Elimde valizim ile son kez arkama dönüp bakıyorum. Tüm yalanların, kaosların, şiddetlerin yaşandığı cehennem yuvası. Benim için güzel anılardan çok kötü anıları olan, görülmediğim ve duyulmadığım bir ev. Yıllarca buradan kurtulmayı ümit ettim, bunun hayali ile yaşadım. Ailem tabirini kullanırken iğrendiğim insanların yüzlerini unutacağım günü sabırsızlıkla bekledim. Şimdi tam zamanı, kaçıp gideceğim buralardan. Sahte gösterişlerle dolu bir hayatta yaşamaktansa hiç bilmediğim fakat kendi ayaklarımın üzerinde durabileceğim bir hayat istedim hep. Bunu başarmak için de attığım adım kendimle gurur duymamı sağlıyor. Ben artık Onur Altay’ın prenses kızı Mira Altay değilim, gökyüzünde tek başına parlayan bir yıldızım.
Yürümekten sıkıldığım için ilk gördüğüm parka girdim, gölgelerin arasında bir bankı gözüme kestirip oturdum. Gözlerimi kapattım, bu sessiz sakin yerde düşüncelerimi toparlayabilirim. Plansız bir şekilde çıktım yola, ne yapacağım konusunda emin değilim. Hiçbir yer o cehennem yuvası ve içindeki canavarlardan kötü olamaz diye düşünüyorum sadece.
“Korkmuyor musun?” İrkilerek gözlerimi açtım, sese doğru döndüm. Benim yaşlarımda, sarışın bir kızdı. “Neyden korkmam gerekiyor?” Soğukkanlı bir şekilde konuşsam da her an panikatak geçirecek gibi hissediyorum. “Böyle bir yerde, bu kıyafetlerle gözlerini kapatmış oturuyorsun. Ya ben değil de kötü niyetli birisi yaklaşsaydı yanına.” O kadar haklı ki, daha dikkatli olmam gerekiyor. “Doğru söylüyorsun, dalgınlığıma geldi.” Kız gülümseyerek elini uzattı. “Ben Özge.” Ben de gülümseyerek elimi uzatıp sıktım. “Mira, memnun oldum.”
Ne kadar tatlı bir gülüşü var. Gözleri parıldıyor, çaktırmadan da beni süzüyor. Pek buralı gibi durmasa da sözlerinden anlaşılıyor burada yaşadığı. İlk dikkatini çeken şey kıyafetlerim oldu, demek ki bu işlerden anlıyor. O kadar dikkat etmiştim halbuki, en dikkat çekmeyecek kombini yaptım. “Burada ne işin var Mira? Yolunu mu kaybettin?” Kaçtığım sorulara gelmişti sıra. “Bir yolum yok. Evde istenmiyordum ben de valizimi toplayıp çıktım. Nereye gideceğimi bilmiyorum, nasıl bir yol izleyeceğimi de bilmiyorum.” Gerçekleri söyleyerek doğru mu yaptım acaba diye düşünürken Özge ayağa kalktı. “Dört arkadaşımla ufak bir evde yaşıyoruz, kimsemiz yok. İstersen gelip sen de bizimle yaşayabilirsin. Biliyorum çok saçma bir teklif, sadece aklıma başka bir şey gelmedi.” İki kez düşünmedim bile. “Kabul ediyorum.” Umarım bunun için pişman olmam, pek akıl kârı bir iş değil çünkü.
Özge sevinçle çantamı aldı, ben de elimde valizim ile onu takip ettim. Birlikte gecekonduların olduğu bir mahalleye girdik, çok ilerlemeden hemen köşedeki bir evin kapısını çaldı Özge. Kapıyı yine bizim yaşlarda bir çocuk açtı. Turuncu saçları ve çilleriyle sempatik bir görüntü oluşturuyordu. Çocuk önce bana sonra elimdeki valize baktı. Özge ona bir şey demeden elimden tutup evin içine soktu. Valizimi çilli çocuk içeri aldı, biraz mahçup hissettim ne yalan söyleyeyim. İçeride üç erkek daha vardı. Beynimde şüphe şimşekleri çakıyordu, ben tüm arkadaşların kız olacağını düşünmüştüm. O kadar aptalım ki, insan gitmeden önce bir sorar.
“Arkadaşlar bu Mira. Kendisinin gidecek bir yeri yok, bu yüzden ben de bizimle kalabilir diye düşündüm.”
“Bize sormadan, konuşmadan kendi kafana göre iş yaptın yani?” Buz gibi bir ses tonuydu. Korkumdan konuşan kişiye bakamadım bile. Özge itiraz etti. “Kızı burada tek başına bırakmak istemezsiniz diye düşündüm, acımasız olmadığınızı biliyorum.” Buz gibi ses tonunun sahibi sahte bir kahkaha attı. “Kızı buraya sormadan getirdin.”
Benim yüzümden bunların yaşanmasına izin vermek istemediğim için ellerimi sallayıp dikkatleri üzerime çektim. “Özür dilerim, çok haklısınız izinsiz geldik. Ama lütfen Özge’nin üstüne gitmeyin, ben şimdi çıkıp gideceğim zaten.” Valizime doğru hamle yaptığım sırada o sesi hemen arkamda duydum. “Hiçbir yere gitmiyorsun.”
Başımdan aşağıya kaynar sular dökülüyordu resmen. Korkmalı mıyım yoksa sinirlenmeli miyim bilmiyorum. Gerçekten beni misafir etmek isteyen iyi bir kız mı yoksa tuzağa düşüren bir oyuncu mu onu da bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum ve bu bilinmezlik beni çok korkutuyor. Teklifi kabul ederken ne düşünüyordum ki zaten? Ya buradan çıkamazsam ya beni işkenceler eşliğinde öldürürlerse. Kafamdan o kadar fazla kötü düşünce geçiyor ki, dayanamayıp çığlık atacağım. Hayır hayır, başım dönüyor. Gözlerimin önüne de karanlık çöktü. Hayır, şu anda bilincim beni terk edemez. Düşünceler beynimin içinde uçuşuyor, ellerim titriyor, her yer inanılmaz hızla dönüyor. Ve en sonunda bu kargaşaya dayanamayan bünyem kendini karanlık kollara bırakıyor.