İçeriğe geç

Karanlık Girdap

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Karanlık Girdap

Bölüm 1

KARANLIK GİRDAP

Bu kurgudaki tüm karakterler, kurumlar ve olaylar hayal ürünüdür. Hiç bir siyasi görüş veya herhangi bir şey içermemektedir. Tamamen kurmaca bir dünyadır.

Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Evlerin bir çoğunun içi sıcacıktı. O evlerden birinde çıtırdayan şömine ateşinin yanında tekli koltukta üzerinde bir battaniye ile oturan ve elindeki kitabı okuyan genç bir kız vardı. Evde iki koca erkekle yaşıyordu ve bu gün temizlik günü olduğu için yorgundu. Kitap okumak onu dinlendiriyordu. Okuduğu kitap genelde onun tarzı değildi. O aksiyon ve Gizem severdi ama şuan ona saçma gelen bu aşk hikayesini okuyordu. Çünkü öğretmeni ödev vermişti ve bu kitaptan sorular soracaktı. Konusu üzücüydü. 13 ve 17 yaşındaki iki gencin 6 ölüme yol açan 3 günlük ilişkisiydi. Herkesin aşklarına hayran olduğu Romeo ve Juliet. Halbuki Romeo sadece Roseline'i unutmak istemişti. Ama bu aşk yıllarca dillerden düşmemiş filmlere dizilere şarkılara konu olmuştu.

Genç kız sonunu bildiği kitabı zorda olsa bitirmek üzereydi. "Hare!" Diye seslendi içerden genç kızın dedesi. Sesi telaşlı geliyordu. "Kızım öldüreceklermiş onu!" diye bağırdı kaygı ile yaşlı adam. "Ne!" diye karşılık verdi genç kız. "Kim... Kimi öldüreceklermiş.?"

" Kenan'ı!" diye cevap verdi yaşlı adam panikle.

"Ne... Ne diyorsun dede! Neden öldürsünler babamı? Kim öldürür babamı?" diye bağırmaya başladı genç kız. Gözleri dolmuştu. Ayakta zor duran dedesini hızla kalktığı koltuğa oturttu. Dedesi ona ayak uydurup koltuğa oturuyor bir yandan da konuşuyordu.

" Oğlum onu öldüremezler. Oğuz zaten öldü. Babaannen zaten terk etti bizi. Bir oğlum daha olmaz. Alamazlar onu benden." diye ağlamaya başlamıştı yaşlı adam.

"Dede!" dedi Hare adamın dikkatini çekmek için "Dede..." bir kez daha ona bakmayan adama "Dede!" dedi üçüncü defa ,bu sefer daha yüksek bir sesle.

"Dede, dede ne olursun bana bak!" dedi ve elini dedesinin çenesine koyup kendine çevirdi. Yaşlı adamın artık feri giden gözlerine baktı.

"Neler oluyor? Babam neden ölsün?" dedi. Sesi titremişti. Babasının ölümü... İçini acıtıyordu.

"Çünkü o aptal baban başkana karşı çıkan bakanı korumuş. Herkesi öldüreceklermiş Hare. Başkana karşı olan bakanları, milletvekillerini, korumalarını, zengin aileleri herkesi. Babanı öldüreceklermiş." dedi yaşlı adam can havliyle.

"Hayır!" dedi ve genç kız iki elini ağzına götürdü korku ile. "Hayır!" dedi bir kez daha ve başını iki yana salladı. Elleri titriyordu.

" 2 gün sonra meydanda asacaklarmış, yaklaşık 100 kişi varmış toplam. 2 gün Gözaltında tutulacakmış. Görme hakkı verdiler. Gidip görebilirmişiz." dedi yaşlı adam. Sanki son nefesini verir gibi acı çekiyordu. Genç kız daha fazla dayanamadı ve dizlerinin üzerine çöktü.

"Bir yolu olmalı." dedi "Babam ölemez. Özür dilese. Affetseler onu. Ölemez dede benim babam!" diye hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Yaşlı adam yerde ağlayan kıza baktı. O an oğlunun yokluğunda neler olacağını düşündü. Bu zavallı kız küçücük yaşta annesi tarafından terk edilmişti. Oğlu Kenan alıp getirmişti kızı yanına. Küçük oğlu Oğuz ile bakmışlardı. 3 erkek küçük bir kız çocuğu büyütmeye çalışmıştı. 'Hayal' demişti babası ona. Kenan," Sen benim hayalimsin Hare." diye severdi onu.

Hare 5 yaşındayken amcası oğuz askerde ölmüştü. Yaşlı adam yıkılmıştı tabi. Ölen çok sevdiği karısından sonra oğlu ağır gelmişti. Ama Kenan ve Hare vardı yanında. Toparlamıştı. Şimdi 12 yıl sonra ise büyük oğlunun öleceğini öğrenmişti. Kenan olmazsa ne yapacaktı yaşlı adam.

"Hare..." diye seslendi yerde deli gibi ağlayan torununa. "Yapma kızım metin ol." dedi ama kendi bile söz geçiremiyordu gözyaşlarına.

"Dede neden babam? O başkanın sağ kolu değil mi? O değil mi başkanın en sevdiği? Nasıl öldürür? Nasıl kıyar ona?" diye sordu genç kız hıçkırıkları arasından.

"Ağlama kızım. Ağlama Hare. Güçlü olmalıyız yavrum. Babanın bize ihtiyacı var." Yaşlı adam torununa sarıldı ve kızın simsiyah saçlarını okşadı. Genç kızın saçları hep bakımlıydı. Hep dalgalıydı. Düzleştirdiği nadir görünürdü. Yüzünü kaldırıp kahverengi gözleri ile baktı dedesinin feri gitmiş gözlerine. Kafasını salladı hızlıca. Dedesi haklıydı. Babasının ona ihtiyacı vardı. Ama dedesinin unuttuğu bir şey daha vardı. Dedesinin de Hareye ihtiyacı vardı. Hare ayağa kalktı ve dedesine sarıldı. Bu sarılış ona güç verdi.

"Haklısın dede gidip babamın yanında olalım." dedi ve odadan çıkıp babası için hazırlanmaya başladı.



Genç kızın babasının ölçeğini öğrendiğinden beri 32 saat geçmişti. Koskoca iki gece ve birçok saat. Öldüreceklerdi babasını. Son saatlerini yaşıyordu ve görmelerine izin vermemişlerdi henüz. Genç kız odasında acı ile ağlıyordu gene. Elinde babası ile yaptıkları albüm vardı. Bir sürü resim. Her birine defalarca bakmıştı. Baktıkça daha çok ağlamıştı. Odanın kapısı tık tıklandı. Ardından "Hare?" diyen yaşlı adamın sesi duyuldu. Kız hızla gözyaşlarını sildi ve "Efendim dede?" diyerek kapıyı açtı.

"Hadi hazırlan. Babanı görmeye gideceğiz." dedi dedesi. Zavallı adamın gözleri boş bakıyordu. Güçlü durmaya çalışıyordu. Ama eskisi kadar güçlü değildi artık. Hastaydı hem. Ama belli etmemeye çalıştı torununa. "Tamam." dedi kız ve dolabına gitti.

"Ne giymem gerek?" diyerek dedesine döndü. Yaşlı adam daldığı yerden kafasını kaldırdı ve "Bilmiyorum." Yaşlı adamın gözleri dolmuştu. Genç kız dedesinin yanına gitti ve buruşmuş ellerini tuttu.

"Dede." dedi ve ona bakmasını sağladı. "Babam bizi güzel görmek ister değil mi? Sana babamla dedeler gününde aldığımız gömleği giyer misin? Babam o gömleği çok sevmişti." Dedi gülümseyerek.

" Peki kızım." dedi dedesi ve hazırlanmak için odasına gitti. Genç kız kapıyı kapattı ve kapıya yaslanıp yere çöktü. Dedeler gününü o ve babası uydurmuştu. Dedesinin 'benim bir günüm yok' demesi üzerine dedeler günü yapmışlardı. Çok iyi hatırlıyordu. 15 yaşındaydı o zaman genç kız. 3 Ağustos Alaca ailesi dedeler günü. Genç kız gözyaşlarını sildi ve kalkıp dolanı açtı. Babasının geçen sene doğum gününde ona aldığı siyah elbiseye baktı. Kızın en sevdiği renk siyahtı ve babası bunu çok iyi biliyordu. Bir yıl boyunca her yere bu elbiseyi giymişti. Çok seviyordu bu elbiseyi. Ama sanki bu gün için özenle dikilmiş gibi ciddiyet sahibiydi.

Genç kız elbiseyi eline aldı ve hızla giydi. Bu onun son giyişi oldu. Bir daha o elbise asla bakamadı bile. Saçlarını özenle taradı. Babasının onu beğenmesini istedi. Hazır olduğuna kanaat getirince dedesine seslendi ve ikisi birlikte dışarıda onları bekleyen hükümet arabası ile hükümet hapishanesinin yolunu tuttular. Yaklaşık yarım saat sonra hapishaneye varmışlardı. Önce dedesi görüştü babası ile. Şimdi sıra ona gelmişti. 'Sadece 5 dakika' demişlerdi.

Genç kız içeri girdi. Babasının içerde olması canını yakıyordu çünkü burası çok kötüydü. Rutubet ve küf kokuyordu. Havasızdı. Güneş görmüyordu. Bir küçük hücreydi. Tepede kamera vardı. Genç kız odayı inceledi önce. Yüzünü buluşturdu. Sonra ağlamaktan şişmiş gözlerini babasına çevirdi. Babası bir sandalyede oturuyordu. Elleri kelepçeli değildi. Babasının karşısında bir sandalye daha vardı. Babası Hare'yi görünce hızla ayağa kalktı ve kızına sarıldı.

"Hare..." dedi acı ile. "Baba..." diye fısıldadı genç kız. Babasının kollarından ayrılıp yüzüne baktı. "Neden?" diyebildi sadece.

"Böyle gerekti kızım." diye cevap verdi Kenan Alaca.

"Beni bırakman mı gerekti yani?" dedi kız ve gözlerinden akmaya çalışan yaşı engelledi. Ağlamayacaktı. Ağlamamalıydı. Ama ne kadar daha dayanabilirdi bilmiyordu.

"Sakın idamı izlemeye kalkma. Buradan git Hare." dedi gözü yaşlı adam.

"Ne!" diye cevap verdi kız şaşkınca.

"Git!" dedi bir kez daha babası. "Gidemem." dedi Hare.

"Hayal..." adam elini kızının yanağına koydu. "Benim güzel kızım." dedi şefkatle. Hare'nin gözünden bir damla yaş düştü. Babası görmesin diye kızla sildi ama diğer damlalar akmaya devam etti. Oda hızla babasının güçlü kullarına sığındı gene. Sıkıca sarıldı ona. Babası da ona sıkıca sarıldı. Kafasını kızının saçlarına gömdü ve bu dünyada en sevdiği varlığın güzel kokusunu içine çekti. Kızının kokusunu hafızasına kazımak istiyordu. Ölürken bile kızı sanki hep onunlaymış gibi hissetmek istiyordu. Zambak gibi kokuyordu. Ona Hare'nin annesini hatırlatıyordu.

"Hayal." dedi ve zorda olsa kızını kendinden ayırıp yüzüne baktı. Ellerini kızının omzuna koydu. "Benim en güzelim. Beni dinle. Bunu izlemeni istemiyorum. Senin bunu izleyip beni öyle hatırlamanı istemiyorum. Ben bir şey yaptım kızım. Pişman değilim. Asla da olmam. Haksızlık vardı ve ben karşı geldim. Unutma, adımların her zaman sağlam olsun. Bundan sonra ne olur bilmiyorum. Kimse bilemez. Ama bildiğim bir şey var. Şuan önümde duran bu genç kız bir gün büyücek ve çok güçlü bir kadın olacak. Haksızlığa asla sessiz kalmayacak biliyorum. Belki bir gün bu yapılan haksızlığın intikamı alınır ve umarım bize herkesin gözü önünde asacakları gibi hak edenler de göz önünde cezalarını çekerler. Her neyse. Boş ver onları. Ama unutma Hayalim. Sen kimseye muhtaç olmadan doğdun. Kimseye muhtaç olmadan büyüdün. Hiç kimseye muhtaç olmadan yaşayacaksın. Seni çok seviyorum Hare. Sen benim hayalimsin. Sen dünyanın gelmiş geçmiş en güzel hayalisin." dedi ve son bir kez kızına sarıldı.

Hare bu acıyı daha ne kadar kaldırabilirdi hiç emin değildi ama babasının iki gün önce işe giderken ütülediği gömleğine düşün gözyaşlarının sayısı, çok bir gücünün kalmadığını haber verircesine yavaşlamıştı. Burnunu çekti Hare ve son bir kez babasının ölümün habercisi kahverengi toprağı andıran gözlerine baktı.

"Seni seviyorum Hayal" dedi babası tüm kalbiyle.

" Bende seni çok seviyorum baba." dedi Hare zoraki bir gülümsemeyle. "Hadi yeter bu kadar!" diye bağıran gardiyana dündü ikisinin de gözleri. İkisi de biliyordu bu son anları olduğunu. İkisinin de gözlerinde acı vardı. Keder vardı. Yaşanmışlıklar vardı ama en çok ayrılığın ve yokluğun ne olduğu vardı. Hare korkuyu aradı babasının gözlerinde. Ama yoktu. Bir minik korku bile yoktu babasının o toprak gözlerinde. Her zaman olduğu gibi gene gücü hissetti. Babasının omuzları gene dikti. O da dikleştirdi. Bunu fark eden babası güven verircesine gülümsedi kızına. "Hadi" diyen gardiyanın sözü üzerine elleri birbirinden ayrıldı.

Hare ilk defa bırakmak istememişti babasını ellerini. Halbuki babası ellerini tutunca kaçmak isterdi hep. "Beni kelepçe gibi tutuyorsun." der kızardı. Babası da güler "Kelepçeler iyidir. Elin kolun gitmemesi gereken yerlere gitmez." derdi gülerek. Şimdi ise ilk kez o kelepçeler sonsuza kadar bileklerinde kalsın istedi Hare. Ama artık çok geçti. Baba kızım elleri son kez ayrıldı birbirinden. Bir daha birleşmemek üzere. Ve arkasını dönüp çıktı kapıdan Hare. Ama artık eskisi gibi değildi. O artık eski Hare değildi. O Hare Hayal Alaca'ydi. Ayakları yere sağlam basan bir kadın. Her zaman haklının yanında olan ve haksızlığa karşı gelen bir kadın. O gün o kapıdan çıkınca söz verdi Hare kendine. Babasının ve babası gibi olanların intikamını alacaktı. Hem de herkesin gözü önünde.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.