İçeriğe geç

Karanlığa Bağımlı

Bölüm 8 · 14 dk okuma

Karanlığa Bağımlı

Bölüm 8

Bölüm 3

Cybill Liora Hill'in ağzından

İnsanoğlu her zaman eksik olmuştu. Hiçbir zaman tam olan bir insanoğlu ile karşılaşamazdınız. Bazıları bir parçasını arıyor olurdu, bazıları dostlarını arıyor olurdu, bazıları düşmanlarını arıyor olurdu... Herkes bir şeyi arıyordu. Hep eksik olan aranırdı. Ancak hiçbir zaman da bulunamazdı. Çünkü aranan olanların özelliği eksik olmalarıydı. Bu şekilde asla tam bir insan da bulunamazdı. Herkesin bir şeyleri eksikti. Ama bazen bazı eksikler insanı güçsüz yapmaz, aksine daha da güçlendirirdi.

Noel arifesi.. Noel'den önceki akşam ve bütün gün İsa'nın doğumunu anan bayramdır. Noel'in beklentisi ile genelde neredeyse heryerde tatil yapılır. İnsanlar, işlerini bırakır, aileleri ile Noel'i kutlamak üzere evlerine giderler. Ajanlık merkezinde de bu tatil geçerliydi. Neredeyse tüm merkez boşalmış, herkes ailelerinin yanına gitmişti. Yalnızca ben ve Kaleb kalmıştık. Kaleb'in de ailesinin yanına gitmek için büyük bir istek taşıdığını biliyordum.

Ancak benim içimde bir istek yoktu.

Benim bir ailem yoktu. Benim de eksiğim buydu.

Uzun zamandır böyleydi.

Noel arifesi beni heyecanla evde bekleyecek bir annem ya da benimle siyaset üzerine tartışacak bir babam yoktu. En azından benim için yoktu.

O ikisinin yüzünü en son görüşümde 13 yaşındaydım. Sonrasında ise onlara tek rastladığım yer medyanın kendisi olmuştu. Kendimi onlardan soyutlamıştım. Aksi halde olacaklar kimse için iyi olmazdı. Soyadımız dışında hiçbir şeyimizin ortak kalmamasına dikkat etmiştim. Her şeyi yok etmiştim ama onlar benden önce zaten yok etmişlerdi.

Umurumda değildi.

Kaleb, benden korkusuna kalıyordu. Bugün sisteme girmeye çalışacağını söylemişti ve bundan kolayca kurtulamayacağını biliyordu. Homurdanmak istiyordu ancak tepesinde dikilenin ben olduğumun da oldukça farkındaydı. Bunu yaptığı zaman sonuçlarını da tahmin edebilecek kadar akıllı olduğundan da emindim.

Merkezde tek yankılanan ses Kaleb'in bilgisayara yazılım yazarken parmaklarının çıkardığı seslerdi. En sonunda birinci saati doldurduğumuzda durdu ve kafasını temkinle bana çevirdi.

"Efendim.." demesi ile tek kaşımı kaldırdım. "Sisteme yüklediğim yazılımın sistemi keşfedebilmesi için biraz beklememiz gerekiyor-bir yüzde gösterdi. Henüz 2'deydi- Buradaki yüzde 100'ü gösterdiğinde yazılım sisteme girecek ve adamın yerini bize verecek. Biraz beklememiz gerekiyor.." Sert ifademi yüzümde tutarken onaylarcasına kafamı salladım.

Başından çekildim ve kahve standına yürüdüm. Beklerken bir kahve içebilirdim. Zarar gelmezdi. Kaleb ise elleri mahkum bir şekilde bilgisayarın önünde yüzdeyi gözleyerek beklemeye mahkumdu. Ancak bu beni hiç alakadar etmiyordu.

Önce suyu kettle'a doldurdum sonra kettle'ın ısıtmasını bekleyerek tezgaha yürüdüm. Tezgahtan her zamanki acı Americano paketini aldım. Küçük paketi açtım ve kaynamış olan suyu bir kupaya doldurduktan sonra içerisine boşaltarak karıştırdım. Ardından karamel sosunu alarak içerisine bolca sıktım. Karameli severdim.

Kahvemi içmek için bir yudum aldığımda sıcak kahvenin her zamanki hem acı hem de karamelin şekerli tadı damağımı kuşattı. Bu kahveyi asıl sevme nedenim tam olarak beni yansıtmasıydı. Hem bir americano kadar acı hem de bir karamel kadar şekerli olabilirdim.. Benim zıtlığımı anlatıyordu sanki. Sanki benim için yazılmış bir senfoni, benim için yapılmış bir tarif gibiydi..

"Efendim! Yüzde tamamlandı." beklediğim sesi duyunca topuklu botlarımın sesleri ile Kaleb'a doğru ilerledim. Tedirginlik ile bilgisayarın başında dururken ayağını yere vuruyordu ritimlice. Bilgisayara baktığımda sonunda krokide işaretlenmiş bir alan gördüm. Sonunda.. diye geçirdim içimden, daha ne kadar saklanabilirsin ki Lowell Smith?

🕯🕯

Yazardan

Genç adam arabasından çıkarken mutluydu. Genelde ifadesiz olan yüzünde bugün bir gülümseme vardı. Arabanın etrafından dolaştı ve bagajı açtı. Bagajdan büyük iki karton poşeti çıkardı. Ardından altı paketi onların üzerine alarak zorlukla bagajı kapattı. Paketlerle zar zor yürüyerek evinin mermer basamaklarını çıktı ve kapıdaki çelenke bir bakış atarak zile bastı.

Zile basar basmaz evde çıkan karmaşanın sesi kapıya kadar geldi. Koşuşturan ayakların sesleri ve şiddetinden dolayı dış kapı titrerken adam tekrardan gülümsedi. Kapı açılınca küçük çocuk koşarak adamın kucağına atladı. Ardından ondan biraz büyük bir kız geldi ve o da babasının kucağına atladı. Homurdanan bir genç kız daha gelince takım tamamlanmış oldu.

Genç kızın kırmızı dudakları vardı, yeşil gözleri dikkati üzerine çekiyordu. Sarı saçları uzun denilemezdi ancak kısa da değildi. Aralarında kumrallar seçiliyordu. "Çocuklar çekilin." diyerek gelen genç kadınla küçük çocuklar babalarından ayrıldılar. Kahverengi gözleri olan sarışın kadın kapıya çıktı. Dudaklarında kırmızı bir ruj vardı. Genç adama ilerleyerek dudaklarına bir öpücük kondurdu. "Hoşgeldin, sevgilim." Genç adamın gülümsemesi daha da büyüdü. O da ona karşılık verdi.

"Hadi içeri geçelim, daha fazla soğuk hava girmesin! Babanızın gelişi için sizlere çok güzel yemekler yaptım!" diyen kadın içeri doğru koşmaya başladı. Ardından ikizler ve genç kız da içeri geçtiler. Genç kız babasının elindeki paketlerden alarak yardım etti. Genç adam, paketleri zorlukla taşıyarak holden geçti. Büyük koridoru da geçtikten sonra yılbaşı ağacının altına koydu hepsini. "Hadi! Yemek vakti!" diyen kadınla ikisi de çıktılar ve yemek odasına girdiler.

"Size öyle güzel hediyeler aldım ki.. İnanamazsınız çocuklar." diyerek güldü genç adam. Genç kadın da onun davranışına tebessüm etti. "Elbette sana da var." diyerek genç kadına döndü genç adam. "Elizabeth, dikkatlice sosu verir misin?" küçük kız dikkatlice tabaktaki sosu küçük elleri ile verdi. "Veronica, derslerin nasıl gidiyor? Uzun zamandır konuşamadık." diyerek genç kıza döndü. Genç kız gözlerini devirdi. "Doğru ortalıkta yoktun."

"Hey. Bunun işler için olduğunu biliyorsun, bebeğim. Neden böyle davranıyorsun? Bu yemekleri yiyebilmenin nedeni de benim işe gitmem." Genç kız somurtarak aşlanmış dilimlenmiş patatesiyle oynadı. "Uzakta olmanı sevmiyorum." genç adam tekrardan tebessüm etti. "Yemeğinle oynama, Veronica."

Veronica, çatalıyla oynadığı patatesi ağzına attı ve ateş gibi gözleri ile babasına dikerek çiğnedi. Yemek faslı sonunda bittiğinde evin çalışanı yemek tabaklarını temizlemeye başladı. Sonunda herkes oturma odasına oturduğunda küçük çocuk babasının dizlerine oturdu. "Bana ne aldın baba?" genç adam bir sır veriyormuşçasına kulağına eğildi. "Bu bir sır. Yarın gösteririm olur mu?" küçük çocuk babasının inadını bildiğinden kafasını istemeye istemeye salladı ve onayladı. Ama yarın genç adam burada olacak mıydı? Bu bir muammaydı.

Saat onu vurduğunda çocuklar yataklarına yatırıldılar ve genç adam ile genç kadın yan yana kaldılar. Birlikte çaylarını içerek konuşurlarken keyif alıyorlardı. Uzun süre konuştular.. Zamanın nasıl geçtiğine kimse dikkat etmedi ve sonunda oturma odasındaki büyük saatin çanı saatin on iki olduğunu bağırmak istercesine çaldı.

Ancak evdeki tek ses saatin çalışı değildi.

Zil de çalıyordu.

Genç adam ve genç kadının bakışları karanlıkta kalan hole döndü. Dışarısı kararmıştı ve küçük pencereden de hiçbir şey görünmüyordu. Kadın kaşlarını çattı. "Bu saatte kim gelir ki..?" Aklının hayalinin bile almayacağı birisi olduğunu bilmiyordu henüz. Belki de hiç bilemeyecekti..

Adam bilmediğini belirtircesine omuzlarını salladı. "Burada bekle ve her ne olursa olsun ben söylemeden çıkma." kadının tüm kasları gerildi. Adam, her zaman tetikte olurdu bunu biliyordu ancak neden olduğunu öğrenememişti. Nelerle uğraşıyorlardı o şirkette de bu kadar tetikteydi bu adam? Şüphelerine rağmen başını salladı.

Genç adamın eli kadına fark ettirmeden çoktan belini bulmuştu bile çünkü biliyordu, bu saatte bu sokakta kimse dışarıda olmazdı. Dışarıda olsa bile kimse birinin kapısını çalmazdı. Ayrıca kapıdaki kişi karanlığa karışmıştı sanki. Sanki.. kendini karanlıkta gizlemiş gibiydi..

Kimse karanlıkta kendini şüpheli olmadıkça gizlemezdi.

Ama bilmediği ise kadının hayatı boyunca karanlığın yoldaşı olduğuydu.

Kapıyı açmadı. Dizlerini kırdı ve hafifçe yere çöktü. Zararsız birisi ise giderdi. Zararlı birisi ise... Dizinin birisine dirseğini dayadıktan sonra silahını eline aldı ve kapıyı nişan aldı. Kapı bir daha çalındı. Açan olmadı.

Son bir kez daha çalındı uyarırcasına.

Açan olmadı.

Bir sessizlik doldurdu evi. Genç kız, merakla odasından çıkmış, merdivenin kenarından kapıya bakıyordu. Genç adam gitmiş olabilme ihtimalini tekrardan süzgecinden geçirdi. "Baba? Ne oluyor?" diye mırıldandı genç kız ama babası onu duymadı. Kadın içeriden bağırdı. "Kim gelmiş? Baksana!"

Genç adam tehlikenin geçtiğine karar vererek doğruldu. Bu yaptığı büyük bir hata oldu. Bir anda camdaki kişiyi seçebildiğinde artık her şey için oldukça geçti. Genç kadın topuklu botunu kapıya sertçe indirdi. Kapının sağlamlığına rağmen bu darbeye karşı dayanamadığını ve büyük bir parçalanmayla etrafa dağıldığını gören genç kız gözlerini büyüttü.

Genç kadın içeri girdi. Topuklu botlarının topukları, kapının kırık parçalarını tekrardan ezerken camlara değdiğinde kırılma sesleri çıkarıyordu. Açık saçları darbe ile öne gelmişti ve buz mavisi gözleri ile korkutucu görünüyordu. Beyaz saçlarına tezat siyahlara bürünmüş yabancıya baktı genç adamın gözleri.

"Ah Lowell..." diye başladı genç kadın. "Kapıları açmamanın ne kadar ayıp olduğunu bilmiyor musun yoksa?" bu sırada çoktan yaklaşmıştı. Lowell Smith, elinden şokla fırlamış olan silahına baktı. Ondan biraz uzaktaydı. Ulaşabilirdi. Genç kadının gözleri de silaha döndü. Genç adam, kendini yere attı. Genç kadın ne yapacağını anlayınca hamle yaptı ve aynı şekilde silaha atladı.

Aynı anda ellerinin değmesi ile genç kadın ayağını yüz seksen derece açarak silahı ileriye itti. Genç adamın gözleri nefretle baktıktan sonra daha da hızlı bir şekilde silaha atladı. Genç kadın için silaha sahip olması bir eksi ya da artı ifade etmiyordu. Yine de silaha ulaşmasını engellemek istedi. Genç adamın kolu tam silaha uzanmışken hızla ayağa fırladı ve adamın koluna ayakkabısı ile zıplayarak bastı. Genç adam acıyla bağırırken bir anda gülmeye başladı.

Dudaklarını yaladı ve konuştu. "Sağlağım salak, sol kolumu kırman bir işe yaramaz." bu sefer genç kadının hamle yapmasına fırsat vermediğini düşünerek silahı sağ eli ile kavradı. Oysaki genç kadın buna kendisi izin vermişti. Sağlak olduğunu çoktan biliyordu zaten.

Adam tam silahı ona doğrulttuğunda adama sert bir yumruk çaktı. Adamın yüzü darbe ile yana yattığında bir yumruk daha çaktı ve bu sefer sert yumruğun darbesiyle adamın elindeki silah daha da ileriye kaydı. Adam bu sefer şoktan kurtularak kadını sert bir darbe ile üzerinden attı. yere yatırdığı kadının üzerine çıktıktan sonra bir yumruk geçirecekti ki kadın kafasını kaçırdı. Adamın yumruğu yere çarpınca yerde bir göcük açıldı ve adamın eli kanlandı.

Bir kez daha vurmak için hareketlendi anca kadın tekrar kaçtı. Birkaç kere daha tekrarlandı. Ardından kadın tam kaçtığında adamın çenesine isabet edecek bir yumruk attı. Adamın kafası yukarıya sekerken burnuna da isabet etti yumruk. Kadın adamın boşluğundan faydalanarak ayağa kalktı. Adamın üzerine eğildikten sonra peş peşe sert yumruklar attı.

Adam her yumruktan kaçmayı başardı. Boşuna Karadul'un savunma timinde değildi. Birçok şey biliyordu. Kendini kadının beklemediği bir anda kadının bacaklarının arasındaki boşluktan ittirerek kaçtı. Kadının hemen ayağının yanındaki silahını eline aldıktan sonra tetiği çekti. Kadın, arkasını döndüğünde ise hemen kalbine ateşledi. Asla ıskalamazdı.

Iskalamadı da.

Ancak kadının kurşunu bileklerindeki demir bilekliklerden birisi ile savuşturmasını beklemiyordu. Gözlerini şaşkınlıkla açarken ardı ardına kurşunlar yolladı ancak kadın, ayak bileklerindeki bileklikleri ve kollarındaki demir kurşun geçirmez bileklikler ile tüm kurşun darbelerini savuşturdu.

Adam şaşkınlıkla bakakaldı. Biraz daha ateş ederse şarjöründeki mermiler bitecekti bunu göze alamazdı. Kadının savuşturduğu mermiler yerde hareketsiz bir şekilde kapı parçalarının yanında yerlerini almışlardı.

Kadın hafifçe tebessüm etti ve ilerlemeye başladı. Bu tebessüm gülünecek komik bir şeye karşı olan tebessümlerden farklı olarak tehlike habercisi bir tebessümdü. "Kime çalışıyorsun?" diye sordu adam kaşlarını çatarak. "Evimde ne si* arıyorsun!" kadının eğitimli olduğunu anlamıştı. Bu şekilde dövüşen birisinin eğitim almama şansı yoktu. Çok profesyonel bir şekilde dövüşüyordu.

Kadın koca holde üzerine çok yavaş adımlarken aynı zamanda konuşmaya başladı. "Lowell Smith, yaş; 30, Medeni durum evli, çocuk sayısı üç, birincisi Veronica Smith, ikinci ve üçüncüsü ise ikiz. Elizabeth Smith ile Cole Smith. Eşinin adı Lena Smith. Karadul'un savunma teşkilatındaki 3.rütbeden asker.. Kıdemli bir asker.." düşünüyormuş gibi yaptı. "diğerlerini hatırlamıyorum." Genç adam karşısındaki siyahın önünde eğildiği kadına baktı büyüttüğü gözleri ile. "Bunları.. nereden biliyorsun.."

"Şhhhh.. istediklerimi verirsen ölümün acı olmayacak." adam yutkunmak istedi ancak güçsüzlük göstergesi olduğunu düşündüğünde vazgeçti. Yutkunma isteğini zorlukla bastırdı. Bu kadını buraya gömecekti! Ne cüretle evini basıp, ailesini tehdit ederdi?

"Seni öldüreceğim!" diye bağırdı ve hızla kadına doğru atıldı. Kadının bacak arasından geçerek ayaklarından yakaladı ve kadını yere çırptı. Genç kadın dişlerini sıktı. Dişli bir rakip değildi, çok da kolay da değildi ancak ona biraz vakit veriyordu. Onu yenebileceğini düşünmesi için küçük bir zaman dilimi...

Adam bu sefer eline aldığı cam parçası ile kadının yüzüne nişan aldı ancak kadın yüzünü tekrardan kaçırdı. Refleksleri iyiydi bu sayede de yumruklardan ve şu an olduğu gibi yüzünü hedefleyen camlardan kaçabilirdi. Genç adam en sonunda sıkıldı ve kadının beklemediği bir anda kadının karnına bıçağı sapladı ve derine indirdi.

Kadın gözlerini şokla açtı. Beklenmedik bir şey olmuş gibi ağzını açtı. Kesik bir nefes dudaklarından döküldü. Gözlerini sürekli kırparak üstündeki adama dikti. Bir kesik nefes daha verdi ve sonra gözleri donuklaştı.

Genç adam elini yavaşça nabzına götürdü.

Ses yoktu. Nabzı durmuştu.

Adam derin bir nefes vererek ayaklandı. Bedeninin bedenin tersi yöne döndürdü. Yerde yatan bedene ve babasına şokla bakan Veronica Smith'i görmedi.

Tam o sırada sırtında soğuk bir acı hissetti. Başını hafifçe döndürdüğünde gördüğü kadınla şok oldu. O ölmüştü! Az önce ölmüştü o lanet olası! Nabzının durduğundan tamamen emindi! Öyleyse nasıl bir anda hayata geri dönmüştü sanki hiçbir hasarı olmamış gibi?..

Bu tamamen rol müydü? O kesik nefesler? Bir anda duran nefesleri? Donuk bakan buz mavisi gözleri? Kısılmış sesi..?

Genç kadın o kadar çok kişiyi öldürmüştü ki onları rahatlıkla kusursuz bir şekilde taklit edebiliyordu.. Tamamen onlar gibi olabiliyordu...

Kadının elindekine çevirdi başını elinde içi boşalmış bir şırınga tutuyordu. Şırınga ona her ne yaptıysa, bir anda felç geçirmiş gibi hiçbir uzuvunu hareket ettiremediğini fark etti. Bir tek çenesini oynatabiliyordu. Ardından soğuk sesi hissetti. "Batrakotoksin." genç kadın devam etti. "Boşuna uğraşma."

Bir ıslık çalması ile kapıdan içeriye iki adam girdi. Adamlardan öndekine yerdeki adamı işaret etti. "Minübüse taşı." Ardından arkasındaki adama döndü. "İçeridekini de sen getir. Ona ihtiyacımız olacak." Adam başı ile onaylayarak oturma odasına gitti ve saklanmış olan Bayan Smith'i saklandığı yerden çıkararak kapıdan çıkardı.

Kadın da ardından çıkacağı anda gözleri bir başkasının gözleri ile karşılaştı. Trabzanlardan aşağıyı dehşetle izleyen genç kızın yeşil gözleri ile genç katilin soğuk buzumsu gözleri birleşti.

Bu son karşılaşmaları olmayacaktı.

🕯

"Kadının ellerini bağlayın, ancak hiçbir zarar gelmesin. Dikkat edin." genç adam duyduğu ses ile yavaşça gözlerini açmaya çalıştı. Siyah minibüste uyuması için bir ilaç daha vermişlerdi ve gözlerini ancak açabiliyordu. Nasıl bir ilaçtı bu? Peki ya ondan önce verilen, bu zehiri nereden bulmuşlardı? Bu kadının tek olduğunu düşünmüyordu. Mutlaka birine çalışıyor olmalıydı ya da bir grubun parçası olmalıydı. Aksi takdirde Karadul'dan birisine saldırmayı bırak, Karadul'dan birisinin kimliğine dahil ulaşamazdı.

Kime çalışıyordu öyleyse?

"Uyuyan güzelimiz gözlerini açmış.." buğulu gözlerini önünde dikilen siyahlara bürünmüş genç kıza çevirdi. Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. En sonunda görüntü netleşti. Kafasını etrafına çevirmek, etrafı görmek istedi ancak yapamadı. İlacın tek etki etmediği yer çenesiydi.

"Ne istiyorsun!" diye tısladı dişlerinin arasından. "Ah Lowell... Ne kadar da acelecisin.. Seninle biraz oyun oynamak istiyordum oysaki ben.." Lowell dişlerini sıktı. Gözlerinden sinir akıyordu. "Fragmanı geç."

Kadın alt dudağını sarkıttı. Üzülmüş gibi görünüyordu. "Ah.. Üzüldüm.." çok kısa bir süre içerisinde birden yüz ifadesi değişti. İfadesiz sert yüzü tekrardan meydana gelip kendisini sergilerken az önceki üzülmüş maskesi perde arkasından onu izlemeye, hareketlerini görmeye çekildi. "Pekala.. Senden bilgi istiyorum." Genç adam kaşlarını çattı.

"Karadul hakkında." daha da kaşlarını çattı. Bu tarz durumlar için eğitilmişlerdi. Bir düşmanın ayağına düşünce ne yapmaları gerektiği çokça kez tatbikatlarda karşılarına çıkmıştı. Tatbikatı gerçeğe dönüştürmekten çekinmeyecekti. "Vermektense ölürüm."

Kadının sağ dudağının yanı kalktı. "Tam bileğinizden enjekte edilmiş zehirden haberim var." genç adam kaşlarını çattı. Nasıl bu tarz bir bilgiye ulaşabilmişti bu kadın? Nasıl bileklerine eğitime başlanırken enjekte edilmiş olan intihar zehrinden haberi olabilirdi? Bu kadının erişimi nereye kadardı? Bu soru zihnini talan etmeye başlamıştı..

"O zaman kendimi bilgi vermektense öldüreceğimi de biliyorsun." dedi genç adam aynı soğukkanlılıkla. Genç kadının soğukkanlılığının daha keskin olduğu kesindi. Kadının yakınında durduğunuzda sanki bir klima varmış gibi soğuk bir hava akımı dahi geliyor gibiydi.

"Ah.. Evet. Bunu da biliyorum." Genç adam kadının planladığı şeyi çözmeye çalışıyordu ancak genç kadının kendisi daha tanıştığı süre boyunca kendisini çözememişti. "Ama yerinde olsam bilgiyi verirdim." Tek kaşını kaldırdı. "Misafirimizin başına bir şey gelmesini istemezsin bence?" Lowell kaşlarını çattı. Genç kadın uzun topuklarının üzerinde ona yürüdü ve bir tableti gösterdi.

Lowell'in gözleri tabletin üzerinde gezdiğinde fark ettiğiyle donakaldı. Buna izin veremezdi elbette! Eşi, sandalyeye eli, kolları ve bacakları bantlar yardımı ile bağlanmış bir şekilde duruyordu! Onun hayatta en değer verdiği kişi ile tehdit ediliyordu. Genç kadın bunu çoktan planlamıştı. Lowell dişlerini daha da sıktı. Alnında bir damar belirdi. Boynundaki damarlar ise gerildi. Gözlerini genç kadına çevirdiğinde gözlerinde bir ateşin varlığı rahatlıkla hissedilebilirdi.

Ancak bu ateş, kadının buzlarını eritmeye yetecek bir ateş değildi çünkü o ateş hiçbir zaman var olamayacaktı.

"Sorduklarıma cevap ver ya da sonuçlarına katlanırsın." Tableti önünden çekti. Lowell, bilgi paylaşamazdı. Bunun için yeminleri vardı. Ailesini nasıl kurtarırdı? Nasıl onları hayatta tutabilirdi? "Bilgi paylaşamam.. Sen yaşatsan onlar onları yaşatmayacaktır!" Genç kadın kaşını kaldırdı. "Onların bundan haberdar olacağını mı düşünüyorsun?"

Genç adam duyduklarına rağmen başını iki yana salladı. Genç kadın elindeki telsize konuştu. "Başlayın." Tableti tekrardan önüne çevirdiğinde Bayan Smith'in yüzüne bir adam büyük bir yumruk geçirdi. Lowell büyük bir haykırış bıraktı ortaya bununla. Siniri on metre öteden dahi hissedilebilirdi. Yumruğun atıldığı yer, genç kadın ikinci kez tableti gösterdiği zaman kızarmıştı.

"Bilgi verecek misin?"

"Hayır!"

"Bir daha." demesi ile tekrardan bir yumruk atıldı. tableti tekrardan çekti genç kadın. İkinci kez gösterdiğinde orası da kızarmıştı. "Bilgi verecek misin?"

"H-HAYIR!"

"Bir kez daha." Lowell aynı şeyin tekrarlanması ile acıyla başını öne eğdi. Eşi, onun yüzünden susuz olduğu halde dayak yiyordu ve bunun tek sorumlusu Lowell'dı. O da onları durduramıyordu. Ya Karadul'a ihanet edecekti ya da eşine.

"Bilgi verecek misin?"

Lowell tekrardan eşine baktı. İçinde bir şeyler sızladı. Daha fazla zarar gelmesine göz yummayacaktı. Yumamazdı. Bu kadın elbette içeriye sızdıktan sonra yakalanırdı ancak bir daha sevdiği kadını kurtaramayabilirdi. Bunu göze alabilecek cesareti yoktu. En sonunda pes etti genç kadının da beklediği gibi

"Evet."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.