Sirius Black, James Potter’ın kopyası olan saçlarına yapışmış küçük çocuğu dikkatlice kafasından çekip kucağına aldı ve en yakın arkadaşını soru yağmuruna tutan üç yaşındaki kendi küçük kızına baktı.
Lavinia Milan Black, annesi dâhil bütün Poisonların sahip olduğu zehir yeşili gözlere sahipti ama göz çevresinde babasının gözleri gibi mavimsi gri bir hale vardı ve annesinin yüz tipine sahipti. Saçları Sirius ve İris’in karışımıydı. Öndeki iki tutamı annesi gibi doğuştan sarıyken geri kalanı, babasının koyu kahverengi dalgalı saçlarına benzerdi. Küçük yaşına rağmen genelde cevabını Sirius’un bile bilmediği sorular sorarak annesi İris Poison’a olan benzerliğini her fırsatta gösteriyordu. Sirius her ne kadar İris’e Lavinia’nın bir Grffindor olacağını söylese de kızı annesi gibi bir Ravenclaw olduğunu babasına her fırsatta belli etmekten hiç sıkılmıyordu. Sirius da bu konuyu üstelemekten vazgeçmişti zaten, kazanamayacağı maçta oynamayı sevmezdi.
Lily ve İris bu günü dışarıda geçirmeye karar verdiği için iki küçük çocuğa James ve Sirius bakıyordu. İki genç başlarına geleceklerden habersiz küçük çocuklarla eğleniyorlardı. Remus ve Peter da birazdan gelip onlara katılırdı muhtemelen.
Harry ile çok bir problemleri yoktu daha bir buçuk yaşında olduğu için pek sorun çıkarmıyordu, daha doğrusu çıkaramıyordu ama Lavinia tam bir felaketti. Üç yaşındaki minik kız yeni yeni öğrendiğini belli eden peltek konuşmasıyla merak ettiği her şeyi, hiç düşünmeden yanında kim varsa ona soruyordu. Ayrıca sorduğu sorulara onu tatmin edecek cevaplar istiyor, istediğini alamazsa, eh kıyameti koparıyordu. Okul zamanlarında bile ders çalışmayan James, Peter ve Sirius sırf bu miniğin sorularına cevap verebilmek için kitaplar okumaya başlamışlardı. Remus ise bu duruma oldukça hayret ediyor ve okul zamanlarında ders çalışmalarını sağlamak için her şeyi yapmasına rağmen çalışmayan bu üçlüye kitap okutmaya başlattığı için vaftiz kızını içten bir şekilde tebrik ediyordu. Tahmin edersiniz ki Çapulcular içinde Lavinia ile hiçbir çaba harcamadan konuşabilen kişi Remustu. Hogwarts zamanında da parlak bir öğrenci olan Remus bildiği her şeyi miniğine de öğretmek için can atıyordu. Bu yüzden de Lavina’nın favori Çapulcusu kesinlikle Remus’tu
Kapı çalınca Sirius, vaftiz oğlu Harry’i koltuğa oturttu ve kızıyla uğraşmakta olan James’e dönüp:
— Ben baktım Çatalak.
— Tamam, Pati.
Sirius içinde bulundukları durumdan dolayı tetikte bir şekilde kapının arkasındaki kişiyi gösterecek büyüyü yaptı ve havada asılı duran REMUS LUPİN yazısını görerek rahatladı.
Remus’u görenler yüzündeki yaralar olmasa onu normal bir insan sanabilirdi, ki Remus normal bir insan değil James, Sirius, Lily, İris ve daha birçok arkadaşları gibi bir büyücüydü, ama aynı zamanda normal bir insan olmaktan çok uzak melez bir kurt adamdı!
Remus dört yaşındayken Fenier Graybeck adındaki bir kurt adam tarafından ısırılmıştı bu yüzden her dolunayda dönüşüm geçiriyor ve bilinçsiz bir şekilde hem kendine hem etrafına zarar veriyordu. Bu yüzden öğretmenleri tarafından Çapulcular olarak anılan bu dörtlü –James, Sirius, Peter ve Remus- kurt adamlar dönüşüm geçirdiği sırada sadece hayvanlarla sağlıklı iletişim kurabildiği için animagus –hayvana dönüşebilen büyücülere verilen ad- olma fikrini bulmuştu, aslında Sirius bulmuştu. Remus’u da ikna ettikten sonra ikinci sınıfta çalışmalara başlamış ve Hogwarts’ın dört muzip öğrencisi beşinci sınıfın sonunda animagusa dönüşebilmeyi başarmıştı.
James, çatal boynuzlu bir geyiğe dönüştüğü ve ayrıca çılgın kişiliğini de yansıtmasını istediği için çatlak ve çatalın birleşimi olan Çatalak, Sirius kocaman ayı gibi, saçaklı tüyleri olan, siyah bir köpeğe dönüştüğü için Patiayak, Peter fareye dönüştüğü için Kılkuyruk, Remus’ta dönüşüm geçirdiği dolunaydan ilham alınaraktan Aylak lakabını almıştı.
Sirius arkadaşını görünce daldığı eski güzel anılardan sıyrıldı ve kapıyı onu gülümseyerek bekleyen dostu için açtı. Remus Aylak lakabına yakışır bir şekilde uluma sesini anımsatan bir gülüşle içeri girdi ve Sirius’un selamını aldı. Remus ağzını açmış “Nasılsın Pati” diyecekti ki oturma odasının kapısı hızla açıldı ve önde koşarak kaçan bir Lavinia, arkasında onu durdurmaya çalışan saçı başı dağılmış bir James’le birlikte odadan çıktı. Remus ve Sirius’u görmeleriyle ikisi de donup kaldı. James, Remus’un neler oluyor temalı bakışlarını görünce ne zaman başı belaya girse yaptığı gibi elini saçlarına sokup sırıttı, Lavinia ise Remus’u henüz görmemişti, babasına bakıp James’i şikâyet edecekti ki en sevdiği amcasını gördü ve “Ayyak Amcaaa” diye bağırarak Remus’a koştu, Remus’ta eğilip kollarını açıp küçük kızı kucağına aldı:
— Nasılmış benim küçük Vaftiz kızım, diyerek Lavinia’nın burnunu hafifçe sıktı.
— Beni şiniy ediyo, diyerek sinirli olduğunu düşündüğü bakışlarını James’e gönderdi minik kız. Halbuki yaptığı tek şey tatlılığına tatlılık katmaktı. Remus:
— Öyle mi, derken bir yandan da imalı bir şekilde kendini savunmaya geçmiş olan James’e bakıyordu.
— O da benim cevabını bilmediğim sorular sormasın o zaman, Merlin aşkına Aylak ben bir hipogrifin kanat açıklığının kaç metre olduğu nereden bilebilirim?
— Merlin, tam bir Ravenclaw, diye kara kara düşünürken mırıldanan Sirius ise kızının bu halini ne yapacağını düşünüyordu.
Remus tam Lavinia’in sorusuna cevap verecekti ki içeriden gelen minik bir ‘BOM’ sesi ve ardından gelen ağlamayla üç genç donup kaldı James ve Sirius aynı anda kısık sesle:
— Harry, dediler ve oturma odasına koştular, tabi Remus da arkalarından.
Minik Harry oturduğu koltuktan inmiş odanın ortasında duran küçük sehpaya kadar emeklemiş, üstündeki asayı almış ve asanın tadını merak etmiş olacak ki asayı ağzına sokmuş sonra da olan olmuştu. Tüm oda ve Harry’nin üstü küllerle kaplıydı. James hemen koşup oğlunu kucağına aldı ve sakinleştirmeye çalıştırdı ne var ki minik Harry çok korkmuştu ve susmuyordu. James eli ayağına dolaşmış bir şekilde kucağında Harry’le birlikte üst kata Harry’nin odasına çıktı oğlunun oyuncaklarını görünce sakinleşebileceğini umuyordu eh Harry inatçılığını annesinden aldığı için sadece umuyordu. Remus yaşadığı şoktan Lavinia’in ağlamasıyla çıktı. Lavinia de büyük ihtimalle aniden gelen patlama sesinden korkup ağlamaya başlamıştı.
Sirius kızını dostunun kucağından alıp omzuna yasladı sakinleştirmek ve birkaç yudum su içirmek için mutfağa adımladı. Remus, Sirius mutfağa gittikten sonra oturma odasına girdi ve odayı temizlemek için gerekli büyüyü söyledi AKLAPAKLA, odadaki küller yavaş yavaş kayboldu, devrilmiş sehpa düzeldi ve oda eski halini aldı. Remus, James ve Sirius’u beklerken kitap okumaya karar verdi. Harry’yi odada tek başına bıraktıklarına inanamıyordu hele asayı uzanabileceği bir yere bırakmalarına! Arkadaşlarının büyüyeceğini hiç düşünmüyordu. Yedilerinde neyseler yetmişlerinde de o olacaklardı büyük ihtimalle. Her şeyi boş verip yetmişlerinde de hep beraber olmayı diledi Remus. Çok geçmeden James yorgun bir biçimde odaya girdi, Remus’u görünce ona hoş geldin demediğini hatırladı ve elini saçlarına sokarak:
— Hoş geldin Aylak, dedi.
Remus böyle şeyleri kafasına takmazdı biliyordu ama kendi evinde en yakın arkadaşına hoş geldin demeyince de biraz mahcup olmuştu. Remus kafasını iki yana sallayarak dostunun bu haline gülümsedi:
— Hoş buldum Çatalak. Kılkuyruk bakanlıkta işi çıktığı için gelemeyeceğini söyledi. Harry uyudu mu?
— Zorda olsa evet, cidden dışı bana benziyor ama içi Lily’nin minik bir kopyası.
Remus güldü:
— Kimse Lily kadar inatçı olamaz.
— Merlin, sen birde bana sor. Evlenene kadar neler çektiğimi sizde biliyorsunuz.
Remus’un yanına oturduktan sonra bakanlıktaki işler, Harry ve Lavinia’nın ne kadar hızlı büyüdüğü, içinde bulundukları savaş derken iki arkadaş derin bir sohbete dalmıştı. Bir süre sonra yanlarına hayattan bezmiş gibi görünen bir Sirius geldi:
— Cidden Vi, İris’den bile fena bana yatana kadar tam kırk beş soru sordu ben öğrencilik hayatımda bu kadar soru çözmedim. Hangi üç yaşındaki çocuk Shakespeare’in kim olduğunu merak eder ki ben Muggle –büyücü olmayan sıradan insanlara verilen ad- edebiyatını nereden bileyim beni İris’le karıştırıyor sanırım.
Onlar konuşurken zaman akıp geçti. İris ve Lily eve geldiğinde üç genç Harry ve Lavinia’ya yemek yedirmeye çalışıyordu. Lavinia düzgünce yiyordu ama Harry tüm odayı bebek mamasıyla kaplamıştı. Lily ve İris mutfağa girdiklerinde görüntü tam olarak şöyleydi, James elindeki elma püresi dolu kaşığı Harry’nin ağzına sokmaya çalışıyor, Harry ellerini sallayarak kaşıktaki püreyi ortalığa fırlatıyor, Sirius Lavinia’ya çorba içiyor, Remus da büyüyle ortalığı topluyordu. Lily İris ’e dönüp:
— Eh en azından ev yerli yerinde.
— Katılıyorum, diyen İris bir yandan da kocaman sırıtıyordu.
— Nasılmış benim minik papatyam, derken Lavinia’yı kucağına almıştı. Sonra dönüp kocasının yanağına bir öpücük kondurdu. Lily’de oğlunu kucağına almış karnını gıdıklarken Remus’a dönüp:
— Hoş geldin Remus, Peter gelmedi mi, diye sordu.
— Hoş buldum Lils, Kılkuyruk bakanlıkta işi uzadığı için gelemeyeceğini söyledi, hepinize selamı var.
Beş genç beraber yemek yedikten sonra Remus ve Black ailesi evlerine dağıldılar. Sirius ve İris eve gittiklerinde Lavinia’yı yatağına yatırıp kendi odalarına gittiler. Yatağa yatmadan önce Sirius İris’e:
— Bir hipogrifin kanat açıklığı ne kadardır? Diye sordu.
— Dört metre, diyen İris Çapulcuların planlarını bildiği için şüpheyle:
— Neden sordun, dedi.
— Lavinia sordu bende cevabını bilemedim tekrar sorarsa hazırlıklı olmak istedim, dedi kocası gülerek. İris de gülerek cevap verdi:
— İyi geceler sevgilim.
— İyi geceler Sarı Çiçeğim.
İki genç başlarına geleceklerden habersiz huzurlu bir uykuya daldılar.
Ay çok heyecanlandımm. Bu benim ilk kurgum değil ama herhangi bir platformda yayınladığım ilk kurgum ve benim için çok özel. Bölümler şu gün gelir diyemem ne zaman yazarsam o zaman atarım büyük ihtimalle ama şu an elimde hazır bölümler var onlar bitince bakarız artık. Umarım beğenirsiniz, diğer bölümde görüşmek üzere.
Not: Bölüm 1386 kelime.