İçeriğe geç

KARANLIK GÖNLÜM

Bölüm 1 · 5 dk okuma

KARANLIK GÖNLÜM

Bölüm 1

Giriş bölümü

Sizin hayatınız saniyeler içinde değişti mi hiç?

Hiç değişime tanıklık ettiniz mi?

Siz hiç sevdiğinizi kaybettiniz mi?

Siz hiç sevdiğinizin ihanetine uğradınız mı?

En güvendiğiniz, en sevdiğiniz adam sizi aldattı mı hiç?

Siz karanlığın arasından kayboldunuz mu?

Ben kayboldum, ihanette uğradım, hayatımın tamamı değişti, sevdiğim insanları kaybettim, karanlıkta kayboldum. Yalnızlıkta boğuldum. Ben hem ölüp hem dirildim ama en çok da onun ihaneti yıktı beni, yalanları, yaptıkları, yapmaya çalıştığı. Beni en çok Çağatay Yıktı. Tek sevdiğim, en çok sevdiğim...

Kalbim de ruhum da yaşadığımız bu evrenin çok ötesindeydi... Ben bu çağa ayak uyduramıyordum.

Giriş.

Ezgi üstünde gelinliğiyle, nikah salonun bahçesinde, karşısında da aşık olduğu adamla ayakta dikiliyordu. Özenle yapılan makyajı akmış, saçı başı dağılmıştı.

Gözleri dolu, doluydu. Hem kırgınlık, hem de öfkeyle Çağatay'a baktı. ‘’Neden?’’ diye sordu konuşmaya bile takadı yoktu. Çağatay ise hem utangaç,

hem de üzgünlükle başını eğmişti. Sevdiği kadına bakmaktan korkuyordu. İlk defa sevdiği kadının yüzüne bakmak istemiyordu... ‘’Özür dilerim,’’ diye mırıldandı.

Ezgi daha fazla hayal kırıklığıyla, ‘’Sadece bunu söyleyeceksin? Sadece özür mü dileyeceksin?’’

‘’Başka bir şey gelmiyor elimden.’’

‘’Ya sen şaka mısın? Yaptığın onca halta rağmen, karşında durup sana bir şans veriyorum açıklama yapmanı bekliyorum sen ise sadece özür diliyorsun.’’

Çağatay başını kaldırıp, Ezginin yüzüne baktı.

‘’Ne yapayım şuan, kızgınsın, sinirlisin daha sakin bir zamanda konuşalım.’’ Ezgi sinirle güldü. Elleriyle kafasına vurdu. Vurdu. Vurdu. Vurdu.

‘’Yapma!..’’

dedi Çağatay, sanki Ezgi'den çok onun canı yanıyordu. Ezgi kendisine zarar veriyordu ama canı yanan Çağatay'dı..

‘’Bu bir rüya değil mi? Ben şuan kabus görüyorum. Gerçek olmasına imkan yok çünkü.’’

‘’Keşke olsa..’’

‘’Yok, yok ben Delirdim ondan böyle oluyor.’’

‘’Ezgi..’’

‘’Ne? Ne Ezgi? Bir şey mi söyleyeceksin. Haydi şöyle.’’

‘’Özür dilerim!’’

‘’Yeter! özür dileyip durma. Yeter! Yapmadım de, o video yalan de. Ben seni kandırmadım! Aylarca aptal yerine koymadım! Bana iftira atıyorlar! Desene. Çağatay inkar etsene? Neyi bekliyorsun?’’

‘’Ezgi...’’ Ezgi, iyice delirecek gibi oldu. Kafasını ellerinin arasına aldı.

‘’Ne Ezgi! Ne? Ya yemin ediyorum deliricem!’’ Ezgi biraz daha Çağatay'a yaklaştı. Elleriyle çenesini kavradı. ‘’Neden bakmıyorsun yüzüme, neden aşığım dediğin kadından utanıyorsun?’’

Çağatay, gözlerini kaçırdı. ‘’Çünkü... Hayal kırıklığıyla bakıyorsun! Gözlerindeki hayal kırıklığını görmek istemiyorum.’’

Ezgi, bir kez daha Çağatay’ın yüzünü yüzüne sabitledi.

‘’Yüzüme bak!’’ Çağatay yine gözlerini kaçırdı. Ezgi var gücüyle Çağatay’ı itti kendisinden. Oysa sadece bir adım itebilmişti.

‘’Yüzüme baksana adam!’’ Çağatay’ın göğsüne vurmaya başladı.

‘’Ben yapmadım! Ben masumum desene! Gördüğün her şey yalan desene!’’ Çağatay, Ezgi'nin darbelerine karşı bile koymadı. Öylece ha yıkıldı, ha yıkılacak bir bina misali duruyordu. Bu durum Ezgi'yi daha da delirtti. Daha sert vurdu.

‘’Allah'ın belası konuşsana!’’

‘’Ezgi..’’ Ezgi pes etmiş gibi Çağatay’a baktı.

‘’Yaptın demi?’’ Çağatay yine sessiz kaldı. Ezgi'nin gözünden bir kaç damla yaş aktı. Nefes alamıyormuş, nefese muhtaçmış gibi. Elleri boğazına gitti. Başını gökyüzüne kaldırdı. Nefes almaya çalıştı.

Bir yandan da içinden Allah’a yalvardı. ‘’Allah'ım n'olur inkar etsin. Yapmamış olsun n'olur, n'olur.’’ Sıkışan göğsüne koydu ellerini. Nefes alamıyordu, göğsü sıkışıyordu. Çaresizdi. Hem de çok fazla. Yeniden Çağatay’ a döndü. Çağatay... Deliler gibi sevdiği, hayatının en merkezine koyup, bu olay olmasaydı. Bir kaç dakika sonra karısı olacak olan adam. Ama artık nefretle baktığı adam.

Sadece bir kaç dakika önce sevgi beslediği adama, şimdi nefret besliyordu.

‘’Yazık...’’ dedi öfke kusan sesiyle. ‘’Çok yazık.. Ben hala burada durmuş sana inanmayı bekliyorum, aptal gibi inkar et diye bekliyorum. Bir yalan söyle diye bekliyorum. Gerçekten çok yazık...’’

Elleriyle kabarık olan gelinliğinin, eteklerini topladı. Gitmek istiyordu. Birkaç adım atıp kapının önüne kadar gelmişti ki, Çağatay yine peşinden geldi. ‘’Nereye?’’ diye sordu. ‘’Sana ne!’’ diye çıkıştı. Ezgi, bağıra bildiği kadar, ses telleri cız etmişti.

‘’Ezgi konuşalım, bak sakinleş her şeyi Anlatıcam sana.’’ Aslında Çağatay anlatmamakta kararlıydı ama anlatmasa Ezgi ellerinin arasında kayıp gidecekti. Hem de nefret edecekti. Onun zoruna giden de buydu.

Ezgi’nin ondan nefret etmesi.. Sevdiği kadının gözlerine nefretle bakması.. Her şeye katlanır ama buna katlanamazdı.

‘’İstemez!’’

‘’Lütfen,’’

‘’Neyi anlatacaksın, aylarca beni nasıl uyuttuğunu mu, benden nasıl faydalandığını mı? Yoksa...’’

Ezgi'nin dili söylemeye bile varmadı. Sahi Ezgi'nin dili bile varmadığı şeyi, Çağatay nasıl yapmıştı? Boğazına oturan yumruğu yutmaya çalışarak devam etti.

‘’Neyi anlatacaksın? Çağatay hangi birisini?’’

Sakinleşmeye çalıştı. ‘’Ben şimdi buradan çıkıp gidicem, ne peşimden geleceksin, ne de adamlarını peşime takacaksın. Anladın mı? Bitti!’’ Ezgi arkasına dönmek üzereyken, kolundan tutu. ‘’Dokunma!’’ diye bağırdı Ezgi, Çağatay hızla ellerini çekti.

‘’Öylece gitmene izin veremem.’’

‘’Aylarca öylece ölmeme izin verdin, şimdi de gitmeme izin ver.’’

Bu söz Çağatay da asla kapanmayacak bir yara açtı. Çağatay sarsılırken, Ezgi onu daha da yıkacak, sözleri acımazsızca ekledi;

‘’Bundan sonra, asla bir daha karışıma çıkma asla!’’ Çağatay’ın Ezgi'yi görmemesi onun için yeterliydi zaten. Huzur bulduğu kadını göremeyecek olması..

Onu dinlendiren, sakinleştiren sesini duymayacak olması.. Varlığıyla ona en büyük motivasyon olan kadında, uzak olması onun yıkılması için yeterli sebeplerdi. Hatta fazlaydı bile.

Ezgi arkasına dönüp gitti. Çağatay yeni cesaretini topluyormuş gibi arkasından seslendi.

‘’Bırakmam seni, Vazgeçmem senden. Vazgeçemem.. Seviyorum lan seni. Ben sadece sevmeyi biliyorum vazgeçmeyi bilmiyorum.’’

Ezgi, olduğu yere çivilendi. Arkasını dönüp uzak mesafeden seslendi.

‘’Ama ben sevmiyorum!’’

‘’Aşıktın bana?’’

‘’Artık değilim.’’

‘’Hani N'olursa olsun sevecektin beni? Söz vermiştin!’’

‘’O söz katil olduğunu bilmeden önceydi.’’

‘’Ezgi, sonradan pişman olacağın sözler sarf etme.’’

‘’Benim tek pişmanlığım sana inanıp, kanmaktı.’’

‘’Yapma, öldür beni ama yaralı bırakma!’’

‘’Geber, acı çeke çeke geber!’’ ve Buda Ezgi'nin sarf ettiği son sözlerdi. Farkında değildi belki ama sonradan çok pişman olacaktı bu sözleri sarf ettiğine. Ve pişman olduğunda da iş işten geçmiş olacaktı.

Hayat sevdiklerimize sövmek için çok kısaydı. Ne yazık ki insanlar bunun farkında değildi.

Ezgi arkasına bakmadan oradan çekip gitti. Gelinliğiyle, sokak da öylece.

Çaresizce, Pişmanlıkla, öfkeyle, acıyla yürüyüp gitti. Çağatay ise öylece sevdiği kadının arkasından baktı. Ve yıkılan bir bina misali olduğu yere yıkıldı. dizlerinin üstüne çöktü. Ve Ezgi'nin sesi yankılandı kulağında.

Geber, Acı çeke çeke geber!

Geber, Acı çeke çeke geber!

Geber, Acı çeke çeke geber!

Çağatay çığlık ata ata, üstünde oturduğu kaldırımı yumrukladı. Sonra bir daha, sonra bir daha. Elleri kan içinde kalana kadar yeri yumrukladı. Ardından tüm Şehri sağır edecek kadar çığlık attı.

Ve kadın gitti, adam Bitti...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.