İçeriğe geç

KARANLIĞIN HAKİMİ

Bölüm 6 · 12 dk okuma

KARANLIĞIN HAKİMİ

Bölüm 6

Bölüm ⛓️ 7

21 Ocak 2024

İyi okumalar dilerim.

.

.

YAZARDAN

" Hadi bize gidelim yar

Şişelere küselim yar olmazsa

İçelim içelim ölümüne içelim

Karakola düşelim yar

Bakma öyle gözüme

İnanmadım sözüne

Bakma öyle gözüme

İnanmadım sözüne

Ben ne hatunlar gördüm

Güvenilmez sözüne

Ben ne avratlar gördüm

Güvenilmez sözüne"

Saat gece yarısına geliyordu neredeyse. Sokak lambasının aydınlattığı boş sokakta, ellerini cebine koymuş, kapüşonunu kafasına geçirmiş yürüyordu aynı zamanda en sevdiği şarkıyı söylerken.

Kafasında binbir düşünce ve plan varken, o şu anlık bunları bir kenara atmış anın tadını çıkartmaktaydı.

Şüphesiz en sevdiği şeydi bu. Yok saymak ve anı yaşamak.

Genç adamın bir tarafı oldukça sakin, eğlenceli, sessiz ve anlayışlı bir İstanbul beyefendisi iken konu işi olunca tam tersi birine dönüşmekteydi.

O beyefendi kişiliğinden çıkıyor, acımasız, hırslı ve tehlikeli birisi oluyordu. Ve bu en nefret ettiği şey de olsa mecbur olduğunu biliyordu.

Dün gece aldığı emir ile apar topar mahalleye gelmişti ve bir ev kiralamıştı.

Yapılan planın iç yüzünü henüz bilmiyordu. Ancak emirleri sorgulamadan yerine getiriyordu.

Yeni görevi ise henüz adından ve mesleğinden başka hakkında hiçbir şey bilmediği bir adama, Zeyd Azad'a yardım etmekti.

Ona ZİAK'ın gerçeklerini anlatacaktı. İki tarafta amacına ulaşana kadar iş birliği yapmaya ikna edecekti.

Sokaklarda şarkı söyleyerek dolaşmaya devam ettiği sırada çalan telefonunu açtı ve kulağına götürdü.

- Buyrun.

- Zeyd ile konuştun mu?

- Evet. O eve geçti, ben mahalledeyim.

- Sonuç?

- Bilirsin, biraz zamana ihtiyacı vardı. Ben de ona zaman verdim. Ama şimdiden cevabı olumluymuş gibi planını yönlendirebilirsin.

- O nedenmiş?

- Çünkü cevabının olumlu olacağını biliyorum.

- Nereden biliyorsun?

- İnsan sarrafıyım. İyi biliyorsun bunu.

- Öyleyse hazır ol Merih Aram Mir. O itlerin işini bitirmeniz çok yakın çünkü.

- Ben her zaman hazırım. Onlar hazır olsun asıl.

- İyi geceler Mir.

- Size de. Teşekkürler.

Telefonu kapattıktan sonra arka cebine yerleştirip sokağın köşesine park ettiği motoruna bindi.

Arabasını garaja bırakmış ardından motoru ile mahalleye gelmişti. Bu gece motor yarışı vardı. Ve Mir hız tutkunu biri olarak yapılan her araba ve motor yarışına katılıyordu.

Piste girdiği anda alkışlar ve tezahüratlar başlamıştı. Taraftarı diğerlerine göre çok fazlaydı. Ne kadar iyi olduğunu defalarca kanıtlamıştı sonuçta

.

.

.

Kaban Kara

Elimdeki viski bardağını masaya bırakırken arkama yaslandım ve kafamı gökyüzüne kaldırdım.

Oradaydı.

Oradalardı.

"Özür dilerim..."

Ağzımdan fısıltıyla çıkan kelimenin ardından gözlerimden akan yaşlara engel olmadım.

Ben kendi kardeşimin ve onca çocuğun katiliydim. Ben babama olan kinimi masum çocuklardan çıkartmıştım.

Kardeşime kıydım lan. Kardeşime.

Ayağa kalktım ve terastan aşağıya indim. Evden anahtarlarımı alıp arabaya geçtim.

Ezbere bildiğim yollardan arabayı sürerek kahvenin önünde durdum. İçerisi her zaman olduğu gibi doluydu.

İçeri girdiğimde herkes selam verirken ufak bir baş hareketi ile yanıtladım. Aradığım kişi ise kahvenin ortasındaki masaya oturmuş, çayını içiyordu. Göz göze geldiğimizde her şeyi anlamış gibiydi sanki.

Kafasıyla yanındaki boş sandalyeyi işaret etti. Ağır adımlarla masaya ilerledim ve sandalyeye oturdum.

"Ali, Anlatamam Derdimi Dertsiz İnsana çal. Sen onu pek güzel çalıyorsun."

Adnan hocanın sözü üzerine, Ali çalıp söylemeye başladı.

'Anlatmam derdimi dertsiz insana

Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez

Derdim bana derman imiş bilmedim

Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz, aman aman

Olamaz, aman aman, olamaz, aman, hey

Gülü yetiştirir dikenli çalı

Arı her çiçekten yapıyor balı

Kişi sabır ile bulur kemalı

Sabretmeyen maksudunu bulamaz, aman aman

Bulamaz, aman aman, bulamaz, aman, hey

Ah çeker, aşıklar ağlar zarınan

Yüce dağlar şöhret bulmuş karınan

Çağlar deli gönül ırmaklarınan

Ağlar, ağlar, göz yaşların silemez, aman aman

Silemez, aman aman, silemez, aman, hey

Veysel, günler geçti, yaş 60 oldu

Döküldü yaprağım, güllerim soldu

Gemi yükün aldı, gam ile doldu

Harekete kimse mani olamaz, aman aman

Olamaz, aman aman, olamaz, aman, hey...'

(Aşık Veysel/ Anlatamam Derdimi Dertsiz İnsana)

Türkü bitince herkes Ali'ye teşekkür ederken Adnan hocanın ayaklanmasıyla ben de ayağa kalktım.

"İyi akşamlar beyler. "

Dışarı çıktığımızda bana döndü. Bir süre gözlerime bakmasın ardından derin bir nefes alıp verdi.

"Ev az yukarda. Yürüyelim. "

"Nasıl isterseniz."

Patika yolu yürürken elinden düşürmediği tesbihini çekiyordu yine.

Eve geldiğimizde kapıyı açıp içeri girdi. Ben de arkasından girmiştim.

"Otur şöyle. Geliyorum. "

Odada tekli iki koltuk vardı karşılıklı şekilde. Koltuklardan birine oturdum.

Adnan hoca, elinde bir sürahi ve rakı şişesi ile gelmişti.

"Vitrinden bardakları kap gel."

Ayağa kalktım ve iki bardak alıp masaya bıraktım. Bu sırada mezeleri getirmişti.

Tekrar oturduğumuzda, rakı şişesine yöneldiğim sırada "Ben hallederim." dedi.

Ardından bardakların yarısına rakı doldurup diğer yarısına da su doldurdu.

Ardından bardağından bir yudum alıp arkasına yaslandı.

"Duydum olanları. Başın sağolsun."

"Olmasın hoca. Başım bundan sonra sağ olmasın. "

"Güç istedin, aldın. Para istedin, aldın. Saygı istedin, aldın. Hiçbirini başarmadın. Çabanla yapmadın. Aldın. Zorla. Sana dur dedim, bu yoldan olmaz dedim. Dinlemedin. Sonucunda ne oldu? Kanını, canını toprağa verdin. Babandan intikam almak istiyordun değil mi? Onun gibi olmamak için, Alem adının yükünü omuzlarına bıraktı gitti. Sen yükü her adımında daha da güçlenerek taşımak yerine, yükün altında ezildin. Ama o yükü omzundan attığını sandın. Kaban olduğunu düşündün. Ama sen Alem'in altında ezilip kaldın. Hiçbir şey değilsin sen. Hiçbir şey elde edemedin. Kurtulabilecek misin bu enkazdan? Vicdanın izin verecek mi yaşamana? Bence de bundan sonra başın sağ olmasın. "

"Haklısın. Ben Alem'in altında ezildim. Ezilirken de Kaban öldü. Babam ben daha beş yaşındayken adımı benden aldı. Beynimi benden aldı. Duygularımı benden aldı. Yerine kendi beynini koydu. Kendisi giderken dünyada beynini bırakıpta gitti. Ben o beyni kaldıramadım hoca. Ben Alem olmayı hiçbir zaman istemedim. Ben zorunda bırakıldım. Babam bana hiç sormadı ki. Dövüşmek ister misin diye sormadı, beni döve döve öğretti dövüşmeyi. Bana hayalin var mı diye hiç sormadı, kendi hayallerini yaşattı. Ben o adamlarla iş birliği yaparken o çocukların hiçbirinin maddeden haberi bile olmayacak diye anlaştım. Çocuklar sadece paketleri teslim edeceklerdi. Ama işler giderek çığrından çıktı. Ben engel olamadım, önüne geçemedim. Para ve güç geldikçe iyice yolumu şaşırdım. Sonunda da bedelini kardeşim ödedi. Canıyla. "

"Anladın sonunda herşeyi. Ama sonunda. Herşeyin sonunda gözün açıldı. Geri dönüşü var mı? Telafisi olacak mı? Giden geri gelmez. Peki ne yapacaksın bundan sonra?"

"Herşeye baştan başlıyacağım. Nasıl düzeltirim bilmiyorum. Ya da bundan sonra düzelir mi. Ancak elimden geleni yapıcam."

.

.

.

.

Zeyd Azad

"Ziak'ın sağ koluyum."

Duyduğum şeyle kaşlarım çatılırken yakasından tuttum ve sırtını arabaya çarptım sinirle.

"Ne diyorsun lan sen?!! Ne demek ZİAK'ın sağ koluyum!! O oruspu çocuğu şehirdeki tüm çocukları ağlarına düşürmeye çalışıyor!! VE SEN GELMİŞ BANA ONUN SAĞ KOLUYUM DİYORSUN!!"

"BİLMEDİĞİN DE BU İŞTE ZEYD AZAD!! ZİAK çocukları öldürmüyor. Çocukları öldüren kişiler sizin içinizde. ZİAK çocuklara yeni ve temiz bir hayat sunuyor. Neden bu kadar çok taraftarı var sanıyorsun? Kötü görünüyor çünkü çete içlerine girmezse bu işin nasıl işlediğini bilemez. Biliyor ve ona göre hamle yapıyor."

Geriye çekilirken derin bir nefes alıp verdim ve "İspatla." dedim.

Bir süre gözlerime baktı. Ardından üstündeki ceketi ve tişörtünü çıkarttı ve sırtını döndü. Sırtında yara ve yanık izleri vardı.

"Henüz 17 yaşındaydım. Uyuşturucu öahallemdeki arkadaşlarımı tek tek kendine hapsediyordu. O kadar çok arkadaşımı kaybetmiştim ki uyuşturucunun batağında. Ve hepside gözlerimin önünde batıyorlardı. Ben onlar yerine çok çabaladım. Çıksınlar, kurtulsunlar diye. Ama hepsi o bataklığa körlerdi. Sanki bataklık onlar için ilaçtı. Bir umut bağlamışlardı bataklığın dibine. O yüzden de savaşmıyorlardı, çabalamıyorlardı, çıkmaya uğraşmıyorlardı. Tek tek gittiler. Hepsi bir parkta, sokak köşesinde, terk edilmiş evlerde yok oldular. "

Duraksadı uzun bir süre. Hala sırtı bana dönük bir şekilde konuşuyordu. Acısı sesine yansıyordu adeta olanları anlatırken. Derin bir nefes alıp verdi ve devam etti.

"Birisi de yanımdaydı giderken. Bir anda öyle bir hale gelmişti ki. Ben donup kalmıştım öylece. Önce yüzü mosmor oldu, sonra gözlerinin içi kanlandı. Ardından kan kusmaya başladı ve son nefesini verdi. Kalbi patlamış yüksek adrenalinden. Bir gece, evdeydim. Telefonum çaldı. Annem ve babamın ölğm haberini aldım. Başka kimsem yoktu artık. Tamamen yalnız kalmıştım. Sonra bildiğim bataklığa ben de bir umut bağladım. Sonra işin içinden çıkamadım. En başta sadece bir seferlik demiştim oysaki. Artık elimde kalan tüm para uyuşturucuya gidiyordu. Bir gelirim yoktu. Oradan buradan ne çalarsak onunla geöiniyorduk işte. En sonunda ona da kafam yetmedi. Tüm beynime hükmetmeye başlayan madde, beni gitgide delirtiyordu da aynı zamanda. Artık yemek ya da su yoktu hayatımda. Sadece uyuşturucu. Tabi parasını veremiyordum. Adamlar da parasını bırakacak tipler değildi, tahmin ediyorsundur.

Yine kriz tutmuştu beni. Ölümü göze alıp gittim mekana. Mekan dediğime bakma, yıkık dökük harabe bir binanın bodrumuna kurmuşlardı tezgahlarını. Önlerinde siz çöktüm. Yalvarıyordum ve perişan bir haldeydim. Vücudum ağaçlardaki yaprakların en ufak bir esintide titrediği gibi titriyordu. Belliydi, asla vermicekleri. Para istediler ama beş kuruş para yoktu cebimde. Sonrasında kızgın demir çubuklar ve ıslak halatlar ile dövmeye başladılar. Hissettiğim fiziksel acı içimdeki yangının ve acının yanında bir hiçti. Dakikalarca işkence ettiler bana orada. Sırtım parçalanmıştı. Orada öylece bırakıp gittiler. Hem kriz geçiriyor hem de çok fazla kan kaybediyordum. Sonra birileri geldi. Beni alıp, yer altında bir depoya götürdüler ve tedavi ettiler. Sonra Ziak geldi. Bana arkadaşlarımın ve bana yaptıklarının intikamını almam için yardım edeceğini söyledi. Kabul ettim. Sonrasında onun için çalışmaya başladım. Onun köstebepi olmuştum. Düşmanı kim ise, gidip onların güvenini kazanıyor, onlar hakkında toplayabildiğim kadar bilgi topluyor sonrasında ortadan kayboluyordum. Ziak ise onların zayıf noktasını bildiğinden hepsini hızlıca bitiriyordu. Bu şekilde tanınmaya başladı ve adamları da her yere dağıldı. Her mahallede, her semtte, her şehirde adamları var. Ele geçirdiği mahallelerdeki çocuklar ile seni görüştürürüm. Bana inanmıyorsan bir de onlardan dinlersin doğruları ve ne kadar mutlu olduklarını. "

Bana doğru dönerken üstünü giyindi ve "Karar senin Zeyd. Ziakın istediği ikimizin birlik olması ve kayıp kardeşini bulmamız. Bunun karşılığında o da sana yardım edecek ve mahalle temizlenecek. Ayrıca senden istediği bir şey daha var. Cesed ve yanındakilerin arasına girmen ve onlar hakkında öğrenebildiğin kadar bilgi öğrenmen. Kararını vermen için iki günün var. İki gün sonra tekrar gelicem. Eğer cevabın olumlu olursa birlik olarak bitiricez bu şerefsizleri. Ancak eğer aksi bir karar verecek olursan, olacaklara hazırlıklı ol. "

Sözünü bitirmesinin ardından arabasına bindi ve uzaklaştı. Kafam allak bullak olmuştu. Bir yanda Caner, bir yanda Merih'in anlattıkları, bir yanda abimin anlattıkları. Abim yerine henüz kim olduğunu bilmediğim bir gerife inanacak halim yok ya. Ancak hala abimin Caner'in haberini nasıl ve kimden aldığını bilmiyoruz. Ve öncesindeki şüphelerim, Cesed, Kılıç ve Bozo ile olan yakınlığı, kulüpteki çocukların ölmesi...

Hepsi aklımdaki şüpheleri doğruluk yoluna sürüklüyor. Öncelikle yapmam gereken şey, ZİAK'ın ele geçirdiği mahalleleri izlemem ve çocuklardan bilgi almam. Bu şekilde ne olup bittiğini daha iyi anlayabilirim.

Ancak öncesinde abim ve Azap'a bakmam gerekiyor. İkisi de bitmiş haldeler. Nasıl hissettiklerini, nasıl acı çektiklerini çok iyi anlıyorum. Asla geçmeyecek bunu da biliyorum. Kader tekerrür ediyor bir kez daha benim için. Yeniden çıktığım o kör kuyuya itildim ve düşmekteyim. Elimi uzatsam ne tutacak biri var ne uzanacak ele güvenim..

Ne tarafa dönersem döneyim bir boşluk var, yıllardır dolmayan bir boşluk..

Annem gittiğinden beri kapanmamıştı o boşluk hiçbir zaman. Ve asla da kapanmayacaktı. Derin bir nefes alıp verdim ama ciğerlerime battı o nefes. Canımı yaktı.

Kafamı gökyüzüne çevirdim ve uzun uzun izledim onları, yanyana parlayan iki yıldızı. Yanımdalardı, her zaman yanımdalardı onlar.

Yüzümde ufak bir tebessüm oluşurken yanımda hissettiğim hareketlilik ile hızla bakışlarımı yanıma çevirdim.

Bir kız vardı yanımda. Uzun siyah saçları, karanlık olmasına rağmen parlayan gece mavisi gözleri vardı. Ve itiraf etmeliyim, çok fazla dikkat çekiciydi gözleri.

Gözlerimi gözlerinden çekerken, "Sende kimsin?" diye sordum.

Elini uzattı ve "Gece ben. Gece Kılınç. " dedi.

Uzattığı elini görmezden gelerek, "Zeyd Azad." dedim.

Kaşları çatılırken elini geri çekti. Sinirlenmişti belli ki bu hareketime. İnsanlar kabalık ya da saygısızlık olarak görebilirsi ancak işim dışında kimseyle temas etmiyordum. Konuşmuyordum bile. Bu bile bana tersti aslında.

"Özel mekanımda yabancı birilerini görmek şaşırtıcı. Keşfedilmesini istemiyordum. "

Dediği şey ile kaşlarım çatılırken, gözlerimi kısaca etrafta gezdirdim. "Anlıyorum. O halde sizi 'özel yerinizde' yalnız bıraksam iyi olacak. Hoşçakalın. " dedim ve hızlıca uzaklaştım oradan.

Araba ile gelirken yolu ezberlemiştim, zaten pek uzak sayılmazdı mahalleye. Gerçi uzak olsa da fark etmezdi bana. Şüphesiz işimden sonra bana terapi olan tek şey kendimi gecenin kollarına atmaktı. Karanlıkta ve seslerden soyutlanmış bir şekilde sadece beynime kulak vermek, kendimi dinlemek, karar vermek..

Nedendir bilmem, çocukluktan gelen bir şeydi bu. Gece benim için her zaman farklı olmuştur. Kendimi bildim bileli geceler bana mutluluk veriyordu.

Ancak gece benden çok fazla şey almıştı aslında. O geceleri sevmemiştim ben. Geceler benden sevdiklerimi aldıklarında sevmemiştim onları.

Annem ve kardeşim, Kasım 17 de, gece saatlerinde öldürülmüşlerdi.

Caner, Aralık 14, gece saatlerinde öldürülmüştü.

Ben o gecelerden nefret ettim. O gecelerde ben de öldüm. O geceler benden canımı aldı, canlarını kopardı tek tek benden. Yıllardır intikamlarını çocukları kurtararak almaya çalışıyorum. Ama başaramıyorum bir türlü. Tam bir yere vardım derken, sanki birisi bu anı bekliyormul gibi önüme engeller koyuyordu. Yıllardır çabalıyordum ve belki de bugün karşıma bir şans çıkmıştı ama önce bunun doğru olduğunu kendi gözlerimle görmem ve emin olmam gerekiyordu.

Evin önüne geldiğimde düşğnmeyi şimdilik bir kenara bırakırken cebimden anahtarı çıkarttım ve dış kapıyı açıp binaya girdim. Ardından merdivenleri çıkıp daire kapısının önüne geldim. Anahtarla kapıyı açıp içeriye girdim. Salonun ışığı yanıyordu. Adımlarım ilk oraya yönelirken içerde Azap'un oturduğunu gördüm. Geldiğimi fark etmemişti. Fazlasıyla bitkin ve hasta gibi görünüyordu.

Yanına gidip oturdum. Hala yüzüme bakmıyordu. "Talha? Nereye daldın gittin oğlum, geldiğimi bile fark etmedin. " dedim elimi omzuna koyarken.

"Dalmışım abi. " dedi.

Sesi de fazlasıyla yorgun geliyordu. "Bir şeyler yedin mi? Hazırlayayım ister misin?" dedim. Başını iki yana sallayarak reddetti. Ancak günlerdir bir şey yediğini de uyuduğunuda görmemiştim. Hasta olacaktı bu gidişle. "Talha, ne kadar üzüldüğünü anlıyorum. Biliyorum. Ama böyle olmaz kardeşim. Her şeye rağmen hayatımıza devam etmek zorundayız. Ölüm hayatın merkezinde maalesef. Zamanlı ya da zamansız, bir şekilde buluyor bizi ve çıkıyor karşımıza. Sana hemen normale dön demiyorum ama kendine zarar verme. Bu hiç bir işe yaramaz. Sadece kendi hakkına girmekle kalırsın. Hadi kalk bir duş al sen, ben yiyecek bir şeyler hazırlayayım. Sonra uyursun. "

"İçimden konuşmak bile gelmiyor abi. Aslında nefes almak bile çok fazla yakıyor canımı. Sanki, ev o varken renkliydi bir nebze olsa da. Şimdi karanlıkta hissediyorum. İçimde öyle büyük bir boşluk oluştuki, o boşluğun içşnde kayboluyorum. Çok özlüyorum abi, kızdığım her şeyini çok özlüyorum. "

Derin bir nefes alıp verdim ve arkama yaslandım. "Ben de özlüyorum. Ben de herşeyin esksi gibi olduğu, Caner'in yanınızda olduğu zamanları çok özlüyorum. Ama elimizden bir şey gelmiyor maalesef Talha. Ölüm söz konusu olunca, elini kolunu bağlıyor işte. Hayat...Ayrılık üzerine kurulmuştur. Her an birileri için dünya dururken, birileri içinse dönmeye başlıyor. Evet özlüyoruz, üzğlğyoruz ama sonsuza kadar böyle yas tutamayız ki. Toparlanmanın lazım." dedim.

Başını sallayarak onayladı beni. Ardından ayağa kalkıp odadan çıktı. Ben de odama geçtim ve kıyafetlerimi değiştirip abimin odasına gittim. Henüz gelmemişti.

Mutfağa geçtim ve yiyecekleri hazırlamaya başladım. Bu sırada yine düşünceler sessizlikle birlikte beynimi ele geçirmişti.

.

.

VEEE BİR BÖLÜMÜN DAHA SONUNA GELDİK.

NASILDI?

BEĞENDİNİZ Mİ?

OY VE YORUM ATMAYI UNUTMAYIN.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.