İçeriğe geç

Karanlığın varisi

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Karanlığın varisi

Bölüm 2

Küllerle Mühürlenen Ant

Lilith Eclipsa Blackwood Velmore kralığının büyük prensesi kendisi ailesinin yanında ne kadar soğuk, asil ve duygusuz olsada aslında içindeki o küçük kız çocuğuyla asla küsmemiş ve hep barış halinde olmuştur ne kadar kraliyet ailesinin büyük kızı olsada onun tek güvendiği kişi köpeği Luis'tir o yüzden her zaman ailesi bir yere gitse kimseye görünmeden saraydan kaçar ve büyülü ormanda Luis ile kovalamaca oynar ve gece her zaman ona sarılarak uyurdu...
Draven Sinclair Lunarya kralığının büyük prensi ,kardeşi Leo ve annesi Victoria Sinclair'i neredeyse hiç görmemiştir kardeşini bir kez görsede annesi imparatoriçe Victoria'yı hiç görmemiştir elinde ona dair kalan tek şey zamanın da babası imparator Andrew'in imparatoriçe Victoria'ya ait olan yakut sarayındaki bütün eşyaları, izleri, hatıraları silerken yangından babasından gizli sadece bir tek şeyi kurtarabilmişti o da sadece bazı kısımları yanmış yüzü bile tam gözükmeyen portre siydi Draven sevgi yerine disiplin ve sıkı baskı altında büyüyen bir çocuk olmuştu bu yüzden içindeki o küçük çocuk çoktan umudunu kaybetmiş ve kendine küsmüştü..

Velmore Krallığı'nın üzerinde ağır bir sonbahar akşamı çökmüştü.

Sarayın yüksek kulelerinde yanan meşaleler, taş duvarların üzerine titrek gölgeler düşürüyor; uzaklarda, krallığın sınırlarını çevreleyen büyülü ormanın sisleri ay ışığının altında ağır ağır hareket ediyordu.

Velmore Sarayı'nın en yüksek odalarından birinde ise Lilith Eclipsa Blackwood, penceresinin önünde sessizce duruyordu.

Üzerindeki koyu renkli elbisenin etekleri taş zemine kadar uzanıyor, omuzlarına düşen saçları ay ışığında gümüşümsü bir renk kazanıyordu.

Elini pencerenin soğuk mermerine koydu.

Aşağıdaki bahçede, birkaç hizmetkârın aceleyle hazırlık yaptığını görüyordu.

Sarayda bir şeyler oluyordu.

Ve Eclipsa, kendisine söylenmeyen şeylerden nefret ederdi.

Özellikle de ailesi söz konusu olduğunda.

Arkasından hafif bir hırıltı duyuldu.

Eclipsa dönüp baktığında Luis'in kapının yanında oturduğunu gördü.

"Sen de mi fark ettin?" diye sordu Eclipsa.

Luis kuyruğunu salladı.

Eclipsa'nın yüzündeki sert ifade bir anlığına kayboldu.

"Gel buraya."

Luis hızla yanına koştu.

Eclipsa dizlerinin üzerine çöktü ve köpeğinin başını okşadı.

"Sarayda herkes bir şey saklıyor, Luis. Bunu hiç sevmiyorum."

Luis başını onun dizine yasladı.

Eclipsa hafifçe gülümsedi.

"En azından sen bana yalan söylemiyorsun."

Tam o sırada kapı çalındı.

Eclipsa ayağa kalktı.

"Buyur."

Kapı açıldı.

Cloe içeri girdi.

"Eclipsa."

Eclipsa kardeşine baktı.

"Cloe."

Cloe'nin yüzünde alışılmadık derecede neşeli bir ifade vardı.

"Babamız seni ve beni aşağı çağırıyor."

"Sebep?"

Cloe omuzlarını kaldırdı.

"Bilmiyorum."

Eclipsa kardeşinin yüzünü birkaç saniye inceledi.

Cloe bir şey biliyordu.

Bundan emindi.

Fakat üzerine gitmedi.

"Öyleyse gidelim."

Büyük salonun kapıları açıldığında Eclipsa, babası Arthur Blackwood'un tahtında oturduğunu gördü.

Yanında annesi Eleanor vardı.

Cloe ise Eclipsa'nın hemen arkasından içeri girdi.

Arthur'un yüzündeki ifade her zamankinden daha ciddiydi.

"Eclipsa. Cloe."

İki kardeş eğilerek selam verdi.

"Majesteleri."

Arthur elini kaldırdı.

"Başınızı kaldırın."

Eclipsa doğruldu.

Babası birkaç saniye boyunca ona baktı.

Sonra Cloe'ye döndü.

"Cloe'nin sizden bir isteği var."

Eclipsa kaşlarını hafifçe çattı.

Cloe öne çıktı.

"Babacığım..."

Arthur'un yüzündeki sertlik yumuşadı.

"Dinliyorum."

Cloe ellerini birbirine kenetledi.

"Lunarya Krallığı ile barış yapmanızı istiyorum."

Salon sessizliğe gömüldü.

Eclipsa'nın bakışları sertleşti.

"Lunarya mı?"

Arthur başını salladı.

"Evet."

"Onlarla barış mı?"

"Yalnızca barış değil."

Arthur ayağa kalktı.

"İki krallığın kan bağını birleştireceğiz."

Eclipsa'nın gözleri büyüdü.

"Ne?"

Cloe'nin yüzünde memnuniyet belirdi.

Eleanor sessizce başını eğdi.

Arthur devam etti.

"Cloe henüz evlilik çağına erişmiş değildir. Bu sebeple anlaşmanın gereğini sen yerine getireceksin."

Eclipsa'nın yüzündeki ifade dondu.

"Ne demek istiyorsunuz?"

Arthur'un sesi hiç değişmedi.

"Lunarya'nın veliaht prensi Draven Sinclair ile evleneceksin."

Eclipsa birkaç saniye konuşamadı.

Sonra kısa, soğuk bir kahkaha attı.

"Draven Sinclair."

Arthur cevap vermedi.

Eclipsa başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Eclipsa..."

"Hayır, Majesteleri."

Cloe araya girdi.

"Ama abla..."

Eclipsa ona döndü.

"Sen Draven'dan hoşlanıyorsun diye ben onunla evlenmek zorunda değilim."

Cloe'nin yüzündeki mutluluk silindi.

Arthur'un sesi salonu doldurdu.

"Yeter."

Eclipsa babasına baktı.

Arthur'un gözlerinde alışılmadık bir kararlılık vardı.

"Bu evlilik gerçekleşecek."

"Gerçekleşmeyecek."

"Gerçekleşecek."

Eclipsa'nın çenesi gerildi.

"Ben sizin kızınızım. Krallığınızın bir anlaşma mührü değilim."

Arthur birkaç adım ilerledi.

"Ve ben de bu krallığın kralıyım."

Eclipsa sustu.

Arthur'un sonraki sözleri daha ağırdı.

"Yarın sabah kahvaltıda kararını bana bildireceksin."

Eclipsa'nın gözleri daraldı.

"Ya reddedersem?"

Arthur'un yüzünde hiçbir duygu yoktu.

"Velmore'dan sürgün edilirsin."

Eclipsa'nın nefesi kesildi.

"Ve taht?"

"Cloe'ye geçer."

Salon buz kesti.

Eclipsa kardeşine baktı.

Cloe gözlerini kaçırdı.

Eclipsa'nın içindeki öfke kabardı.

"Demek mesele bu."

Arthur sustu.

"Ben reddedersem beni gönderip onu tahta çıkaracaksınız."

"Karar senindir."

Eclipsa babasına uzun uzun baktı.

Sonra eğildi.

"Öyleyse kararımı yarın duyarsınız."

Arkasını döndü.

Luis'in yanına gitti ve salondan çıktı.

Aynı saatlerde Lunarya Krallığı'nda...

Draven Sinclair, babasının çalışma odasının ortasında dimdik duruyordu.

İmparator Andrew Sinclair masanın arkasında oturuyordu.

"Evleniyorsun."

Draven'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

"Kimle?"

"Lilith Eclipsa Blackwood."

Draven'ın gözleri bir anlığına sertleşti.

"Velmore'un prensesi."

"Evet."

Draven kısa bir nefes verdi.

"Hayır."

Andrew masaya yaslandı.

"Bu bir teklif değildi."

Draven babasının gözlerinin içine baktı.

"Benim hayatım hakkında karar verme hakkını kendinizde görüyorsunuz."

"Çünkü sen bu imparatorluğun veliahtısın."

"Ve siz de benim babamsınız. İkisini birbirine karıştırmayınız."

Andrew'un bakışları soğudu.

"Öyleyse sana başka bir sebep vereyim."

Draven sustu.

Andrew ağır ağır konuştu.

"Anneni ve kardeşini görmek istiyorsan evleneceksin."

Draven'ın yüzündeki ifade ilk kez değişti.

"Annem..."

"Victoria."

O isim odanın içinde yankılandı.

Draven'ın aklına yıllardır sakladığı o portre geldi.

Yakut Sarayı'ndaki yangından kurtardığı, yüzü tamamen görünmeyen eski bir tablo.

Annesinden kalan tek şey.

"Kardeşim Leo'yu da..."

"Onları görmek istiyorsan emrimi yerine getireceksin."

Draven yumruklarını sıktı.

Babası onun zayıf noktasını bulmuştu.

Ve Draven bundan nefret ediyordu.

"Ne zaman?"

"Yarın."

Draven başını kaldırdı.

"Öyleyse yarın."

Ertesi sabah Velmore Sarayı'nın kahvaltı salonunda gümüş çatal bıçakların sesi duyuluyordu.

Eclipsa masanın başında oturuyordu.

Önünde dokunulmamış bir tabak vardı.

Arthur karşısına oturdu.

"Kararını verdin mi?"

Eclipsa başını kaldırdı.

"Vereceğim."

"Şimdi."

Eclipsa birkaç saniye sustu.

Sonra sandalyesinden kalktı.

"Ediyorum."

Arthur bekledi.

Eclipsa'nın sesi sakindi.

"Kabul ediyorum."

Cloe'nin yüzünde büyük bir sevinç belirdi.

Arthur ise yalnızca başını salladı.

Eclipsa devam etti.

"Fakat bir şartım var."

Arthur kaşını kaldırdı.

"Dinliyorum."

"Bu evlilik yalnızca krallıkların huzuru içindir. Draven Sinclair ile aramızda gerçek bir evlilik olmayacaktır."

Arthur kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.

"Öyleyse öyle olsun."

Eclipsa yerine oturdu.

Ama içindeki huzursuzluk dinmedi.

Çünkü artık geri dönüş yoktu.

Akşam olduğunda Eclipsa, Zümrüt Sarayı'na götürüldü.

Sarayın büyük yemek salonunda yüzlerce mum yanıyordu.

Masanın diğer ucunda Draven oturuyordu.

İkisi ilk kez bu kadar uzun süre aynı odada bulunuyordu.

Draven ayağa kalktı.

"Eclipsa."

"Draven."

İkisi de oturdu.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonunda Draven konuştu.

"Bu evliliğin ne olduğunu açıkça belirtmek istiyorum."

Eclipsa kadehini masaya bıraktı.

"Buyurun."

"Bu yalnızca kâğıt üzerindedir."

Eclipsa'nın dudaklarında küçümseyen bir gülümseme belirdi.

"İlk kez aynı konuda hemfikiriz."

Draven'ın bakışları sertleşti.

"Benim odama girmeyeceksin."

"Memnuniyetle."

"Benim işlerime karışmayacaksın."

"Zaten niyetim yok."

"Ve sarayda karşılaştığımızda birbirimize müdahale etmeyeceğiz."

Eclipsa hafifçe öne eğildi.

"Bir şartla."

Draven bekledi.

"Sen de benim hayatıma müdahale etmeyeceksin."

"Anlaştık."

Eclipsa ayağa kalktı.

"Öyleyse anlaşmamız tamamdır."

Draven da ayağa kalktı.

"Tamamdır."

Eclipsa kapıya doğru yürüdü.

Draven arkasından seslendi.

"Eclipsa."

Eclipsa durdu.

"Ne?"

Draven'ın yüzünde soğuk bir ifade vardı.

"Bu evlilikten hiçbir şey bekleme."

Eclipsa başını hafifçe çevirerek ona baktı.

"Merak etmeyin, Majesteleri."

Gözlerinde meydan okuyan bir parıltı belirdi.

"Sizden bekleyebileceğim tek şey, sözünüzün arkasında durmanızdır."

Draven cevap vermedi.

Eclipsa odadan çıktı.

Draven ise yalnız kaldı.

İkisi de aynı anda aynı kararı vermişti.

Birbirlerinden uzak duracaklardı.

Birbirlerini görmeyeceklerdi.

Birbirlerinin hayatına girmeyeceklerdi.

Ve bu evlilik yalnızca kâğıt üzerinde kalacaktı.

Fakat ikisinin de bilmediği bir şey vardı.

Velmore ile Lunarya arasındaki yüzyıllık düşmanlık, iki insanın verdiği basit bir sözle sona ermeyecekti.

Çünkü bazı anlaşmalar mürekkeple değil...

kaderle yazılırdı.

Bölüm sonu

1 yorum