Kılıç yanıma gelip bileklerimi çözdüğü anda onu sertçe ittim. Bunu beklemiyor olacak ki bir iki adım geriledi. Bakışlarım odanın içinde işe yarar bir alet bulma umuduyla gezinirken bir yandan da sakin kalmak için derin derin nefes alıyordum.
Kılıç'ın eğlenir nefesini duyduğum anda öfkeli harelerim onu buldu. Bir şey söylemek için ağzımı açtım fakat derin bir nefes alıp sustum.
Henüz değil.
Ağır adımlarla kapıya doğru ilerlerken Kılıç sanki hiçbir şey olmamış gibi arkamdan geliyordu. Merdivenlerin sonuna geldiğimizde yukarı çıkmak için hareketlendiğimde Kılıç'ın sözleri odayı doldurdu.
''Hazırlan, sende benimle geliyorsun.'' Bir şey söylemeyip yürümeye devam etsem de yüzümde tehlikeli bir sırıtış oluştu.
Odaya geldiğimde hızlıca üzerime boğazlı bir kazak ve altıma da siyah bir pantolon giydim. Saçlarımı da yukarıdan at kuyruğu yaptığımda hazırdım. Vakit kaybetmeden aşağı indiğimde Kılıç'ı arabanın önünde sigara içerken buldum.
Sanki daha 2 saat öncesinde bana işkence etmemiş gibi eğlenir bakışları vücudumu süzdü.
Onu umursamayıp arabaya doğru yürüdüm ve ön koltuğa oturup kapıyı kapattım. Kılıç'ın kahkahaları kulaklarımı doldurduğunda oda şoför koltuğuna yerleşmişti.
''Trip mi yiyorum şu anda ben?'' Derin bir nefes verdim ama konuşmak için ağzımı açmadım.
''Gerçekten trip yiyorum.'' diye mırıldanıp arabayı çalıştırdı. Bana inat yapıp arabayı son sürat hızda sürerken sinirle bir nefes verdim. Öfkem korkumdan ağır basıyordu.
Elim bilinçsizce yanağımdaki kesik izine gittiğinde Kılıç kısa bir an bana baktı ve sıkıntıyla bir nefes verdi.
''İsteyerek yapmadım.'' İmalı bir şekilde güldüm.
''Sorun değil, bende canım sıkılınca insanlara işkence ediyorum. Bağırsaklarını falan söküyorum, gerçi sen daha profesyonelsin bu konuda ama.'' Sert sözlerimle direksiyonda olan parmaklarını sıktı.
''Damarıma basan sendin.''
''Yüzümü parçalayan da sen.'' Kılıç bu konuşmayı uzatmak istemiyormuş gibi gazı kökledi. Araba bağırarak hızlanmaya başlarken gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım.
Umursamaz gözüksem de bakışlarım torpidonun gözündeki silaha takılıydı. Kılıç bunu fark etmiş gibi güldüğünde gözlerimi ona çevirdim.
''Al.'' dedi önemsiz bir şeyden bahsedercesine.
''Ne?''
''Yaklaşık iki dakikadır gözünü torpidodaki silaha dikmiş bir şekilde oturuyorsun. Silahı al.''
''Silahı alırsam ilk kurşunumu seninle harcarım.'' Güldü. Öyle bir gülüştü ki altında binlerce mana yatıyordu.
''Sık,'' dedi aynı umursamazlıkla. ''umurumda olmaz.'' Bana baktığında bakışlarında saf bir endişe yakaladım. ''Orada kendini koruyabilirsin, değil mi aptal kız?''
Tereddüt ettim. Bakışlarındaki kaygı bütün dengemi alt üst etmişti. Sanki saatler öncesinde bana işkence etmemiş gibi bakıyordu. Sanki bana bir şey olmasından korkuyormuş gibiydi fakat atladığı tek şey, bana en çok onun zarar verdiğiydi.
''Emin ol, oradaki kimse bana senden daha çok zarar veremez Kılıç. Ama duymak istediğin buysa, evet kendimi koruyabilirim. En çok da senden.'' Son sözlerim o kadar kısık çıkmıştı ki ben bile zor duymuştum kendimi.
Kılıç duygusuzluk maskesini tekrardan yüzüne takarken arabayı çalılığa park etti. Kapıyı açmadan önce ön göğüsteki bir yeri açtı ve yedek anahtarı elime tutuşturdu.
''Araba sürmeyi biliyor musun bilmiyorum ama kolay öğrenirsin, otomatik.'' Derin bir nefes aldı. ''Arabayı çarpmanı sorun etmem. Ama zarar görmekten kaçın, olur mu?''
Kafamı onaylarcasına salladığımda ikimiz de arabadan indik ve ağır adımlarla toplantı mekanına doğru yürümeye başladık. Şehir merkezine uzaktı, aslına bakılırsa burada canlılık belirtisi bile yoktu. Sadece uçsuz bucaksız bir orman ve kenarda birkaç terk edilmiş fabrika vardı.
Adımlarımız deponun önünde durduğunda Kılıç silahının mandalını çekti ve hazır hale getirdi. Bende onu taklit ederek silahı hazırladım ve depoya girdik.
İçeride en az yirmi tane eli silahlı adam vardı ve hepsi de ellerini önünde bağlamış bir şekilde ortadaki, lider olduğunu varsaydığım bir adamdan emir beklercesine dikiliyorlardı.
''Yanında oyuncak getireceğini bilmiyordum.'' dedi Lider olan. En az ellilerindeydi ve sigara içmekten olsa gerek sesi boğuktu. Kelleşmiş kafası ve gömleğinin düğmelerini sıkan göbeğiyle birlikte yüzümü buruşturdum.
''Merak etme, işim bittiğinde seninle yeterince oynayacağım.'' Kılıç, liderin bir şey söylemesini beklemeden adamlara ateş etmeye başladığında hızlıca bir yere saklandım. Elimdeki silahı belime yerleştirip yerdeki rastgele bir silahı alarak Kılıç'a katıldığımda kaşlarını çattı ve sert sesi depoda yankılandı.
''Alara çık dışarı.'' Bana emir vermesi, üstümde hak sahibi olduğu bir oyuncağıymışım gibi bana kafasına estiği zaman işkence etmesi beni o kadar sinirlendirmişti ki bağırdığımın farkında bile olmamıştım.
''Kılıç kes sesini!'' Arkasından ona yaklaşmakta olan bir korumaya ateş ettiğimde adam göğsünü tutarak yere düştü. O sırada sağ tarafımdan bir el sertçe saçlarımı çekti. Bağırarak karnına tekme attım ve adam inlerken diz kapağımla yüzüne vurdum. Hala Kılıç'a bağırıyordum.
''Çık dışarı Alara, kes sesini Alara, beni sınama Alara! Ben senin oyuncağın değilim! Kafana estiği zaman bana iyi davranıp da kafana estiğinde işkence edemezsin!'' Adam'ı alnının çatısından vurmamla yere düşmesi bir oldu.
Bu kez başka bir adam silahını bana doğrulttuğunda o daha ateş edemeden silah olan eline sıktım. Adam inleyerek elini tutmaya ve bağırmaya başladı.
''Cehennemin dibine git Kılıç, ve mümkünse bir daha asla oradan çıkma!'' Adamın kalbine ateş ettiğimde yüzüme kanları sıçradı.
Kılıç ses çıkarmadı, sadece korumaları vurdu. Birkaç dakika sonra ikimizin de şarjörleri bittiğinde Kılıç'la birlikte tam ortada kapana kısıldık. Karşı taraf sayıca üstündü ve bu kesinlikle işimize yaramıyordu. Birkaç koruma Kılıç'ı kollarından tutup yumruk atmaya başladığında diğerleri de beni tuttu.
Kılıç her bir darbede direnmeye çalışsa da yumruklar o kadar sertti ki bir süre sonra dizlerinin üzerine düştü ve ağzındaki kanı tükürdü.
Korumaların kolları arasında çırpınıyordum fakat bir gram kıpırdamıyorlardı.
''Çok dramatikti,'' dedi lider dakikalar sonra. ''Özellikle o sevgili kavganız mükemmeldi.'' Gözleri beni bulduğunda eliyle korumalarına çekilmeleri için işaret verdi.
Şimdi ya da hiç.
Korumalar beni bırakarak birkaç adım çekildiğinde belimdeki silahı çıkararak Kılıç'a doğru yürüdüm. Mandalı çektim ve namluyu Kılıç'a doğrulttum. ''Bana bir silah verirsen, ilk kurşunu sana sıkacağımı söylemiştim.''
Kızıyla gurur duyan bir baba gibi gözleri parladığında kalbim sıkıştı. ''Sık.'' dedi dudaklarını oynatarak.
Gözlerimi kapattım. Kalbim tekledi, Tetiğin üzerindeki parmaklarım titredi. Tereddüt bütün vücudumu sarmıştı. Pat.
Namludan çıkan kurşun Kılıç'ın omuzuna saplandığında gözyaşlarım gözlerimin arkasını yaktı. ''Demiştim,'' derken sesimi duygusuz çıkarmak için zorlanıyordum. ''Ben senin oyuncağın değilim Tekin.''
Arkamı döndüm ve çıkışa doğru ilerlemeye başladım. Sustu. Alay etmedi, beni sinir etmek için hiçbir sözcük sarf etmedi. Öylece gidişimi izledi. Ve ben, onu orada bırakarak arabaya kadar yürüdüm.
Cebimdeki yedek anahtarı alarak arabayı çalıştırdığımda gözlerim torpidoya kaydı.
Bana silahını verirse ilk kurşunu onda harcayacağımı söylemiştim ve ilk kurşunu onda harcamıştım.
Derin bir nefes alıp gaza bastım. Atan her kalp atışımda aklıma Kılıç'ın gözleri geliyordu. Sessizliği, kabullenişi, yenilgisi.
O bir canavardı, bense onun tam tersiydim, güzellik. Güzel ve çirkin masalıydık biz. Uyumsuz, dengesiz, yanlış.
Fakat ne kadar dirensek de Güzellik canavara aşık oldu ve canavar güzelliğe yenildi.
Buyduk biz. Yanlıştık, zıttık, sorunun kendisiydik. Yan yana olmamalıydık. Belki de bizim aşkımızın dengesizliği dünyanın sonunu getirecekti ama dünya zaten boktan bir yerdi. Derin bir nefes aldım ve aklımdaki düşünceleri savuşturmaya çalışarak gaza biraz daha bastım.
Arabayı tam tur sağa kırıp depoya doğru sürdüğümde zırhlı araç deponun kapılarını kırarak içeri girdi. Kolumu camdan çıkararak elimdeki silahla korumalara ateş ederken Kılıç yarı kapalı gözlerle beni izliyordu.
Bütün yüzü kan olmuştu ve dudağıyla kaşı patlamıştı. Berbat görünüyordu.
Korumalar tek tek yere düştüğünde arabayı durdurdum ve lidere doğru yürümeye başladım. Kaçmaya çalışıyordu. Doğrusu o göbeğiyle bu kadar yürüyebildiğine bile şaşırmıştım. Silahımın mandalını çekip adamın ayağına sıktığımda inleyerek yere düştü.
Ağır adımlarla yanına giderken Kılıç'ın yoğun bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Adam inleyerek bacağını tuttuğu sırada silahın kabzasıyla ensesine sertçe vurdum ve bayılmasını sağladım. Deponun kenarlarında bulduğum halatlarla adamı sıkıca bağladığımda silahı tekrar belime koyup Kılıç'a doğru yürümeye başladım.
Bir yandan yürüyor bir yandan da ona söyleniyordum.
''Şu anda buradan siktir olup gitmem gerekirdi.'' Dişlerimin arasından söylediklerim onu eğlendirmiş gibi bir ses çıkardı.
''Peki neden buradasın? Beni cehennemin dibine göndereceğini ve bir daha asla çıkarmayacağını sanıyordum.'' Bu kez gülen taraf bendim.
''Kes sesini, aptal çocuk.'' Elimle kolunu tutarak onu kaldırdığımda acıyla inleyip kaburgalarını tuttu. Muhtemelen birkaç tanesi kırılmıştı. Onu yavaşça arabaya kadar taşıdım ve ön kapıyı açarak koltuğa geçmesine yardım ettim.
Onu bindirdikten sonra şoför koltuğuna geçtiğimde güldü.
''Gerçekten neden geri döndün? En azından yaptıklarımdan sonra benim ölmem seni mutlu eder diye düşünüyordum. Yoksa ölmeden önce acı çekmemi mi tercih etmeye karar verdin?''
''Aptalsın ve kesinlikle yaptıklarının intikamını alacağım, ona şüphen olmasın.'' Gözlerim kısa bir an ona kaydı. ''Ama başkasının aksine seni kendi ellerimle öldürmeyi tercih ettiğime karar verdim.''
Mırıldanarak arkasına yaslandı ve acıyla bir nefes verdi. O ana kadar zar zor nefes alabildiğini bile fark etmedim.
''Şimdi uslu bir çocuk olup sessizce oturuyorsun bende seni hastaneye götürüyorum.'' Başını bana doğru eğip gözlerini açtı.
''Hastane olmaz. Doktorlarla aram iyi değildir. Bildiğim bir yer var, sana yolu tarif ederim.'' Konuşurken acı çekiyordu. Ona daha detaylı bir tedavi görmesi gerektiğini söylemek için ağzımı açtım fakat sonra geri kapattım ve sessizce onayladım. Gözlerini geri kapattı.
''Sana yaptıklarımdan sonra ödeşmek için Rus ruleti oynamak ister misin?'' Göz kapaklarının ardından sorduğu soruyla dudaklarım kıvrılırken kaşlarımı çattım.
''Hastalıklı bir katilsin.''
''Olabilir.'' diyerek onaylaması beni güldürmüştü. ''Ama hastalıklı kelimesi yerine profesyonel demeni tercih ederdim.'' Kafamı iki yana sallayarak arabayı çalıştırdım.
''Araba sürmeyi bilmiyorum. O yüzden sıkı tutun.'' Gaza köklendiğimde küfür ederek kapının kolunu tuttu.
''Şizofrenin tekisin.'' diye mırıldandı.
''Bu her saniye seni düşünmemi açıklar sanırım.'' Bakışları beni bulduğunda gözlerindeki duygu çok tanıdıktı. Özlem.
Bana sanki yıllardır aradığı kişi benmişim gibi bakıyordu. Ve lanet olsun, bu içimi sıcacık etmişti.
Şimdi aslında Alara gidecekti, sonra ne olduysa oldu birden baktım Alara Kılıç'ı kurtarıyor. Ama bu demek değil ki Alara Kılıç'ı hemen affetti.
Uzun bir bölümdü (çok uzun evet susun)
IG: beyzanuria_
Hem buradan hem de Ig'den takip etmeyi unutmayın okunma ve takipçi sayısı aşırı orantısız..
Sonraki bölümde görüşürüz bipolarlar:)))