1. BÖLÜM; MEKTUP
------------------------------------------
İnsan üzgün olduğunda her zaman sığınmak için bir yer, bir şey veya birilerine sığınır. Bense sığınmak için bir şey bulamadım çünkü öyle bir şey yoktu, birilerine sığınmayı denedim ama hepside birbirinden kötüydü güvenmek için. Bir yer aradım ve sanırım buldum. Bu yer 10 yıla yakındır bana sığınak olmuştur. Kaçmak istediğim zaman kendimi her zaman buraya kapatırdım ve ben buraya sığınak adını verdim, benim sığınağım, Açılay'ın sığınağı...
Şuan sığınağımdaydım. Sığınağımın bahçesinde korkuluklara oturmuş, yine aynı siyah yıpranmış günlüğüm ve kalemimle oturmuş bir şeyler yazıyordum...
Seyre daldığım dolunaydan beni bir kızın yardım çığlıkları çekip aldı, sesin geldiği yöne doğru baktığımda bir adam ve bir kızın - kız dediğime bakmayın benden büyük gözüküyor - aralarında yüksek sesle kavga ettiğini gördüm. Aslında karışmaya pek niyetim yoktu çünkü yine şu sevgili kavgalarındandır, kıskançlık işleri falan. Ta ki adamın birden kızın kolunu tutup hemen yanındaki arabaya binmek için zorlamadığı sürece.
Onu orada bırakacakmıydım, tabikide hayır!! Kalemi ve günlüğü korkulukların üzerinde bırakıp koşar adımlarla onlara doğru yürüdüm, aynı zamanda gözlerimden akan yaşları siliyordum. Onların yanına vardığımda "Neler oluyor ?!" dedim hafif öfkeli bir sesle.
"Sanane lan!... İstediğimi yaparım sanane amına koyayım!, sen kimsin ki!" dedi büyük bir öfkeyle. Kaşlarımı çatıp gözlerimi adama diktim.
"Hmm sana kim olduğumu gösterme mi ister misin ?"dedim, sesimi sakın bir şekilde çıkarmaya çalışarak.
Yüzüme yaklaşıp sırıtarak "Hadi göstersene," dedi, alaycı ve küçümser bir sesle. Bende sırıtışına karşılık verdim.
Bir adım geriye geçip kıza baktım. Uzun koyu kahverengi saçları, açık yeşil gözleri, biçimli dolgun dudakları ve güzel kemersiz burnu tam yüzüne göreydi; güzel bir kızdı. Yine tekrardan adama döndüm ve bütün kuvvetimle suratına bir yumruk attım, bir adım geriye sendeleyerek elini yüzüne götürdü. "Ne yapıtığını sanıyorsun lan siktiğimin evladı !!" dedi haykırarak, kaşlarımı çatarak yüzüne bakıyordum. Bana yaklaşarak yumruğunu kaldırıp tam bana vurucakken bileğinden tutup büktüm ve malum yerine bir tekme attım. Buna karşılık bağırarak yere yığıldı. "Hay, amına koyayım!" dedi, sesinde büyük bir acı ve öfke vardı.
"Umarım sana kim olduğumu gösterebilmişimdir." dedim sesimi sakın çıkarmaya çalışarak, ki istediğim olmuştu. Yavaşça ayağa kalkıp kaşlarını daha da çatarak bana bakıyordu. "Git şimdi ne halt ediyorsan yap ve bir daha bu kıza bulaşma, anladın mı ?" dedim tükürürcesine. Bana doğru bir kaç adım atıp tam karşımda durdu ve bir anda sertçe çenemi kavrayıp kendi yüzüyle aynı hizaya getirdi. "Seninle daha işim bitmedi küçük şey... Düşündüğümden daha dayanıklı çıktın ama bu bana engel değil." dedi ve kıza döndü "Seninlede sonra hesaplaşıcaz, kurtulduğunu sanma." dedi ve arabasına ilerleyip sürücü koltuğuna oturduktan sonra tekrardan bana baktı. Bir süre beni öylece izleyince sabrım taşmışçasına "Yürü hadi, ne bekliyorsun !" dedim sinirle buna karşılık gaza basıp ıssız yolda ilerlemeye başladı. Daha fazla dayanamayıp arkasından "Anca gidersin yer mantarı!" diye bağırdım.
Gitmiş olabilirdi ama aklımda kalan bir soru vardı, neden bana zarar vermeye çalışmadan çekip gitmişti ? Hatta bana saldıracağını düşünüp yüreğim ağzıma gelmişti ama sadece bir kere bana vurmaya yeltenmişti, onada izin vermemiştim. Tekrardan deneyebilirdi ama denemedi. Düşüncelerimden sıyrılıp kıza döndüm ve yüzüme tatlı bir gülücük kondurmaya çalışarak "Sen iyi misin?" dedim edişeli bir sesle.
"Ah hayır sağol, tek başıma gidebilirim... Yine her şey için teşekkürler" dedi. Elimi uzatıp " Aa, biz tanışmayı unuttuk. Ben Açılay, tanıştığıma memnun oldum," dedim samimi bir sesle, elimi havada bırakmayıp elimi sıktı "Bende Işık, tanıştığıma memnun oldum," dedi
gülümseyerek hâlâ eli elimdeyken. Başımı sallayıp "Sonra görüşürüz" dedim yanından geçerken, "Görüşürüz, tekrardan tanıştığıma memnun oldum !" dedi arkamdan bağırarak. Omzumun üzerinden dönüp ona baktığımda elini bana doğru sallıyordu kıkırdayıp önüme döndüm. Bahçemden günlüğümü ve kalemimi alıp eve döndüm, içeri girer girmez elimdekileri sehpaya bırakıp odaya gitmeye tenezzül etmeden, salondaki koltuğa kendimi atıp uygun bir pozisyon bulmak için debelendikten sonra sonunda rahat bir pozisyon bulup derin bir uykuya daldım. Bir anlığına da olsa üzüntümü unutmuştum...
&_.................._&
Aklım hâlâ Işık'taydı, acaba o yer mantarı onu bulmuşmuydu ? Bulmuşsada ona zarar vermişmiydi ?
Aslında bunlar beni ilgilendirmez ben bana düşeni yaptım o an onu korudum gerisi ona kalmış. Öyle değil mi?
Sandalyede bir ileri bir geri sallanıyordum. Olduğum oda büyüktü, içinde büyük bir L koltuk, hepimize yetecek kadar büyük bir masa ve bir kaç dolaptan başka birşey yoktu. Zaten burayı sadece konuşmak için kullandığımız için başka birşeye gerek yoktu. Aynı anda hem gözlerimi odada gezdiriyor hemde Işık'ı düşünüyordum.
Beni bu düşüncelerden çekip çıkaran yine Melek olmuş -
tu. Gözlerimi irice açmış odaklandığım noktadan gözlerimi ayırıp ona çevirdim. "Açılay !! Sen beni dinliyor musun ?!" dedi küçük bir sabırsızlıkla birlikte "Hm? Ne, nasıl ? ... A şey dalmışım yine... Pardon." dedim o sesimde her zaman olan bıkkınlıkla. Kaşlarını çatarak yüzüme baktı ve "Bir sorunmu var Açılay ? Normalinden daha gergin gözüküyorsunda," dedi sesindeki merakla. Oturduğum sandalyede rahatsız bir şekilde kıprandım
"Beni neden çağırdınız, yine birşey mi oldu." dedim konuyu değistirmeye çalışarak. O da hemen ayak uydurup "Sana bir mektup gelmiş, açmadan sana haber verelim dedik." yüzümü biraz inceledikten sonra hiç sevmediğim o gülüşünü takınıp "Sende hiçbir şeyden memnun olmuyorsun Açılay... Haber vermeden açsaydıkta aynı memnuyiyetsiz ifadeni yüzüne takınıcaktın." dedi ve yüzünü buruşturarak asmaya çalıştı "Bak böyle." bu hareket gülümsememe neden oldu.
"Tamam düzelt şu yüzünü, öyle kalıcaksın." dedim. Bir sandalye çekip yanıma oturdu ve hafifçe omzuma vurdu
"Annem misin sen be !" dedi kıkırdayarak. İkimizinde çatmış kaşları gevşemişti, yine onun sayesinde.
Bir anda kapı sertçe açıldı ve içeri iki kişi girdi. Gelen sesle ikimizde kapıya döndük, gelenler Kaya ve Çınar'dı.
"Oo, n'aber güzellik, göremiyoruz seni bu aralar" dedi Çınar sesindeki her zaman tatlı bulduğum tonla, yanıma yaklaşıp elini omzuma koydu. Sırtımı sandalyeye yaslayıp kollarımıda göğsümde bağladım. "Ee, nerede şu mektup " dedim -sanırım yine yüzüm düşmüştü- kimse cevap vermeyince hâlâ kapıda bekleyen Kaya bize yaklaşıp " Mektup şurada " dedi arkamızdaki çekmeceyi göstererek -yine kısa ve öz kesmişti- Çınar Kaya'nın gösterdiği çekmeceden mektubu alıp bana uzattı. Elinden mektubu aldım, önce tereddütle sırayla onlara baktım ve hemen ardından mektubu açtım içinde şunlar yazıyordu;
" Sevgili Açılay,
Bu mektubu sana göndermemin sebebi yardımına ihtiyacımız olması, aksi takdirde sana bu mektubu yazmazdım. 4 büyük krallık bilinmeyen bir şekilde ortadan yok oldu. Devamını anlatamam. Buraya gelmek için kız kulesine git sana bir bulmaca vericem ve bunu çözmen gerek. Ama tek başına olmayacaksın çok güvendiğim birini göndericem seni bulucaktır.
_-_-••__--••°... "
Düzgün bir el yazısıyla yazılmış olsada yazıldığı kağıt sanki yıllardır açılmamış gibi kirli ve buruşuktu ama yinede dokunulabirdi. Sesli okuduğumdan ötür " Bu ne demek oluyor şimdi ? " dedi sesinde soru barındırarak Melek. "Onu bunu bırakın da, Açılay'ı tanımadığımız bir herifle nasıl göndericez. " dedi Çınar, bunu pek soru sorar gibi sormamışıtı. Kaya biraz yüzümü inceledikten sonra tekrar Melek ve Çınar'a döndü " Ben izin vermiyor-um" dedi kararlı ve net bir sesle. " Sakin ol Kaya, hem daha onunla gidecek kişinin erkek olup olmadığını bilmiyoruz. Hemen öyle konuşmayın. " dedi Melek, sanır-ım onların tek dertlerinin benimle gelen kişinin erkek olup olmamasına takıldıklarını düşünüyordu. Açıkçası bende böyle düşünüyorum. Benim gözüm daha çok notun alt tarafındaki tuhaf sembollerle yazılmış yazıda kalmışıtı. Bir yandan da tanıdık geliyordu bu semboller ama emin değilim. " Ah! Pardon Açılay, sen ne düşün-üyorsun, gidicek misin ? " sonunda benide düşünerek birisi söyledi! " Ben... Bilmiyorum... Yani bira anda gelen bir mektupla böyle bir şey yapmalı mıyım bilmiyorum, kafam çok karışık " dirseklerimi dizlerime yaslayıp elimle yüzümü kapattım " Zaten daha yeni büyük bir olaydan çıktım, birde üzerine bu... " sesim yüzümü kapattığım elim yüzünden boğuk çıkıyordu. " Karar sana kalmış, Açılay..." kafamı kaldırıp Melek'e baktım. Saçlarını kestiğini yeni fark etmiştim; saçları çenesini biraz daha altında bitiyordu, koyu yeşil gözleri kumral saçlarına yakışıyordu, kemersiz burnunun üzerindeki çiller ona tatlı bir hava katıyordu ama bir o kadar da sert gözüküyordu, pembe biçimli dudakları ona yakışıyordu...
Ardından Çınar lafını devam ettirerek " Evet, sen nasıl bir karar verisen ver biz hep senin arkandayız. " dedi, yine o her zaman ki naif gülümsemesini takınarak, açık yeşil gözlerini bana çevirmişti, kızıl saçları yine ışığın altında parlıyordu, düzgün burnunun üzerinde çiller vardı. Çınar'ı Melek'in kardeşi sana bilirdiniz, hem birbirine olan benzerlikleri hemde aralarında ki bağ sayesinde.
Bakışlarımı Kaya'ya çevirdiğimde kaşları çatıktı ama gözlerine baktığımda " Evet bende yanındayım " diyordu.
Kaslı çenesi yine gerim gerim gerilemişti, siyah saçları yine dağınıktı ve küçük bir parçası kalın kaşlarının üzerine düşmüştü, gök mavisi gözleri yine etkileyiciydi.
" Benim biraz bu konu hakkında düşünmem lazım... Yani bunu birisi bizi kandırmak için bile yapmış olabilir" dedim ve ayağa kalktım " Ben şimdilik gidiyorum, bir şey olursa bana haber verin "deyip kapıya doğru yürüdüm " Sonra görüşürüz tatlım " dedi Çınar arkamdan. Onlara dönmeden el sallayıp dışarı çıktım. Çıktığımda temiz havayı içime çektim ve rotamı evden önce başka bir yere çizdim. Olduğum evin bir kaç sokak arkasındaydı gideceğim yer.
Mekana vardığımda kapıyı açıp içeri girdim. Ömer Abi karşımdaki barın önündeki sandalyede oturuyordu, beni görünce gülümseyip elini havaya kaldırarak gelmemi işaret etti. Gülümsemesine karşılık verek kapıyı kapattım ve onun yanı doğru yürüdüm. " Hoşgeldin Açılay " dedi
" Seninle bir şey konuşabilir miyim, Ömer Abi ? " dedim başını olumlu anlamda salladı ve az ötedeki kalabalıktan uzak bir masayı gösterdi...



