İçeriğe geç

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 26 · 8 dk okuma

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 26

ŞEYTANIN SOĞUK CESEDİ

Sakin okuyun lütfen qlfqoeğgoqfqfldfğpwkğ

Buz mavisi gözlerini üzerimden bir an olsun çekmeden adım adım bana yaklaşmaya başladı. Korkmuyordum, korkmayı çok önceden bırakmıştım ama en ufak bir dikkatsizliğim canıma bile mal olabilirdi ve bu beni geriyordu.

Adam tam önümde durduğunda hızlı bir hamleyle masanın altından çıktım ve açık olan bahçe kapısından dışarı koştum. Kılıç ya da Arkın'ı görememek içimdeki endişe duygusunu biraz daha körüklerken beni duymalarını umursamadan bağırdım. Birkaç adamla baş edebilirdim.

''Kılıç! Arkın! Beni duyuyor musunuz?!'' Hızlı hızlı etrafımda döndüğüm sırada arkamda birini hissettim. Çevik bir hareketle adamın kolunu tutup sırtına yasladığımda bağırdı.

Dikkatimi dağıtmasına izin vermeden elindeki silaha tekme atarak silahın düşmesini sağladım, ardından kolunu kırarak bu kez burnuna sert bir darbe indirdim. Düşen silahı elime alırken aynı zamanda adamın beynini dağıtmıştım.

Adamlar tahmin ettiğimden daha zordu. Hepsinin özel eğitimli koruma olduğu belliydi ve bu beni fazlasıyla zorluyordu. Güçlükle de olsa ona yakın korumayı öldürdüğümde başım dönüyordu.

Tutunmak için bir yer ararken ense köküme inen sert darbe sendelememe ve gözlerimin kararmasına neden oldu. Ben ne olduğunu anlayıp harekete geçemeden biri yüzüme siyah bir bez geçirmesiyle çok geçmeden bayıldım.

________________

Siyah bir odadaydım, belki de kafamdaki çuval yüzünden etrafı siyah görüyordum. Gerçekliği tam olarak kestiremesem de bir yere bağlı olduğumu net bir şekilde biliyordum. Yerdeydim, soğuk zemin bedenimi titretiyordu.

Ağırlığından dolayı ellerimi bir arada tutan şeyin halat değil kelepçe olduğunu anlamıştım.

Sesler vardı. Birçok ses.

Yoğun rutubet ve havasızlık ciğerlerimi boğuyordu. Damalar ritmik bir şekilde yerde ses çıkarırken açılan kapının sesi kulaklarıma doldu.

Başım zonkluyor, ense köküm acıyordu.

Birinin bana yaklaştığını duydum. Adımları sert ve emindi. Önüme kadar gelip sert bir hareketle kafamdaki çuvalı çıkardı. Ciğerlerime dolan hava kalbimi sıkıştırıyordu. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırıp ışığa alıştırdığımda gelen kişiye baktım.

Buz mavisi gözleri ışıkta parlıyordu.

Sessiz bir şekilde ona bakmayı sürdürürken dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

''Bağırmayacak mısın?''

''Kılıç nerede?'' Gözleri parladığında zayıf bir yanımı bulduğunu anladım.

''Vücuduna elektrik yiyor. İradeli biri, bu kadar uzun süre dayanması şaşırtıcı.'' Kalbim sıkıştı. İçim içimi yiyor, Kılıç'a bir şey olacağı düşüncesi nefes almamı engelliyordu.

''Nerede o?'' Diyerek sorumu yineledim.

''Şehrin,'' dedi yüzünü yüzüme yaklaştırırken. ''diğer ucunda.''

''Dokunma ona.'' Dudaklarını büzdü.

''Sevgilini kurtarmak mı istiyorsun?'' Sertçe çenemi kavrarken gözlerine bakmamı sağladı. Kararlılıkla kafamı salladım. ''İkinizden biri ölecek. Bunun sen olmasını mı istiyorsun?''

Cebindeki kumandaya basıp duvardaki büyük ekranı açtı.

Kadrajda Kılıç vardı.

''Kılıç!'' diye bağırdım. Kılıç yarı kapalı gözlerle sıktığı dişlerinin arasından ekrana baktı. Beni görebiliyordu. Arkadaki koruma bir düğmeye bastığında Kılıç'ın koluna bağlı olan kablolar vücuduna tekrardan elektrik verdi.

Kılıç bağırmamak için dudaklarını birbirine bastırırken ellerini olağan gücüyle sıkıyor, kendini kasıyordu.

''Bırak onu!'' diye kükredim buz mavisine. Elektriğin voltajını arttırdı, Kılıç bu kez kısık sesle inledi.

''Ne yapıyorsan bana yap bırak onu!'' Voltaj biraz daha arttı, Kılıç artık neredeyse titriyordu.

''Dur, yalvarırım dur!'' diye bağırdım çaresizlikle. Buz mavisinin bakışları kısa bir an bana döndüğünde voltajı düşürdü.

''Yalvarma.'' diye tısladı Kılıç sıktığı dişlerinin arasından. Bana bakıyor ama beni görmüyordu. Vücudu hala elektrikten titrerken son gücünü bana harcıyordu. ''O sikiğe sakın yalvarma.''

Buz mavisi sırıttı. Elindeki kumandaya bir kez daha bastığında Kılıç acıdan bağırmaya başladı.

''Yapma.'' dedim gözlerinin içine bakarak. ''Acı çekiyor.'' Sesim fısıltıdan farksızdı ama beni anladığını biliyordum. Anlıyor ve bu halimden zevk alıyordu.

''İstediğin ne?'' Gözlerim sürekli olarak ekrana takılırken sakinliğimi korumaya çalışarak onunla uzlaşmaya çalışıyordum.

''Güç, para, saygınlık,'' Dedi çenemi sıkıca tutarken. ''ismine ne dersen de. Ama en çok onun acı çekmesini istiyorum. Benden aldıklarını, bende ondan almak istiyorum.''

Voltajı biraz daha arttırdığında Kılıç'ın kafası güçsüzce öne doğru düştü. ''Dur.'' diye fısıldadım bakışlarım ekrana kilitlenirken. ''Ölecek, yalvarırım dur.''

Voltaj düştüğünde Kılıç da eş zamanlı olarak bayıldı. Bedeni bağlı olduğu sandalyenin önüne doğru devrilirken vücudu hala titriyordu.

''Vaktim var,'' dedi ben gözlerimi tekrar ona sabitlerken. Bir eliyle çenemi tutarken boşta kalan eliyle ekranı işaret etti. ''Uyanacak, güç toplayacak ardından tekrar işkence çekecek.'' Dudaklarını kulağımın yakınına getirdiğinde gözlerimi kapattım.

''Ve bu işkenceleri sen seçeceksin. Sevdiğin adamın ölümü senin ellerinden olacak.'' Sözleri beynimde yankılanmaya başladı.

Sevdiğin adamın ölümü senin ellerinden olacak.

Kafamı iki yana sallarken gözyaşlarım gözlerimden firar etmeye başladı. Kılıç'ın sesi zihnimde dolanıyordu.

Yalvarma, sen güçlü bir kızsın. Yapabilirsin ağlama. Hem sen bana neler neler yaptın, bu ne ki? Ağlama küçük şeytan, ağlayınca çirkin oluyorsun.

Gülümseyerek burnumu çektiğimde ellerimle ıslak yanaklarımı sildim.

''Umarım bu gözyaşlarını Kılıç'ın cesedine sarılırken de akıtırsın.''

''Kimsin sen?'' Sırıttı. Hem özlem dolu hem de alaycı bir sırıtıştı bu.

''Senin için buz mavisiyim.'' Beni odada bırakıp gittiğinde gözlerim ekrana kaydı. Kılıç yavaş yavaş kendine geliyordu. Onu öyle görmek gözlerimi tekrar doldururken bakışları beni buldu.

''Bana ağladığını söyleme.'' kendine gelmeye çalışıyordu. Burnumu çektim.

''Ağlamadım.'' Sırıtmaya çalıştı fakat bu canını yakmış olacak ki dişlerini sıktı.

''Yalan söylüyorsun.''

''Şeytan olan sensin, ben değil.'' Bu kez canı yansa da net bir şekilde sırıttı.

''Sen nesin? Cehennem zebanisi mi?'' Güldüğümde artık iyice toparlanmıştı. Konuşmaya başlamadan bir süre durdum. Sesimin titrememesine özen gösteriyordum.

''Seni öldürecek,'' dediğimde omuz silkti.

''Sana işkence edecek, ardından iyileşmeni bekleyecek ve sonra yine işkence edecek.'' Tepkisizce beni izliyordu.

''Ölümünün benim elimden olacağını söyledi.'' dediğimde kaşları çatıldı.

''Ne?''

''İşkenceleri ben seçecekmişim, beni senin ölüm sebebin yapacak.'' Gözlerim tekrar doldu. ''Yapamam ki, Kılıç biliyorsun bunu yapamam. Yapmak istemiyorum, seni öldürmem. Asla öldürmem.'' Kelepçeleri çekiştirdim.

''Ölme olur mu? Hem ölmezsin ki sen. Hani şeytandın sen, şeytanlar ölümsüz olur.'' Çaresiz bir şekilde tebessüm etmesi kalbimi sıkıştırdı.

''Ölümlü şeytanım ben, şeytanlar da ölür.''

Yanaklarımı ıslatan gözyaşlarını elimin tersiyle sildim. ''Küstüm işte.'' Ellerimi göğsümde birleştirerek hafifçe yan döndüm.

''Küsme.'' dedi zoraki tebessümüyle. Görmeye korkuyor gibi bakıyordu.

''Ölürsen küserim ki.'' Sesim titriyor, gözyaşlarım akmak için fırsat kolluyordu.

''Küsme.'' dedi tekrar.

''Ölmem desene! bana bir şey olmaz desene! Bak ağlıyorum, nerede küçük şişen? Gözyaşlarımı toplamayacak mısın?'' Ellerimle damlaları topladım.

''Benimle uğraşmayacak mısın? Ölürsen ben de Arkın'a sarılırım!'' Buruk bir şekilde tebessüm etti.

''Sarılırsan onun elini keserim.'' Kılıç'ın arkasındaki kapı açıldığında buz mavisi içeri girdi. Sırıtıyor ve Kılıç'a yaklaşıyordu.

Kılıç onun geldiğini görse de benimle göz temasını kesmedi, buz mavisine bakmıyordu.

Benim ise gözlerim buz mavisinin elindeki aletlerdeydi. Bıçak, şiş, elektrikli tel ve odanın içinde yeni gördüğüm bir varil vardı. Varil ağzına kadar su ile doluydu. Beynime çakan şimşeklerle hızlıca Kılıç'a ardından tekrar buz mavisine baktım.

''Hayır.'' dedim bağırarak. ''Yapma.'' Konuşmak yerine sırıtmakla yetindi.

''Yalvarma.'' dedi Kılıç. ''Sakın yalvarma.'' Yalvarıp yalvarmamak umurumda bile değildi. Gözyaşlarım akmaya başlarken kelepçeleri çekiştirdim.

''Düşündüm de,'' buz mavisinin sesiyle sessizce onu dinlemeye başladım. ''siz çok uzak kaldınız, sen de buraya gel de en ön sıradan izle sevdiğin adamın sonunu.''

Birkaç saniye sonra içeriye üç koruma girdi ve kelepçeleri sökerek beni Kılıç'ın olduğu odaya götürdüler, kelepçeler tekrar elime takılırken gözlerim Kılıç'taydı.

''Seç bakalım.'' Dedi bu kez. ''Hangisinden başlayalım?'' Gözlerim aletlere kaydı. Hepsi birbirinden beterdi.

''Su.'' sesim titriyordu. Buz mavisi sırıtarak varili Kılıç'ın tam önüne getirdi ve sert bir şekilde Kılıç'ın kafasını suya daldırdı. Kılıç kafasını tekrardan yukarı çıkarmak için dirense de işkencelerden sonra gücü yetmiyordu.

''1, 2, 3...'' diye saymaya başladı buz mavisi. Saniyeler uzadıkça Kılıç'ın hareketleri azalıyordu.

''39, 40, 41...''

''Dur!'' sesim odada yankılandı. ''Nefes alamıyor dur!'' Buz mavisi beni takmadan devam etti.

''57, 58, 59...''

''Ölecek!'' Beni dinlemiyor, bu halimden zevk alırcasına sadece sırıtıyordu.

''73, 74, 75...''

''Bırak artık ölecek!''

''80, 81, 82...'' Kılıç artık neredeyse hiç hareket etmiyordu.

''Dur! Dur.'' Dizlerim beni taşıyamaz hale geldiğinde yere düştüm. Çekiştirdiğim kelepçeler bileklerimi kesiyordu.

''98, 99, 100.'' Kılıç'ın kafasını serbest bıraktığında Kılıç sudan uzaklaşarak öksürmeye başladı. Ciğerleri suyla dolmuştu ve nefes almakta güçlük çekiyordu.

Buz mavisi bana döndü. ''1 mi 2 mi?'' Cevaplamak zorunda olduğumu bilerek ''1'' dedim.

''Güzel.'' Yerdeki bıçağı alarak Kılıç'ın göğsüne boylu boyunca derin bir kesik açtığında Kılıç haykırarak bağırdı. Nefes alamıyor, kesikten akan kan üstüne ve yere damlıyordu.

''Kılıç!'' diye haykırdım. ''Kılıç! Yalvarırım ölme! Hayır!'' Buz mavisi Kılıç'ın kafasını bir kez daha suya soktuğunda artık kelepçeler kırılma noktasına gelmişti.

Buz mavisi Kılıç'ın kafasını bir süre suda tuttu ardından sert bir darbeyle Kılıç'ın sandalyesini tekmeleyerek yere düşmesini sağladı.

''Son nefeslerinde yanında ol.'' Cebinden eski bir telefon çıkarıp odanın öbür ucuna fırlattı. ''Eğer vaktin olursa, onu yaşatırsın.''

Çıkıp gitti.

''Kılıç! Kılıç beni duyuyor musun? Cevap ver n'olur!'' Kelepçeleri çekiştirdikçe bileklerimdeki kesikler acıyordu. Umursamadım.

Her yer kan olmuştu, Kılıç'ın üstündeki tişört boylu boyunca kana bulanırken çok az bir şekilde nefes aldığını gördüm.

''Kılıç!'' Kelepçeleri var gücümle çekiştirirken bileğimin kırılma sesi kulaklarıma doldu. Eş zamanlı olarak kelepçeler bağlı olduğu borudan da kurtulmuştu.

''Yalvarırım dayan!'' İlk önce odanın köşesindeki telefona, ardından da Kılıç'ın yanına koştum. Burnuma yanık kokusu geliyordu.

Hızlı bir hamleyle üstümdeki tişörtü ve atleti çıkarıp Kılıç'ın göğsündeki derin kesiğe bastırdım. Üzerimde bir tek sütyen kalmıştı fakat umursayacak durumda değildim.

Tişörtle kesiğe tampon yaparken aklımdaki tek numarayı tuşladım. Telefon birkaç kez çalıp açıldı.

''Efendim?''

''Abi!'' diye bağırdım telefona.

''Alara?'' Asrın'ın endişeli sesi kulaklarıma doldu. ''Ne oldu iyi misin?''

''Abi ölüyor!'' diye çığlık attım. ''Ölüyor, kanaması var. Nefes almıyor yalvarırım çabuk gel!'' Odaya dolmaya başlayan dumanlar öksürmeme neden oldu.

''Geliyorum sakin ol. Neredesiniz?''

''Bilmiyorum!'' diye bağırdım son gücümle. Odada bulduğum bezle Kılıç'ın burnunu kapatıp duman gelmesini engelledim. Kanaması durmasa da yavaşlamıştı.

''Sakin ol ben halledeceğim.'' Telefonun şarjı bitip kapandığında Kılıç'ın nabzını kontrol ettim. Çok zayıftı ama atıyordu. Hala yaşıyordu.

Dumanlar odayı doldururken öksürmeye başladım. Gözlerim kararıyor, midem bulanıyordu ama bir an olsun tampon yapmaktan ya da nabzını kontrol etmekten vazgeçmiyordum.

''Yaşayacaksın, evleneceğiz biz.'' diye konuşmaya başladım. Bilincimi açık tutmaya çalışıyordum.

''Çocuğumuz olacak. küçük Alaralar ve küçük Kılıçlar. Onlar da beni deli edecek, aynı senin gibi.'' Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken başım öne düşmeye başladı.

''Ölmeyeceğiz, şeytanlar ölmez, Ve biz şeytanız.'' Bilincimi kaybettiğimde kafam güçsüzce Kılıç'ın göğsüne düştü...

Bölüm sonu..... az biraz heyecanlanın....

Belki ikisi de ölür kim bilir......

Yorum ve vote'u unutmayınn

IG: beyzanuria_

;)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.