çalıştırdım. İçimde garip bir sessizlik vardı, Damon yanımda oturuyor, sadece valize gözünü dikmişti.

Şehrin ışıkları geride kalırken, valizi bagaja yerleştirdik. Damon’ın bakışları hâlâ ciddi, anlatılmaz bir ağırlık taşıyordu.

—“Ormana götüreceğiz,” dedi, sessizce.

Gözlerimi önümüze diktim, içimde bir boşluk ve korku vardı, ama yapacak başka bir şeyim yoktu. Sadece Damon’un yanında durup, valizin taşımadığı ağırlığı düşünerek arabayı sürdüm.

Orman yoluna sapınca araba sessizleşti. Hava soğuktu, yaprakların hışırtısı dışında hiçbir ses yoktu. Damon bagajdan valizi çıkardı, ağır ve sessizce indirdi. Elleri titriyordu ama bunu belli etmiyordu.

—“Burası uygun,” dedi, gözleri etrafı tarıyordu.

Arabanın önünden uzaklaşıp ormanın derinliklerine girerken Damon, valizi sessizce toprağa bıraktı. Gözlerinde alışılmadık bir hüzün vardı; her hareketi, her nefesi ağır ve kasvetliydi. Valizi gömerken o kadar dalmıştı ki, neredeyse dünyadan kopmuş gibiydi.

Bir an Damon yere çöktü. Elleriyle yüzünü kapadı, derin bir iç çekiş duyuldu. Gözlerinde bir şeyler kaybolmuş, bir parça umut gibi yok olmuştu.

—“Damon, iyi misin?” diye sordum, sesim hafifçe titredi. İçimden bir endişe yükseliyordu; Damon’ın bu hali normal değildi.

O sadece başını salladı ama hiçbir şey söylemedi. Sessizlik bir anda üzerimize çöktü. Ormanın sessizliği, Damon’ın çektiği acıyı daha da derinleştiriyordu.

—“Bunu… neden böyle yapıyorsun?” diye sordum, daha fazla merak ve kaygıyla.

Damon gözlerini gökyüzüne kaldırdı, nefesini derin bir şekilde verdi. Sonra yavaşça toprağa yaslandı, gözlerinde hem suçluluk hem de koruma arzusu vardı.

—“Bunu… kendi ellerimle yapmak zorundaydım, Stefan,” dedi, sesi çatallı ve kırılgandı.

Bu ailenin hiç bir zaman normal bişeyi olmamıştı zaten.

Si*tr ne belaya bulaşmıştık hava ışıyordu.

&

Villaya döndüğümüzde gözüme kasvetli gelmişti içime daraltılmış.

Telefon ile love'ı aradım çalıyordu sadece -dııt- sesi vardı.

"Ah love" dedim sinirle.

"Ne olmuş love'a?" Arkamı döndüğümde patron owen kapıya çıkmıştı.

"Eve gidecekti götürecektim" dedim.

"O çıkalı çok oldu. Beklemesini söyledim ama gitti" dedi soğuk bir tonla.

Kafamla onaylayıp arabaya bindim. Laraların evinin yolunu tuttum.

Bi süre sonra eve varmıştım. Kapıyı çaldım

Lara açtığında yüzünde bembeyazdı ve tereddütle bana bakıyordu.

"İyi misin?" Dedim Kafasıyla onayladı ve içeri girdi bende arkasından

Jack içeride, laranın annesi,lara ve ben. Ne olduğunu anlamamıştım

Jack "hamileydi" Annesi ve lara cok sasırmıstı en iyisi sesmi çıkarmamaktı love fena bodozlamıştı.

"Ne?" Diye bağırdı lara.

Love şimdi sıçmıştı

"Neden ortadan kaybolsun ki?"

"Ne ? Nasıl ortada yok?" Diye laraya döndüm.

"Baya yok tehlikedeymiş gidiceklermiş" dedi bağırarak ve jack'i göstererek

Tek düşündüğüm acil gelmesi gerektiğiydi.

"Biz birimizi çok seviyoruz bana çalıştığım yerden para gelecek dedi. Adamlar biraz tehlikeli üstüne senden ekler gideriz buradan dedi." Jack evin içinde volta atarak anlatıyordu. Vücudu fazla oynamıyor mimikleri yoktu. Onun bu endişeli tavrı beni de endişelendirmişti.

"Love seni bırakmaz seni de jack" nefes alıp devam ettim. "Merak etmeyin bebeğinizide çok düşünüyor."

"O iyi değil" deyip ayağa kalktı annesi. Laraya baktığımda gözleri dolmuştu.

Odada bir sessizlik vardı. Sanki herkes aynı anda nefes almayı unutmuştu. Jack’in sesi titriyordu, elleri hâlâ birbirine kenetliydi. Lara başını eğmiş, bir yandan ağlamamaya çalışıyor, diğer yandan dudağını ısırıyordu.

“Love seni bırakmaz…” dedim tekrar, kelimeler ağzımdan güçlükle çıktı. “O asla kaçmaz. Özellikle de… bebeği varken.” lara zarar zor gülümsedi.

Lara gözyaşlarını sildi. “Bebeğini kurtaracağız,” dedi kararlı bir sesle, gözleri parlıyordu.

O an, yutkunmak zorunda kaldım. Daha gece birlikteydik diyemedim.

Jack beni mutfağa sürükledi ve:

“Stefan, o çalıştığı adamlar... mafyaydı. Ve sen love içindeydi anlattı bana. Ben… bazılarını tanıyorum. Tehlikeliler. Owen diye biri var, büyük ihtimal onunla bağlantılı. Love bazen ondan bahsederdi. Borç, para, iş, her şey ondan dönüyordu. Değil mi?” dedi hızlı konuşuyordu.

"Bana bırak jack"

&

Villanın önüne vardığımda yağmur daha da sertleşmişti; düştüğünde paltomun omuzlarına ağır bir serinlik çöktü. Kapıyı çaldım; içeriden bir sessizlik, sonra kapının aralanması. İçeri girer girmez onları gördüm — Owen koltuğunda olduğu gibi soğukkanlı, Damon bir köşede durgun, Jack ise öfkeden ziyade çaresizlik içindeydi. Hepsi oradaydı, sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Love nerede?” diye sordum, sesim çatıya çarpan damla sesleri gibi keskin çıkıyordu. Gözlerimi onlara çevirdim; yüzlerinde saklayacak bir şey var gibiydi ama Owen ilk konuşan olmadı. Damon bakışlarından kaçtı, Justin bana dikti dik bakıyordu.

Owen yavaşça doğruldu, gözleri soğuktu ama kelimeleri yumuşaktı:

— “Stefan, sakin ol. Hiçbir şeyi aceleye getirme. Bizi suçlayacak bir yer değil burası.”

"Suçlamak değil ben-" sözümü kesip. "Love burada büyük borçları ödedi. Ben iş yaptırmadan ödedim. Belkide karım olacaktı stefan. O yüzden bana sert gelme. Ben onu hep korudum." İçkisinden bir yudum aldım ve bardağa bakıp şöminenin oraya fırlattı gözleri sinirden kızarmıştı. "Ben de onu aratırım."

"Stefan" damonu susturarak bağırdı " ben konuşuyorum. Abin damon Abin."

Damon kafasını yere eğdi. Bi boklar dönüyordu

Sanki hiçbir şey olmamış gibi, sessizce başımı salladım.

“Tamam,” dedim, dudaklarımda zoraki bir gülümsemeyle.

“Siz aramaya devam edin. Ben de kendi tarafımdan bakarım.” diye devam ettim

Owen bir şey demedi. Sadece kısa bir bakış attı.

O bakış… yeterince şey söylüyordu.

Yağmur hâlâ yağıyordu. Arabaya bindiğimde ellerim direksiyonu sıkarken eklemlerim beyazlamıştı. Kalbim kaburgalarıma sığmıyor gibiydi. Farların ışığı yola vurdu, Arabada gözlerim doldu. Direksiyona başımı yasladım, nefesim titredi.

Yağmur cama vuruyor, tıpkı o kahkaha gibi yankılanıyordu kulaklarımda.

“Hamileyim…”

Sözcük kulaklarımda dönüp duruyordu.

Birden anladım — eğer o kayıpsa, yalnız değil.

İçimde bir yemin doğdu:

Onu bulacağım. Ne pahasına olursa olsun.

Telefona gelen mesaja baktım.

​​GELEN:jack

"Bende geleceğim stefan. O adamlarla sokağa çalışacağım. Love'ı ve bebeğimi bulacağım. Beni sen tanımamış gibi davran. Love ile yaptığınız gibi. Buna müsade ettim acı çekiyorum."

Mesajı tekrar okudum, kelimeler daha soğuk, daha gerçek geliyordu bu kez. “Sokağa çalışmak” — mafyanın işinin tam göbeğine girmek demekti. Bende müsade ettim ve laranın üzülmemesi için her şeyi yaparım.

Jack’in nedenini anlayabiliyordum; çaresizlik, öfke, intikam isteği. Ama sonuç? Ölümcül bir tuzak.

BÖLÜM SONU

NASIL BULDUNUZ BU BÖLÜMÜ LOVE SEN MÜKEMMELDİN AMA VEDA ZAMANI♡

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.