Sabahın ilk ışıkları perdelerden sızarken Lina gözlerini açtı. Uyuyabildiğini söylemek zordu. Geceden beri defalarca dönüp durmuş, Kuzey’in gözlerini, sesini, uyarılarını zihninden atmaya çalışmıştı. Ama başaramamıştı. O bakışlar, ruhuna işlenmiş gibiydi.
“Unutma,” demişti. Sanki beynine kazınmıştı bu kelime.
Başını yastığa gömdü. *Nasıl unutabilirim ki?* diye düşündü. Hayatında ilk kez böylesine ürkütücü ve aynı zamanda büyüleyici birini görmüştü. Tehlike ve cazibe… ikisi de Kuzey’in gözlerinde aynı anda vardı. Ve Lina, istemese de bu girdaba kapılıyordu.
---
Kahvaltı masasında annesi, her zamanki gibi sessizdi. Babasıysa gazeteye gömülmüş görünüyordu. Normalde Lina bu durumdan sıkılırdı ama bu sabah farklıydı. Onlara bir şey anlatmalı mıydı? Gördüklerini? Hayır, kesinlikle hayır. Kuzey’in uyarısı aklına geldi. Eğer bahsederse… sonuçlarını düşünmek bile istemedi.
“Lina?” dedi annesi, onu düşüncelerinden çekip alarak. “İyi misin? Yorgun görünüyorsun.”
Lina dudaklarını ısırdı. “Biraz uykusuzum, dersler yüzünden.”
Annesi ona dikkatle baktı, sanki içinde bir şeyleri anlamaya çalışır gibi. Lina gözlerini kaçırdı. Daha fazla sorgulanmak istemiyordu.
---
Okula vardığında her şey normal görünüyordu. Arkadaşları onu kantinde buldu. “Linaaa!” diye seslenen en yakın arkadaşı Asya, kollarına atladı. “Neden dün bizimle gelmedin? Çok güzel dedikodular kaçırdın.”
Lina zorlama bir gülümseme takındı. “Biraz kafamı dinlemek istedim.”
Asya gözlerini kıstı. “Sende bir tuhaflık var.”
“Yok, yok…” dedi Lina hızlıca. Ama aslında vardı. Kafasının içinde dönüp duran tek şey Kuzey’di.
Dersler boyunca dikkatini toparlamakta zorlandı. Öğretmen tahtaya formüller yazarken, Lina defterine farkında olmadan bir kelime karaladı: *Kuzey.* Hemen sildi, ama kalbi hızlanmıştı. Sanki biri görse suçüstü yakalanmış gibi hissetti.
---
Okul çıkışında, arkadaşlarıyla birlikte yürürken kalabalığın arasında tanıdık bir silüet gördü. Gri gözler… siyah gömlek… O oradaydı. Kuzey.
Lina’nın kalbi deli gibi atmaya başladı. Arkadaşlarının şakalaşmalarını duymuyordu bile. Onların gözleri Kuzey’e takılmamıştı, ama Lina’nınki takılı kalmıştı. O da Lina’ya bakıyordu. Sanki kalabalığın içinde sadece ikisi vardı.
Bir anlığına Kuzey başıyla işaret etti. İnce bir hareketti, ama çok şey anlatıyordu: *Gel.*
Lina’nın boğazı kurudu. Arkadaşlarına “Benim işim var, sonra görüşürüz,” diyerek hızlıca uzaklaştı. Asya arkasından bağırdı: “Nereye gidiyorsun?” Ama Lina cevap vermedi.
Köşeyi dönünce Kuzey’i tekrar gördü. Bir duvara yaslanmış, elleri cebinde, sakin ama tehditkâr bir havası vardı. Lina yavaş adımlarla yaklaştı.
“Beni takip ettin mi?” dedi Lina, sesi titrek çıkmıştı.
Kuzey alaycı bir tebessüm etti. “Hayır. Seni buldum. Fark var.”
“Benden ne istiyorsun?”
“Henüz karar vermedim,” dedi Kuzey, gözlerini ondan ayırmadan. “Ama şunu bil: Dün geceyi unutmadın. Ve unutmayacaksın.”
Lina geri adım attı. “Ben kimseye bir şey söylemedim.”
Kuzey kaşlarını kaldırdı. “Söylememiş olabilirsin. Ama söyleyebilirsin. Ve bu ihtimal bile benim için yeterince tehlikeli.”
“Ben sıradan bir öğrenciyim. Benden sana zarar gelmez.”
Kuzey yaklaşarak eğildi, göz göze geldiler. “Sıradan? Sen sıradan olsaydın, şu an burada bu şekilde karşıma çıkmazdın.”
Lina’nın nefesi kesildi. Onun yakınlığı baş döndürücüydü. “Neden ben?” diye sordu kısık bir sesle.
Kuzey’in gözlerinde bir anlık kıvılcım çaktı. “Çünkü cesaretin var. Ve bu, seni tehlikeli kılıyor.”
Bir süre sessizlik oldu. Lina’nın kalbi kulaklarında atıyordu. Kaçmalıydı. Ama aynı zamanda donup kalmıştı.
Kuzey aniden geri çekildi. “Sana son kez söylüyorum. Bu işlere bulaşma. Eğer kendi iyiliğini düşünüyorsan, uzak dur.”
Arkasını dönüp yürümeye başladığında Lina istemsizce arkasından seslendi: “Ya düşünmezsem?”
Kuzey durdu. Başını hafifçe yana eğdi, sonra omzunun üzerinden ona baktı. Gözleri karanlık ama aynı zamanda parlıyordu. “O zaman kaderini sen seçmiş olursun.”
Ve uzaklaştı.
---
O akşam Lina, odasında kitaplarını açmış gibi yaptı ama tek düşündüğü Kuzey’in sözleriydi. *Kaderini sen seçmiş olursun.* Ne demekti bu? Neden onu uyarmakla yetinmişti? Onun için Lina bir tehdit miydi, yoksa başka bir şey mi?
Telefonu çaldığında irkildi. Asya arıyordu. Açtı. “Kızım senin neyin var? Gün boyu dalgınsın. Sakın bana aşık olduğunu söyleme, bak kaldırmam.”
Lina gülmeye çalıştı. “Saçmalama.”
Ama kalbinin derinliklerinde bir kıvılcım yanıyordu. Tehlikeli, yasak ve büyüleyici bir kıvılcım.
---
Gece yarısı, odasının camından dışarı bakarken bir hareket gördü. Sokakta bir araba durmuştu. Siyah, tanıdık bir araç. Kalbi hızlandı. Perdenin arasından dikkatle baktı. Kuzey oradaydı. Arabasının yanında durmuş, elleri cebinde, kafasını kaldırıp Lina’nın penceresine bakıyordu.
Lina nefesini tuttu. Göz göze geldiler. Ne konuşabildiler ne de bir hareket ettiler. Ama o bakış, binlerce kelimeden daha güçlüydü.
Ve Lina anladı. Bu işin geri dönüşü yoktu. Artık Kuzey Demir’in gölgesindeydi.
Kendi kaderini çoktan seçmişti… farkında olmadan.