İçeriğe geç

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 33 · 5 dk okuma

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 33

EN BAŞTAN

Alara Kandemir

Kılıç ve ben bir takım, Şafak ve Barça bir takımdı. Hepimiz tekrardan yerlerimizi aldığımızda oyun tekrardan başladı.

''Sen git bayrağı al, gerisi bende.'' Kılıç'ın ego dolu sözleri üzerine gözlerimi devirdim.

''Neden sende pardon?''

''Çünkü sen o kadar iyi değilsin.'' Elimde tuttuğum boya tabancasını Kılıç'a doğrulttuğumda hızlıca ellerini kaldırdı. Teslim oluyormuş gibi durmasının yanı sıra kaşları da çatılmıştı.

''Alara, ne halt ediyorsun?'' Tek kaşı havaya kalkmış, alaycı gözlerle beni izliyordu. İstifimi bozmadan ona doğru ilerledim. Aramızdaki mesafe her geçen saniye biraz daha azalırken tabancanın ucu artık Kılıç'ın göğsüne değiyordu.

''Şu aptal egonu dizginle Taşkın, yoksa bu oyunu 2'ye 1 oynamak zorunda kalırız.'' Söylediklerimden sonra Kılıç'ın kaşları şüpheyle havaya kalktı.

''Kendi takım arkadaşını mı vuracaksın?''

''Şüphen mi vardı?'' Silahın ucunu göğsüne bastırdım. Kılıç yaptığımla homurdansa da bir şey demedi.

Bir süre daha onu izleyip silahı göğsünden çektim. Halihazırda karışık olan saçlarımı geriye doğru atarken başımdaki saç bandını düzeltiyordum.

''Şimdi,'' dedim Kılıç dikkatini tekrardan bana verdiğinde. ''Ben bayrağı alacağım, sen de beni koruyacaksın, anlaşıldı mı?''

''Tamam bayan kontrol manyağı kadın!''

Dudaklarıma ufak bir gülümseme yerleşti. ''Güzel.''

_____________________

Oyun beklediğimden daha hırslı ilerliyordu. İki tarafın da kaybetmeye asla niyeti yoktu ve sanırım bunda Şafağın payı büyüktü.

Barçaları her gördüğümüzde Şafak Barça'ya laf atıyordu.

''Beni hangi akla hizmet bu herifle takım yaptınız ki amına koyayım!'' Sesi uzaktı ama net bir şekilde duyuluyordu. ''Daha beni dinlemiyor!''

''Hassiktir lan!'' diye karşılık verdi Barça. ''Piçe bak gelmiş bana laf söylüyor.'' İkisinin kavgasını fırsat bilerek hızlıca onların bayrağına doğru ilerlemiştik. Bazen ikisinin çocuklaşması çok işimize yarıyordu.

Bir süre sonra Kılıç'la ayrıldığımızda derin bir nefes verip tam önümdeki bayrağa uzandım. Bayrağın yumuşak kumaşının elime değmesiyle sırtımda bir silah hissetmem bir oldu.

''Nereye Taşkın Güzeli?'' dedi Şafak kurnaz bir tınıyla. ''Daha karpuz kesecektik.''

Ellerimi yukarı kaldırarak ona döndüğümde gözlerim ağaçların arasındaki Kılıç'a takıldı. Şafağın yüzü bana dönük olduğu için onu görmüyordu ve hiçbir şeyden habersiz bir şekilde beni yakaladığını sanıyordu.

Onun oyununa ayak uydurup Kılıç'la göz göze geldim. Elini ağzına götürerek 'sus' derken bakışlarımı tekrardan Şafağa odaklamıştım.

Bittin sen.

''Tamam, sakin.'' Silahı yere bırakırken siyah bayrağı hala sıkı sıkıya tutuyordum.

''Bayrağı alayım aptal kız.'' Bir elini bayrağı vermem için uzattığı esnada Kılıç sırtına boya silahını dayadı.

''Zannetmiyorum.'' Bakışları bana döndü. ''Bayrak, kaleye hemen.''

Sözünü ikiletmeyip koşmaya başladım. Silahım orada kalmıştı fakat karşıma Barça çıkmadığı sürece ona ihtiyacım olduğu sanmıyordum.

Seri bir şekilde ağaçları geçerken Kılıç ve Şafağın sesi duyuluyordu ve arkamdan bana doğru koşan Barça'yı az çok tahmin edebiliyordum.

Onları kafamdan silerken artık tam anlamıyla kaleye ulaşmış, bayrağı hızlı bir şekilde bizimkinin yanına dikmiştim.

''Kazandık!'' diye çığlık attım sevinçle. ''Biz kazandık!'' Birkaç saniye sonra üçü birlikte yanıma geldi. Kılıç'ın üstü siyah, Şafağın üstü kırmızı boyalarla kaplıydı ama en komik olanı ise Barça'nın kırmızı değil siyah boyalarla vurulmuş olmasıydı.

''Seninle bir daha oyun oynayanı siksinler.'' diye mırıldandı Barça elindeki boya silahını bir kenara fırlatırken. ''Bana niye sıkıyorsun amına koyayım! Aynı takımdaydık lan biz!''

''Bana diyene bak! Silahını bana doğrultan kimdi lan?''

''Ondan önce bana çelme takıp düşüren?''

''Bağcıklarımı birbirine bağlayan?''

''Silahımın mermilerini boşaltıp yerine yaban mersini koyan?'' Onlar tartışırken biz Kılıç'la kahkahalara boğulmuş bir şekilde onları izlemeye başladık. Olaylar her geçen saniye daha da komik bir hal alıyordu.

''Üzerime sincap attın.'' diye söylendi Şafak. Bakışlarımız hızlıca Barça'yı bulurken yüzündeki sırıtış yaptığından pişman olmadığını söylüyordu.

''Attın mı lan harbi?'' diye araya giren Kılıç oldu. Barça gururlu bir şekilde ona dönerken kafasını sanki dünyanın en onurlu işini bitirmiş gibi aşağı yukarı sallıyordu.

''Yaptım.''

''Piçteki özgüvene bak! Bir de gururlu gururlu 'Yaptım' diyor.'' Şafak da Barça gibi silahını bir kenara atarken elini cebine attı ve birkaç tane yaban mersini çıkararak yemeye başladı.

Biz Kılıç'la tekrardan kahkahalara boğulurken Barça ağır adımlarla arabaya doğru ilerliyordu.

____________________

Bir adım, bir damar.

Bir adım, bir nefes.

Ve bir adım, bir ceset.

Kırık kolonlardan dökülen boyalar etraftaki sessizliği bölerken ağır adımlarla ortaya doğru ilerledim. Her bir ceset birbirinden daha kötü bir halde parçalanmıştı.

Uzuvları kırılanlar, boğazları kesilenler, derileri yüzünler...

Ceset kokusu midemi bulandırmaya başlarken ellerimle ağzımı kapattım. Kılıç ise benim birkaç adım önümde, cesetlere doğru eğilerek onları incelemekle meşguldü.

''Kılıç?'' dedim sessizce. Kanın adeta bir göl olan görüntüsü başımı döndürmüştü.

''Söyle.'' soğuk sesi kaşlarımı çatmama neden olsa da derin bir nefes alarak yanına ilerledim. Başım dönüyor, havadaki oksijen ciğerlerimi sıkıştırıyordu.

''Kılıç.'' diye mırıldandım tekrar. Kılıç bu kez dönüp bana bakarken bakışları bomboştu.

''Kılıç neler oluyor?'' Kendimi konuşmaya zorladım. Yaslanabileceğim bir duvar yoktu, çürüyen binanın tam ortasındaydık ve her yanımız ceset doluydu.

Kılıç cevap vermeyerek ayağa kalkarken arkasından ilerledim. ''Kılıç iyi misin?'' Cevap yok.

Kalbim endişeyle atmaya başlarken Kılıç'ın kolunu kavradım. Bu yaptığım durmasını sağlarken aynı zamanda sertçe bana dönmesine de neden olmuştu.

''Neler oluyor?'' Sanki karşımdaki adam benim tanıdığım Kılıç değildi. Daha bu sabah birlikte paintball oynarken birden bire değişmesi beni korkutmuştu.

''Çek elini.'' Bıçak gibi sesi binayı delip geçerken elimi hızlıca geri çektim. Kaşlarım korkuyla çatılırken içgüdüsel olarak birkaç adım geriye gittim.

Kılıç yemyeşil gözlerini sertçe bana dikerken cüssesinin ne kadar büyük olduğunu fark ettim. Burada yalnız olduğumuzu, gücümün asla ona yetmeyeceğini, en baştan beri beni öldürmeye geldiğini hatırladım.

Birden bire bu fikirden vazgeçmiş olması zaten yeterince garipken benim bunu bu kadar geç fark etmem tam bir felaketti. Vücudum soğuk terler dökmeye başlarken Kılıç birkaç büyük adımda bana yetişti. Yüzü yüzüme yakındı ama bu bende heyecan değil, korku uyandırıyordu.

Birkaç saat önce yanında güvende hissettiğim adamdan şimdi ölesiye korkuyordum.

''Nereden geldiğini unutma, ne yaptığını da. Sana iyi davranmam yaptıklarını ödetmeyeceğim anlamına gelmiyor Alara.''

DİKKAT DİKKAT BURAYA TOPLANIYORUZ!

Siz söylemeden söyleyeyim bölüm diğerlerine nazaran daha kısa çünkü o lanetli hafta girmiş bulunuyoruz, sınav haftası..........

Bu süreçte bölüm iki hafta sonra gelecek ama daha uzun gelecek. Sınavlarım günde ikişer tane olduğu için bir haftada bitse de beni daha çok zorlayacağı için böyle bir çözüm bulmak durumunda kaldım.

Bir şey daha; buraya bölüm olarak değil de kitap olarak yorumlarınızı alayım. Yazım dili, hikaye akışı ya da karakterlerin duygu yansıtması her türlü yorumu bekliyorum.

Bu arada kitabın kitlesinin büyümesi için (haber ve duyuruları da oradan yapıyorum.) Instagram hesabını takip etmenizi istiyorum, hesap ismi profilde mevcut ayriyetten linki de koymuş olmam lazım.

Olur da bulamazsanız hesap ismi: beyzanuria_

Onun dışında şimdilik başka bir şey yok, bir sonraki bölüme kadar hoşça kalın!

-Beyzanur

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.