Gece yarısı karnımın guruldamasıyla uyandım, başucumdaki telefonu alıp saate baktığımda saat 02:46’idi. Bir anda gözlerimin önünde bir gün boyunca ne yaptıklarım film şeridi gibi geçmişti ve farkında olmadan “tokum ya yemek yemem” diyerek 1.5 gündür yemek yemediğim aklıma gelmişti çünkü aklım daha yeni çalışıyordu.
Ders çalışacağım deyip masaya oturduğumda, masadan 5-6 saat kalkmadığım oluyordu. Zaman o kadar hızlı geçiyordu ki bu süre bana 1-2 saat gibi geliyordu. Farkında bile olmadan vücudumu yorgun olmasına sebep oluyordum sonra bir bakmışsın kitapların, defterlerin ve masanın üstünde uyuyakalmışım kimsede uyandıramıyor ki, evde köpeğimden başka kimse yok.
Sabah olup uyandığında kafanı koyduğun koluna bir bakmışsın bütün konunun özeti çıkmış! Kopya çeksen çekilir! Sonrasında hemen saate bakıyorsun geç kalmışsın apar topar çantanı hazırlıyorsun ve okula doğru yola çıkıyorsun okulda 8-9 saat ders ve dönüşte dershaneye gidiyorsun ve eve geldiğinde bide üstüne ders çalışıyorsun ama bu kadar ders sana az gibi geliyor olsa da yavaş yavaş vücudunu yoruyorsun ve bir bakmışsın uyuyakalmışsın ve diğer günde aynı şeyler tekrarlanıyor her zaman ki gibi.
Bir yandan ders çalışmak istemiyorsun eve gideyim yatağa oturup film seyredeyim diğer yaşıtlarım gibi gezeyim diyorum ama içimdeki ders çalışma sevdası o kadar büyük ki boş zamanımda veya eve geldiğimde derse çalışmazsam sanki büyük bir suç işlemiş oluyor gibi hissediyorum. Bu kadar işte! ders çalışma nedenim bu. 1.5 gündür yemek yemediğim için ölmek üzere gibi hissediyordum tamam 1.5 gün kısa gelebilir fakat bütün gün ders çalışıp okula gidip dershaneye gittiğim için vücudum çok yorgun oluyordu. Bu da 1.5 günü bana sanki 7 gün yapıyor gibiydi.
Sıcacık yatağımdan çıkıp mutfağa doğru ilerken açık pencereden esen soğuk rüzgarla titredim. Mayıs ayındaydık hava gündüzleri ne kadar sıcak olsa da geceleri çok soğuk oluyordu. Bugün cumartesiydi bu nedenle akşam ders çalışmamıştım. Sadece hafta sonları yatakta yatıyordum herhalde çünkü hafta içleri kendimi masanın üzerinde uyanırken buluyordum.
Mutfağa doğru ilerledim ve mutfağa geldiğimde buzdolabını açtım. Gözüm buzdolabının kapağında ve rafında gezindi. Dolap bomboştu ve sadece içinde su ve az kalan birkaç abur cubur vardı fakat bunlar beni doyurmazdı bile. Ardından balkona doğru ilerledim. Evim yola yakındı ve birçok mağazanın bulunduğu yerdeydi ama hepsi kapanmıştı bile bulunduğum sokak ve mahalle güvenilirdi yani gece istediğim gibi dışarı çıkabilirdim. Bizim buralara kötü birileri gelmezdi.
Ya da ben öyle zannederdim.
Evimizin yakınında açık benzin istasyonu vardı. Bende oraya gitmeye karar verdim. Zaten burada tek açık yer burasıydı. Balkondan çıktım ve odama ilerledim. Üstümü değiştirdikten sonra evden çıkıp istasyonun marketine gidecektim. Üstümü değiştirdikten sonra ayakkabılarımı giyecekken köpeğim Gölge yanıma geldi ben uyandığımı hissedip o da uyanmış olabilirdi. Ayakkabılarımı giydikten sonra kapıyı kilitledim ve aşağı indim biraz yürüdüm yola gelmiştim. Yoldan karşı karşıya geçtim fakat bu saatte arabanın yolda ne işi vardı?
Markete gittim. Yemek reyonundan kendime birkaç tok tutacak yemek aldım fakat bunlar beni tok tutmazdı ki!
Ben reyonlarda yemek ararken yani yemek var ama doyacağım türden yemek ararken bir anda elektriklerin gitmesiyle dona kaldım...
Karanlıktan korkuyordum panik atak derecede değildi tabii ki ama karanlık bana eski çocukluğumdaki kabusları hatırlatıyor. Yeri geldiğinde korkmam, yanımda arkadaşlarım ve ailem olduğu sürece. Bir anda burası ölüm sessizliğine döndü tek amacım yiyecek bir şeyler alıp buradan gitmekti.
“Bakar mısınız? Elektrikler mi kesildi?”
Cevap yok.
“Elektrikler kesildi burada biri var mı?”
Cevap yok.
“Kimse var mı? Elektrikler gitti!” Cevap yoktu. Hiç bir şekilde cevap gelmiyordu olduğum yerde panik yapmaya başladım açlıktan ölecektim ve yiyecek almadan buradan gidemezdim. O kadar uykum vardı ki uyumak istiyordum ama açlıktan uyuyamıyorum işte o yatağa girdiğim an karnım guruldamaya başlıyordu. Bu da uyumama engel oluyordu. Hiç bir ışık yoktu. Işık yok...
Işıksız mı yaşayamazsın yoksa yemeksiz mi? Bence ikisi de
Hâlâ kimse yoktu. Ses yok. Kimse gelmiyor. “Bu saatte yolda araba mı geçer!” dediğim arabalar yok sanki herkes dünyayı terk etmiş gibiydi. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bir yandan eve gitmek istiyordum bir yandan da yemek yemeği istiyordum. Bir cesaret edinip gece dışarı çıktım. Yaşadığım şeyler belki ilk kez böyle karar aldım diye miydi? Düşündüren sorulara takıldığım anda boğazımda soğuk bir şey hissettim bu şey sanki soğuk bir demir sopa gibiydi.
“Rahmetliyi nasıl bilirdiniz?” dediklerinde yemek için her şeyden vazgeçerdi deyin lütfen!
Hayda yaşadığımız duruma bak bende her gün diyordum ki keşke 1.5 gün yemek yemeyip gecenin bir yarısı karnım acıksa, markete gitsem sonra elektrikler gitse de biri benim boğazımı sıksa diyordum.
Başka bişey istesem tutacak mıydı yani?
Bela üstüne bela!
Ne yapacaktım şimdi? Boğazımı sıkan kişinin nefeslerini saçlarımda hissediyordum. Sanki ilk önce benim konuşmamı bekliyor gibiydi.
“Kimsin ve benden ne istiyorsun?” diye sordum sakin bir sesle. Kendimi sakinleştirmem gerekiyordu. Sakin kalmam gerekiyordu. Bu nedenle sakin sesle konuşup nefesimi ayarlamam gerekiyordu.
Güldü. “Sen daha iyi bilirsin bence.”
Ben daha mı iyi bilirim? Evet daha iyi bilirim! Ne yaptığının farkında değildi bence.
“Ben, senin kim olduğunu bilsem sence soru sorar mıyım?”
“Bilmem sorar mısın?”
Bu ne yapmaya çalışıyordu? Kafası yerinde miydi acaba?
“Of kes! Sadece benden ne istediğini söyle. Yoksa aksini düşünemezsin.” Boğazıma daha çok bastırmaya başladı nefessiz kalarak ölebilirdim şuan.
“Boş boş konuşmazsan söyleyeceğim ben senin boğazını boşuna sıkmıyorum!”
Sempatik psikopat???
“Ay sıksan ne olur sıkmasan ne olur benim boğazımı. Sanki çok güçlü-“
Lafımı kesip ağzımı kapattıktan sonra iyice nefessiz kalmıştım. Şuracıkta ölsem kimsenin ruhu duymazdı! Sen neden gecenin bir yarısı açlıktan markete gidersin ki biraz daha bekleyip sabah olmasını bekleyebilirsin demi? Ama yok illa Arina hanım başını belaya sokmak zorunda yoksa hiç bir günü rahat geçmez! Arina hanım her gün uyku sorunu çekmek zorunda, her gün mutsuz olmak zorunda dimi? Yoksa günü rahat geçmez.
Bir bu eksikti zaten
“Off yeter be ! Ne çene varmış sende de bir türlü konuşman bitmedi sus ve sadece beni dinle aksi takdirde ne yapacaklarımı düşünemezsin bile”
Çok konuştuğum doğruydu insanların sırf bu yüzden benden nefret ettiğinde doğruydu. Belki de insanlar her zaman haklıydı.
Ağzım kapalı konuşmaya çalıştığımda sesimin doğru düzgün çıkmadığını fark ettim.
“Yoo doşonorom bo koro” dediklerim anlaşılmıyordu.
“Birincisi beni tanıyorsun,” dedi ciddi bir tavırla. Sanki mizahtan çıkmıştı ve ciddi bir ifade almıştı, sıcak ve hızlı nefeslerini saçlarımda hissediyordum ve kalp ritimlerini de hissettiğim doğruydu.
Kalbi hızlı atıyordu..
Derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.
Kulağıma doğru yaklaştığını hissediyordum çünkü nefesler azda olsa saçlarımdan kurtulmuştu ve kulaklarıma doğru ilerliyordu.
“Karanlığın içindeki aydınlık,” diye fısıldadı kulağıma. Yüzünü göremiyordum çünkü ortam çok karanlıktı. Ben de sessiz kalmaya devam ettim çünkü bu cümlenin ilerisi olmalıydı.
“Aynı uzay karanlığındaki güneş gibi,” sesinin şiddeti yükseldi ve fısıldamayı bıraktı.
“Aynı karanlıktaki Ay gibi,”
Dediklerinden hiç bir şey anlamıyordum ama bu sözü bana daha önce birinin söylediğini hatırlıyordum ama kimin söylediğini, kafamı ne kadar yorsam da bulamıyordum.
“Ama bunu unutma ki Ay, ışığını Güneş’ten aldı. Ay da bu yüzden Güneş’e aşıktı,”
Bu kadar anlamlı sözleri nerden buluyor bu?
“Sen Güneştin, ben Ay’dım. Senin sayende ışık kazandım.”
“Ay Güneş’e aşıktı ama Güneş hiçbir zaman bunu anlayamadı... Ya da sevmedi,” dedi ve ortamı ölüm sessizliği kapladı.
Doğru mu duydum desem yoksa yanlış mı?
Yanlış duymamıştım. Ne yani? Şimdi o Ay olduğuna göre ben Güneş’tim ve bana mı aşıktı?
Pardon eskiden aşıktı herhalde çünkü bunun yeni okulumdan biri olduğunu zannetmiyorum eski biri olması gerekiyor eski biri...
Beni cidden demir bir sopayla boğup öldürecek miydi?
Belki de son dakikalarımı yaşıyordum.
Kendimi bile bile ateşe atmış hissediyordum eğer biraz daha sabredip sabah gidebilirdim veya markette yemek alırken elektrik kesildiğinde oradan çıkabilirdim ama bunu yapmadım. Yapamadım.
Ailem her zaman hedefe ulaştığımda ondan vazgeçmememi isterdi. İstediğim bir şeyi yapamadığımda annem her zaman bana şöyle derdi;
“Düşünsene bir madenci yerin altında altın bulmak istiyor. Sence ne yapmalı?” diye sorardı annem.
“Yerin altına kazmalı tabii ki.” Diye cevaplardım annemi, sorduğu soruyu küçükken hiç anlamamıştım ama şuan çok iyi anladığım kesindi.
“Ama bir süre sonra madenci orada altın olmayacağını düşünüp saatlerde kazdığı yoldan geri dönmüş ama meğerse altın iki adım ilerisindeymiş saatlerce emek verip çok kolayca pes etmiş. Peki sonra ne olmuş dersin?
“Pişman mı olmuş?” diye sorardım anneme.
“Evet. Tamda öyle, iki adım daha kazmadığı için pişman olmuş ve o altını başka bir madenci almış. Her şey böyledir Arina’m çok uğraşırsın çok çabalarsın ama iki adım ilerinde hedefi göremezsin ve geri dönersin sonra başkası senin gittiğin yoldan giderek o hedefe ulaşır. Her vazgeçtiğinde hedefe iki adım kaldığını hisset.”
Her vazgeçtiğinde hedefe iki adım kaldığını hisset...
Bu annemin sözüydü bende kalan ve asla unutmadığın bir sözdü ve ben bu kurala uyacaktım. Annem ve babam burada değil, aramızda 3623 kilometre mesafe vardı ama bu benim için bir engel değildi. Annemle babam Fransa’da olabilirdi bende burada tek başıma yaşıyor olabilirdim. 18 yaşına girmiştim ama 10. Sınıfa gidiyordum. Neden?? Çünkü canım annem beni okula 2 yıl geç yazdırdı. Bunun nedenini sorduğumda her şeyi geç öğrendiğimi ve bu yüzden yaşıtlarımdan farklı olduğumu söylemişti. Aslında sınıftaki kişilerden büyük olmak kötü gibide gelmiyor.
✰
“Bak,” dedi ciddi bir ifadeyle.
“Senin şimdi ağzını açacağım ama sırf senin canına kıyamadığımdan,”
Kıysanda olur
Başımı salladım en azından konuşabilecektim ve bunu yapmam gerekiyordu.
“Şimdi beni dinle, senle konuşmak istiyorum. Şuan korkmakta haklısın ama merak etme sana zarar vermeyeceğim. Yıllardır seninle konuşmak istiyordum fakat yüzüne çıkıp konuşamadım işte bende bu çareyi buldum.”
“Sence bulduğun çare çok mu zekice?”
Alaylı bir sesle “Evet” dedi ve güldü ama fark ettiğim bir şey vardı,
Bu gülüş çok tanıdık geliyordu sanki bu gülüşü bir çok kez duymuş gibiydim bu gülüş özel bir gülüş olmalıydı ki normal insanların gülüşünden farklı hissettirmişti.
Meraklandım ve ağızımda tutamadım kelimeleri.
“Senin gülüşün neden bu kadar tanıdık?”
Alaylı bir sesle “çünkü beni tanıyorsun,” dedi.
“Sormayacak mısın benim kim olduğumu?”
Aklıma geliyordu bunun kim olduğunu düşünüyordum ama bu kişinin yeni biri olmadığı çok açıktı mezun olduğum okulumdan olmalıydı.
Evet. Öyle olmalıydı. “Yıllardır seninle konuşmak istiyorum” demesinden anlaşılıyordu her şey.
“Benden hep uzaklaştın hep seni aradım,” dedi sesindeki o alaycı ifade gidip duygusal bir ifade kazanmıştı.
“Tamam da neden? Neden? Senden uzaklaşmamın bir sebebi vardır illaki,” dedim sorgular bir şekilde.
“Çünkü bir arkadaş seni benden uzaklaştırdı, senin aklınla oynadı sen ona en yakın dostum dedin. Senin, onu sırtından bıçaklamanı bekledim, yapmadın... Belki de yapamadın..”
Bir arkadaş??? Uzaklaştırma??? Aklımla oynamak??? En yakın dostum???
En yakın dostum beni bu kişiden mi uzaklaştırdı?
“Yeterince korkmuş gibisin, senin panik atağın vardı değil mi? Şimdilik seni serbest bırakıyorum zaten sana zarar vermeyeceğimi daha önceden söylemiştim. Sadece bunu bil. Düşün... Merak etme evini de biliyorum.” Dedi endişeli bir sesle beni düşündüğünü düşünüyordum çünkü beni serbest bırakacağı aklımın ucundan bile geçmezdi.
“Benim hakkımda daha neler biliyorsun?” diye sordum merak etmiştim çünkü tanımadığım birinin, pardon tanıdığım ama hatırlamadığım birinin benim hakkımda daha fazla bir şey bilme hakkı yoktu.
“Sayayım mı?” dedi alaylı bir tavırla.
“Annen Fransız, baban Türk, Türkiye’de yalnız yaşıyorsun çünkü annen ve baban Fransa’da çalışıyor. Adın Arina soyadın Almila, 18 yaşındasın ama 10. Sınıfa gidiyorsun çünkü annen seni 2 yıl geç yazdırdı. Bir tane köpeğin var adı Gölge. Ailen seni ayda bir ziyarete geliyor. 3 kere çıkma teklifi almışsın ama hepsini reddetmişsin. Hiç sevgilin olmamış. Kapalı alanlara fobin var. En sevdiğin yemek lahmacun, en sevdiğin tatlı sütlü tatlılar, en sevdiğin içecek kola, en sevdiğin hayvan tilkiler ve köpekler. Doğum günün 5 Mayıs 2005. 4 gün önce doğum gününü kutladın arkadaşlarını da davet ettin. İstersen kimi davet ettiğini bile söyleyebilirim ama anlattığım bunca şey senin hakkında bildiklerimi kanıtladığını düşünüyorum. Ha bu arada beni neden davet etmedin?”
Duyduklarımla şok olduğumda nefes alış verişlerim bozuldu, gözümden yaş geldiğini hissettim. Nefesim kesiliyor, nefes almaya çalışıyor, bunun bir rüya olmasını istiyordum. Hıçkırmaya başlamıştım ve nefes alışım düzelmiyordu. Kalbin sıkışıyor ölüyordum. Bir insan bunları duyduğunda ağlar mıydı? Ben ağlardım.
Bu beni rahatsız etmişti. Hemde çok...
Benim hakkımda bu kadar şey biliyor olması korkunç değil miydi ?
Hayatımı öğrenmiş ve beni herkesten çok daha iyi tanıyordu ama ben onu tanımıyordum aslında tanıyormuşum ama şuan kim olduğunu çıkaramıyorum.
Bu kişi kimse, bana takıntılı olduğu kesindi.
Kesin...
Bana zarar vermeyeceğine inanmıyordum. Hakkımda bu kadar şey bilen biri bana çoktan zarar vermişti de. Bu da demek oluyordu ki beni bayadır tanıyordu. Birinin benim hakkımda bu kadar şey bilmesi için onun ya ailem olması, yada en yakın arkadaşım olması gerekiyordu. Fakat şöyle bir sorun vardı. “4 gün önce doğum gününü kutladın arkadaşlarını da davet ettin. İstersen kimi davet ettiğini de sayabilirim. Ha bu arada beni neden davet etmedin?” Diye sorduğunda bir daha şok yaşamıştım.
Onu çağırmamıştım ve o partiye yalnızca en yakın dostlarımı davet etmiştim. Yarım saat önce karnım acıktığı için buzdolabına baktığımda buzdolabının kapağında 4 gün önceden kalma bir kağıdın olduğunu fark etmiştim.
Doğum günü davet listesi 05.05.2023
1-Atakan. 13-Bulut
2-Eslem. 14- Ayaz
3-Yıldız.
4-Toprak.
5-Çağla
6-Gökçe
7-Elif
8-Fatih
9-Çağrı
10-Aslı
11- Dolunay
12-Defne
Listede bulunan kişilerin tek tek arayıp davet etmiştim. Çok fazla arkadaşım yoktu sadece bu kadardı işte ama kağıtta tek fark ettiğim şeyin Ayaz’ın isminin işaretlenip altının çizilmiş olmasıydı çünkü Ayaz’ı kaç kere aramama rağmen cevap vermemişti ve bu nedenle partide Ayaz yoktu. Atakan eskiden beni her ne kadar uyarmış olsada onu çağırmak istemiştim Ayaz’a ayıp olurdu. Bana her ne kadar garip davransa da o da arkadaşımdı sonuçta.
Benim boğazımı sıkan kişi en yakın arkadaşım olamazdı çünkü onu davet etmemişim. Seside tanıdık gelmiyordu.
“Fakat şunu unutma ki seni her zaman izliyor olacağım hiç bir yere kaçamazsın.” dedi ve boğazımdaki demir sopayı çekti.
“Şimdi serbest bırakıyorum o da sırf seni sevdiğimden.”
Seven insan bunu yapmaz.
Yaşadıklarımın bir rüya olmasını istediğim için gözümü sıkıca kapatmıştım...
Gözümü açtığımda o yoktu ve ardından ışıklar yandı.
Elektrikler gitmemişti o kapatmıştı elektrik devresini.
Bir adım ilerlediğimde yerden bir çatırdama sesi geldi adımı attığım yere baktığımda bunun bir kağıt olduğunu fark ettim. Geldiğimde yerde kağıt yoktu. Sonradan gelmiş olmalıydı. O bırakmıştı...
Kağıdı elime aldım ışıklar geldiği için yazıyı okuyabiliyordum.
Yemek alma ve sakince marketten çıkıp evine git. Yaşadıklarını sindirmen lazım Arina’m. Eğer gerçekten açsan buzdolabına bak :)
“Arina’m” deme hakkını kim veriyor sana?!
Bir şeyi sindirmem için yemek yemem gerekiyor midem boşken nasıl sindireyim?
Bu neydi şimdi? Ben yemek almayacak mıyım? Ama bir yandan doğruyu söylüyordu yaşadıklarımı sindirmem lazımdı fakat buzdolabına bak derken ne kastettiğini anlamamıştım. Buzdolabım boştu!? Dalga falan mı geçiyor acaba?
Ellerim titriyordu. Üşüyor muyum? Hayır. Kriz geçiyorum
✰✰✰
Bir süre sonra adımlarım durdu. Dış kapının önündeydim ve hiç bir şey almadan eve gelmiştim. Eve gelirken sürekli etrafı kontrol ediyordum “Fakat şunu unutma ki seni her zaman izliyor olacağım hiç bir yere kaçamazsın” demişti bana, dedikleri kafamın bir yerlerinde yankılanıyordu o kadar tedirgindim ki dışarıdan ses duyduğum anda çok korkuyordum.
Kilitli olan kapıyı açıp içeri girdiğimde köpeğim Gölge beni kapıda karşıladı büyük ihtimalle o da beni merak etmişti. İçeri girdikten sonra kapıların hepsini kilitledim pencereleri kapattım, perdeleri çektim. Artık daha güvenliydi ve bunu yapmak azda olsa krizimi geçirmeye yetmişti.
Gölge elimin titrediğini görünce yanıma gelip elimi yalamaya başlamıştı. Sonra kucağıma çıktı bende ona sarıldım. İnsanlara sarıldığımda sırtıma bıçağı öyle bir saplıyorlar ki sırtımdaki bıçak sayısını saysam bitmez.
Hayvanlardan korkma, inan ki hayvanlar insanlardan daha cana yakın.
Saate baktığımda 03.26’ydı. O an aklıma gizemli kişinin kağıda yazdığı söz geldi.
“Eğer gerçekten açsan buzdolabına bak :)”
Buzdolabımın boş olduğunu bile bile yürüdüğüm koridorda mutfağa gittim.
“Dolap boş ki yani, markete gitmeden önce kontrol etmiştim.” Diyerekten buzdolabını açtım.
Buz dolabını açtığımda gözlerim ve ağzım aynı anda açıldı.
Bu kaçıncı şok???
Buzdolabı doluydu ve içinde benim alamayacağım kadar yemek vardı.
“Nasıl olur? Yemek yoktu?” diye bağırdım ve ardından koşarak kapının kilidini kontrol ettim.
“Kapının kilidi sağlam?” koşarak balkon kapısına ilerledim. “Eee buda kilitli?”
Bütün kapılar kilitliydi? “Biri bu eve girdi ve yemek bıraktı! Nasıl girdi? Gölge bir şey yapmadı mı?”
Bu sorunun tek cevabı vardı. Havalansın diye açık bıraktığım pencere.
“Tabi ya! Pencereyi açık bırakırsan elbette birileri girer. Gece evde yokken neden pencereyi açık bırakırsın ki!?
✰✰✰
Dolaptaki yemeklerin zehirli olduğunu düşünerek yemedim ama dolaptaki yemekleri görünce canım öyle bir çekti ki hepsini yedim.
Aklıma bir fikir gelmişti. Atakan’ı aramak?! Atakan beni zamanında bir olay için uyarmıştı. Atakan benim en yakın dostumdu. Beni sırtımdan bıçaklamayan sayılı kişilerdendi.
Onu arasam açar mıydı?
Saçmala istersen Arina çocuğu bu saatte rahatsız etmeyi planlamıyorsun değil mi?
Bu saatte onu rahatsız edemezdim en iyisi sabah arayıp olayı anlatmaktı.
Peki Atakan’ın 2 yıl önce Arina’yı uyardığı konu neydi?
Geçmişe gitmek bana göre değil ama
Her karanlığın bir geçmişi vardır.