İçeriğe geç

Karanlığın Gölgesinde

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Karanlığın Gölgesinde

Bölüm 1

‘’Hiçliğin Eşiğinde’’

Yeni hayatımın, işsiz ve kimsesiz, ilk günüydü. Genç bir avukat için aldığı ilk davayı kaybetmek kariyerinin neredeyse sona ermesi anlamına geliyordu. Çalıştığım Avukat bürosundan çokta hoş olmayan bir şekilde kovulmuştum. Ne yapmalıydım, daha doğrusu ne yapacaktım. Bu düşünceler denizinde kendimi kaybetmek üzereyken zilin çalması ile irkildim. Dakikalardır elimde çevirdiğim siyah kalemimi bırakıp hızla kapıya koştum. O ana kadar kimseyi beklemiyordum fakat kapıyı açtığımda Gözde’nin sudan çıkmış balığa benzeyen bakışlarından sonra, bir saat önce onunla kafeye gitmek için anlaştığımızı hatırladım. ‘’ Bade 1 saat oldu daha hazırlanmadın mı ya? ‘’ dedi bıkmış bir yüz ifadesiyle. ‘’Tamamen aklımdan çıkmış canım özür dilerim’’ dedim pişman olmuş bir tavırla. Tam kızmak için ağzını açarken neşeli neşeli ‘’ İçeri gel de hemen hazırlanmama yardım et ’’ dedim. Kapının önünden kenara çekildim ve küçük ama şirin odama ilerledik. Ahşap detaylı beyaz mobilyalarımın insanı kendine çeken bir havası vardı. Her seferinde aynı hayranlıkla bakarak ‘’ Güzelim ben senin odana bayılıyorum, zevkine hayranım ’’ dedi. Gözlerindeki parlama ile dalgalı kahverengi saçları ihtişamla adeta dans ediyordu. Gülümseyerek dolabımın kapağını açtım. ‘’ Çok şık olmak istemiyorum alt tarafı bir kahve içmeye gideceğiz ’’ diyerek onu uyardım. Gözde her zaman çok şık giyinen bir kızdı. En yakın arkadaşı olduğum için daima benim giyeceklerimi o ayarlardı. Ona bu konuda güvenim sonsuz fakat bazen o kadar abartıyordu ki insanlar partiye gidiyormuşum gibi yargılayıcı gözlerle bakıyordu. Dolaptan sakince en sevdiğim, annemin hediyesi olan, sarı ve sırt dekolteli elbisemi çıkardı. Birkaç saniye bakıp kararlı bir şekilde bana dönmeden elbiseyi uzattı ve ayakkabı bakmaya başladı. ‘’ İşte bu! ’’ dedi. Heyecanla bana döndü, beyaz spor ayakkabıları bana verdi ve hemen hazırlanıyorsun deyip odadan çıktı. Gülümseyerek ışıklı boy aynamın karşısına geçtim. Kumral ve düz saçlarım ışıl ışıl gözüküyordu. Hızlıca Gözde’nin bana verdiklerini giydim ve makyaj masama oturdum. Hafif bir makyajdan sonra inci kolyemi taktım ve beyaz kol çantamı da aldıktan sonra artık hazır olduğuma karar verdim. Gözdeyi daha fazla bekletmemek için hızlıca odadan çıktım. Bir süre gözlerim onu aradı. Nerede olduğunu tahmin etmek çok zor değildi. Kendine bir kadeh kırmızı şarap doldurmuş ve düşünceli bir şekilde gözlerini kadehe dikmişti. Onu bu denli düşünceli görmek tüylerimi ürpertmişti. Sakince yanına yaklaştım. ‘’ Deli kız neyin var?’’ dedim. Sanki içinde bulunduğu durumun yeni farkı varmış gibi şirin şirin gözlerini kırpıştırdı. Kadehi tezgaha bıraktı ve hadi neyi bekliyoruz dedi. Derdi olsaydı söylerdi diye düşünerek kapıya doğru yöneldim. Arabamın anahtarını almak için kapının yanındaki çekmeceyi açtım. Fakat tamamen aklımdan çıkan bir şey vardı. Arabamı kredi borcumu ödeyemediğim için satmak zorunda kalmıştım. Çekmecede anahtarı göremeyince oluşan buruklukla beraber apartmandan indik. ‘’Bade, Durak buraya kaç dakika uzakta biliyor musun? ’’ ‘’Ben hiç otobüs kullanmadım ki’’ dedim pişkin pişkin. Arabamı sattıktan sonra bile her gün iş arkadaşım beni alıyordu. Acı bir tebessümle ‘’Taksiye verecek param yok’’ dedim. Gözde önümüzdeki beyaz Mercedes’in kilidini açtı. ‘’Atla bakalım Bade Hanım. ’’ ‘’Bu şaka olmalı, lütfen babanın arabasını kaçırmadığını söyle. ’’ ‘’Kaçırmak değil de ödünç almak diyelim biz ona. ’’ ‘’Sen yok mu sen, baban fark etmez umarım.’’ dedim ve arabaya bindim. Gözde’nin delidolu ruhunun içinde cüretkâr bir kadın yatıyordu. Ne zaman nasıl bir delilik yapacağını asla kestiremiyordum. Gözde saçlarını savurarak acımasız hayata meydan okuyan bir neşe ile arabayı çalıştırdı. Muhtemelen her zamanki gittiğimiz kafeye gidiyorduk. İstanbul da sessiz bir yer bulmak pirincin içindeki taşı ayıklamaya eş değerdi. Gökyüzünü izlerken arabanın durduğunu fark ederek Gözdeye döndüm. Gözdeye baktığımda yargılayıcı bakışlarıyla yüzleştim. ‘’Hayırdır yol boyu daldın gittin.’’ ‘’Sadece gökyüzüne dalmışım farkında bile değilim.’’ ‘’Senin bu hallerin hiç hoşuma gitmiyor haberin olsun.’’ Derken tüm neşesini kaybetmiş endişeli endişeli yüzüme bakıyordu. Gözlerimi üzerinden çektim ve iç çektim. ‘’Yeter bu kadar azar, bak kahve saatim gelmiş.’’ Dedim ve ona cevap hakkı vermeden arabadan indim ve kafeye yöneldim. Sarı lalelerin hüküm sürdüğü bahçeden her geçtiğimde sanki içimde kalan son umut kırıntıları dans ediyordu. İçimdeki küçük kız şarkılar söylüyor, yetmezmiş gibi kahkahalar atıyordu. Her zaman oturduğumuz masaya (masa artık neredeyse bizim sohbetimize dahil olacak) oturduk. Gözde garsona her zamankinden dercesine bir işaret yaptı. ‘’Bir gün ben de böyle bir kafe açacağım’’ dedim. Çocuklum hayalim olan Kafeyi bir gün açacaktım. Her geçen gün kendime söz veriyordum. Gözde beni kafasını onaylarcasına sallayarak ‘’Sermaye bulmalıyız, her şeyden önemlisi bu’’ dedi. ‘’ İnsanlarda Bade gelsin de biz ona para verelim diyorlardı.’’ ‘’ Hiç inandırıcı geliyor mu sana? ’’ ‘’Sen bu karamsarlıkla devam edersen kafe açacak kadar nefes almayacaksın haberin olsun.’’ Kapatalım bu konuyu diyerek gözlerimi devirdim. Gözde her fırsatta ruh halime laf atıyordu ve benim artık buna tahammül edecek sabrım kalmamıştı. Garson masaya kahveleri koydu ve ‘’Afiyet olsun efendim.’’ Dedi. Kahvemden bir yudum aldım. Aramızda anlamlandıramadığım bir gerilim vardı. Sessizliği bozmak için ilk adımı ben attım. ‘’Senin şu yeni çocukla nasıl gidiyor’’ ‘’Ay sorma o kadar yoğunki haftada iki kere anca konuşuyoruz.’’ ‘’Mesleği ne ki bu kadar yoğun?’’ ‘’Al sat yapıyor biz pek anlamayız o işlerden’’ Gözdenin kaçamak cevapları içime bir şüphe düşürmüştü. Gözde ‘’Ben bir lavaboya kadar gidip geliyorum’’ diyerek masadan kalktı. Kafenin bahçesini çevreleyen sarmaşıkla kaplı, kenarlarında sarı laleler olan duvarlara bakınırken gözüm birine takıldı. Siyahlara bürünmüş kasvetli tarzıyla tam bir beyefendiyi andırıyordu. Masasının üzerine baktığımda yarısı içilmiş birkaç sigara izmariti gördüm. Sanki öyle bir derdi vardı ki sigarayı bitirecek sabrı yoktu. Meraklı meraklı bakarken izlenildiğini fark ederek keskin bakışlarını gözlerime dikti. Kapkara gözleri beni sanki içine hapsediyordu. Birkaç saniye bakıştıktan sonra hafifçe tebessüm etti. Gizemli görünüşünün yanı sıra gülümsemesi de bir o kadar eşsizdi. Anlık olarak utandım ve bende hafifçe tebessüm ettim. Sakince sandalyesinden kalktı ve emin adımlarla yanıma kadar geldi. Heyecan içindeydim. Ne yapacağımı şaşırmışken elini uzattı. ‘’Ben Aziz.’’ ‘’Aziz Karahan.’’

Bölüm sonu

2 yorum

  • Kitabın akışı çok güzel ve kendini çeken bir havası var. İlk bölümde gerçekten de beni çok etkiledi ve hayran bıraktı . Devamını bir an önce okumak istiyorum 😊