İçeriğe geç

Karanlığın Hafızası

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Karanlığın Hafızası

Bölüm 2

2|Çatlak Aynalar

Yağmur damlaları, Lavinia’nın penceresinden ince çizgiler halinde süzülüyordu. Şehir, sanki hiç bitmeyen bir kış mevsimine sıkışmış gibiydi. Sokak lambaları titriyordu, gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı. Lavinia, bir önceki gece gördüğü adamı—Baran’ı—düşünmekten kendini alamıyordu. O anı zihninde defalarca döndürdü: sigarasını yakışı, bakışlarının derinliği, söylediği tek cümle. “Her sokak bir şey hatırlar.” Lavinia, bu sözlerin anlamını çözmeye çalışıyordu. Belki de o adam sıradan bir yabancıydı. Ama içindeki ses başka bir şey söylüyordu: Hayır, bu şehirde hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. --- O gün, Lavinia şehir arşivlerinde tekrar çalışmaya karar verdi. Kütüphaneye girdiğinde içerisi loştu; rafların arasında dolaşan birkaç insan vardı. Masalardan birinde oturan, yaşlı bir kadın dikkatini çekti. Kadının saçları bembeyazdı, parmakları ince uzun ve sürekli titriyordu. Önünde eski gazeteler vardı. Lavinia yanından geçerken kadın birden başını kaldırdı ve göz göze geldiler. “Sen,” dedi kadın. Sesi çatallıydı. “Seni tanıyorum. Sen Lavinia’sın.” Lavinia’nın kalbi hızlandı. Bu kadın adını nereden biliyordu? “Beni tanıyor musunuz?” diye sordu çekingen bir sesle. Kadının gözleri bir an parladı, sonra eski haline döndü “Hayır, hayır… belki yanıldım.” Ellerini gazetelere gömdü, konuşmak istemedi. Lavinia uzaklaşırken ensesinde bir ürperti hissetti. Birileri geçmişi hâlâ hatırlıyordu. --- Kütüphaneden çıkarken karşısına yine Baran çıktı. Yağmur dinmiş, sokak ıslak kaldırım taşlarını parlak bir ayna gibi göstermişti. Baran, sanki Lavinia’nın yolunu bilerek kesmiş gibiydi. “Beni takip mi ediyorsunuz?” dedi Lavinia, korku ile öfke arasında bir ses tonuyla. Baran gülümsedi. “Hayır. Bu şehir küçük. Aynı taşların üzerinde yürüyüp duruyoruz.” Lavinia sessiz kaldı. Adamın bakışları tedirgin ediciydi ama aynı zamanda güvenilir bir yanı da vardı. “Dün söyledikleriniz…” dedi Lavinia, “Ne demek istediniz?” Baran sigarasını yaktı. “Her taşın, her duvarın, her gölgenin bir hafızası vardır. Senin geçmişin de hâlâ burada. Ama dikkat et. Hafıza, her zaman dost değildir.” Lavinia, onunla daha fazla konuşmak istedi ama Baran ansızın uzaklaştı. Gölgesi sisin içinde eridi. --- Akşam olunca Lavinia, evine döndü. Ama huzursuzdu. O kadının söyledikleri, Baran’ın varlığı, geçmişten gelen gölgeler… Hepsi birbirine karışıyordu. Yatağa uzandı ama gözlerini kapattığında yine saat rüyasını gördü. Kırık kadran, geriye dönen akrep ve yelkovan. Bu defa gölden yükselen yüz Baran’ın yüzüne dönüşüyordu. Ter içinde uyandı. Kalbi gürültüyle atıyordu. --- Bir hafta boyunca Lavinia, Baran’ı tekrar göremedi. Ama şehir ona ipuçları vermeye devam etti. Bir gün sokakta yürürken, eski bir kahvehane dikkatini çekti. İçerisi sigara dumanıyla doluydu. Kapıdan içeri girdiğinde gözleri hemen Baran’a takıldı. Köşede oturuyordu, önünde kahve fincanı. Yanına gitmek için cesaret topladı. “Beni neden sürekli karşıma çıkıyorsunuz?” dedi Lavinia. Baran başını kaldırdı. “Ben çıkmıyorum. Sen beni buluyorsun.” Lavinia şaşırdı. “Ne demek bu?” “Bu şehir sana cevaplar verecek. Ama her cevabın bir bedeli vardır.” Lavinia oturdu. “Ben sadece gerçeği bilmek istiyorum.” Baran’ın yüzü karanlıkla aydınlık arasında kaldı. “Gerçek mi? Gerçek, seni tüketir. Gerçek seni yalnız bırakır.” İlk defa Lavinia, onun gözlerinde kırılgan bir şey gördü. Baran da kendi geçmişinde yaralar taşıyordu. --- Tam o sırada kahvehanenin kapısı açıldı. İçeri iri yapılı bir adam girdi. Yüzünde yara izleri vardı, bakışları sertti. Baran’ın yanına yaklaştı. “Burada olduğunu biliyordum,” dedi. “Yine geçmişin peşindesin.” Baran dişlerini sıktı. “Bu senin meselen değil, Cemil.” Lavinia, şaşkınlıkla ikisine baktı. Cemil’in gözleri Lavinia’ya kaydı. “Bu da kim? Yine başkasını mı sürüklüyorsun kendi karanlığına?” Baran ayağa kalktı. “Git buradan.” Cemil gülerek uzaklaştı ama çıkarken Lavinia’ya fısıldadı: “Dikkat et. Baran’ı tanımak bedel ister.” --- Lavinia, Baran’a bakarak sordu: “O kimdi?” Baran gözlerini kaçırdı. “Geçmişimden biri. Bu şehirde herkesin kirli bir geçmişi vardır.” Lavinia’nın içinde hem merak hem korku vardı. Baran’ın etrafında karanlık bir aura vardı ama onu kendine çekiyordu. --- Geceler ilerledikçe Lavinia ile Baran daha sık karşılaşmaya başladılar. Bazen şehrin ara sokaklarında, bazen eski binaların önünde. Lavinia, onunla konuşurken kendini güvende hissediyordu ama aynı zamanda derin bir trajedi seziliyordu. Bir gece birlikte yürürken Baran durdu. “Senin ailen…” dedi yavaşça. “Yangın… Hiçbir şey göründüğü gibi değildi.” Lavinia’nın nefesi kesildi. “Biliyorsun… sen bir şey biliyorsun!” Baran başını eğdi. “Sana şimdi her şeyi anlatamam. Ama bil ki, karanlık hafızada ne varsa, seni de beni de içine çekecek.” Lavinia’nın gözleri doldu. “Yıllardır beklediğim şey bu. Gerçek. Ne pahasına olursa olsun öğrenmek istiyorum.” Baran’ın gözlerinde acı vardı. “O zaman hazır ol. Çünkü gerçeğin bedeli ikimizin hayatı olabilir.” Bir akşam Baran, Lavinia’yı şehir dışındaki terk edilmiş bir sanayi bölgesine götürdü. Fabrika kalıntıları arasında yürürken Baran konuştu: “Bu şehirde unutulan her şey, aslında burada saklanır. Gölgeler hafızayı taşır. Senin geçmişin de burada.” Lavinia ürperdi. “Peki ya senin geçmişin?” Baran durdu. “Benimki de bu gölgelerde. O yüzden bana yaklaşma. Çünkü ben seni kurtaramam. Sadece sürüklerim.” Lavinia gözlerini ondan ayıramadı. “Belki de ben de sürüklenmek istiyorum.” Baran’ın yüzünde acı bir gülümseme belirdi. “O zaman ikimiz de yanarız.” Gökyüzünden şimşek çaktı. Fabrikanın kırık camlarından içeri yağmur suyu süzüldü. Lavinia o an hissetti: Bu sadece kendi hikâyesi değil, Baran’ın hikâyesi de onunla birleşmişti. Ve bu birleşme trajik bir sona doğru ilerliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.