Yine sıradan bir pazartesi günüydü. Farklı bir şey yoktu ya da Magnus öyle sanıyordu...
Magnus yine sabaha kadar oyun oynamıştı. Güneşin yavaş yavaş kendini göstermesiyle birlikte odasının camından içeri loş bir ışık hüzmesi giriyor ve bu, Magnus'un en sevdiği şeydi. O ışık, Magnus'un içini rahatlatıyordu. Böylece Magnus'un gözleri yavaşça kapanmaya başladı. Magnus, her ne kadar uyumak istemese de yine de odada oluşan atmosferle birlikte yavaşça gözlerini kapattı ve böylece kendini karanlığın narin ellerine bırakmış oldu.
Tam o anda karşısında bir kadın belirdi. Yaşını tahmin etmek zordu, ama hafifçe kıvrımlı dağınık saçlarıyla, yüzünde oluşan hafif buruşuklarla ve son olarak boynuna ve el bileklerine taktığı gösterişli takılarla 50'li yaşlarının sonunda gibi duruyordu. Tam karşısında gözleri fal taşı gibi açılmış bir şekilde duruyordu. Elini ona doğru tutarak, işaret parmağıyla onu gösterdi ve aynen şu şekilde haykırdı:
–SENİN KADERİN ÇOKTAN YAZILDI.
Kadının sesi karanlık boşlukta yankılanarak ilerledi. Magnus ne olduğunu anlamaya çalışıyordu, olan olaylara hiçbir anlam veremiyordu. Etrafa bakındı, ama Magnus ve kadından başka hiçbir şey yoktu. Geriye kalan her şey sonsuz karanlıktı ve sonunda Magnus'un ağzından iki kelime çıktı:
–Ne kaderi?
Kadın gökleri inleten bir ses tonuyla:
–KADERİNDEN SAKLANAMAZSIN. O SENİ HER TÜRLÜ BULUR.
Kadın sözünü bitirdiğinde etraf sallanmaya başladı. Magnus'un üstünde bulunduğu yer bir anda çöktü. Magnus dipsiz bir boşluğa düşmeye başladı. En sonunda beyaz bir ışık topu patladı ve o anda Magnus, üstünde uykuya kaldığı sandalyeyle birlikte yere düştü.
–Hay böyle işin...
Diye söylenmeye başladı. Saatin kaç olduğuna bakmak için telefonunu eline aldı. Saatin 08.15 olduğunu gördüğü an aniden yerinden fırladı. Okula geç kalmıştı. Hemen okul üstünü giyip aşağı kata inmek için odasından çıktı. Ama aklı hâlâ gördüğü rüyadaydı. Bir yandan merdivenden iniyordu. O kadar dalgındı ki ayağı takıldı ve merdivenlerden yuvarlanmaya başladı. Merdivenin sonunda tam koruyucu annesinin önünde durdu.
Magnus'un anne ve babası yoktu. Annesini daha 5 yaşındayken kaybetmişti, babasını ise hiç tanımamıştı. Yetimhanede içine kapanık bir çocuk olduğu için oraya gelen çoğu koruyucu aile adayları Magnus'u istemezlerdi, ama sonunda bir aile onu evlat edinmek istedi. Onlar Laura ve Robert çiftiydi. 5 yıllık evlilerdi, ne kadar deneseler de çocukları olmamıştı. O yüzden evlat edinmeye karar vermişlerdi. Çoğu aile Magnus'u sevmese de onlar çok sevmişti ve Magnus'u evlat edinmişlerdi.
Laura tatlı bir ses tonuyla:
–Günaydın tatlım. Okulun ilk günü için biraz heyecanlı gözüküyorsun.
Magnus'un yeni okulunda ilk günüydü. Heyecandan çok gergindi, zaten içine kapanık bir çocuk olduğu için yeni okul Magnus'u çok strese sokuyordu. Ama gitmekten başka bir seçeneği yoktu.
Magnus, Laura'nın sesiyle kendine geldi. Dalgın gözlerle Laura'ya baktı.
–Heyecandan çok gerginim.
Laura, Magnus'u anlıyordu. Sonuçta yeni bir hayata başlamak kolay değildi. Magnus'u kaldırmak için elini uzattı, ama Magnus kendi başına kalkmayı tercih etti. Her ne kadar Laura ve Robert Magnus'a yakın davransa da Magnus onlara daha alışamamıştı.
Laura, Magnus'un böyle yaptığını görünce morali bozuldu, ama kendini hemen toparladı ve bozuntuya vermeden devam etti:
–Tatlım, bugün kahvaltıda en sevdiğin pankeklerden yaptım.
Magnus, belli etmese de mutlu olmuştu. Laura'yla birlikte mutfağa geçtiler. Mutfakta onları Robert bekliyordu. Magnus'u görünce:
–Günaydın oğlum.
Robert, koruyucu bir tipti. Sevdiklerine zarar gelmesini istemiyordu. Dışardan sert görünse de sevdiklerine karşı çok yumuşak biriydi. Magnus, kısık sesle ona karşılık verdi:
–Sana da günaydın, Robert.
Magnus, hızlı bir şekilde masaya oturdu. Magnus, Laura'nın yemeklerine bayılırdı. İştahla yemeye başladı. Bir yandan da okula yetişmek için hızlı yiyordu. Bunun farkına varan Robert:
–Seni okula ben bırakırım. Acele etmene gerek yok.
Bunu duyunca Magnus rahatlamıştı. Kahvaltı masasına sessizlik hakimdi. Kimse bir şey demiyordu. Kahvaltı bittikten sonra Robert ve Magnus, Laura'yla vedalaşıp evden çıktılar. Arabaya bindikten sonra yola koyuldular. Arabada yemek masasındaki gibi sessizlik vardı, ama bu sefer Robert sessizliği bozdu:
–Ee, söyle bakalım, kendini nasıl hissediyorsun?
–Bilmiyorum, galiba her zaman ki gibi.
–Okul için heyecanlı değil misin?
–Heyecandan çok gerginim.
–Seni anlıyorum evlat. Yeni şeylere başlamak her zaman zordur.
Tam o sırada Magnus'un beyninde bir ışık patlaması oldu. Rüyasında gördüğü ışık patlaması gibiydi. Patlamadan sonra Robert'ın Magnus'la ilgilendiği sırada yaşlı bir kadına çarptığını gördü. Ve tekrar ışık patlaması oldu. Tam o sırada yolun ilerisinde yaşlı bir kadın karşıya geçmeye çalışıyordu. Robert, Magnus'a baktığı için kadını fark etmemişti. Araba neredeyse kadına çarpacaktı. Son anda Magnus, "DUR!" diye bağırdı. Robert neye uğradığını şaşırmış bir şekilde kadını gördü ve frene bastı. Biraz daha geç dursaydı, kadına çarpacaktı. Ama Magnus sayesinde kadın kurtulmuştu. Olayın şokunu atlattıklarında birbirlerine bakıp ne olduğunu anlamaya çalıştılar.