İçeriğe geç

Karanlığın İçindeki

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Karanlığın İçindeki

Bölüm 1

1. Bölüm

Eskiden çok merak ederdim. Cehennem nasıl bir yer? Ölmek nasıl bir duygu? Öldürmek nasıl bir duygu? Neden yaşamak zorundayız?

Her soruma bir cevap getirdim. Cehennem... Ölümün, ateşin, iblislerin ve şeytanların eviydi... Saf kin, nefret, öfke... Barındırıyor... Bana göre ibliste, şeytanda insanlar. Kötülüğün beden bulmuş halinin, kötülüğün simgesinin şeytan olduğunu söylerler ama yalan söylüyorlar. Asıl kötülük insanlar... Bu yüzden bir insan olmamaya karar verdim.

Ölmek çok acı verici ve çok muazzam bir duygu. Acı içerisinde yanarak öldüm... Küllerimden tekrar doğdum... İntikam için. Yeni bir hayat... Kuklacı oldum... Psikopat oldum... İnsanlar için kötülük oldum...

Öldürmek ise anlatılamayacak kadar mükemmel bir duygu. Zevki doruklarında yaşatıyor. O insanı öldürmeyen önce işkence ederken ki haz... Acı haykırışları... İniltileri... Dediğim gibi anlatılamayan bir şey.

Birisinin yaşaması için bir amacı olmalı. En güzel örnek... Ben! Yaşama amacıma çok saygılıyım... İntikamıma...

Hayatın en kolay olduğu zaman çocukluktu. Çocukken çok masumduk. Baharda yeni açmış bir çiçek gibi. Her insan bir müddet sonra ölmeyi diler olur. Bazı insanlar ölmek yerine elini kana bulamayı seçer. Onlara sorunca bunu hayatta kalmak için yaptıklarını söylerler ama bu yalan. Bir insanı öldürürken ne kadar zevk aldığınızın farkındasınız. Bu bazen devam ediyor. Katilken seri katil oluyorlar. Kendilerini o bataklığa çekiyorlar.

Ben bu bataklığa doğduğum gün girdim. Ben değil. Ailem beni bu bataklığa soktu. Ben bir varistim. Olmamak için her şeyimi verirdim.

On beş yaşındayken geçirdiğim kaza sonucu... Duygularımı kaybettim. Geri gelmediler. Kaçtılar benden... Eskiden ilgiye çok açtım. Sevgi denen şeyden mahrumdum. O kazadan sonra sevginin benim için bir anlamı olmadı. Ailem beni acılarım ile delirtiler. Onlardan öğrendim deli olmayı. Onlar sayesinden Psikopat oldum. Onlar sayesinde insanlara işkence yapmayı öğrendim. Ben fiziksel işkenceden çok psikolojik işkence yaparak insanları delirtmekle ünlüyüm. Böyle nam saldım. Bu yüzden bana psikopat dediler. Dediler de dediler. Demeye de devam ediyorlar.

Delirmeye başladığım ilk gün... Beni öldürmüştü... Bir insan sizce kaç defa ölebilir? Ben her gün daha çok deliriyorum. Delirdiğim her günde daha çok ölüyorum. İlk delirdiğimde bunu fark etmemiştim ama çok geçmeden fark ettim.

***

Yine zifiri karanlıktayım. Buraya hapsoldum asla buradan çıkamıyorum. Lanet olsun. Lanetler olsun. Çok karanlıktı, karanlık düşüncelerim gibi... Bu karanlığa asla alışamayacaktım.

Paslanmış demir kapının ardından koridorda olan adım sesleri ve balyozun beton zemine sürtünme sesi geldi. Kabusum yine başlıyor. Bu cehennemden asla çıkamayacağım. Paslanmış demir kapının zorla gıcırdayarak açılma sesi duyuldu çok geçmeden. İşte kabusum yine başlıyor. Kapının açılması ile aydınlık bahşetti bana. Ama hala oda karanlığa hapisti. O nefret ettiğim ve tiksindiğim yüz yine gözlerim önümdeydi. Önce bakışları mosmor ve kesiklerle dolu bedenimde gezdi.

Bana işkence etmek onun günlük etkinliği... İnsanlara acı çektirmek onun için zevk verici. Her gün bana her türlü işkenceyi yaptıktan sonra tedavi ediyor. Yaralarım iyileşmeden tekrar bana işkence ediyor. Bu bir döngü asla değişmiyor.

Başım düşmüş bir biçimde ellerim duvardaki demirlere bağlı bir şekilde dururken bana yavaşça yaklaştı. Balyozu yere bıraktı ve eli çenemi kavradı. Sertçe çenemi tutarken, çenemi kaldırdı ve yüzü ile sabitledi. 'Bu günün işkencesi bu mu?' der gibi baktım ona.

''Hayır halef.'' dedi, sesi her zamankinden daha zevkli çıkmıştı. Eli ile kapının önünde daha yeni fark ettiğim adamlara getirin diye bir el işareti yaptı. Adamlar çok geçmeden komutuna uyarak bir adam getirdiler. Adamın yüzü kanlar içerisindeydi. Aynı zamanda yaralarla da doluydu. Bir gözü morarmış ve şişmiş durumdaydı. Dudağı ve kaşı patlamıştı. Bakışlarımı vücudunda gezdirdim. Bir kolu çökmüştü. Bildiğiniz çökmüş. Kolların düz olması gerekirken bu adamın kolu içeri çökmüştü.

/Halef: Bir işten, bir görevden ayrılan birinin ardından gelip onun yerine geçen kimse. Ardıl da aynı anlama gelir. Varis gibi düşünebilirsiniz./

''Bu gün sana,'' dedi, o iğrenç sesi ile. Baş parmağı ile yerde acılar içinde yatan adamı gösterdi. ''Bu adamın nasıl beynini parçalara ayırdığımı göstereceğim.'' dedi ve balyozu eline aldı. Gözleri aralık bir biçimde yatan adımın ayağına indirdi önce balyozu. Adamın ağzından acı bir feryat koptu. ''Bu gece acı haykırışlarını dinleyerek uyuyacağım.'' dedi... Manyak...

''Sen delirmişsin!'' diye bağırdım tüm gücümle. Tam balyozu adamın diğer ayağına indirecekken bana döndü.

''Delirmek?'' ağzından gür bir kahkaha çıktı. ''Bu karşında gördüğün kişi. Gelecekte olacağın kişi. Bunu unutma halef.'' dedi, artık sesinde saf nefrette barındırıyordu. Senin gibi olmak? Ölsem de senin olmam.

''Kendi kafanda kuruyorsun. Asla senin gibi olmayacağım.'' diye bağırdım bu sefer. Ses tellerim zaten kötü durumdaydı. Onları böylece daha çok tahriş etmiştim. Sonlara doğru sesim kısılsa da susmamakta kararlıyım. Boğazımı deşse de konuşmam gerek.

''Göreceğiz. Zamanı geldiğinde. Karşına geçip bu sözlerini birer birer söyleyeceğim halef. Unutmaman için sana her gün anlatacağım.'' dedi, sesini yine zevk kaplamıştı. Beni görmezden geldi ve adamın diğer ayağına balyoz ile vurdu. Tüm gücünü kullanıyordu. Dünya ya olan tüm nefreti o adamdan çıkarıyor. Vuruşlarında ki kuvvet sadece saf öfken içeriyor. Ama neden? Neden o adam bunun cezasını ödemek zorunda.

Adamın yüzüne baktığım da iniltiler içinde yarı açık gözlerle bana baktığını gördüm. Gözlerinden her şey okunuyor. Bunu hak edecek ne yaptım diyordu. Hiçbir şey yapmadık demek istedim ama sesimi çıkaramadım. Acı dolu haykırışlara mahkumum. Her zaman acı haykırışlar duymaya mahkumum. Her sesimi çıkarmaya çalıştığımda nafile bir çaba sarf ediyorum. Belki de susmanın zamanı gelmiştir.

Bu gün sustum ve sadece acı haykırışlara dinleyerek eşlik ettim.

İşi bittiğinde bana döndü ve bu günkü son sözlerini söyledi. ''Bu günlük bu kadar halef. İçindeki şeytanı yeterince doyurdum umarım.'' dedi ve elindeki balyozu kaldırdı. Lanet olsun. Balyozu serçe kafama geçirdi. Sıcak kanın yüzümden şelale gibi aktığını hissedebiliyorum. Bir şeyler dedi ama anlayamadım sonra odaya bir kaç kişi girdi. Bilincimi hala tam olarak kaybetmiş değildim. Sıcak bir kaç elin yüzümü tuttuğunu hissettim sonra yarama bir şeyin baskı yaptığını. Bir ara bilincim kapandı kapandığında son gördüğüm şey arkasında bile bakmadan demir kapıdan çıkması ve arkasından da adamlarının çıkması. Sonra bilincimi tekrar kaybettim.

***

Uyandığımda hangi zaman olduğum hakkında hiç bir fikrim yok. Kaç saat geçmişti yada kaç gün? Yere baktığımda o adamın hala yerde olduğunu fark ettim. Herhangi bir kurtlanma yoktu. Bedenin çoğu yeri parçalara ayrılmıştı.

Kolayca yene bilecek bir durumda.

''Acıktım.'' diye mırıldandım. Daha yeni fark ettim. Kollarım duvardaki demir zincirlere bağlı değildi. Demir bir sandalyede oturuyorum. Ellerim nede ayaklarım bağlı. Yüzümde bir sırıtış oluştuğunda yerdeki adama tekrar baktım. Hızla yere inip adamın yanına yerimi aldım. Elime vücudundan bir parça aldım...

/Midenizi bulandırmak istemiyorum. Bu yüzden o sahneyi yazmadım./

Olduğum kişiden kaçmamalıyım. Evet o haklı ben onun gibiyim. Babam gibiyim.

Bir deliyim!

Demir kapının gıcırdayarak açılması ile bakışlarımı oraya çevirdim. Babam bana sırıtarak bakıyordu. ''Demek ki tek yapmamız gereken kafana hasar vermekmiş.'' dedi, sesinde memnuniyet akıyordu. Yanıma yaklaştı ve eğildi. Cebinden bir bez çıkardı ve ağzımın etrafındaki kanları sildi.

Daha on beş yaşında bir çocukken çok olgunlaşmıştım. Delirmek olgunlaşmaksa eğer. Bizim ailemizde bu olgunlaşmaktı. Hepimiz içlerimizde bir deli olarak doğuyorduk. Belki de DNA'mıza işlenmiş bir şeydi bu. Delilik bizim kanımızda akıyordu.

Beni o haplarla o kadar uyuttular ki. Kim olduğumuzu unuttum. Ben bir deliyim. Ben Psikopatim. Ben babamın kızıyım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.