Edward, Isabelle’in gözlerindeki kararlılığı görünce bir anlığına zaman durdu. O gözlerde korkudan çok daha fazlası vardı—bir çağrı, bir meydan okuma. Artık yalnız değildi, evet. Ama bu beraberlik, Sullivan ailesinin kurallarına karşı bir başkaldırı anlamına geliyordu.
Leon sessizce geri çekildi, Edward’a karar vermesi için alan tanıdı. Odadaki hava ağırdı; geçmişin yükü, geleceğin belirsizliğiyle birleşmişti. Edward, babasının emirlerine körü körüne itaat eden o eski adam değildi artık. İçinde bir şeyler çatırdıyordu—zincirler, belki de.
"Isabelle," dedi, sesi çatallı ama kararlı. "Bu anlaşma... ne zaman yapıldı?"
Isabelle, birkaç adım daha attı. "Ben doğmadan önce. Augustus, ailemi kontrol altına almak için bir evlilik planlamıştı. Ama annem reddetti. O günden beri Sullivanlar bizi tehdit olarak görüyor."
Edward’ın zihninde parçalar birleşmeye başladı. Babası, gücünü korumak için sadece düşmanlarını değil, kendi çocuklarını da birer araç olarak görüyordu. Leon’un sözleri artık birer iddia değil, gerçekti.
"Peki ya biz?" diye sordu Edward. "Bu oyunun neresindeyiz?"
Leon araya girdi. "Biz, bu oyunu bozabilecek tek kişiyiz. Augustus’un planı, şehirdeki tüm aileleri birbirine düşürmek. Ama biz, Isabelle’le birlikte hareket edersek, bu döngüyü kırabiliriz."
Isabelle başını salladı. "Ben ailemin temsilcisiyim artık. Ama savaş istemiyorum. Edward, seninle bir ittifak kurmak istiyorum. Gerçek bir bağ, Augustus’un kurallarının dışında."
Edward’ın kalbi hızla çarpıyordu. Bu, sadece bir aşk değil, bir devrim teklifiydi. Sullivan ailesinin törelerine karşı, duyguların ve özgürlüğün bir başkaldırısı.
Tam o anda, dışarıdan bir patlama sesi geldi. Camlar titredi. Leon hızla pencereye yöneldi. "Başladı," dedi. "Babamız harekete geçti."
Edward, Isabelle’in elini tuttu. "Artık geri dönüş yok."
Isabelle gözlerini ona dikti. "Zaten hiç olmamıştı."
Edward, Leon’a döndü. "Ne yapmamız gerekiyor?"
Leon cebinden bir harita çıkardı. "Augustus’un planı, Moreau ailesinin merkezine saldırmak. Ama biz önce Sullivan malikanesine gitmeliyiz. Orada, babamızın gerçek belgeleri var. Onları halka sunarsak, Augustus’un maskesi düşer."
Edward başını salladı. "O zaman bu sadece bir aile savaşı değil. Bu, bir halkın uyanışı."
Isabelle gülümsedi. "Ve sen, Edward Sullivan, bu uyanışın simgesi olacaksın."
Kapıdan çıkarken, Edward geçmişin gölgelerini arkasında bırakıyordu. Artık sadece Augustus’un oğlu değil, kendi kaderinin yazarıydı.
Ve şehir, Sullivan ailesinin zincirlerinden kurtulmaya hazırlanıyordu.