Babamın dünyası her zaman karanlıktı. Silah sesleri, kapalı kapılar arkasında fısıldanan fidyeler, gece yarısı gelen kanlı mukaveleler... İtalyan kökenli köklü bir ailenin gölgesinde büyürken, o karanlığın bana bulaşmaması için yıllarca direndim. Babam Edward Hayes, bu kirli krallığın başında bir tahtta oturuyordu ama ben o tahta hep sırtımı döndüm. Kendi küçük, sakin dünyamda, babamın gölgesinden uzakta bir hayat kurmaya çalışıyordum.
Tabii bu çaba, annemin ölümünden sonra neredeyse imkansız hale geldi.
Annem bu evdeki tek ışığımdı. O gittiğinde, evdeki tüm lambalar tek tek söndü. Onun yokluğunun yasını bile tutmama izin verilmeden, babam hayatımıza Firuze denen o kadını soktu. Firuze... Tırnaklarından diline kadar zehir saçan, babamın gücüne ve servetine göz dikmiş o cadı. Annemin anılarının sindiği bu malikanede onun ayak izlerini görmek, salonun en güzel köşesine yerleştiğini izlemek her gün boğazımda bir düğüm oluşturuyordu. Babamın onun her dediğine boyun eğmesi, annemin aziz hatırasına yapılmış en büyük saygısızlıktı. Firuze’yi hiçbir zaman kabullenmedim, kabullenmeyecektim de.
Konakta kalmak benim için adeta bir işkenceye dönüşmüştü. Yine de babamın tehlikeli dünyasından kaçmak, Firuze’nin varlığıyla daha da zorlaşmıştı. Çember etrafımda giderek daralıyordu.
Son zamanlarda babamın yüzündeki o gergin ifadeyi çok iyi tanıyordum. Yeraltı dünyasında büyük bir kırılma yaşanıyordu. Babamın en büyük rakibi olan Moretti ailesinin lideri ölmüştü. Herkes ortalığın durulacağını sanırken, sahneye onun oğlu geçmişti: Damian Moretti.
Damian’ın adını son zamanlarda evde, özellikle babamın çalışma odasından yükselen sert tartışmalarda sıkça duyar olmuştum. Babasının ölümünden sonra merhametsizliği ve soğukkanlılığıyla Moretti imparatorluğunun başına geçmiş, kimseye aman vermeyen bir fırtına gibi esmeye başlamıştı. Babam ondan hem nefret ediyor hem de içten içe çekiniyordu.
Onu henüz hiç görmemiştim. Sadece adının getirdiği o karanlık gölgeyi ve babamın gözlerindeki o tedirginliği biliyordum. Hayes ve Moretti aileleri arasındaki nefret köklüydü, kanla beslenmişti. Ve Damian Moretti, bu nefreti daha da körüklemeye kararlı görünüyordu.
İçimden bir ses, ne kadar uzak durmaya çalışırsam çalışayım, bu iki ailenin savaşının beni de içine çekeceğini fısıldıyordu. Bedenimden aşağı soğuk bir ürperti yayıldı. Henüz Damian ile yüz yüze gelmemiştim ama onun adının geçtiği her an, kaderimin benim iradem dışında çizilmeye başladığını hissedebiliyordum.
*****
Pencerenin kenarında durmuş, malikanenin geniş bahçesine fırlatılan yağmur damlalarını izliyordum. Arkamdan gelen topuklu ayakkabı sesleri, evdeki huzursuzluğumun kaynağını müjdeliyordu.
"Yine mi o kasvetli cama yapıştın, Lalin?"
Firuze’nin o yapmacık, iğneleyici sesi salonun duvarlarında yankılandı. Arkamı dönmedim. Onunla göz göze gelmek, annemin anısına her gün yeniden ihanet etmek gibi hissettiriyordu. Tırnaklarından diline kadar zehir saçan bu kadın, babamın güç hırsından faydalanıp bu eve bir prenses gibi yerleşmişti.
"Seni ilgilendirmez, Firuze," dedim sesimdeki soğukkanlılığı korumaya çalışarak.
"Bana bak kızım," diyerek yaklaştı, o ağır ve rahatsız edici parfümünün kokusu burnuma doldu. "Babana hürmet etmiyorsun anladık ama bana karşı o dilini sivriltme. Biliyorsun, baban bugünlerde çok gergin. Bir de senin kaprislerinle uğraşamaz."
Sertçe döndüm ve doğrudan gözlerinin içine baktım. "Bana 'kızım' deme. Sen bu evde sadece geçici bir gölgesin. Babamı kandırmış olabilirsin ama ben senin ne olduğunu çok iyi biliyorum."
Gözleri öfkeyle kısıldı, tam karşılık verecekti ki babamın çalışma odasının ağır ahşap kapısı açıldı. Babam Edward Hayes, yüzünde derin çizgiler ve alnında biriken ter damlalarıyla dışarı çıktı. Telefonu kulağındaydı, bir yandan da korumalarına işaretler yapıyordu.
"Halledin dedim size! Damian Moretti’nin limandaki sevkiyatımıza el koymasına izin veremezsiniz!" diye kükredi babam.
Moretti adı salonda bir bomba gibi patladı.
Babam telefonu hışımla kapattı. Firuze hemen yanına seğirtip o tatlı görünen ama zehirli gülücüklerinden birini takındı. "Edward, hayatım... Yine mi o çocuk?"
"O çocuk dediğin adam bir canavar oldu Firuze!" diye bağırdı babam, elini masaya vurarak. "Eski Moretti öldüğünde oğlunun işleri devralıp çökeceğini sanıyorduk. Ama Damian... Damian babasından çok daha merhametsiz. Limanı kilitledi, adamlarımızı geri çekti. Bizi kendi şehrimizde boğmaya çalışıyor!"
Ben sadece dinliyordum. Babamın bu kirli mafya dünyasından kendimi ne kadar soyutlamaya çalışsam da, o karanlık her geçen gün odamın kapısına kadar dayanıyordu. Lise ve üniversite yıllarım boyunca babamın işlerinden uzak durmak için çabalamıştım. Bir Hayes olabilirdim ama bir suçlu değildim. Yine de Damian Moretti adını duyduğumda göğsümün ortasında tuhaf, soğuk bir baskı hissettim.
Babasının ölümünden sonra Moretti imparatorluğunun başına geçen o adam... Kimsenin yüzünü kolay kolay göremediği, sadece kararlarıyla ve geride bıraktığı yıkımlarla anılan o gölge.
"Lalin," dedi babam aniden bana dönerek. Bakışlarında daha önce hiç görmediğim bir çaresizlik ve hesapçılık vardı. "Odalara kapanmayı bırak. Bu evde bir savaş çıkmak üzere ve senin de kimin tarafında olduğunu hatırlaman gerekiyor."
"Ben bu savaşın tarafı değilim baba," dedim dimdik durarak. "Sizin kanlı hesaplaşmalarınıza beni dahil edemezsin. Firuze ile kurduğun bu sahte krallıkta bana yer yok, senin işlerinde de olmayacak."
Babam tam üzerime yürüyecekti ki bahçeden yükselen ani fren sesleri ve ardından gelen kargaşa çığlıkları evi sarstı.
Korumaların bağırtıları, yağmurun sesini bastırdı. Birkaç saniye sonra malikanenin büyük giriş kapısı devasa bir gürültüyle açıldı.
Dışarıdaki sağanak yağmurun getirdiği soğuk rüzgar salona dolarken, kapının eşiğinde uzun boylu, siyah paltolu bir siluet belirdi. Yağmur damlaları omuzlarından süzülüyordu. Koyu renk saçları geriye taranmıştı ve simsiyah gözleri salondaki herkesin üzerinde adeta bir cellat gibi gezindi.
Gözleri babamı geçti. Firuze’nin korkuyla geri çekilişini teğet geçti.
Ve doğrudan benim gözlerimde durdu.
Nefesim boğazımda tıkandı. İçimdeki nefret ve korku birbirine karışırken, gelen adamın kim olduğunu sormama gerek bile kalmamıştı.