Ben Parla. Kendimi bir kelime ile anlatmam gerekirse çok karmaşık ve belayı mıknatıs gibi çeken bir insanım. Keşke anlatabileceğim, övünerek bitiremeyeceğim güzel özelliklerim olsa da karşınıza geçip uzun uzun anlatsam; ama yok. Hayatımda, her şeyden çok sevdiğim bir ailem, çocukluktan beri her şeyimi bilen bir arkadaş ve sevmekle sevmemek arasında arafta kaldığım sınıf arkadaşlarım ile hocalardan ibaret. Akraba meselesine hiç girmeyeyim; kağıt üzerinde varlar ama ben hiçbirini tanımıyorum, tanımak için de özel bir çaba sarf ettiğim söylenemez.
Şu an çok heyecanlıyım çünkü yarın kardeşimin mezuniyeti var ve mezun olacağı okul benim eski okulum. Aslında gitmek konusunda hiç emin değilim. Hatta içimde bir ses "Parla, dizini kır evde otur," diyor. Çünkü kardeşimin arkadaşının abisi ile aynı sınıftaydım ve o çocuk bana tek kelimeyle takıntılıydı. Bu durum kulağa sıradan bir gençlik draması gibi gelebilir ama ben gerçekten başıma bir şey gelmesinden, o huzursuz edici bakışlarla tekrar karşılaşmaktan çok korkuyorum. Galiba bu düşünceleri susturup baloya gidebilmek için uyumam gerekiyor. Yazmak bana iyi geliyor ama anksiyetem buna ne kadar izin verir bilemiyorum.
İyi günler – gecenin zifiri karanlığı...
Ertesi sabah, güneş perdenin arasından sızmaya çalışırken odamda bir fırtına koptu.
Mira: "Ablaaaaa hadi kalk! Daha alışverişe gideceğiz, hazırlanacağız, kuaför gideceğiz çok işimiz var... Bugün benim mezuniyetim var hadi kaaaaaaaaallk!"
Yorganı başıma kadar çekip mırıldandım. "Görende üniversiteden, liseden mezun oluyor sanır. Alt tarafı ortaokul bitiyor, tek değişecek şey okulun binası Mira..."
Mira: "Ablaaaaaa! Ama bu benim için dönüm noktası, hadi!"
Parla: "Tamam tamam kalktım! 10 dakikaya inerim aşağı, hadi sen git, başımda dikilme."
Mira: Bugün başından hiç ayrılmayacağım için şimdi gidebilirim bence.
Kardeşim odadan çıkar çıkmaz kendimi tekrar yatağın o yumuşak kollarına attım. Bugünün ne kadar yoğun geçeceğini, eski okulun koridorlarında yürüyecek olmanın stresini düşündüm. Ama kaçış yoktu. 5-10 saniye sonra kendimi zorlayarak yataktan kalktım. Ayılmak için banyoya gidip yüzüme o buz gibi soğuk suyu çarptım. Odama döndüğümde aynadaki yorgun kıza baktım. Üstüme bol, salaş bir tişört ve klasik gri eşofmanımı geçirdim.
Kahvaltıdan hemen sonra alışverişe gideceğimiz için ufak bir makyaj yapmaya karar verdim. Aslında buna pek makyaj denemezdi; doğal tonlarda bir allık sürüp kirpiklerime hafif bir rimel sürdüm. Kahverengi bir kalemle dudaklarımı çerçeveleyip üzerine hafif kırmızılık veren bir nemlendirici sürdüm. Normalde bu bile benim için "aşırı" sayılırdı ama bugün Mira’nın günüydü ve onun hatırına biraz sınırlarımın dışına çıkabilirdim. Son olarak, çocukluk arkadaşımın hediyesi olan o uğurlu kolyemi ve siyah şapkamı takıp mutfağa indim. Annem taze portakal sıkmıştı; kokusu tüm evi sarmıştı. Portakal suyuna bayılırdım.
Parla: "Günaydın ev ahalisi!"
Annem: "Kızım, git şu abini çağır. On kere gittim, tık yok. Eğer şimdi de kalkmazsa onu döverek uyandıracağım, az kaldı!"
Parla: "Tamam anne, operasyon bende!"
Koşarak abimin odasına daldım. Halen derin bir uykudaydı. Onu sinir etmeye bayıldığım için klasik "uyandırma tekniğimi" devreye soktum. Yatağına doğru hızla koşup üstüne atladım. Beklediğim gibi oldu; abim dengesini kaybedip "küt" diye yataktan düştü.
Parla: "Uyandın mı canım abim?"
Abim: "Uyandım gerizekalı uyandım! Sana bir daha beni böyle uyandırma demedim mi? Gel buraya!"
Parla: "Gel de yakala!" diyerek kahkahalarla mutfağa kaçtım ve babamın yanındaki o güvenli koltuğa kuruldum. Babam varken bana dokunamazdı.
Mutfağa biraz sonra saçı başı dağılmış, pijamalarıyla bir zombi gibi giren abime "üstünlük bende" bakışı atıp portakal suyumu yudumladım. Ailemle yaptığım o mükemmel kahvaltı, günün geri kalanındaki stresi biraz olsun dağıtmıştı. Ama Mira’nın sabrı taşmak üzereydi.
Mira: "Abla doygun mu artık? Hadi kalk!"
Parla: (gülerek) "Doydum doydum, hadi giy montunu."
Babamdan kredi kartını kaptığım gibi odama gidip çantamı aldım. Annem kapıdan çıkarken elime iki tane sandviç tutuşturdu. "Alın şunları, acıkınca yersiniz, dikkatli olun!"
Otobüse binip şehrin en büyük AVM'sine ulaştığımızda Mira resmen bir avcı gibiydi. İlk gördüğü mağazaya daldı. Ben ise umursamaz bir şekilde bir köşeye çöküp telefonuma bakmaya başladım.
Mira: "Abla ne yapıyorsun? Acelemiz var!"
Parla: "Sen seçtiysen alalım işte. Ben bir şey almayacağım, evde senin eteklerinden birinin üstüne bir crop giyer giderim, abartmaya gerek yok."
Mira: "Ablaaa! Biz de diyoruz ki bu kızın niye sevgilisi yok. Böyle takılırsan tabii olmaz! Hadi kalk, kendine elbise bak, yoksa küserim."
Parla: "Aman diyene bak! Benim sevgiliye ihtiyacım yok kızım. Elbiseyle de uğraşamam, zorlama beni yoksa pantolonla gelirim!"
Mira anında telefona sarıldı. Annemi arayıp beni şikayet etti. Annem telefonda "Beni dellendirme Parla, bir elbise al çık ortaya. Biri çıkma teklifi ederse de reddedersin, zaten yaptığın şey!" diye azarlayınca teslim oldum.
Mağazada Mira elime birkaç elbise tutuşturdu. İlk denediğim elbise üzerimde felaket durmuştu. Ama Mira kabinden çıktığında gözlerime inanamadım. Fiziği gerçekten çok güzeldi.
Parla: "Çok güzel olmuşsun, bence bunu almalısın."
Mira: "Bilmem, benim pek içime sinmedi. Ama abla sen olay olmuşsun resmen. Daha fazla elbise giymelisin. Bu fizik kesinlikle harcanmamalı."
Parla: "Ben hiç beğenmedim, çok abartı. Benim mezuniyetim değil ki, ben sadece eski öğrenciyim."
Mira: Doğru, hadi yeni elbiselerimizi deneyip bakalım
Kardeşim başka elbiselere bakarken benim gözüm mağazanın girişindeki sade, siyah bir elbiseye takıldı. Hemen onu alıp kabine girdim. Üzerime tam oturmuştu. Dışarıya çıktığımda ayadan kendime baktım ve elbisenin ne kadar kısa olduğunu fark ettim. Sade ama çarpıcıydı. Bu elbiseyi giyemezdim. Çıkarmak için tekrar kabine giriyordum ki kardeşim bir anda dışarıya çıktı.
Mira: Şaka mı? Bu elbise de sana çok güzel olmuş. Ama neden siyah neden durup dururken iç karartıyorsun.
Parla: Güzel güzel olmasına ama çok kısa. Ayrıca siyah işte dünyanın en güzel en asil rengi ne derdiniz var anlamadım. Hem dikkat de çekmez.
Mira: Ben bu elbisenin beyazını görmüştüm başlarda. Git onu dene aradaki farkı görelim.
Parla: Offff… Tamam. Neyse senin üstündeki olmamış gibi. Ben çok yakıştıramadım bak şurada lacivert bir elbise var sen onu denesene. Cübbenle de çok güzel olur
Mira: Ohaaa! Gerçekten çok güzel. Teşekkür ederim abla şuan çok mutlu oldum( heyecanlanır ve koşarak elbiseyi almaya gider)
Parla: Yavaş ol şimdi düşeceksin( gülerek gider elbisenin beyazını alır ve ikisi de kabine gider)
Kardeşimin isteği üzerine çok sevdiğim elbisenin beyazını giymiştim. Yine çok kısaydı ve bu sefer daha dikkat çekici olduğu için ben beğenmemiştim. Ama kardeşimin haklı olduğu bir nokta vardı buğday tenim yüzünden beyaz rengi beni daha da açmış ve çok güzel göstermişti. Ben kafamda bunları düşünürken diğer kabinden Mira çıktı ve gözlerim gördüğü kızla ufak çaplı bir şok yaşadı. Giydiği lacivert elbise ona çok yakışmıştı.
Parla: Oha kızım bu ne hal. Kesinlikle bu elbiseyi alıyorsun tam bir kuğuya benzemişsin.
Mira: Çok teşekkür ederim. Ben galiba bunu alacağım çünkü harbiden çok sevdim. Tam hayallerimdeki gibi. Peki ya sana ne demeli. Ben sana demedim mi beyaz kesinlikle daha güzel olur diye. Şu endama bir bak.
Parla: Güzel güzel olmasına ama çok abartı ve rahatsız edici. Hem çok kısa hem de çok dikkat çekiyor. Ben emin olamadım pek.
Parla: O kadar da dikkat çekmezsin merak etme. Sen bizim dönemi tanımıyorsun fazla süslüler sen onların yanında çok sade kalırsın meral etme. Ayrıca rahatlık ve kısalık konusuna gelirsek eşofman dışında bir şey giymeyen bir insanın bunu kısa bulması ve rahatsız hissetmesi çok normal. Kesinlikle bunu almalısın bak vallahi çok yakıştı ya.
Kardeşime cevap vermek için azımı açmıştım ki tam o sırada bir ses irkilmeme sebep oldu.
Emre: "Bence de sana çok yakıştı. Hatta hayatımda gördüğüm en güzel kız olabilirsin."
Şok içinde arkama döndüm. Sınıf arkadaşım Emre, elinde bir ceketle bana bakıyordu.
Parla: "Emre? Senin ne işin var burada?"
Emre: "Kardeşimin mezuniyeti için takım bakıyoruz. Siz?"
Parla: "Biz de aynı... Senin kardeşin hangi okulda?"
Emre: "..... Ortaokulu."
Parla: "Aaa, bizimkiyle aynı! Demek akşam oradasın?"
Mira hemen araya girdi: "Abla senin ne zamandır sevgilin var da bizim haberimiz yok? Şu çocuğun yakışıklılığına bak, zevkin de iyiymiş ha!"
Yer yarılsa da içine girseydim keşke. "Gerizekalı arkadaşım o benim! Bir daha böyle dersen seni gebertirim patavatsız!" Sonra Emre'ye dönüp, "Kusura bakma canım, kardeşim biraz dengesizdir," dedim.
Emre: "Sıkıntı yok, sen sakin ol. Ayrıca iltifatın için teşekkür ederim ufaklık. Kardeşimin adı Mert, tanıyor musun?"
Mira: Mert mi? Ta-tanıyorum bizim karşı sınıfta. Sen abisi misin?
Emre: Evet, pek benzemeyiz ama
Mira: (mırıldanarak) Bir ailenin her üye mi yakışıklı olur ya!
Emre: (gülümseyerek) Ne? der. (aslında duymuştur)
Mira: He.. Yok bir şey ya öyle kendi kendime konuşuyordum.
Parla: Biraz deli hareketli vardır onun sen takılma. Akşam sende gelecek misin?
Emre: Evet, kardeşimi ben götüreceğim. Başka planım yok.
Parla: Hmmmm Bende Mirayı bıraktıktan sonra eski hocalarımla konuşacağım, eski sınıfımdan arkadaşlarımla oturacağım istersen sende gel.
Emre: Olur, arkadaşların sıkıntı etmeyecekse neden olmasın.
Parla: Yok canım neden sıkıntı etsinler, akşam görüşürüz o zaman.
Emre: Görüşürüz.
Bu konuşmadan sonra Mira bana anlamlı, anlamlı bakmak dışında bir şey yapmadı. İkimizde elbiselerimizi seçtiğimiz için kasaya geçtik ve ben ödemeyi yaptım. Eve dönmek için otobüse bindik. Otobüsteyken Mirayı sadece arkadaşım olduğunu ve yalan yanlış şeyler söylememesi onuşunda uyardım. Ama ne fayda. Eve döndüğümüzde Mira’nın ağzı torba değil ki büzesin. "Anne! Ablamın sevgilisini bulduk, hem de çok yakışıklı!" diye bağıra bağıra girdi içeri. Annem ve abim anında etrafımı sardı.
"Arkadaşım diyorum! Sadece tesadüfen karşılaştık!" diye kendimi savunsam da Mira durmadı: "Anne, ablam çocuğa 'canım' dedi! Resmen bakışıyorlardı!"
Benim kibarlık ifadesi olarak herkese kullandığım bir şeyin yanlış anlaşılması sinirimi bozmuştu. “ Ya ALLAH aşkına ben ne zaman bakışmışım. Konuşmak dışında bir şey yapmadım. Ayrıca hanginizle konuşsam gözünüzün içine bakıyorum ya!”
Selçuk(abim): Ay umarım Mira doğru söylüyordur. Yoksa bu gidişle evde kalacaksın.
Parla: Ay sanki evlenmek isteyen var. Ben halimden çok memnunum. Ayrıca daha 23 yaşındayım.
Annem: Ben senin yaşındayken abine hamileydim, ağzımı açtırma şimdi benim. Neyse sen onu boşver de çocuğun adı ne onu bir söyle bakayım
Ben ağzımı açmadan çok sevgili kardeşim heyecanla konuşmaya başladı.
Mira: Adı Emre. Bizim karşı sınıfta kardeşi varmış. Ablam çocuğu akşam arkadaşlarıyla oturmaya devam etti. Ama anne çocuğu bir görsen çok yakışıklı. Boyu uzun, kasları var, tarzı zaten mükemmel bir de efendi kibar vallahi onda on çocuk.
Annem bu duruma benden daha çok sevindi. "Bak Parla, bu akşam o mezuniyete en güzel halinle gideceksin. Emre miydi adı? O çocuk da oradayken sönük kalma!"
Ne dersem deyim kendimi dinletemediğim için daha ok konuşmadım ama herkesin içten içe de olsa benim adıma sevindiğine fark ettim. Ve hayatım boyunca anlam veremediğim ve veremeyeceğim tek şey sanırım buydu. Bir kız veya erkek yalnız hayatına devam edemez miydi illa yanında bir eş olmak zorunda mıydı?
Akşam boyu resmen seferberlik ilan edildi. Annem o sade siyah elbiseyi (Mira'nın zoruyla beyaza çevirdiğimiz o efsane parçayı) özenle hazırladı. "Sanki sen mezun oluyorsun," diye takıldı abim ama gözlerindeki o 'gururlu abi' ifadesini görebiliyordum. Hazırlanırken içimdeki anksiyete yerini tatlı bir heyecana bırakmaya başlamıştı. Belki de korktuğum gibi olmazdı...
Evet annemin mükemmel bulduğu o kombin özenle yıkadığı kısacık beyaz elbisenin altına uzun beyaz topuklu bot giydirmiş ve yine beyaz normalde istesek asla almamıza izin vermeyeceği beyaz ufak çantasını vermişti. Asla çıkarmadığım en yakın arkadaşımın verdiği gümüş kolyeyi her zamanki gibi takmıştım ve annem bu ne zaman yapsam sinir olsa da parmaklarıma da bir sürü gümüş yüzük takıştım. Abimin özel isteği üzerine de saçlarımı su dalgası yapmıştım. Bu kadar abartı bana yettiği için sabahki makyajımın aynısını sadece biraz kapatıcı ekleyip tekrar yapmıştım. Açıkça söylemem gerekirse kendimi hiç rahat hissetmiyordum çünkü aşırı dikkat çekiyordum ayrıca olası bir tehlike durumunda hareketlerim kısıtlanıyordu.
Ama kardeşim o kadar güzel olmuştu ki. Herkes gözlerini odan alamayacaktı. Saçına yaptığı maşa kepi ile birlikte çok güzel duruyordu. Aldığı elbiseye ve gözlerinin rengine uygun mavi bir makyaj yapmıştı ve cübbesinin de mavi olması ile renk uyumu çok güzeldi. O da benim gümüş takılarını takmıştı ve kelebekli topuklu ayakkabılarıyla tam bir melek gibi görünüyordu.
Akşam olduğunda eski okulun bahçesine girdik. Işıklar, müzik sesi, gülüşmeler... Ama benim gözlerim sürekli etrafı tarıyordu. Korktuğum o yüzü görmemek için dua ediyordum.
Tam o sırada siyah bir araç bahçenin girişinde durdu. Kapı açıldı ve içinden jilet gibi bir takım elbiseyle Emre indi. Yanında da kardeşi Mert vardı. Emre bizi görünce doğrudan yanımıza yürüdü. Gözleri üzerimde takılı kaldı.
Emre: "Vay canına... Beyazın sana yakışacağını biliyordum ama bu kadarını hayal etmemiştim Parla. Harika görünüyorsun."
"Teşekkür ederim, sen de... fena değilsin," dedim. Mira bu tepkime bir tık sitem ederek
Mira: Fena değil derken, açıkçası şöyle bir bakıyorum ki etraftaki en yakışıklı iki erkek bizim karşımızda dikiliyor.
Parla: Abartmasan mı?
Mira: Sence ben abartıyor muyum? Etrafına bir bak bütün kızlar tam olarak Emre abiye bakıyor.
Parla: Ay kızlar bunlar her erkeğe bakıyor onlar. Ayrıca neden Emre ye baksınlar ki senin ne kadar güzel olduğundan haberin var mı? Ya da benim…
Mert: Evet bu arada konusu açılmışken çok güzel olmuşsun Mira.
Mira bir anda hıçkırmaya başladı ve teşekkür etti. Bu kızı anlamıyordum, neden hayatında ilk defa iltifat alıyormuş gibi heyecanlanmıştı.
Emre: (gülerek) Hadi siz arkadaşlarınızın yanına gidin bizde senin arkadaşlarını bulalım
Parla: Onlar arka bahçededir gel o tarafa geçelim, tanıştırayım seni.
Arkadaşlarımı görünce çok sevindim ve hemen tek tek hepsine sarıldım. Çok uzun süredir görüşmüyorduk ama o güzel samimiyeti hiç kaybetmemiştik. Hocalarımın gelmesini beklerken Emre’yi arkadaşlarımla tanıştırdım. Emre ve diğer arkadaşlarım beklediğimden daha çabuk kaynaşmışlardı. Havadan sudan konuşurken biraz olsun rahatlamıştım. Beklediğim kişiyi görmediğim için kendimi daha rahat hissediyordum ve eğleniyordum. Ama tam o anda, okulun karanlık köşesinden bir silüet belirdi.
O çocuktu. Bana takıntılı olan, yıllardır kabusum olan o yüz. Bizi gördüğünde yüzündeki o çarpık gülümseme yerini saf bir öfkeye bıraktı. Emre’nin bana gülümsediğini fark etti. Yanımda bir erkek olduğunu görmesi ona yetmişti, ama birde bizim karşılıklı kahkaha atmamız daha çok sinirlenmesine neden olmuş olmalı ki yumruklarını sıktı ve üstüme doğru yürümeye başladı. Onu her gördüğümde otomatik yaptığım iğrenme ifadesini farkında olmadan yine yapmıştım, bu onu kızdırmış olmalı ki adımları hızlandı. Ve evet korktuğum o şey olmuştu. Kara Vurgun tekrar dönmüştü.
SON
Yorumlarınızı bekliyorum