GİRİŞ
Ben Ece Yıldırım. İsmim bu. 17 yaşımın ilk günlerimde benim ve kendimden daha çok değer verdiğim ailem ve arkadaşımın nedenini bilmediğim biri tarafından hayatımız mahvedildi. En yakın arkadaşım Gizem kılıç gözlerimin önünde vurulup yere yığıldı...
Doğru duydunuz, gözlerimin önünde kanlar içinde ben hiçbir şey yapamadan yere yığıldı.
Annem ve babam tarafından bir daha haber alamadım. O gün sakin olmam gereken gündü ama beni sakinleştiren kimse yoktu, sadece kardeşime göz kulak olurken en yakın arkadaşım Gizem'i ambulansa bindirilirken izliyordum. O an ne hissettiğimi bilmiyordum içimde birçok duygu varken ben sadece korku, üzüntü ve merak duygusu vardı çünkü aklım annem ve babamdaydı. Kendileri Gizem vurulduğu andan itibaren birdenbire ortadan kayboldu.
Okulun bitmesine 2 saat var ve ders çok sıkıcı aslında dersimiz boştu ingilizce hocası hamile olduğundan dolayı müdür yardımcısı olmayan İngilizsi ile ders anlatmaya çalışıyordu ama ne yazık ki kimse dinlemiyordu. Çok sıradan bir olay, hatta bu olayı nerdeyse tüm okullar yaşamıştır. Bir yandan komik aslında. Nedenini bilmiyorum, nedense bana komik geliyor İngilizce hocaları hamile kalıyor ve müdür yardımcısı ders anlatmaya çalışıyor ama kimse dinlemiyor. Çok sıradan duyunca kimsenin şaşırmadığı olay.
Sınıfın en arka ve cam kenarında oturmuş aynı zamanda da Gizem'in omzuna yaşlanmış camdan dışarıda yağmaya başlayan hafif yağmuru izliyordum. Hava soğuktu sınıf iğrenç derecede cibs korkuyordu, erkekler hiç kimseyi umursamadan tek yaptıkları şey futbol konuşmak ama bazıları motorlar hakkında konuşuyordu ve evet, motorları çok seviyorum yani motor konusunu konuşurken kulak misafiri oluyor olabilirim. Gizem kitap okurken mimik hareketleri çok komikti çünkü kitabı sadece okumuyor aynı zamandan da yaşıyordu. Ben mi ben ne yaptığımı bilmiyorum tek yaptığım dışarıyı izlemek ve derin düşüncelere dalmak ama ne düşündüğüm hakkında en ufak bir fikrim yok. Sanki sessizliğimin içinde boğuluyorum.camdan bakar yada bir yere odaklanır donup kalır ya işte her zamanki gibi öyleydim değişen birşey yoktu sanırım olmayacaktı. Ve sonunda beklediğim an geldi zil çaldı ve son derse geçtik, müzik. Müzik derslerini severim müzik hocası Erhan Güleryüz ile aram iyi, hatta sanırım bir tek onunla aram iyi desem. Gitar ve piyano çalabiliyorum Erhan hoca ileride çok iyi bir yere geleceğimi söylüyor ama benim en Ufak bir hedefim bile yok neden mi sanırım benden birşey olacağını düşünmüyorum. Etrafımdaki herkes Annen avukat, baban polis başarılı bir aileden geliyorsun hem imkanın da var büyük hedeflerin olmalı"
Gibi şeyler söylüyor ama bir hedefim yok. Arkadaş çevrem yok sadece Gizem var liseye geçmeden önce kendisi ile internet üzerinden konuşuyorduk liseyi aynı okulda okuyacağımızı duyunca çok sevmiştim çünkü gün boyu sırf sessizce ders dinleyip teneffüste hiç birşey yapmadan dışarıyı izlediğim den, kimseyle iletişime geçmediğim ve kimseyi umursamadığımdan dolayı zorbalanmaktan ve hakaret duymaktan bıkmıştım. Evet onlara ağızlarının payını verebilirdim hatta hayatlarının dersini de verebilirim ama beni onlardan ayıran özelliğim de bu kendimden küçük görmüyor ve kimseye sataşmıyordum tek hedefim liseyi bitirip her hangi bir üniversite seçimi yapmaktı.
Bir hayalim yoktu çünkü hayaller çocukça birşey, bence hayal kurmak boşa düşüncelere dalmak yani gereksiz.
Ve en sevdiğim melodi son ders bitiş haberini veren melodi.
"Durağa gitmeden önce çikolata mı alsak? Ne dersin?"
Ve evet sıradan Gizem gene bir şey istiyor aslında sinirimi bozmuyor hoşuma gidiyor o çok değerli benim için üzülmemesi hevesi kırılmaması için elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Bu sadece ona özel. "Olur, limonata da alalım canım çekti" Gizem sırıtarak "canın çekti. Kesinlikle ben limonata sevdiğim için değil" "Yok ne alakası var ya canım çekti" "beni kandırmayı kes limon ata sevmezsin heleki kış ayında ASLA!" sanırım o beni benden daha iyi tanıyor, bende onu ondan daha iyi tanıyorum. Çikolata ve limonata almak için okulun önündeki dükkana girdik. "Kolay gelsin abi. Gizem hanımın birkaç isteği varmış da ondan geldik" Gizem kolumu hafif bir şekilde cimcirerek "Ya ama onunda isteği var abi kendisi limonata almak istiyor" dükkan sahibi Selim abi gülerek "Tamam çocuklar didişmeyin limonatalar benden. Gizem hanımın istekleri Ece'den"
Gizem kaslarını çatarak "Bir saniye neden Ece karşılıyor ben karşılayamaz mıyım?"
Ben de gülerek Gizem'e döndüm ve kendimden emin bir şekilde "Ben olduğum sürece imkanı yok güzelim"
Evet Gizem'e güzelim diyorum çünkü o annemden sonra gördüğüm en güzel kız ve benim en yakın arkadaşım o yüzden o benim güzelim.
Limonata ile çikolataları aldık ve dükkandan çıktık durak yakındı. Yol boyunca izlediği dizileri anlatan Gizem'i asla dinlemedim çünkü kdrama sevmiyorum ve izlemiyorum.
Durağa geldik bineceğimiz otobüs 80A'ydı gelmesine fazla yoktu durakta kimse olmadığı için oturduk. "Canım çok sıkılıyor sana bulaşırsam kızar mısın?"
Sinirli bir ses tonuyla. "Evet kızarım hemde çok kızarım! Bana bulaşma, lütfen yaa" O kadar tatlıydıki kıyamıyordum ama evet bulaşacaktım çünkü neden olmasın. O telefona bakarken telefonu elinden aldım ve hemen bana bakıp "Ece eğer telefonu bana vermezsen ağzını burnunu dağıtırım. Çok ciddiyim Ece ver şunu!" Diye bağırınca dayanamadım ve kahkahalara boğuldum. Gizem ayağa kalktı telefonu benden almasın diye etrafımda dönüyordum o sırada birine çarptım arkamı döndüğümde simsiyah bir ceket, eşofman, tişört, ayakkabı ve şapka takan yüzü asla ama asla görünmeyen bir adam durakta sadece 3 kişi vardı ortam o kadar sessizdi ki zifiri sessizliği aşmıştı tek ses sadece bizim bineceğimiz o otobüs korna sesiydi. Korna çalarak durağa yaklaşan otobüsü görünce hemen Çantamı aldım tam otobüse binerken adam omzuna çarpıp gitti, ne olduğunu anlamdım çünkü çok garipti önce, sanki biri dokununca korkan biri gibi görünüyorken sonrasında omzuna çarpıp gitti. Boş koltuk bir tane vardı Ece otursun diye yön verdim o sırada telefonu hala bendeydi ver şunu diyince verdim çünkü kitap okicaktim. "Al Gizem, içinde çok ünlü olan kocanın olduğu diziyi izle sen" diyerek göz devirdim Gizem hafif bir kikirti ile telefonu elimden aldı sonda yere eğilip beyaz ama kirli bir kağıt aldı ve bana dönüp '' Ece bu senin cebinden düştü. Bu ne?" Kağıdı aldım ve umursamadan cebime attım büyük ihtimalle derste kenara yazdığım her hangi bir nottur diye düşündüm.
Eve gelmeme son bir durak vardı ama gizem eve geldi oyzuden direkt indi bende bir sonraki durakta indim ve eve gittim yolda giderken elimi cebime attım ve o kağıt. Cebimden çıkarıp okumaya başladım *depremden önce de heryer sessiz ve sakindir taki deprem olup enkaz altında kalana kadar* kaşlarımı çattım ve bu notu ben yazmamıştım garip ve saçma bir şakaydı eve geldiğimde annemle babam birşeyler konuşuyordu ben mutfağa gidince aniden sustular. Ciddi bir şekilde onlara bakarak
"siz gene benden ne saklıyorsunuz içeri girinceye sustunuz birdenbire" sonra hafif bir kıkırdama ile "yoksa ünlü oldum da saygı duruşu mu bu" diyince babam kafamı okşiyarak "tabiki Ece hanım bildiğiniz üzere saygı her zaman en ama en zirvededir özellikle sizin gibi bir hanfendiye" diyince kendimi tutamadım ve annemle göz göze gelince ikimizde kahkaha attım babamda gülerek oturma odasına gitti.
"Ece acıktın mı birşeyler yemek ister misin kızım" "haa yok anne aç değilim gelirken atıştırdım birşey" "tamam kızım ama açsan söyle zaten birazdan akşam yemeğini hazırlicam yardım edersin artık" hemen mutfaktan kaçarak "kolay gelsin anne!" Diyerek bağırdım çünkü evet yemek yapmasını yardım etmek yerine kitap okicaktim.
Odama girdim biraz intertte takıldım sonra duş alıp kitap okudum ve sanırım kitap okurken uyu kalmışım.
Sabah uyanır uyanmaz çantamı hazırladım saçımı başımı düzeltip kahvaltı yapmaya indim sıradan bir okul günüydü aslında her gün sıradan çünkü tek yaptığım okula giderken otobüste kitap okumak okulda ders dinlemek eve gelirken otobüste kitap okumak eve gelince kitap okumak. Eee sanırım kitap okumayı seviyorum yada gerçek hayattan uzak bir dünyada huzur içinde kalıyorum.
Dün durakta gördüğüm adamı sanırım okula gitmeden önce gördüm ben okula girer girmez arkasını dönüp gitti sanki hiç birşey yokmuş gibi.
İlk ders kimya dersiydi dolabımdam kitabımı ve kalemliği almak için dolabına giderken koridordan bir ses geldi. okulun zorba çocuğu gene birine durduk yere sataşmıyordu tabiki bizimkiler hemen video çekmeye başladı ne olduğunu anlamak için çıktım ve çocuğu çok pis dövüyordu çocuğun boynundan tutan Eren'in kolundan tutup kendime çevirdim ve BAM! yumruğu yüzüne geçirdim benden bir yaş büyüktü ama bu umrumda değildi karşındaki kim olursa olsun başkasına sataşmıyorsa haddini bilmek zorunda. yumruğu atinca koridordakiler OYYY!! diye bağırmaya başladılar aslında bilmiyorlardi ki bu ilk adımdı. Eren yere düşer düşmez yanındaki kendini birşey sanan arkadaşı omzundan tutunca ilini tutup ters çevirip yere sert hir şekilde fırlattım. "Aslında kavga etmem eğitim görmedim ama biri haddini aşarsa bende haddimi ÂŞARIM!" Herkes ellerindeki telefon ile kayıt yaparken eren ve arkadaşı arkasına bakmadan koştulad daha doğrusu koymaya çalıştılar. Hiçbir şey olmamış gibi sınıfa girdim ve dolabımı acırım ve içinde bir kağıt dünkü kâğıda çok benziyordu kisme görmedim kağıdı açtım ve içinde *Bazı kişiler kendi çektirdiği acıyı kendisi yaşamak yerine başkalarına yaşatır. Sanırım bu sefer acı çeken yaşatan olmicak.* Etrafına baktım ve sınıfta herkes kendi halindeydi hiç bir gariplik yoktu umursamadım sanırım umursarsam kötü şeyler olacağını düşünüyordum.
2 hafta boyunca aynı kağıdı almaya devam ettim aynı yazılar aynı kağıt ama farklı yerde farklı zamanda sanırım bir terslik var ne olduğunu anlamasam da kötü şeyler olacağının farkındaydım.