1.Bölüm:Sırlar
Her Sır Bir Gün Açığa çıkar
kardeşimi geçirmişti.Kral da kardeşimin evleneceği adam olacaktı. Saçmalık.
Annem öleli daha birkaç gün olmuştu, biraz beklenebilirdi,babam bir
Bugün kız kardeşimin taç giyme töreni vardı. Evet ondan büyük olan bendim buna rağmen babam kuralları bozmuş annemin ölümünden sonra tahta kızkaç hafta ülkeyi tek yönetebilirdi. Annem öldü ve kimsenin umrunda değil. Bir yere gömdüler ve bu kadar.
Ara sıra diyorum ki normal bir insan olsaydım,halktan biri olsaydım ne olurdu? Bunlar umrumda olur muydu? Bence olmazdı.
Şeytan diyorki yık ortalığı hakkını al, ama şeytan işte dinlenmemesi gerekiyor hemde meleklerin soyundan gelen ben için şeytanın benim aklımla oynaması bile saçma geliyor.
Aşık olduğum adam beni kız kardeşimle aldatınca, üstüne kardeşim yani Elara benim hakkım olan tahtı, tacı alınca, şeytana uyuyo insan, kardeşim olması fark etmez kin besliyorum ona
Bugün büyük gündü hem halk babamdan sonraki kralla tanışacak hemde yeni kraliçeleriyle. Tanışmaya fırsat verirsem tabi
Kapının biran açılmasıyla yerimden fırladım.
“Lyra ne yapıyorsun?” Diye kızdım hemen odama pat diye giren periye. Peri dediğime bakmayın gayet benim boylarımda insan gibi gözüken biri, tek özelliği kanatları var, uçabiliyor ve belirli bir yaşa gelince saraya hizmet etmesi gereken bir canlı işte. Doğduğundan beri hayatı belli. Benim, bizim gibi saray soyundan gelenler gibi değil.
“Hazırlanman lazım. Taç giyme töreni var!”
“Benim değil ama Elara’nın” diye çıkıştım.
“Yani bu senin oraya gitmiyceğin anlamına gelmiyor Viona!”
Diye bağıran Lyra’ya döndüm.
“Lyra, biraz daha bağırırsan o mavi kanatlarını koparacam. Ayrıca karşında bir prenses var ona göre davran”
Lyra bir adım geri çekildi sonra bana sakince baktı ve cevap verdi.
“Tamam o'zaman elbiseleri göstereyim. Şimdi şöyleki, mavi bir elbisemiz var”
Eliyle iki defa alkış yaptı ve bir elbise çıktı dolabımdan. Bebek mavisi tüllü cıvıl cıvıl bir elbiseydi yani benim tarzım değildi.
“Hayır, başka?” Dedim elbiseye bakarak.
“Peki, pembe bir tane var” dedi ve tekrardan alkışladı elleriyle.
Bu sefer gelen ise toz pembe simli hafif dekoltesi olan diz boyu bir elbiseydi. Çok günlük ve çok sıkıcı bir elbiseydi
“Hayır” dedim soğuk bir şekilde. Birşey söylemeden tekrar alkışladı.
Bu seferki daha berbat, limon sarısı bir elbiseydi
Elbiseyi incelemeden “kusucam şimdi Lyra, siyah birşey yokmu?”
“Var ama olmaz , beyaz olur ama bak” dedi ve yine bir elbise daha gösterdi
Elbise berbat ötesiydi. Tanrım bu elbiseyi kim giyer?
Upuzun,ayak bileğine kadar geliyordu, ne dar ne de boldu. Uzun kolları ince kumaş, bunaltıcıydı.
“Sence Lyra tabiki olmaz! Çekil şu dolaptan ben bulurum bişiler”
Dolabın önünde durup kapağını açık olan dolaptan siyah bir şeyler aramaya başladım. Gözüme takılan elbiseyi çıkardım dolaptan
Simsiyah,bel kısmı tül ile işlenmiş, eteği upuzundu, yere değiyordu eteği. Dapdardı, tam üzerime oturacak cinsten. Eteğin uçları yine tüldü. Kolları yoktu, askılı bir elbiseydi
“Buldum” dedim tatmin olmuşcasına.
“Hayır! Bu olmaz!”
“Neden Lyra?” Dedim merak etmesem de
“Bunu giyersen seni kötülük kraliçesi sanarlar da ondan” diyince göz devirdim, sakince gülümsedim, sahteydi tabi gülümsemem
“O kadar iyi yani, teşekkür ederim Lyra çıkabilirsin”
“Ama” dedi, onu dinlemeden tekrar konuştum
“Çık dedim Lyra!” Başını eğip odadan ayrıldı.
Lyra’nın çıkmasıyla içeri babamın girmesi bir oldu.
“Ne oldu majesteleri. Ben benim varlığımı unuttun sanmıştım?” Dedim dalga geçercesine
“Viona, lütfen böyle yapma tahta geçmek onun hakkıydı” diyince derin bir nefes aldım. “Bunu tartışmak istemiyorum neden geldin?” Dedim tekrardan bu sefer ciddiyetle.
“Biliyorsun seferdeydim. Sana bir hediye almıştım vermeyi unutmuşum” diyerek elimdeki kutuyu uzattı.
“Teşekkür ederim çıkabilirsin” dedim kutuyu yatağımın üzerine bırakırken.
“Bana kırgın olma lütfen” dedi babam
Ona doğru döndüm. “Ben sana kırgın değilim baksana kaç ay önce döndün seferden, annemle gitmiştin hatta. Baksana bana aldığın hediyeyi unutmuşsun sen! Ben daha büyüğüm ama tahta geçen Elara! Baba sen beni hiç sevmedin mi? Küçüklüğümden beri bana üvey muamelesi yapıyorsun. Bu sarayda prenses miyim yoksa değil miyim anlamıyorum ben, sen yapma asıl.” dedim kırgınca
İnsanlar bazen bencil olabiliyorlar. Kendisi kırılırken diğerlerinin kırıldığını umursamayacak kadar. Ablasının sevgilisi olduğunu bile bile o adamla flörtleşicek sonra da o adamla sevgili olacak kadar,Evlat kayıracak kadar. En kötüsü birinin gözünün önünde her gün daha çok çökmesini görürken sadece izlemek kadar.
Benim çevrem böyleydi. Sözde iyilik saray soyundan geliyorlar, kötülük yapanlara ceza veriyorlar ama kendileri en büyük cezayı almaları gerekiyor
Babam sadece yüzüme pişkince bakıyordu. “Abartma Viona” dedi soğukça.
Artık ona bağırmak dil dökmek istemiyordum.
Herkes benim bu kinimi taht için olduğunu sanıyor ama benimki sadece haksızlık.
Annem koymuş adımı. Annem beni doğurduktan sonra ona çok yardımcı olan bir ablası varmış o zamanlar. Annemin ablası tahtaymış, hatta evlenilecek adam arıyormuş. Fakat dünyaya varis vermeden kapatmış dünyaya gözlerini. Annem geçmiş o yüzden tahta birde benim adımı Viona yani ablasının adını vermiş.
Babam ben cevap vermeyince çıktı odadan.
Derin bir nefes alarak makyaj masama doğru ilerleyip oturdum. Makyaj masasının aynasına baktım, kendimi tokatladım hafifçe. “Kendine gel Viona” dedim.
Çekmeceden makyaj malzemelerini çıkardım. Koyu kırmızı rujumu alıp dudaklarıma sürdüm. Siyah göz farı ile eyeliner çekmeye çalıştım ve başardım. Maskaramı da sürdüm. Göz pınarlarıma da beyaz far, mükemmel gözüküyordum. Kapatıcı falan sürmedim çünkü bir yerim mor veya göz altım koyu değildi. Hatta pürüzsüz bir cildim vardı
Ayağa kalkıp elbiseye tekrar göz gezdirdim mükemmeldi.
Bir çırpıda giydim hemen elbisemi. Altıma siyah tülden yapılmış topuklu ayakkabımı giydim, ona rağmen hala yere değiyordu elbisem ve tam tahmin ettiğim gibi üzerime tam oturuyordu.
Hayatımı ben kraliçe olucam diye kurmuştum. O disiplinle büyümüştüm.Şimdi ise bütün planlarım altüst olmuştu.
Elana prensesti, kraliçe olacak kadar güçlü değildi ki o.
Babam derki “ayna kötü ruhları taşır.Odanda fazla ayna olması senin yanında birsürü kötü ruh demektir” Ben buna inanmıyorum. Aksine ayna senin kendinle yüzleştiğin yerdir. Çirkin isen çirkinliğini, güzel isen güzelliğini görmeni sağlar. Arkana bakmadan arkanı görebilmeni sağlar mesela. Kendinle yüzleşmen için en gerekli şeydir ayna.
Odamda bir sürü aynam vardı. Makyaj aynası, boy aynası, gardırobun üstünde bir ayna ve birkaç tane el aynası. Aynalar benim için farklıydı severdim onları.
Benim aksime Elara’nın odasında bir tane bile ayna yoktur, varsa bile en fazla bir tane el aynasıdır büyük ihtimalle. Belki de bu yüzden böyle egosu, kendisiyle yüzleşmediği için.
Derin bir nefes daha aldım. Saatler ilerledikçe göğsüm daraliyor nefes alışım zorlaşıyordu. Yapacaklarım belki hainlik belki de hakkını aramak diye geçecekti, belki de nankörlük diye anılacaktır.
Boy aynasının köşesine asılı olan siyah taşlı pelerine baktım. Annem öldüğü gün cenaze töreni için istemiştim saray terzisinden. Şapkasının yanları ve pelerinin uçları taşlarla doluydu, siyah parlak taşlar ve mat kumaş. O perelirini taktım şapkasini kapattım.
Odadan çıktım, tam karşı odamdan gelen sesler moralimi bozuyorlar diye dinlememeye çalıştım ama başaramadım, duydu kulaklarım “Bugün kraliçe oluyorsun Elara! Mükemmel gözükmelisin” diyen Lyra’nın sesini duyunca tekrar hatırladım kraliçe olmadığımı. “ Bu da senin kraliçe olman şerefine hediyen” diyen babamın sesinde ise anladım tekrardan sevilmediğimi. “Seni çok seviyorum iyiki benimlesin” diyen eski sevgilim ise bana istenmediğimi hatırlattı.
Dolan gözlerim ile kapının önünde duruyordum. Daha fazla dinlemek istemedim onları, daha fazla kırılmak istemedim, bir şeyleri daha hatırlamak istemiyorum.
Hızlıca oradan ayrıldım,yere sürtülen pelerinin taşlarından çıkan sesi umursamadan sarayın bahçesine oradan da halkın içine karışmak için dışarı çıktım.
Şövalyeler beni fark etmediler çünkü zaten Elara için uğraşıyorlardı. Süslerle, Davetli listesiyle, sarayda davetsiz misafirin girmesine engel olmak falandı görevleri.
Saraydan uzaklaştıkça insanlar çoğalıyordu, sesler artıyordu. Kalabalık bir pazara girmeden önce şapka ile yüzümü iyice gizledim tanınmamak için. “Elara prenses geçecekmiş tahta, kuralları bozuyor kral tahta geçmesi gereken Viona hem bilmiyor musunuz? Elara bir kere bile halkın yanında olmadı. Viona ise hep ilgilenirdi bizim gibilerle. Tahtı hak eden oydu” diyen adama doğru baktım. Bir satıcı ile sohbet ediyordu.
En azından benim için iyi bir şeyler düşünen birileri var.
Sohbet eden iki kişiye doğru yanaştım. “Viona prenses herşeyi kondurmaz kendine bişey yapar mı acaba kardeşine” diye sordum yüzümü göstermeden.
Satıcı “Ben olsam yapmazdım birşey, sonuçta kardeş. Ama Viona öyle değil yaparsa şaşırmam hakkını almış olur” deyince yüzümde bir gülümseme yayıldı.
Oradan ayrılıp pazarın içerisinde yürümeye devam ettim bir çığlık duyacağımı tahmin etmemiştim. Pazarın çıkışından geliyordu. Hemen oraya gittim bir kadın feryatlar içinde çığlık atıyordu.
“O benim oğlum bırakın onu!” Deyince kötü bir şey olduğunu anlayıp şapkamı açtım. Kadın beni gördüğünde “Prensesim nolur yardım edin oğlumu götürüldüler.”
Kadının gösterdiği yere baktım. Oraya doğru ilerledim. Kimse yoktu. En son vazgeçip geri döndüm. Sarayın önünde insanlar toplaşmaya başlamışlardı aralarına kaynadım. Yanımdaki biri “Biz kraliçe olarak Vionayı istiyoruz” diye bağırınca diğer insanlarda eşlik ettiler ona.
Gözümden akan yaş bu halkta hain olarak anılmayacağımı anladığımda aktı. Halk beni seviyor,istiyordu. Fakat kral ne derse oydu.
Sarayın içine girmek için şapkayı açıp kalabalıktan çıktım çoğu insan gördü tabiki beni bazıları bağırdı, bazıları haykırdı, bazıları ise sustu,sadece baktılar.
Saraya girip törenin yapılacağı yere doğru ilerledi .Elara yanımdan hızlıca geçince peşinden gittim. Babam başladı konuşmaya. Yanıma gelen şövalye ile bakıştık. “Ne oldu?” Diye sordum “Birşey yapmayacak mısın?” Diye sorduğunda sesinden onun Demon olduğunu anladım. Bu sarayda anlaştığım tek kişiydi.
“Bırak şovlarını yapsınlar benimki zaten kısa” dedim, bir şeyler yapacağım anlamış olacaktı yanımdan hızlıca ayrıldı. Babam “Tacını takalım” deyince hızlıca sahneye çıktım.
“Hayır! Takılmayacak, Neden biliyor musun?” Dedim babam yapma der gibi baktı bana umursamadan masanın üzerinde süslenmiş tacı elime aldım.
“Bu taç sizin iğrençliklerini görmemeli, annemin tacı sizin gibi şerefsizler tarafından takılmamalı.”
Tacı kırıcaktım normalde ama gönlüm el vermeyince sahnenin önündeki davetli kişilerden ayrı olan halka döndüm. “ Bu taç anca gerçek iyilerde olmalıdır” diyip tavı insanlara doğru fırlattım.
“Yeter artık Viona” diyen eski sevgilime döndüm. “Sen hiç konuşma Cedric”
Tekrarda insanlara baktım. “Babamdan sonraki kral,hem beni kız kardeşimle aldatan eski sevgilimdir. Şuan da kız kardeşimle nişanlılar haberiniz olsun ve evet Elara benim onunla sevgili olduğumu bile bile Cedric ile flört etti. Kraliçeninizi ve Babamdan sonraki kralı tanıyın istedim”
Babamın kafasındaki tacı hızlıca kapıp kafama taktım ve sahneden indim. Babamın odasına girip babamın gizli tuttugu ne varsa bulup tekrar sahneye çıktım. Bazıları aşk mektubuydu bazıları başka ülkeler ile sözleşmeler. Hepsinin tek aynı özelligi halktan saklanıyordu.
Babam elimdekileri görünce hemen “Viona sakına seni bu saraydan hatta bu ülkeden sürerim!”
“Baba lütfen yap bunu” dedim ve gülümsedim.
“Bunlardı kralınızın sizden sakladığı her şey” deyip kağıtları fırlattım.
Babamın tacını da kafamdan alıp yere çaldım, paramparça olan taca bir süre bakıp sahneden ayrılıp odama gittim.
Babam kesin beni sürecekti ülkeden ama umrumda değildi, lakin böyle yapması hoşuma giderdi.
Odada beklerken odama hızlıca giren Elara’ya baktım. “Abla neden yaptın bunu babam çok kızgın”
“Hakkettiniz” dedim mırıldanarak.
“Sadece bir taht için değmezdi Ablam” dedi üzgüngünce, kafamı kaldırdım, oturduğum yerden ayağa kalktım. “Sadece taht mı?” Diye sordum sakince.
“Ya başka ne?” Dedi. Yüzüme hiçbir şey yapmamış, masummuş gibi bakıyordu. Dışarıdan bakan bir insan suçsuz kardeşe abla kızıyor zannederdi.
“Başka ne öyle mi? Canım kardeşim sen benim sevgilimi aldın. Babam ben üveymişim gibi senin yaptığın her şeyde beni suçladı, Hakkım olan o tahtı, tacı sen aldın, çaldın benden. Sen benim elimdeki herşeyi aldın bana bıraktığın tek bir şey söyle ya ne bıraktın sen bana?”
Bağırmadım, sitem ediyordum sadece. Sustu, zaten sadece bunu yapabilirdi.
Babam girdi içeri burnundan soluyordu.
“Bu yaptığının cezasız mı kalacak zannettin” bana bakıyordu kızgındı. Hemde çok. “Ne yapacaksın. Sürgün mü edeceksin? Lütfen yap! Ben bıktım çünkü bunlardan”
Babam da sustu Elara ile birbirlerine baktılar. Elara belki de dayanamayarak, “Senden biz bıktık asıl sevdiğim adamı ilk sen aldın benden bende sevdiğimi geri aldım, bu taht en başından beri benimdi seni sadece oyalıyorlardı ve sen bunun farkında bile değildin. Sen bu kadarsın işte. Babam kendi çocuğu olmamana rağmen seni benden ayırmadı ve daha ne istiyorsun”
Sonra bir anda susup elini agzına götürdü.
“Ne?” Dedim. Beynimde tekrar tekrar duyuldu ses “babam kendi çocuğu olmamana rağmen seni benden ayırmadı”
Babam konuşmaya başlayınca ona döndüm. “Mağdem öğrendin ben açıklamasını yapayım. Seni savaş meydanında bulduk biz, annen çok ısrar edince seni evlat edindik. Daha doğrusu annen değil Dilruba.”
Sustum gözüm doldu. “Ben… hangi savaş meydanı?”
“Kötülük ülkesi” dedi Elara. Zafer kazanmiş gibi bakıyordu bana. Babam;”ozaman seni sürgün ediceğimiz yer o ülke olsun aileni bulursun belki. Şövalyeler!”
Şövalyelere seslendiğinde yere bakıyordum.
“Gitmem” dedim zarzor çıkan sesimle.
“Baba nolur? Tamam bak susarım ama sürgün yiyiceğim yer orası olmaz baba nolur”
Kötülükler ülkesindeki hiç kimse sevmezdi beni. İyilikler ülkesindeki en güçlü kişi olduğum hakkında dedikodu yaparlarmiş.
“Valizimi topla yarın derhal gidiceksin” dedi ve odadan çıktı “senin adına üzüldüm kendi adıma sevindim abla” abla kelimesini imalı söylemişti oda odadan çıktı sonra.
Yere çöktüm,dizlerimi karnıma çektip kafamı dizlerimin üstüne koydum.
İstemsizce hıçkırıyordum, vakit geçmeden yanaklarım da ıslanmaya başladı. Gerçekten üveydim. Üvey muamelesi görmüyordum zaten üveydim. Canımı acı
tan da buydu zaten. Ben muamele görüyorum derken gerçek olmasaydı. Annem, Dilruba olmasa öleceğimdi.