Gece, bu topraklara her zamankinden daha erken çökmüştü.
Gökyüzünde devasa bir kızıl ay yükseliyor, ay ışığı siyah bulutların arasından süzülerek Carmilla Şatosu’nun sivri kulelerini aydınlatıyordu. Şatonun çevresindeki orman sessizdi.
Fazla sessiz.
Uzaklardan yalnızca savaş borularının boğuk sesi duyuluyordu.
Carmilla, yüksek kulelerden birinin penceresinin önünde durmuş, elindeki eski mektuba bakıyordu.
Mührü çoktan kırılmıştı.
Mektuptaki son cümleyi tekrar okudu.
“Üç gece içinde sınır birlikleri harekete geçecek. İlk saldırı kuzey kapısından gelecek.”
Carmilla’nın parmakları kâğıdın kenarını sıktı.
— Demek sonunda başladılar…
Arkasından ağır adımlar duyuldu.
Carmilla dönmeden konuştu.
— Babam mı?
— Hayır.
Ses sakindi.
Derin ve melodik.
Carmilla bir anda arkasını döndü.
Kapının yanında kimse yoktu.
Kılıcını çekti.
— Kim var orada?
Cevap gelmedi.
Sonra koridorun karanlığından bir nota yükseldi.
Tek bir müzik notası.
Ardından bir diğeri.
Carmilla’nın bakışları karanlığa çevrildi.
— Müzik mi?
Karanlığın içinden bir adam çıktı.
Siyah kıyafetleri ay ışığını neredeyse tamamen emiyordu. Uzun saçları omuzlarına düşüyor, elindeki enstrümanın tellerinden hafif bir melodi yükseliyordu.
Carmilla kılıcını ona doğrulttu.
— Bir adım daha atma.
Adam durdu.
Yüzünde sakin bir ifade vardı.
— Beni karşılayan herkes önce silahını çekiyor.
— Buraya izinsiz giren herkesin şansına göre değişir.
Adam hafifçe gülümsedi.
— O hâlde şanslı olduğumu umuyorum.
Carmilla gözlerini kıstı.
Onu tanıyordu.
Hakkında söylentiler duymuştu.
Geceleri ortaya çıkan, savaş meydanlarında müzik çaldığı söylenen gizemli vampir…
Cecilion.
— Sen…
Cecilion başını hafifçe eğdi.
— Cecilion.
Carmilla’nın ifadesi sertleşti.
— Seni buraya kim gönderdi?
— Kimse.
— Yalan söylüyorsun.
— Bazen insanların bilmediği şeyler yalan gibi görünür.
Carmilla kılıcını indirmedi.
— Savaş kapımızda. Düşman orduları sınırlarımıza yaklaşmışken şatoma gizlice giriyorsun ve bana bilmece anlatıyorsun.
Cecilion’un yüzündeki ifade değişti.
— Savaş hakkında konuşmak için geldim.
— Neden?
Cecilion pencereye doğru baktı.
Kızıl ay tam karşılarında yükseliyordu.
— Çünkü bu savaşın düşündüğünden daha eski bir nedeni var.
Carmilla’nın kaşları çatıldı.
— Ne demek istiyorsun?
Cecilion cevap vermeden önce birkaç saniye sustu.
Sonra enstrümanının tellerine hafifçe dokundu.
Şatonun içinde yankılanan melodi, tuhaf bir şekilde huzur vericiydi.
Fakat melodinin altında başka bir şey vardı.
Bir uyarı.
— Yıllar önce, bu topraklarda iki vampir hanedanı vardı, dedi Cecilion. — Biri kuzeyi, diğeri güneyi yönetiyordu. İki hanedan da aynı kanı taşıyordu. Sonra bir gece, kadim bir mühür kırıldı.
Carmilla’nın yüzündeki şaşkınlık gizlenemedi.
— Kan Mührü…
Cecilion ona baktı.
— Demek sen de biliyorsun.
— Sadece bir efsane olduğunu sanıyordum.
— Efsaneler bazen gerçeğin unutulmuş hâlidir.
Tam o anda şatonun dışından büyük bir patlama duyuldu.
Carmilla hızla pencereye koştu.
Uzakta, kuzey tepelerinde gökyüzünü aydınlatan turuncu bir ışık yükseliyordu.
Savaş başlamıştı.
Şatonun çanları çalmaya başladı.
Askerlerin bağırışları koridorları doldurdu.
Carmilla kılıcını kavradı.
— Burada kal.
Cecilion başını çevirdi.
— Nereye gidiyorsun?
— Savaşmaya.
— Tek başına mı?
Carmilla kapıya yöneldi.
— Ben Carmilla’yım. Tek başıma olmadığımı kanıtlamaya ihtiyacım yok.
Cecilion arkasından baktı.
Sonra sakin bir şekilde yürümeye başladı.
— O hâlde sana eşlik edeceğim.
Carmilla durdu.
— Sana ihtiyacım yok.
— Bunu söyleyenlerin çoğu, yardıma en çok ihtiyaç duyanlardır.
Carmilla ona ters bir bakış attı.
— Sen gerçekten sinir bozucusun.
Cecilion gülümsedi.
— Bunu daha önce de duydum.
İkisi birlikte şatonun merdivenlerinden aşağı inmeye başladılar.
Dışarı çıktıklarında soğuk gece havası yüzlerine çarptı.
Ufuk tamamen kırmızıydı.
Savaş meydanında yüzlerce asker ilerliyordu.
Kılıçların metal sesi, atların ayak sesleri ve savaş boruları birbirine karışıyordu.
Carmilla öne çıktı.
— Hazır olun!
Askerler onun etrafında toplandı.
Cecilion ise birkaç adım geride durdu.
Bir süre savaş alanını izledi.
Sonra enstrümanını kaldırdı.
İlk nota duyuldu.
Rüzgâr bir anda yön değiştirdi.
İkinci nota…
Toprağın üzerindeki sis hareket etmeye başladı.
Üçüncü nota…
Uzaklardaki düşman askerlerinin ilerleyişi yavaşladı.
Carmilla dönüp Cecilion’a baktı.
Gözlerinde ilk kez şaşkınlık vardı.
— Bu güç…
Cecilion’un gözleri savaş alanına kilitlenmişti.
— Henüz hiçbir şey görmedin.
Melodi yükseldi.
Karanlık gökyüzünde kızıl ayın önünden siyah kuşlar geçti.
Ve o anda savaş meydanının diğer ucunda, zırhlı bir figür ortaya çıktı.
Figür elini kaldırdı.
Tüm düşman ordusu aynı anda durdu.
Cecilion’un yüzündeki sakin ifade kayboldu.
— O…
Carmilla ona baktı.
— Ne oldu?
Cecilion ilk kez gerçekten endişeli görünüyordu.
— Bu mümkün değil.
— Cecilion?
Cecilion gözlerini figürden ayırmadı.
— Kan Mührü’nü kıran kişi…
Bir an sustu.
— Geri dönmüş.
Kızıl ay gökyüzünde daha da yükseldi.
Ve savaş, gecenin karanlığında başladı.
Carmilla kılıcını kaldırdı.
Cecilion yeniden melodisini çalmaya başladı.
İki farklı güç, aynı savaş meydanında yan yana duruyordu.
Henüz ikisi de bilmiyordu.
Bu gece yalnızca bir savaşın başlangıcı değildi.
Onları birbirine bağlayacak kaderin de ilk notasıydı.