İçeriğe geç

KARANLIK

Bölüm 6 · 16 dk okuma

KARANLIK

Bölüm 6

Bölüm 1: Hoşçakal



*"Bir savaşın tam ortasındaydım sanki Düşman çok kötü ve acımasız . Ben... Ben sadece ayakta kalmam gerektiğini adım kadar iyi bilen ve öyle de yapan çaresiz biriyim. Defalarca kez düşmanın önünde yere düşürüldüm, elimde silahım hiç bir zaman olmadı. Zırhım kendimdim. Kendimi korumam için hep kendimi feda ettim. Şimdi düşman savaş meydanında yokken zırhımı çıkarabilirdim. Gölgesine sığınabileceğim bir annem vardı çünkü. Ve annemin gölgesine sığınıp birazcık ağlayabilirdim
öyle değil mi?"*

...

Koskoca iki gün... Her anını annemle geçirdiğim.

Bir sürü ilaçlar ve fizik tedavilerle annemi ayağa kaldırıp yürütmeye başlamıştık. Gözlerimizde mutluluk gözyaşları... Birbirimize umutla bakıyorduk.

Annemden, morlukları ve yara izlerini saklamak için kolu uzun şeyler giyiyordum. Fark edip üzülmesini istemiyordum.
En azından şimdilik.

Ne kadar da acıydı değil mi? Annemden ders notlarımı saklamam gerekirken morluklarımı ve yara izlerimi saklamam...
Hep bi normal bir hayatımın olmasını dilemiştim. Sabahları kalkıp güzel bir kahvaltı yapıp okuluma gitmeyi, okul çıkışlarında arkadaşlarımla vakit geçirmeyi, sinamalara, gitmeyi çok istemiştim, hep hayaldi bunlar. Normal bir hayatı dilemek benim için hayalden öteye geçemiyordu. Hayatım bir enkaz gibiydi, ve ben onun altındaydım. Çabaladıkça daha da batıyordum derinlere.

Bir çıkış yolu arıyordum, bir ışık...hayatımın zifiri karanlığında mumla arıyordum mutluluğumu...

Bazı insanların yaşamaktan sıkıldığı hayatları ben her gün düşlüyordum.

İlerde aşık olur muydum acaba? Erkeklerden nefret ediyordum çünkü. Bir gün bedenimde ve ruhumda açılan bu yaraları sarar mıydı biri...tutup sürüklemek yerine okşar mıydı saçları mı? Korur muydu beni bu hayattan. Çekip alır mıydı o dipsiz kuyulardan...
Morlukları kapatmak için değilde kendimi iyi hissetmem için makyaj yapmayı öğretir miydi bana? En önemlisi bana bu hayatı sevdirir miydi?

Olur muydu tüm bu hayallerim? Çok mu şey istiyordum ki?

İçim dolup taşmak üzereydi yine. Tumblr hesabına girip içimi dökmeye başladım. Nasıl oldu bilmiyorum ama insanların yazdığım şeylere ilgi duyması çok güzel. En azından yazdığım şeylerin bir yerlerde tanımadığım bilmediğim insanlar tarafından okunuyor olması...çok güzel.
Her gün benim birşeyler yazmamı bekleyenler varmış . Yazdıklarım onlara ışık oluyormuş. Ne mutlu bana...
Ama ne acı...yaşadıklarım ve yazdıklarımın bana sadece acı veriyor olması...

klavyenin üzerine damlayan gözyaşlarımla birlikte yazıyordum.

"Bir ev düşünün dışı o kadar ihtişamlı o kadar güzel ki...insanların bakmaya doyamadığı bir ev...çoğunun içinde yaşamayı hâyâl edip durduğu bir ev...denize bakıyor ve manzaralı.
Ama;
Bilmiyorlar ki o evin içi dışı gibi değil. İçi...dışı gibi değil!"

Bi kaç cümle yazabilmiştim sadece. Bu benim hayatımın özetiydi Belki de... Yaşadıklarımı yazmak ya da bi kaç cümleyle ifade etmek bile bana tekrar tekrar yaşatıyordu sanki herşeyi. Bedenim ve ruhum o kadar yara almıştı ki...
İyileşmem mümkün değildi.

Derin bir nefes alıp uygulamadan çıktım.

Saat 15:55' di. Annemin fizik tedavi saatine sadece 15 dakika kalmıştı. Şuan da annem odasında dinleniyordu.

Bense masamın başında öylece oturmuş duruyordum.
Kafamı oturduğum dönerli koltukta geriye yaslayıp kafamı yukarı kaldırdım ve Gözlerimi kapattım.Çalan şarkılar eşliğinde, Bi kaç dakika öylece durdum.

Daha sonra masamın başından kalkıp odamın kapısına doğru yöneldim. Dört beş adım sonra öylece durdum. Yanından geçtiğim gardrop aynasından kendimi görmüştüm. En son ne zaman bakmıştım aynaya bilmiyordum. Küstüm ben aynalarla. Onlar bana yara bere içindeki mutsuz bir kızı gösteriyordu çünkü. Bakınca kendimi çok kötü hissediyordum. Görmek istemiyordum kendimi.

Belki de kaçıyordum kendimden. Acılarımla yüzleşmekten...

Daha fazla dayanamayıp derin bir nefes aldım ve hızla Odamdan çıkıp prensesimin odasına gittim.Oyuncaklarıyla meşkuldü.

"Prensesim"

Sesimi duyunca elindeki oyuncakları bırakıp koşarak yanıma geldi. Bende eğilip onunla aynı hizaya gelerek sımsıkı sarıldım ona.

Onu o kadar çok seviyordum ki... Annem ve prensesim benim herşeyimdi. Yaşama sebebimdi. O cani adamın kötülüklerinden hep birbirimizi korumaya çalıştık annemle ben. İçimin rahat olduğu tek şey o adamın prensesime zarar vermiyor olmasıydı. Ve hatta kıyamadığı tek kişi oydu. Bu dünyada sevdiği tek kişi... Ve biz bunun için Allah'a çok teşekkür ediyorduk. Çünkü o küçücük bedeni kaldıramazdı o acıları.

"Eylül neredeydin sen?"

"Odamdaydım canım. Hem ne oldu ki canın mı sıkıldı senin?"

Suratını asıp konuşmaya başladı.

"Benimle kimse oynamıyo Eylül"

Şuanda o yanaklarını ısırmak istiyordum. O kadar tatlı konuşuyordu ki.

"Hmm"

Kafasını sallayarak suratını daha da çok astı.

Bu durum benim gülmeme sebep olsa da sinirlenmiş gibi yaparak konuşmaya başladım.

" Kimmiş bakalım seninle oynamayan, hemen yakalayalım onları. Kimse benim prensesimi üzemez!"

Saniyeler içerisinde Asık olan suratı yerini sevinç çığlığına bırakmıştı.

"Yakalayalııım!"

Elimden tutup beni çekiştirerek odadan çıkardı. Merdivenleri de aynı şekilde inerek soluğu mutfakta aldık.

Mutfağa girer girmez gülerek bağırdı.

" Eylül orada! Yakala!" Sevinçle kıkırdayarak yerinde zıplıyordu.

Bu evdeki tek mutluluk kaynağımdı. Onun yanında her şeyi unutup gülebiliyordum.

Eliyle gösterdiği yere baktığımda aşçımız Nurcan ablanın oğlu Mehmet'i gördüm. Aynı yaştaydık. Kardeşim gibiydi o benim. Beraber büyümüştük. Ama o kadar spor yapıyordu ki bu yaşta baya kas yapmıştı.

Elindeki su dolu bardağı tezgahın üzerine bırakıp gülerek bize döndü ve ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. O sırada bende gülmeye başlamıştım. Ellerini indirip yanımıza geldi ve Ece'nin önünde diz çöktü.

"Ohoo Ecem olmazki böyle sen çok çabuk yakalıyorsun ama"

"Sende saklansaydııın"

"Öyle mi yapsaydım" gülerek eğilip Ece'nin yanklarından öptü.

Ece o kadar eğleniyordu ki.

Daha sonra ayağa kalkıp bana baktı.

Tam konuşacakken Ece araya girdi.

"Eylül yakaladık şimdi ne yapacağız?"

Ece'nin sorusuna ikimizde gülmüştük.

Bir iki saniye düşünmüş gibi yapıp konuşmaya başladım.

"Seninle yarım saat boyunca oynama cezası verelim mi?" Bakışlarımı gülerek mehmet'e çevirdim. O da gülüyordu.

Ece sevinçle kıkırdayarak yerinde zıplarken ben mehmet'e dündüm.

"Annemin fizik tedavisi var şimdi doktor gelecek yarım saat ilgilenir misin? Ya tabi senin de bi işin yoksa."
Gülümseyerek cevap verdi.

"Bi işim yok ilgilenirim. Sen annenin yanına git." Elini Ece'nin saçlarına koyup gülerek cevap verdi. " Hem Ece hanımla vakit geçirmek bir şereftir."

"Peki o zaman size iyi eğlenceler."

Gülümseyerek onları mutfakta bırakıp annemin yanına geldim.

Dakikalar sonra annemi doktor eşliğinde yürütmeye başlamıştık Yürüyordu artık...

...

Doktor yaklaşık yarım saat sonra evden ayrılmış bizde annemle odada hâlâ yürümeye devam ediyorduk.

Annem bir süre sonra ayakları yorulup yere düşecekken ani bir refleksle onu tutmaya çalışırken giydiğim siwit t-shirtüm kolumda yukarıya doğru toplandı ve kahretsin...
Hemen kapatmaya çalıştım. Hiç bir şey olmamış gibi annemi yatağına oturttum. İçimden dualar ediyordum görmemiş olması için. Üzülmesini istemiyordum.

Ben hiç konuşmadan annemin yastlandığı yastığı düzeltirken birden konuşmaya başladı.

"Gördüm." Dediği şeyle eğik olan kafamı kaldırıp yüzüne bir süre baktım. Yutkundum.

"Neyi anne?"

Sonra gözlerimi ondan kaçırıp bu seferde üstünü örtmeye çalıştım. Uzanıp kolumdan tuttu ve dolu gözleriyle konuşmaya başladı.

"Saklama benden. Çok canını yaktı değil mi?"

Yutkundum.

"Y-yok hiç bir şey olmadı anne." O an söylediklerimi gözlerim yalanlıyordu. Gözlerimden akan bir damla yaşı elimin tersiyle hızla sildim.

" Yapma kızım her zaman güçlü olmak zorunda değilsin. Birazda bırak aksın o göz yaşların."

Anneme dolu gözlerimle bakmaya devam ediyordum. Haklydı belki de, fazlasıyla güçlü durmuştum, birazcık ağlayıp sonra yine güçlü olurdum. Bu kadarını da hak etmemiş miydim. Kendime söz vermiştim hep güçlü olacaktım. Olmak zorundaydım. Ama o kadar yıpranmıştım ki...sadece vücudum değil ruhumda yıpranmıştı.
Sonra annem uzanıp bana sıkı bir şekilde sarıldı. O an tıka basa dolu olan içim patlamıştı belki de. Gözyaşlarım hıçkırıklara dönüşmüştü. Durmak bilmiyordu. Ağlıyordum.

Bir savaşın tam ortasındaydım sanki. Düşman çok kötü ve acımasız . Ben... Ben sadece ayakta kalmam gerektiğini adım kadar iyi bilen ve öyle de yapan çaresiz biriyim. Defalarca kez düşmanın önünde yere düşürüldüm, elimde silahım hiç bir zaman olmadı. Zırhım kendimdim. Kendimi korumam için hep kendimi feda ettim. Şimdi düşman savaş meydanında yokken zırhımı çıkarabilirdim. Gölgesine sığınabileceğim bir annem vardı çünkü. Ve annemin gölgesine sığınıp birazcık ağlayabilirdim öyle değil mi?

Dakikalarca orada annemin omzunda ağladım. O yaralarıma merhem sürdü ve ben öylece ağladım. İçime gömdüğüm acılarım, gözyaşlarım bir bir gün yüzüne çıkmıştı sanki.

Meğerse ne kadar da çok şey sığdırmışım içime...

"Eylül!"

Alt kattan gelen bağırışla korkudan yerimden sıçradım. Bu oydu. İki gündür şehir dışında olduğunu biliyordum. Ama gelmişti şimdi.

Annem yüzüme korkuyla bakıyordu.

"Anne sen uyu ben aşağıya gidiyorum. Korkma hiç bir şey olmayacak. "

"Hayır Eylül. Kaldır beni bende geleceğim yalnız göndermem seni."

"Anne lütfen, hiç bir şey olmayacak merak etme. Aşağı inip iki dakika sonra hemen geleceğim yanına."
Annemin itiraz etmesini beklemeden telefonumu da ceketimin cebine koyup fermuarını kapattım ve hızla odadan çıktım.
Merdivenleri titreyen ayaklarımla düşmemeye çalışarak hızlı bir şekilde indim.

Mutfaktan çıkarken gördüm onu. Bir iki adım daha atıp durdum. Gözlerim eceyi arıyordu. Her ne olacaksa onun gözlerinin önünde olsun istemiyordum. Ama yoktu. Onu mehmet'e emanet etmiştim. Odasında olmalıydı.

O kadar sinirliydi ki nedeni neydi acaba. Sinirlendiren her kimse yürek yemiş olmalıydı.

"Hazırlan, gidiyorsun."

"Ne, nereye?"

"Sana hazırlan dedim!" Sesi tüm evi inletse de nedenini öğrenmeden dediği şeyi yapmayacaktım.

"Neden?"

"Gerçekten öğrenmek istediğine emin misin? Süpriz olur diye düşünüyordum. "

Yüzündeki piskopat gülüş daha da büyürken benim Kafam daha da çok karışmaya başlamıştı.

"Evet öğrenmek istiyorum. Söyle neden?"

" Evleniyorsun. " Yüzündeki sırıtış sinirlerimi bozarken. Dediği şeyle şoka girmiştim.

"Ne?"

" Duydun işte. Tabi evleneceğin adam seni sadece kendisi için mi kullanır yoksa başkalarına da mı kullandırır bilemem."

Pişkince kurduğu cümle benim beynimde şok etkisi yaratırken o sanki çok basit bir şey söylemiş gibiydi.

Sinirimden Çılgına dönmüştüm.

"Ne diyorsun sen pislik herif!" Bu sefer evin içinde yankılanan ses benimkiydi.

"Kızım."

Arkamdan duyduğum annemin sesiyle hemen arkamı dönüp merdivenlerden bakıcının yardımıyla inen annemi gördüm.

"Anne."

" Oo kimler gelmiş. En heyecanlı yerinde geldin. Kızın evleniyor bak Zeliha."

"Ne? Ne saçmalıyorsun sen kemal!"

" Anne niye geldin. Sevda abla annemi tekrar odasına götürür müsün? Hadi anne lütfen. Çık odana geleceğim bende."

" Hayırdır nereye Eylül hanım. Dediğimi anlamadın galiba. Hazırlan gidiyorsun!

"Kemal!"

"Karışma sen!"
Anneme bağırması dan hemen sonra araya girdim.

"Hiç bir yere gitmiyorum ben."

Derin bir nefes alıp konuştu. Sinirinin iki katına çıktığını anlayabiliyordum.

"Öylemi?"

"Evet öyle."

Benim kendimden emin duruşum onu o kadar sinir ediyordu ki.

Konuşmaya devam ettim.

" Ben annemi ve kardeşimi burada yalnız bırakmam. Onlarsız hiç bir yere gitmiyorum!"

Elini beline doğru götürüp ceketinin altından silahını çıkardığını gördüm. O an kalbim korkuyla atmaya başlamıştı.

"Onlarsız gidemezsin öyle mi?"

Hiç bir cevap vermeden o elinde tuttuğu şeye bakıyordum.

O sırada annemde yanıma gelmişti. Yavaş yavaş yürüyerek onunla benim arama geçti.

Ben annemi kolundan tutup engellemeye çalışsam da kolunu ellerimden kurtarıp aralarında tam on adım kalana kadar yürüyüp, durdu.

O silahı hiç acımadan kaldırırken ben koşar adımlarla annemin çaprazına geldim.

Şu anda hayatımı mahveden bir insanın elinde silah, diğer tarafta da bu hayata katlanma, yaşama sebebim tam karşımdalardı.

Ne yapacağımı bilmiyordum.

Annemin gözlerinin içine baktı ve ...
O an anlamıştım bir felakatin olacağını.

"Yapma!...ne olur..." O an son sözlerim bunlardı. Son sözlerim diyorum. Çünkü, daha ben cümlemi dahi biteremeden o sesi duydum... silah sesini...

Çığlıklarım, göz yaşlarım, haykırışlarım.. bir saniye öncesini getirebilir miydi bana? Yok olan bir şey tekrar var olabilir miydi?

Gözlerimin önünde yere yığılan bir beden...vücudu güçsüz düşüp kendini yere bırakırken bile gözleri hâlâ gözlerimde. Hâlâ beni düşünüyor, korumak istiyor biliyorum. Ama ben onu koruyamadım. Söz vermiştik birbirimize o cani adamın kötülüklerinden hep birbirimizi koruyacaktık, mutlu olacaktık bu karanlığın gölgesinde...

Şok içinde kalakalmıştım. Ne yapılırdı şimdi. Ne yapmalıydım. Tam anneme doğru koşar adımlarla ilerliyordum ki silahı tekrar anneme doğrluttuğunu gördüm. O an sadece avazım çıktığı kadar bağırarak onu engellemeye çalıştım. İkinci bir kurşun olmazdı olamazdı. Annemi tamamen hayattan koparırdı belkide. Eğer yaşama ihtimali varsa bile onu elinden alamazdı bu adam.

"Dur!"
Durmayacağını biliyordum. Öfkesi, nefreti o kadar çok ki bize ne kadar kan dökerse döksün o nefreti asla dinmeyecekti. Sonumuz onun elindendi, biliyordum.

Kapıdan içeri koşar adımlarla giren korumalara takıldı gözüm. Biri tam iki üç adım çaprazımda durmuştu. O an o korumanın belindeki silaha çarptı gözüm. Hiç düşünmeden hızla korumanın belindeki silahı tutup çektim belinden. Şu anda bu tuttuğum şeyin adını dahi ağzıma alamazken, şuan ellerimin arasındaydı. Hiç düşünmeden hareket ediyordum. Düşünmezdim de zaten vaktim yoktu.

Belinden silahı aldığım koruma tekrar almaya çalışsa da sıkı sıkı tutuyordum şimdi.
Silahı doğrulttum ona, babama...

Gözlerimin içine bana acır gibi baktı. Sonra bakışlarını yerde acı içinde kıvranan anneme çevirdi. Onunla birlikte bende anneme baktım. İçim gitti o an. Bedeni acılarla doluydu şimdi.

Bu sefer elinde tuttuğu silaha çevirdim bakışlarımı. Yutkundum.

"Vedalaş küçük hanım."

Kurduğu cümle benim hareke geçmeme neden olmuştu. Ellerim titriyordu ama ondan önce ateşlemeliydim.

Tetiğe bastım. O an sesler birbirine karıştı. Sadece iki ayrı silah sesleri. Aynı anda değildi...

Ellerimin arasından kayıp düşen silah...annemin gözlerinin kapanışı...
Peki o? Ne olmuştu ona? Vurmuş muydum onu?

Gözyaşlarım hızlanarak hıçkırığa dönüşmüştü. Kanlar içinde kalan tek kişi annem değildi.

Vurmuştum onu. Ama geç kalmıştım. Sadece bir saniye önce ateşleseydim silahı annem bir kurşun daha yemeyecekti...

Yaptığım şey vücudum da deprem etkisi yaratırken bedenim Öylesine titriyordu ki.

Kalakalmıştım.
Ama böyle duramazdım.
Yaşadığım şeyin etkisinden zoraki bir şekilde sıyrılıp gözyaşları içinde annemin yanına diz çöktüm.

Gözleri kapalıydı. Bedeni dayanamamıştı o kadar acıya.

O kadar çok ağladım, o kadar çok bağırdım ki... bir süre sonra Başımın dönmesiyle annemin yanında kendimden geçtim ve bedenimi bir boşluğa bıraktım sanki...
Tek hatırladığım şey, annemin ellerini sıkı sıkı tutuyor oluşumdu.

...

Bize ne olmuştu şimdi? O dışı ihtişamlı olan evin içinin kötülüğü dışına mı taşmıştı?

O evden çıkamamış, hapsolmuştuk. O cehennemden çıkışımız bu şekilde mi olacaktı? Yıllardır hayalini kurduğumuz çıkış bu çıkış mıydı?

Bu bir kurtluş muydu? Yoksa bir son mu?

Adına ne dersek diyelim ama bu... benim kayboluşum...

...

" Uyanmadı mı?"
" Yok, daha aynı."

Duyduğum şeyler hayal miydi, yoksa gerçekten bir konuşma mı duymuştum. Anlam veremiyordum.

Açmaya çalıştığım göz kapaklarım sanki birbirine yapışmış gibiydi. Zoraki bi şekilde az da olsa açabildiğim gözlerimden gördüğüm bulanık görüntüler saniyeler sonra netleşmeye başlamıştı.

Gördüklerim sadece bir hastane odasında oluşum ve açık olan kapıdan görünen siyah takım elbiseli adamlardı.

O an sadece bir iki saniye neden burada oluşumu sorguladım. Beynim acımasızca olan bütün herşeyi tek tek gözlerimin önüne sunmuştu o bir iki saniye içerisinde.

Telaşla kolumda ki serumu söküp yerimden hızla kalktım ve kapıda bekleyen adamların yanına koştum. Beni fark ettiklerinde ben çoktan yanlarındaydım.

Sormaktan o kadar çok korktuğum şeyi derin bir nefes alıp sordum.

" Annem. Annem nerede? İyi mi?" Telaşla ard arda sıraladığım sorularıma karşımda duran iki adam hiç bir cevap vermeden sadece başlarını eğdiler. Bu...bu ne demek oluyordu?

Ellerim titriyordu, başım dönmeye başlamıştı. Sanki yer ayaklarımın altından çekiliyordu.
Dünya durmuş. Dönmeyi bırakmıştı sanki.

Adamlardan biri beni kolumdan tutup koridorda ki koltuklardan birine oturtturdu.

Nefes alamıyordum sanki.

Gözyaşlarım yerini şiddetli bir Hıçkırığa bırakırken... titreyen ellerimle yüzümü kapattım.
Sinir krizi geçirir gibiydim sanki. Annemden biliyordum. Böyle oluyordu. Ağlıyor ve bağırıyordum.

Bu hayata tutunma sebebimin biri artık yoktu...
Onca şeye onun için katlanmıştım. Güç buluyordum annemden. Bu hayata dayanabilmem için...
bir gün o cehennemden kurtulacağımızı hayal edip durmuştuk hep. O korulmalarla çevrili kapıdan hiç kimseye hesap vermeden çıkıp gidecektik üçümüz. Bu hayatın yaşanabilir bir yer olduğunu görmek için çıkacaktık o kapıdan.
Umudumuzu hiç kaybetmemiştik. Umut bizim tutunduğumuz tek dalımızdı.
Ve şimdi o dal kırılıp ellerimde kalmıştı. Yere düşmüştüm. İşte şimdi gerçekten kimsesizdim. Yalnızdım.

Birden ellerimi yüzümden çekip hızla ayağa kalkıp. Koridorda koşmaya başladım. Hiç durmadan koşuyordum. Arkamdan benimle birlikte koşan korulmalarla.

Önüme çıkan herkese delirmişcesine annemi soruyordum. O ölemezdi. Ölmemeliydi. Onu kaybedemezdim.
Biz onsuz ne yapardık.

Nefes nefese gözyaşları içinde koşarken birden bi el uzanıp kolumdan tuttu ve beni hızla kendine çekti.

O güçlü kollar bedenimi sımsıkı sarmıştı. Kafamı kaldırıp baktığımda bana sarılanın Mehmet olduğunu gördüm. Bende ona sarıldım. Daha sonra Beni yavaşça bir koltuğa oturttu.
Kendiside yanıma oturdu ve elleriyle gözyaşlarımı silmeye başladı.

Yüzümü kapatan dağınık saçlarımı eliyle geriye doğru düzeltti. Ve kafamı göğsüne yaslayıp sarıldı.
Gözyaşlarım şimdi sessizce akıyordu. İçime ağlıyordum sanki.

Bilir misiniz? İçimize akıttığımız gözyaşları içimizde birikip bir yağmur bulutuna dönüşür. Ve bizi en savunmasız anımızda ıslatmaya başlar. O yağmurlar o kadar şiddetlidir ki... ıslanmaktan kaçamayız.
Ve biliyordum içime akıttığım gözyaşlarım bir gün beni sırılsıklam edecekti. Boğulacaktım belki de.

Kafamı yavaşça kaldırıp Mehmet'in gözlerine baktım. Hüzünlüydü.
Sonra o cevabından korktuğum o soruyu sordum.

"O. o nasıl?" Yutkundum. Vereceği hangi cevaba üzülmeliydim. Eğer onu öldürdüysem. Ben...ben bir katil mi olurdum. H-hayır ben buna dayanamazdım. Ama eğer yaşıyorsa...o zaman bu hayatı bana dar ederdi. Olmayan hayatıma kâbus gibi çökerdi. İşte savaş o zaman olurdu. Savaşın tam ortasına atılırdım. Ve darbelerden bu sefer kendimi koruyamazdım. Cehennemi tam anlamıyla yaşardım belki de...

"Yaşıyor. Yoğun bakımda." Duyduğum şeyle derin bir nefes aldım. Ne kadarda zormuş bir insanın canını yakmak. Bunu hergün bana ve anneme nasıl yapıyordu.

Birden aklıma gelen şeyle hemen yerimden kalktım.
Mehmet de benimle birlikte kalkmıştı.

"Ece? Ece nerde!" Ben korkuyla sorarken Mehmet kolumdan tutup beni rahatlatmaya çalıştı.

"Şişt sakin ol Güvende, merak etme."

Derin bir nefes aldım ve kalktığım koltuğa tekrar oturdum, geriye yastlanıp kafamı duvara koydum ve gözlerimi kapattım.

Boğazım düğümlenmişti sanki yutkunamıyordum. Gözyaşlarım kapattığım göz kapaklarıma rağmen akmaya devam ediyordu.

"Eylül"

Mehmet'in sesiyle kapattığım gözlerimi tekrar açıp göz yaşlarımı silip yerimde doğruldum.

"Eylül veda zamanı geldi"

nefesim kesilir gibi olmuştu Bir anda 'Veda zamanı...' ne yani bu bir son muydu?
Bu annemi son görüşüm mü olacaktı?

Mehmet'in yardımıyla oturduğum yerden kalktım. Dizlerim tutmuyordu.

Bedenim bir ölü gibiydi. Nereye doğru çekilirse oraya giderdi sanki. İçime kocaman bir sessizlik çökmüştü. Ve o sessizlik benim nefesimi kesiyordu. Nefes alamıyordum.

Yavaş yavaş yürüyüp geçtik koridorları.

...

Koskoca bir saat geçip gitti. Mehmet'in kollarında bir sersem gibi dolaştım. Korumalarda peşimizdeydi. Herzamanki gibi.

Bir süre sonra kendimi o en son olmak isteyeceğim yerde buldum. Mezarlıkta...

Hiç kimse yoktu, bi kaç koruma ve biz. Kim tanırdı ki bizi, koskoca kemal Alkan karısını mı öldürdü diyeceklerdi. Bu o pislik herifin hiç işine gelmezdi. Eminimki sağ kolu olan adamları bunu kimseye duyurmamıştır.
sessiz sedasız bırakıp gidecektik annemi. Tam da istedikleri gibi.

O kadar çok ağladım o kadar çok gözyaşları döktüm ki mezarın başında.
Ama hiçbiri bana annemi geri getirmiyordu.
Hiçbiri...

Aynı şekilde korumalar eşliğinde Mehmet'in kollarında çıkıp gittik oradan. Bitmişti. Yoktu artık annem.
Onu karanlığa gömüp çıkıp gittik oradan.

"Eylül, beni takip et."

Güçsüz vücudumla başımı kaldırıp Mehmet'e anlamayarak baktım.

Yüz ifadesi çok gergindi. Sanki birşeyler oluyor gibiydi.
Mehmet yanımızda duran korumalara dönüp konuşmaya başladı.

"İki dakikaya geliriz."
Korumalardan iri yapılı bir adam Mehmet'in kolundan tutup onu uyarır gibi konuştu.

"Mehmet. Oğlum bak işi bitince çıkın. Sana güvendiğimden girmiyoruz içeri Yoksa biliyorsun."

"Biliyorum adem abi. İki dakika lavaboya gidecek ben kapıda beklerim sen merak etme. Bu halde kaçamaz öyle değil mi?"

Adam kafasını onaylar anlamda salladı. Ve Mehmet beni hızla bi restoranta doğru çekiştirmeye başladı. Neler oluyordu hiçbir anlam veremiyordum.

Mezarlıktan ayrıldıktan sonra yolda buradan geçerken Mehmet benim miğdemin bulandığını söyleyerek durdurmuştu arabayı.

Restoranta girdiğimizde içerisi bomboştu. Kapalı bir restoranta mı girmiştik anlayamamıştım.

İçeriye girdiğimizde bizi kapıda takım elbiseli bi adam karşıladı. Ve bizim onu takip etmemiz gerektiğini söyledi. Uzunca bir koridordan geçip tam merdivenleri cıkacaktıki yanından geçtiğimiz yerde yazan şeyi okuduğumda mehmet'e dönüp.

"Burası işte."

Ben kısık sesimle işaret ederek lavaboyu gösterirken Mehmet derin bir nefes alıp konuştu.

"Eylül o korumalardan kurtulmak içindi. "

Dediği şeyle kaşlarım çatılırken kolumdaki ellerle tekrar çoktan önümüzdeki adamı takip etmeye başlamıştık bile.

Lüks bir yerdi.
Merdivenleri çıkıp bir kapının önünde durduk.

Önümüzdeki adam kapıyı tıklatıp içeriden onay sesini duyunca kapını kulpunu yavaşça indirip kapıyı araladı ve bizi eliyle içeriye davet etti.

Ben ürkekçe atarken, Mehmet kendinden emin ve sakin bir şekilde atıyordu adımlarını.

Şaşkın bakışlarla odanın içine göz gezdirirken
O an gördüğüm görüntüyle şok olmuştum.

Şaşkınlıkla Bir tanımadığım o adama birde kucağında tuttuğu eceye bakıyordum.

Ne oluyordu. Bunlarda kimdi. Neden buradaydık. Ve neden Ece o adamın kollarındaydı?

...

_________________________________________________

Bölüm sonu 💜

(Bu arada bölümlerin ismi şarkı isimleri olacak.)

🌼🌼🌼

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.