İçeriğe geç

Karanlık şehir

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Karanlık şehir

Bölüm 3

Başlangıç

Yanlış, yanlış bir yerdeydim, olmamam gereken bir yerde, olmamam gereken bir krallıkta. Annem içindi sadece annem için buradaydım olmamam gereken yerde. Aynı şeyi annem için düşündüğümde buraya gelip gelmeyeceğini, yanlış bir şey yapıp yapmayacağını bilmiyordum belki de kendi gelmek yerine birini gönderirdi. Ama ben onun için gelmeyi seçmiştim, yaptığım şeyden pişman değildim ama bu ileride pişman olmayacağım anlamına da gelmezdi…

Gözlerimi zar zor açmış ve nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Etrafa bakındığımda bir evde olduğumu düşünmüştüm ama bir evden ziyade depo gibi bir yerdi bense bir koltukta yatıyordum, karşıdaki koltukta birini oturduğunu anladığımda yattığım yerden zar zor oturur pozisyon almıştım. Koltukta oturan kişiye baktığımda Asır olduğunu görmemle nedensizce rahatlamıştım. “Sen,” diye fısıldadım ve devamını getiremedim beni neden buraya getirmişti?

“Cezanı çekeceğini söylemiştim,” dedi sakince.

“Sen manyak mısın? Senide onlardan biri sandım!” diye bağırdım. Korkmuştum eğer Asır değil de onlardan biri beni yakalasaydı bana ne yapabileceklerini az çok tahmin edebiliyordum. “Hayatını kurtardım ve bana böyle mi teşekkür ediyorsun?” diye sorduğunda dediği şeyle donakaldım benim hayatımı mı kurtarmıştı? “Nasıl?” diye sordum şaşkınlıkla. “Sen o binadan çıktığında biri sokağın başında seni bekliyordu senin için tüm çıkış yollarını kapatmışlardı, dikkatlerini dağıtıp seni almak zor olmadı,” dediğinde “Bunu yapmak zorunda değildin,” diye fısıldadım “Evet değildim,” dedi “Ama yaptım,” dedi bu kadar sakin olması normal miydi acaba? “Neden bu kadar iyisin, buradaki herkes kötüyken ?” diye sordum merakla. “Kötü olmak bir seçimdir, iyi olmak da benim seçimim kralın oğlu olabilirim ve kötü biri hiçbir zaman olamadım,” dedi.

Haklıydı, kötü ve iyi olmak bir seçimdi. “Teşekkür ederim,”

“Burası neresi?” dedim konuyu değiştirerek. “Eski bir depo bende küçük bir eve çevirdim,” dedi. “Ben ne olacağım peki?” diye sordum gözlerimi ondan kaçırarak. “Önce yemek ye, sonra seni gezdiririm bir de burada kaybolup başıma iş açma,” dedi ve kafasıyla önümde duran sehpayı işaret etti, sehpa da sandviç ve bir şişe su verdi. Sandviçi elime alıp yedikten sonra suyu içmiştim, karnımın doymasının verdiği mutlulukla tekrar ona baktım. “Seni odana götüreyim,” dediğinde ayağa kalkmıştı bile, bende peşine takıldım, odanın kapısına geldiğimizde kapıyı açtı. Odanın duvarları buz mavisiydi ve yatağın üstünde de bir sürü pelüş oyuncak vardı. Kim için yapmıştı acaba odayı? Tabi ki de bunu sorgulamayacaktım sonuçta bana vermişti. “Bir şey olursa seslenmen yeterli,” dedi ve kapıyı kapatarak odadan çıktı. Bir süre daha odaya bakındıktan sonra dolaptan temiz havlu aldım ve duşa girdim.

Kısa bir duşun ardından elimde havluyla giyinme dolabına bakınmaya başladım. Burada ki tüm kıyafetler renkliydi ne yani onlar da mı renkli giyiniyordu? En sonunda mavi bir kot ve buz mavisi bir kazak giydim ve elimdeki havluyla saçlarımı kuruttum. Ayağıma botlarımı geri giyip ceketimi de üzerime almıştım. Odadan çıkıp uyandığım odaya geldiğimde kimse yoktu ona seslenmeyi düşünsem de daha sonra vazgeçtim.

Ona güvenemezdim! İçimdeki ses ona güvenmemi söylüyordu ama ona güvenirsem yanlış bir şey yapacakmışım gibi geliyordu. Bu yüzden ona güvenmeyi reddettim ve deponun çıkışı olduğu düşündüğüm kapıdan dışarı çıktım. Tahmin ettiğim gibi kapı dışarıya açılıyordu birkaç adım atmıştım ki birinin beni kolumdan tutmasıyla çığlık atıp durmuştum. “Kaçmaya çalıştın,” dedi Asır sert bir şekilde. “Hiç bilmediğin bir krallıkta kaçmaya çalıştın üstelik aranırken!” dediğinde benim ona güvenmeme değil de buna kızmış olması beni şaşırtmıştı. “Neden?” dedi sessizce gözlerimi ona çevirdim ve “Sana güvenemem,” dedim beni anladığını biliyordum. “Buraları sana gezdireyim,” dedi ve kolumu bırakıp yürümeye başladı. Ne bana trip mi atacaktı? Benim hareket etmediğimi gören

Asır arkasını dönerek “Hadi,” dedi “Bana trip mi atıyorsun şimdi?” diye sordum şok içinde.

Beni daha tanımıyordu bile. Cevap vermek yerine yanıma geldi ve kolumu tutarak beni de peşinde sürükledi. “Garip,” dedim içimden gerçekten çok garip biriydi. Beni kolumdan çekiştire çekiştire geçtiğimiz yerlerin de adını söylüyordu. Orman gibi bir yere girdiğimizde bir yerlerden su sesi geliyordu, yakınlarda nehir gibi bir şey vardı galiba.

Tahmin ettiğim gibi bir gölün önünde durmuştuk kuş sesleri ve gölün sesinin verdiği huzur içimi rahatlatmıştı. Gözlerimi kapatıp kendimi doğaya bıraktığımda Asır’ın varlığını çoktan unutmuştum.

Gözlerimi tekrar açtığımda Asır’a döndüm yüzünde tebessümle beni izliyordu “Burası çok güzel,” dedim “Öyle,” diye karşılık verdi . “Hadi gidelim buraya daha sonra tekrar geliriz,” dedi ve bu sefer kolumu tutmadan önümden yürümeye başladı bende peşine takıldım tabi. Ormandan çıktığımız sırada karşımıza kahve bir kız ve erkek çıktı. “Abi?” dedi kız kaşlarını kaldırarak. Asırın bir kardeşi olduğunu unutmuştum ki birbirlerine de benzemiyorlardı. “Elena?” dedi aynı şekilde konuşarak. “Bu kız kim?” diye sordu Elena beni süzerken. “Seni ilgilendirmez,” dedi Asır. “Taç krallığından mı geldi yoksa?” dediğinde Asır onu cevapsız bırakmış ve yanındaki çocuğa ters ters bakıp tekrar yürümeye başlamıştı bende arkasından gidiyordum. “Babama söyleyeceğim!” diye bağırdı Elena, Asır onu umursamadan yürüyordu.

“Babandan korkmuyor musun?” diye sordum Asır’a. “Korkmam mı gerekiyor?” dedi soruma soruyla karşılık vererek. Sorgulamadım bende sonuçta bu üzerime düşen bir şey değildi. “Benim diğer krallıktan geldiğimi anlamazlar mı?” , “Ben onlar gibi davranamam ki,” dedim. “Tüm sorumluluğu ben alıyorum merak etme,” dedi ve ekledi. “Ayrıca ben yanındayken sana dokunmalarına izin vermem.”

Ona güvenmeli miydim? Bilmiyordum kalbim ona güvenmeyi seçmişken beyim ise güvenmemeyi. Gözlerine baktığımda onun kötü biri olmadığını görebiliyordum gözlerinden okunuyordu bu, ama kötü biri olmak istemiyorsa da niye hala buradaydı?

Ben bunları düşünürken en başta geldiğim yere gelmiştik ve beni kovalayan adamları görünce durdum ve geriledim, korkmuştum normalde kimseden korkmayan annesinin savaşçı olan kızı ben burada o adamlardan korkmuştum. Asır durduğumu görmüş ve yanıma gelmişti benim baktığım yere bakınca adamları gördü. “Korkma,” dediğinde havaya sıçramıştım neredeyse. “Ben varken sana bir şey yapamazlar,” dediğinde beni kovalayan adamlarda biri tam da önümde dikildi. “Seni yerde ararken gökte bulduk be gülüm,” dedi ve elini havaya kaldırıp saçıma dokunacağı sırada ani bir tepkiyle eline vurup geriledim bu adamda bir şeyler vardı çözemediğim. “Ne istiyorsun Fırat?” diye sordu Asır, aslında ilgiyi kendi üzerine çekmek için sormuştu bu soruyu.

“Sizinle işim yok prensim bizim işimiz bu prensesle,” dedi Fırat denilen adam. “Benim sizinle bir işim yok,” dedim konuşmaya cesaret edip. “Ama bizim var, Taç krallığından gelen yılan,” dediğinde bir kahkaha attım sinirlerim bozulmuştu Fırat deliye bakar gibi bana bakarken “BEN TAÇ KRALLIĞINDAN GELMEDİM!” diye bağırdım böylelikle tüm herkesin ilgi odağı olmuştum. Buraya gelirken yakalanmak gibi bir niyetim yoktu hatta ilgi odağı olmak hiç yoktu.

“Ben inanmıyorum buna,” dedi Fırat. “Sesini kes Fırat!” diye uyardı onu Asır. “Konu sizinle ilgili değil prensim geride durun,” dedi Fırat dişlerinin arasında. “Sabrımı taşırıyorsun Fırat!” dedi Asır, Fırat’ın üstüne yürüyerek. “Bana taç krallığından olmadığına inandırmak için şu adamı öldürmeli,” dedi Fırat ve kafasıyla sabah dövdükleri adamı göstererek.

Asır durdu ve bana döndü. Gözleri ne “Yap” diyordu ne “Yapma”. Yapmamam gerekiyordu. Benim buraya geliş amacım bu değildi ve olmamalıydı. Yapmayacaktım yapamazdım böyle bir şey ben katil olamazdım ki hem. Evet kesinlikle yapmayacaktım.

Bölüm sonu

1 yorum