"Anne" dedim elimdeki kutuyu arabanın bagajına koyarak.
"Babam gelmiyormu? Dondum artık" dedim elimi ovuşturarak ısınmaya çalışırken.
"Gelir şimdi, sen bin arabaya" dediğinde ön koltuğa geçtim. Başımı yaslayarak kar yağışını izlemeye başladım. Bir süre sonra babamda bindi.
"Son beş yılın en şiddetli kışı olucak, herhalde " dedi babam. Annemde arabaya oturunca yola koyulduk.
Her kış tatilinde dedemleri ziyarete giderdik. Bu günde toplanıcaktık babaannemlerde.
"Kızım, arayıp sorsana, amcanlar ne zaman gelicek? " dedi babam uzunsüren sessizliyin sonunda
"Tamam" diyerek telefonumu çıkardım. Amcamı çaldırdığımda çok geçmeden açtı ve
"Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor. Lütfen, tekrar denemeyin, çünki kendisi araba kullanmakta" dedi tanıdık bir səs. Amcamın oğlu Karaydı. Gülmemi tutamadım
"Amcama iletin, lütfen, babam ne zaman geleceğini soruyor."
"Yoldayız, 10 dakika önce çıktık" "Tamam"
"Hattımızı meşgul etmeyin"
"Bu kadar. Bu arada amcama asistanını değiştirmesini söyleyeceğim, hiç hoşuma gitmedi." "He he. Biz de sana bayılmıyoruz."
"Ha? Hiç beklemezdim."
"Sonra görüşürüz"
"Sonra görüşürüz" dedim ve kapattım. Babama
"10 dakika önce evden çıkmışlar" dedim.
<><><>
Arabadan inerken
"Burada daha çok kar yağmış" dedim. Kara evin kapısından çıkarken
"Hoş geldiniz" dedi.
"Hoş bulduk, oğlum, baban içeride mi?" dedi babam
" Evet, annemle birlikte oturma odasındalar, büyükannem de uyuyor. "Tamam oğlum."
"Hadi biraz kartopu oynayalım sonra içeri gireriz. Olur mu, Kara?" dedim
O sırada annemler içeri girdi.
"Kaç yaşındasın sen?''
"Sen kaçsan, o kadar. Lütfenn"
"Bilmiyorum belki" derken bekleyemedim ve kar topu artım bile
"Cevap vermene gerek kalmadı" dedim gülerek, tabi oda karşı geldi. Bir süreden sonra
"Tamam, yeter bu kadar" dedi eli dizlerinde soluklanarak
"Ne çabuk yoruldun sende"
"Ah, senin kadar genç değilim"
"Kara?"
"Efendim?"
"Aramızda 3 ay var" dedim gayet ciddi tonla
"Bu bir şeyi değiştirmez" dedi aynı tonla
"Tanya..." dedi ve duraksadı
"Biraz Konuşalım mı?"
"Konuşalım, üniversite nasıl gidiyor?"
"Sence, iyi bir insanmıyım?"
"Anlamadım?" dedim
"Duydun, iyi birimiyim?"
"Niye sordum bunu durduk yere? "
"Cevap vericekmisin?"
"E-evet, iyi birisin, ama iyimisin ondan şübheliyim"
"Evet, Aaa. Telefonum içerde kalmış. Saati söylermisin?"
"Eee, kolunda saat var?"
"Biliyorum, sadece... Senden duymak istiyorum "
"Senin bir derdin var, ama neyse..."
"Söylesene"
"10:42"
"10:42'mi?" dedi ve ardından "Yarım saatdan az kaldı..." diye fısıldadı
"Neye?"
"Saatin 11 olmasına"
"Ne olacak ki 11 olunca? Balkabağına mı dönüşüceksin? Bilgini olsun diye söylüyorum, o iş gece 12'de oluyor" dedim gülümseyerek . Aynı gülümsemeyle karşılık verdi.
"Gülmeyi unutma, tamam mı? Birde... Beni"
"İyimisin sen? " dedim ciddiyetle
"Evet, aaa. Az daha unutuyordum, bak sana ne vericem" dedi elini cebine atarak. Siyah bir kutu çıkardı
"Ne bu?" dedim
"Aç, kendin bak" dediğinde kutuyu elinden alıp açtım . İçinde altın renkli küçük bir kolye vardı.
"Kara, ne gerek vardı? Sağol"
"Takmamı istermisin?" dedi ve kutuyu aldı, evet anlamında başımı sallayınca kolyeyi taktı bana.
"Hiç yakışmadı" dedi alaycı ifadeyle.
"Sağol, iltifatın için" dedim aynı ifadeyle
"Eve? Girelim mi?" dedi ve duraksadı. "Üşütüceksin" diye devam etti.
"Girelim" dedim gülümseyerek
İçeri girdiğimiz an "Kızım, bana mutfakta yardım lazım" dedi annem kapıdan.
"Geldim" dedim paltomu asarken.
Mutfakta işlerle uğraşırken "Kolyen yeni mi? Boynumda gördüğümü hatırlamıyorum." dedi annem
"Hmm, Kara almış"
"Kara senin altın renginden nefretini ettiğini bilmiyor mu?"
"Bilmiyormuş. Ne olacak? Yedi yirmi dört takmıycam ki" dedim sofraya son tabakları yerleştirip şöminenin önüne giderken.
Arkamı dönüp elimi ısıtmaya çalışırken bir sesle irkildim. Yengemin çığlık sesiyle. Arkamı döndüğümde Kara bilinçsizce yerde yatıyordu.
"Kara..." diye fısıldadım.
Ama şuan duyduğu benim değil, ölümün fısıltısıydı...