TARINNE O sabah uyandığımda dışarısı normalden gürültülüydü. Genelde eğlenceler gece başlardı, insanlar aydınlığı sevmezdi sonuçta. Ama bugün özeldi. Halk, kutlamalara dün gece haber geldiğinde başlamıştı. Savaş. Morvain krallığıyla olan, yıllardır süregelen savaş, son birkaç aydır bir sonuca yaklaşıyordu. Ordum, sonunda Duvemont’u fethetmişti. Yıllardır savaşta hiçbir gelişme olmadığından da Morvain’de bir şehrin fethedilmesi, halk için çok yeni ve alışılmadık bir haberdi. Yataktan tembelce kalktım, geceliğimi kutlamaya yaraşır bir kan kırmızısı elbiseyle değiştim. Aynanın karşısına geçip saçımı taramaya başladım. Genelde asiller hazırlanırken hizmetçilerinden yardım alırdı fakat ben kendim hazırlanmayı seviyorum. Ben hep böyleydim, annem de böyleydi. Küçüklüğümden beri annem Ophelia gibi güçlü ve bağımsız bir kadın olmak istemiştim. Annem, ülkeyi yönetirdi. Evet, babam Hephas kraldı, ancak genel olarak krallığın yönetimini kraliçeye devretmişti. Saçımla işim bittiğinde tacımı da başıma koyup odamdan çıkıp koridorlardan geçmeye başladım. Kutlamalara katılmak istiyordum. Evet, ne ışıktan ne de gündüzlerden hazzederdim. Geceler bana daha cezbedici geliyordu, hayat gece canlanıyordu. Şatonun devasa kapılarından çıkıp bahçeye adım attım. Arabam beni bekliyordu. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Arabadan indiğimde beni büyük bir kalabalık karşıladı. Meydanda binbir çeşit etkinlik, eğlence vardı. Satıcılar tezgahlarını kaldırımlara kurmuş, kalabalıktan yararlanıyordu. Tezgahların üstünde envai çeşit büyü, tılsım ve objeler satılıyordu, çoğu gözüme şüpheli görünse de karışmadım. En azından şimdilik. Meydana doğru yürürken, bir kalabalık dikkatimi çekti. Halk, birkaç kişinin etrafında toplanmış, dikkatle izliyordu. Kalabalığa doğru yürümeye başladım ve sonunda neye bu kadar dikkatli bakıldığını görebildim. Zenci bir köle, yerde efendisi tarafından işkence görüyordu. Efendisi alt tabakadan bir sihirbazdı, geçimini insanları kandırarak kazanıyordu. Görünüşe göre sihrini de kölelere eziyet etmek için kullanıyordu. Birkaç saniye daha kölenin, efendisinin elinden ona doğrultulan ateşler tarafından kavrulmasını izledikten sonra bağırdım. “Yeter! Bu köle sana, ona eziyet etmen için verilmedi sana be adam!” Kraliçenin bağırdığını duyan kalabalık hemen sindi, adamın da suratından renk gitti. Daha fazla kekelemesine izin vermeden devam ettim. “Buraya gel.” Hiç kimse kraliçenin açık emrine karşı çıkmazdı, çıkamazdı, hele öyle alt tabakadan biri asla. Adamın hafiften titreyerek yanıma yaklaşıp önümde eğilmesini izledim. Elimi adamın omzuna koydum ve sihirimi tek bir yöne doğrulttum. Adam, ona dokunduğunda bana umutlu gözlerle baksa da sihir işlemeye başladığında dudaklarından işkence dolu bir çığlık koptu. Gözlerinden, burnundan ve ağzından kan boşaldı. Sihir ruhtan koparken can acıtırdı, evet ama bu işlem gönülsüz yapıldığında çok daha ciddi sonuçlara yol açabilirdi. Ölüm gibi. Adamın cansız bedeninin önümde yığılmasını büyük bir haz ile seyrettim, sonra da bakışlarım köleye kaydı. “Özgürsün.” Zenci önümde diz çöküp minnetarlıkla teşekkür ediyor, kraliçesini yüceltiyordu. Kalabalık dağılmaya başladığında ben de gitmek için arkamı döndüm, ancak bir ulak önümde eğilerek beni durdurdu. “Yüce majestelerini rahatsız ettiğim için affınıza sığınırım, ancak Lord Caloman bu akşam sizinle görüşmeyi temenni ediyor. Lord çoktan yola çıktı, siz majestelerinden onu ağırlamasını rica ediyor.” Ulak tekrar eğildi, cevabımı bekliyordu elbet. “Onun için sofrayı ve odayı hazır edeceğim, o Lorduna söyle de merak etmesin, gelince kapı dışarı etmem onu.” ‘Lord’ kelimesini bilerek imalı imalı söylemiştim. Alaylı laflarım karşısında yüzü kızaran ulak, tekrar eğildi. “Emriniz olur, majesteleri!” Son bir kez daha bana saygı ve korkuyla bakarak koşarak geldiği yöne geri döndü. Ana meydandaki bir alev gösterisinin izleyicilerinden oluşan bir kalabalıkta düşüncelerimle yalnız kalmıştım. Lord Caloman. Ish Caloman. Bir Aptal. Daha ülkeyi yönetemiyordu ki doğru düzgün, benden ne istiyor olabilirdi? Tahta geçtiği günden beri toprak kaybediyordu ve hala düzgün bir ordu kurmayı reddediyordu. Onun gibi bir aptal için sofra hazırlatacağıma inanmıyordum, ama kral ve kraliçelere saygısızlık yapmak aykırıydı. Ve ben ülkemin adının bir aptal yüzünden lekelenmesini istemiyordum. Ve o aptal bu gece benim konuğum olacaktı. Ne güzel. Şatoya doğru dönmeye başlarken şimdiden o Caloman’ın ne biçim aptal laflar edeceğini düşünüyordum. Bu gece ilginç olacaktı.
Bölüm 1
Bölüm 1
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.