Alarm sesiyle uyandım. Evet bugün okulun ilk günü, okuldan nefret ediyorum. Okula sadece annem için gidiyorum. Annem bana hep,
"kızım oku bir mesleğin olsun. Kendi ayaklarının üstünde dur, kimseye muhtaç olma."
Derdi hep, aslında okula sadece Annem için değil aynı zamanda Babam'dan kurtulmak için gidiyorum. Ondan nefret ediyorum, Annemi benden aldığı için. Aklımdaki düşünceleri kenara atıp hazırlanmaya başladım.
Okulun forması etek olduğu için bacaklarımdaki morluklar gözüküyordu. Üstümü giyindikten sonra elime kapatıcımı alıp morlukları kapattım.
Ve aşağı indim. Sanırım babam hala uyanmamıştı. Hızlıca bir sandaviç yapıp çantama attım. Tam evden çıkacakken, tüylerimi ürperten o sesi duydum.
"Okuldan sonra kendine bir iş bul. Kazandığın parayıda bana getir. Aksi taktirde hiç hoşuna gitmeyecek bir işte çalışmak zorunda kalırsın. Anlaşıldımı."
Ağzına pis bir sırıtış takındı.
Hayatımdan nefret ediyorum. Babam denecek şerefsizden nefret ediyorum. Gözlerim dolmuştu,ağlamamak için kendimi kasıyordum.
Sorusuna cevap vermemiştim. Bana bağırmaya başladı.
" Anlaşıldım dedim! "
Yerimden sıçradım. Kekeleyerek cevap verdim.
"A-anlaşıldı."
"Güzel anlaşılmasına sevindim."
Ağzına pis bir sırıtış taktı ve yanımdan gitti. Yüzümde hissettiğim ıslaklıkla ağladığımı farkettim.
Derin nefesler alıp göz yaşımı sildim ve yola koyuldum. Yaklaşık yarım saat sonra okula varmıştım. Saate bakarak hızlıca sınıfa çıktım ve sırama oturdum.
Yeni kişiler gelmişti. Umursamadan ilk dersin kitaplarını çıkarttım. Bir süre sonra Hoca girdi ve konuşmaya başladı.
"Günaydın çocuklar, oturabilirsiniz. Görüyorumki aramıza yeni arkadaşlar katılmış. Gelin ve kendinizi tanıtın çocuklar"
Yeni gelen üç kişi tahtaya çıktı ve kendisini tanıtmaya başladı.
"Ben Ayaz Alev, ondokuz yaşımdayım."
"Ailen ne iş yapıyor Ayaz'cım."
"Ailem yok... Öldürüldü."
Kaskatı kesilmiştim böyle bişey beklemiyordum. Ayaz'la göz göze geldim. Yeşil gözlerindeki acımasızlık her şeyi anlatıyordu.
"kendi başının çaresine bakan birinin gözleri yumuşak olamaz. Bakışları sert olur."
Diyordu beynim.
"Ama kalbi iyidir, kırılgan biridir, ne kadar sert gözüksede sevdiklerine karşı fedakardır."
Dedi kalbim.
Gözlerini ilk çeken ben oldum. Delici bakışlarını hala üzerimde hissediyordum.
"Allah rahmet eylesin çocuğum. Esila'nın yanı boş oraya oturabilirsin.
" Nee! Esila mı dedi hoca az önce, Arkamdaki sırada boştu niye oraya otutturmadı off."
Diye düşünürken, Ayaz sıraya gelip sertçe" kay." dedi. Hızlıca kitaplarımı alıp cam kenarına yapışmıştım. Evet kelimenin tam anlamıyla yapışmıştım. Ayaz sıraya oturdu ve yerleşti. Sıradaki öğrenci kendini tanıtmaya başladı.
" Ben Baran Bolat Ondokuz yaşımdayım. Ve ailem yok."
Hiç üzülmüş gibi söylememişti, sanki tüm acıya alışmış gibiydi. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Kafamı yana çevirince Ayaz'ın bana baktığını fark ettim. Kafamı yukarı kaldırım gözlerimi kırpıştırdım. Evet buda benim Bi sırrım. Gözüm dolduğunda ağlamamak için böyle yapıyorum. Aksi takdirde ağlardım.
Son kişide kendini tanıtmaya başladı.
"Ben Doruk Karahan ondokuz yaşımdayım. Ailem trafik kazasında öldü."
Gözümden bir damla yaş aktı, kafamı hızlıca cama doğru çevirdim.
Hepsi alışmıştı ailesizliğe. Bense... Babam denecek adamdan ölesiye nefret ediyordum.
Kafamı masaya gömdüm ve sessizce ağlamaya başladım. Hoca Dorukla Baran'ın arkamdaki sıraya oturmalarını söyledi. Herkes yerine yerleşince hoca derse başladı.
Benimse aklım bambaşka bir yerdeydi, hayatımdan nefret ediyordum. Nefes alamıyordum, buradan çıkmam gerekliydi. Dolu gözlerimle Ayaz'a doğru döndüm. Yorgun bir sesle "Geçebilirmiyim." Dedim Ayaz bakışlarını bana doğru çevirdi. Gözleri dolu gözlerimde takılı kaldı. Sanki Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Dayanamıyordum, boğuk çıkan sesimle
"Nolur Geçebilirmiyim."
Dedim yalvarır bir sesle, Ayaz geriye doğru çekildi, hemen önünden geçtim. Koşar adım tovalete gittim. Kapıyı kapattım, yere çöküp hıçkırarak ağlamaya başladım. Nefes alamıyordum. Nefes almak hiç bu kadar zor olmamıştı. Gözümde yaş kalmayana kadar ağladım.
Aynanın önüne geçtim ve bitik halime baktım, tam olarak bitmiştim yüzüm ölü gibiydi.
Beyaz olan yüzüm iyice beyazlaşmıştı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Yüzümü buz gibi suyla yıkadım, yüzümün, ıslaklığını peçeteyle kurulayıp yavaş adımlarla sınıfa doğru yürüdüm kapıyı tıklayıp "Gel." sesini duyunca içeri girdim.
Hocanın telaşlı bakışlarıyla karşılaştım.
"Esila! Kızım iyi misin yüzün solmuş."
Hocanın bana söylediği şeyle gözlerimi yavaşça kaldırıp hocaya baktım. Ne kadar "iyi değilim" demek istesemde her şeyi içime atıp o iki kelimeyi dudaklarımdan çıkardım.
"iyiyim hocam."
Bir yıkılış daha, yavaşça yürüyüp sıramın önüme geldim. Kızaran gözlerimle Ayaz'a baktım
Sanki oda gözlerimdeki yorgunluğu görmüştü. Konuşmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Zorla dudaklarımı araladım. Ve cılız çıkan sesimle
"Geçebilirmiyim."
Dedim. Hoş okadar sessiz söylemiştimki ben bile zor duymuştum sesimi, Ayaz'ın duyduğunu hiç sanmıyordum. Taki Ayaz yerinden kalkıp bana geçmem için yer verene kadar. Şaşırmıştım duyacağını sanmıyordum.
Yerime geçip oturdum. Göz ucuyla Ayaz'a baktım, onunda bana baktığını fark ettim, hemen gözlerimi kaçırıp dışarıyı izlemeye başladım.