Laboratuvar sallanmaya başladı.
Alarm çalmaya başladı.
UYARI! UYARI!
“Yetkisiz erişim.”
Bütün ışıklar söndü.
Ardından tavandaki dev ekran açıldı.
Ekranda siyah takım elbiseli yaşlı bir adam belirdi.
Gri saçlıydı.
Yüzünde tek bir yara izi vardı.
Ama gözleri…
Buz gibiydi.
Adam gülümsedi.
“Sonunda geri döndün…”
Aras öfkeyle bağırdı.
“Kimsin sen?!”
Adam yavaşça ayağa kalktı.
“Ben…”
“…Doktor Adrian.”
Kaan’ın yüzü bembeyaz oldu.
“İmkânsız…”
Defne fısıldadı.
“O öldü.”
Adam kahkaha attı.
“Ölen ben değildim…”
“Ölen…”
“…insanlığızdı.”
Ekran değişti.
Laboratuvarın altındaki dev hangar görünüyordu.
Orada…
Yüzlerce Titan kapsüllerin içinde bekliyordu.
Kırmızı sıvının içinde…
Uyuyorlardı.
Adrian iki parmağını şıklattı.
Bütün kapsüller aynı anda açıldı.
PSSSSHHH!
Bir…
On…
Elli…
Yüz…
İki yüz Titan ayağa kalktı.
Şehirde sirenler yeniden çalmaya başladı.
Adrian’ın sesi bütün laboratuvarda yankılandı.
“Bugün eski dünya bitecek.”
“Ve yeni dünyanın ilk hükümdarı…”
Ekranda Aras’ın çocukluk fotoğrafı belirdi.
“…sen olacaksın.”
Aras bağırdı.
“ASLA!”
Tam o sırada…
Göğsünde dayanılmaz bir acı hissetti.
Tişörtünü kaldırdı.
Göğsünün tam ortasında…
Parlayan kırmızı bir sembol oluşmuştu.
Aynı sembol…
Titanların göğsünde de vardı.
Sonra bütün Titanlar aynı anda diz çöktü.
Ve tek bir cümle söylediler:
“Komutanımıza hoş geldiniz.”
Aras’ın gözleri yeniden kırmızıya döndü.
Ve hikâyede ilk kez…
Kontrolünü kaybetmeye başladı.
Laboratuvarın derinliklerinde yankılanan alarm sesi hiç durmuyordu.
UYARI! UYARI! YETKİSİZ ERİŞİM!
Kırmızı ışıklar bütün koridorları kana bulanmış gibi gösteriyordu.
Aras, Kaan ve Defne nefes nefese koşarken kapılar birer birer kapanıyordu.
Tam önlerindeki son kapı da kapanacakken Kaan bütün gücüyle kendini ileri attı.
GÜÜMM!
Kapıyı omzuyla durdurdu.
“ÇABUK!”
Üçü de son anda içeri girdi.
Kapı arkalarından büyük bir gürültüyle kapandı.
İçerisi…
Devasa bir laboratuvardı.
Yüzlerce bilgisayar.
Binlerce dosya.
Cam tüplerin içinde yüzen deneyler…
Ve ortada duran dev bir bilgisayar sistemi…
Defne fısıldadı.
“Burası…”
“…Protokol’ün doğduğu yer.”
Aras yavaşça bilgisayara yaklaştı.
Ekranda tek bir parola ekranı vardı.
Parmaklarını klavyeye koyduğu anda…
Bilgisayar kendi kendine açıldı.
ERİŞİM ONAYLANDI.
Kaan şaşkınlıkla Aras’a baktı.
“Şifreyi girmedin.”
Aras’ın yüzü bembeyaz kesildi.
“Ben…”
“…dokunur dokunmaz açıldı.”
Bilgisayarın ekranında eski güvenlik kayıtları belirdi.
Yıl…
2016.
Kamera görüntülerinde küçük bir çocuk beyaz bir odada oturuyordu.
Çocuğun gözleri korkudan dolmuştu.
Kapı açıldı.
İçeri beyaz önlüklü onlarca bilim insanı girdi.
En arkadan ise takım elbiseli yaşlı bir adam yürüyordu.
Adam kameraya dönüp gülümsedi.
“Denek Sıfır hazır mı?”
Bilim insanlarından biri cevap verdi.
“Hazır efendim.”
Yaşlı adam çocuğun başını okşadı.
“Artık sen insan olmayacaksın.”
Aras’ın dizlerinin bağı çözüldü.
“O çocuk…”
“…bendim.”
Tam o anda laboratuvarın bütün ekranları karardı.
Sonra tek bir görüntü belirdi.
Takım elbiseli yaşlı adam…
Canlı yayındaydı.
Yüzündeki yara izi daha da belirgindi.
Gözleri ise buz gibi soğuktu.
“Sonunda beni hatırladın.”
Aras öfkeyle bağırdı.
“KİMSİN SEN?”
Adam ağır ağır alkışladı.
“Ben…”
“…Doktor Adrian.”
Defne’nin nefesi kesildi.
“Hayır…”
“Bu imkânsız.”
“Kendi ölümünü ben gördüm.”
Adrian gülümsedi.
“Gördüğün kişi bendim.”
“…ama gerçek ben değildim.”
“İnsanlar yalnızca görmek istediklerini görür.”
Arkasındaki perde açıldı.
Ve devasa bir hangar ortaya çıktı.
İçeride…
Yüzlerce cam kapsül vardı.
Her kapsülün içinde…
Bir Titan uyuyordu.
Kimisinin yüzü yanmıştı.
Kimisinin kolu tamamen metaldendi.
Kimisinin gözleri hiç kapanmıyordu.
Aras dehşet içinde geri çekildi.
“Bunların hepsi…”
Adrian sözünü tamamladı.
“…başarısız denekler.”
“İnsanlığı kurtarmaya çalışırken…”
“…onu canavara dönüştürdük.”
Defne yumruğunu sıktı.
“Sen delisin.”
Adrian kahkaha attı.
“Hayır.”
“Deli olan dünya.”
Bir düğmeye bastı.
PSSSSSHHH!
Hangardaki bütün kapsüller aynı anda açıldı.
Yoğun beyaz buhar etrafa yayıldı.
İlk Titan gözlerini açtı.
Sonra ikinci…
Üçüncü…
Onuncu…
Yüzüncü…
İki yüzüncü…
Dev metal ayak sesleri bütün laboratuvarı sarsıyordu.
Aras silahını çekti.
Ama Kaan kolunu tuttu.
“Silahını indir.”
“Neden?”
“Onlarla savaşamayız.”
Tam o sırada Aras’ın göğsünde dayanılmaz bir yanma başladı.
Sanki derisinin altına kor ateş dökülüyordu.
Acıyla dizlerinin üzerine çöktü.
Tişörtünü kaldırdı.
Göğsünün tam ortasında…
Kırmızı, parlayan bir sembol belirmişti.
Aynı sembol…
Bütün Titanların göğsünde de vardı.
Titanlar yürümeyi bıraktı.
Yüzlerce kırmızı göz aynı anda Aras’a döndü.
Laboratuvar sessizliğe gömüldü.
Sonra…
İki yüz Titan aynı anda diz çöktü.
Metal sesleri bütün binayı titretti.
Ve hep birlikte tek bir cümle söylediler:
“Komutanımıza hoş geldiniz…”
Aras şaşkınlık içinde geri çekildi.
“Hayır…”
“Ben sizin komutanınız değilim!”
Tam o anda gözlerinin önünde görüntüler belirmeye başladı.
Çocukluğu…
Laboratuvar…
İğneler…
Deneyler…
Ve bir ses…
“Seni onlar için değil…”
“…onlara karşı savaşman için yarattım.”
Aras başını tuttu.
“Bu ses…”
Bir anda ekranda Adrian tekrar belirdi.
Yüzünde ürkütücü bir gülümseme vardı.
“Artık seçim zamanı, Aras.”
“Ya insanlığı kurtaracaksın…”
“…ya da Titanların kralı olacaksın.”
Ekran kapandı.
Tam o anda laboratuvarın tavanı korkunç bir patlamayla çöktü.
Beton parçaları yağmur gibi düşmeye başladı.
Defne bağırdı:
“Buradan çıkmalıyız!”
Ama çıkış kapısı…
Çoktan kilitlenmişti.
Ve karanlığın içinden ağır ağır yaklaşan bir ses duyuldu.
TANG…
TANG…
TANG…
Bu kez gelen sıradan bir Titan değildi.
Yaklaşık üç metre boyundaydı.
Siyah zırhı diğerlerinden çok daha farklıydı.
Göğsünde altın renkli aynı sembol parlıyordu.
Kaskını çıkardı…
Ve Aras’ın yüzü donup kaldı.
Çünkü karşısındaki kişinin yüzü…
Kendi yüzüydü.
DEVAM EDECEK…