Küçük bir kasabanın tozlu yolunda, kıvırcık, kızıl-turuncu saçları rüzgarda uçuşan genç bir kız koşuyordu. 17 yaşına giren Morgala'ydı bu. Yüzünde neşeli bir ifade yoktu; aksine, kasabanın onu dışlamasının getirdiği bir sıkıntı ve öfke vardı. Koşarken, bazı evlerin kapıları korkuyla yüzüne kapandı. Pencerelerden onu izleyen fısıltılar duyuyordu: "O bir cadı... Lanet olası cadı..." Morgala, bu sözlere aldırış etmeden tahtadan yapılmış, kasabanın sonundaki eski ve küçük evlerine doğru hızla ilerledi.
Kapıyı açtığında, içeri adım atar atmaz, gözlerini kocaman açtı. Evin loş ışığında, kardeşinden de yakın iki dostu Zyra ve Thessara duruyordu. Zyra, hareketli ve çocuksu ruhuyla elinde minik bir pasta tutuyordu. Pastanın üzerindeki tek bir mum ışıl ışıl parlıyordu. Thessara ise, Morgala'dan birkaç yaş küçük olsa da, her zaman olgun davranmaya çalışan bir tavırla gülümsüyordu.
"Doğum günün kutlu olsun, abla!" diye cıvıldadı Zyra. "Biliyoruz, kasaba yine canını sıktı," dedi Thessara, biraz buruk bir sesle. "Ama biz buradayız."
Morgala, yüzündeki somurtkan ifadeyi silip, bir anda duygulandı. Aileleri onları terk ettikten sonra, bu üç kız, birbirlerinin her şeyi olmuşlardı. Oysa ki Morgala'nın tek istediği, artık 17 yaşında, olgun bir kadın gibi hissedebilmekti, ancak her geçen gün kasabanın baskısı altında daha da çocuksu hissediyordu.
Zyra, elindeki minik paketi uzattı. "Bu, sana doğum günü hediyem!" diye heyecanla mırıldandı. Morgala paketi açtığında, içinde nadir bulunan, parlak siyah renkli bir örümcek olduğunu gördü. Örümcek, avucunun içinde kıpırdarken, Morgala'nın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. "Teşekkür ederim, Zyra. O çok güzel!"
Tam o sırada, kapıya gürültüyle vuruldu. Kapıdan gelen ses, kasaba başkanının sesiydi. "Açın kapıyı! Yoksa zorla içeri gireceğiz!" diye bağırıyordu.
Zyra, panikle "Evde yokuz!" diye bağırınca, Morgala sinirle kolundan tuttu. "Ne yapıyorsun?" diye çıkıştı. Kapının arkasındaki gürültü artıyordu. Yapacak bir şey kalmamıştı. Morgala, derin bir nefes alarak kapıyı açtı.
Karşısında, kasaba başkanı ve öfkeli halk duruyordu. Başkan, "Morgala, kasabamızın düzeni için evlenmen gerekiyor. Belki böylece üzerindeki lanet de kalkar," dedi. Morgala evlenmek istemediğini söyleyince, başkan onu zorla kolundan tutup götürmeye çalıştı. Zyra ve Thessara, ablalarına yardım etmek için koşarken, halktan birkaç kişi onları durdurdu.
Tam o anda, Zyra'nın hediye ettiği örümcek, Morgala'nın yakasından çıkıp başkanın omzuna düştü. Başkan, örümceği görünce dehşetle bağırdı: "Bir iblis! Bu kız bir iblis taşıyor!" Korkuyla elini sallayınca Morgala'yı bıraktı. O anlık kargaşadan faydalanan üç kardeş, koşarak yasak ormana doğru kaçtılar.
Ormanın derinliklerine doğru koşarlarken, arkalarından gelen gürültüler giderek azaldı. Korku, tüm benliklerini sarmıştı. Birbirlerine baktılar, gözlerinde sadece belirsizlik vardı. Zyra, titreyen sesiyle, "Ne yapacağız?" diye sordu. Morgala, "Korkmayın," dedi ve üçü de birbirlerinin ellerini sımsıkı tutarak, korktukları zaman yaptıkları güven çemberini kurdular. Birbirlerinin yüzüne bakarak, "Bir şey olmayacak," diye fısıldadılar ve dönmeye başladılar.
Tam o sırada, bir kuzgun başlarının üstünden uçarak uzaklaştı. Şaşkınlıkla etraflarına bakarlarken, rüzgarın taşıdığı büyüleyici bir şarkı duydular. Arkalarını döndüklerinde, siyah cübbeli, genç ve güzel, sarı saçlı bir kadın gördüler. Kadın, sessiz ve manipülatif bir sesle, "Gel buraya, küçük kız," diyerek Zyra'yı yanına çağırdı. Zyra hipnotize olmuş bir şekilde kadına doğru yürürken, Morgala bir anda kolundan tutarak onu kendine çekti. "Sen de kimsin?" diye sordu. Kadın ise alaycı bir şekilde gülümsedi. "Ne yani? Benden korkmadın mı?"
Morgala, "Senden neden korkalım?" diye karşılık verdi. Kadın, tam sinirle onlara saldırmak üzereyken, bir anda durdu. Gözleri Morgala'nın üzerinde takılı kaldı. "Sen..." diye fısıldadı. "Sende bir güç var... bir kudret var." Morgala anlamaz bir şekilde kadına bakarken, kadın onlara cadılıklarını, bir zamanlar var olan meclisleri ve tüm cadıların nasıl yok edildiğini anlattı. "Ve sen," dedi Morgala'ya dönerek, "sen bir cadısın. Bugün 17 yaşına girdin. 17 yaşında tüm cadılar güçlerini kazanır."
Morgala, "Yaşımı nereden biliyorsun?" diye şaşkınlıkla sordu. Kadın, gizemli bir gülümsemeyle, "Ben her şeyi bilirim," dedi ve pelerininin içinden, insan derisinden yapılmış, kapağında tek bir göz figürü olan ürkütücü bir kitap çıkardı. Kitabı Morgala'ya uzattı. "Siz çok güçlü olacaksınız. Bu benden sana bir doğum günü hediyesi."
Morgala ve kardeşleri heyecanla kitabı incelemeye başladılar. Sayfalarını karıştırırken, aniden bir sayfada durdular. Sayfa, yasak bir büyüden bahsediyordu, ancak kitap, sanki canlıymış gibi o sayfayı hemen kapattı. "Ne oldu?" diye sordu Zyra korkuyla.
Kadın onlara açıklama yaptı. "O büyüden kitap hoşlanmaz. Asla o büyüyü yapmayın," dedi ve üç kızdan söz istedi. Morgala, Thessara ve Zyra, korkuyla kadına söz verdiler. Ardından, tekrar kitabı incelerken, kadına bir şey sormak için başlarını kaldırdılar, ancak kadın bir anda ortadan kaybolmuştu. Onu bekleyen kuzgun da uçup gitmişti. Üç kardeş, birbirlerine şaşkınlıkla bakakaldılar, sonra bir anda kahkahalarla gülmeye başladılar.
O gece, aldıkları kitabın ve büyülerinin yardımıyla, kasaba başkanından intikam almak için ilk ritüellerini gerçekleştirdiler. Küçük bir büyüyle başkanın evine bir yıldırım düşürdüler, yangın başladı. Halk, örümceğin iblis olduğunu düşünerek yangını söndürmeye çalışırken, üç kız ormanda sevinçle gülüşerek birbirlerine baktılar. Güçleri, onlara ilk kez bir zafer duygusu yaşatmıştı.
Yıllar geçti. Seravine, Zyra ve Thessara, zamanla korkulan ve güçlü cadılar oldular. Sonsuza dek genç ve güzel kalmak için çocuk ruhları aldılar. Bir gün, yine bir çocuğun ruhunu almaya çalışırlarken halk tarafından yakalandılar. Kasabanın meydanında, "Karanlık Ayna Kardeşler" olarak asılarak idam edileceklerdi.
Son anlarında, ölmeden önce kitaplarını çağırdılar ve bir büyü yaptılar. Büyü, bir bakirenin 17. yaş gününde yakacağı sonsuz bir mumun onları geri getireceğini söylüyordu.
Ve hikayemiz, günümüz 2025 Salem'ine geliyor...