Merhaba, ben Mine. 24 yaşındayım ve 1,65 boylarındayım. Adana'ya bugün taşındım, eşyalarım sabah oturduğum eve gitmişti. Kirada oturacaktım. Yarın yeni holdingde ilk iş günümdü. Ankara'da biraz işlerim vardı. İşler biitnce havaalanında uçağı kaçırdım, otobüsle buraya kadar geldim. Gece saat 11'di, 12'ye yaklaşıyordu. Ototgardan bir taksiye bindim ve beni oturduğum mahalleye bırakmasını söyledim. Biraz sonra taksimetreye baktım ve bir şeyi hatırladım. 'Benim yanımda bu kadar para var mıydı?' Çantama baktım, 250 çıktığını gördüm. Acaba söylesem beni burada bırakır mıydı? Şu anda yazan parayı da karşılayamıyordum, ne yapacaktım? Anlayış gösterir miydi? Ah, olamaz. Yağmurda yağıyordu. Adana'nın soğuk günlerine denk gelmişim. Şimdi İnsem yolu nasıl bulacaktım, üstüme aldığım hırka da önceydi. Ah olamaz, benim bu aptal hallerim...
"Iı- şey beni burada indirebilir misiniz?" Diye sordum cesaretimi toplayıp.
"Niye noldu? Hava yağmurludur bacım, soğuktur. Ne yapahcasın buralarda?" Dedi. Şivesi vardı.
"Kusura bakmayın, benim çantamda ödeyecek param kalmamış. 250 çıkar. Onu vereyimde ineyim mi?"
"Eyi tamam o hâlde. Ver parayı endireyim seni şurada." Dedi ve sağa çekti.
"Teşekkürler." Dedim, parayı verip indim.
Yağmur hiç durmamıştı. Daha da hızlanmıştı. Buraya ilk gelişimdi. Hiçbir yeri bilmiyordum. Öylesine sokakta yürüdüm, üşümeye başlamıştım. Otobüs durağının oraya geldim, oturmak için yaklaşıyordum. Yanımda uzun boylu, kaslı, siyah takım elbiseli, yakışıklı, ağır erkek parfümü kokan bir adam vardı. Ona fazla bakmadan oturacaktım ama kolumdan tuttu. Tutmasıyla irkildim.
"Korkma, fazla ıslanmış ve üşümüşsün. Al şu şemsiyeyi." Diyerek elindeki siyah şemsiyeyi bana verdi.
"Sen? Islanıyorsun."
"Bana bir şey olmaz, özel şoförüm gelecek şimdi. Hadi sen evine."
"Maalesef, dediğini yapamayacağım. Evimin nerede olduğunu bilmiyorum."
Arkasını dönüp bana tek kaşı kalkmış bir şekilde baktı.
"Nasıl evini bilmiyorsun?"
"Evet, bilmiyorum. Yeni geldim. Aslında sabah gelmem gerekiyordu ama işim uzun sürdü. Sonrasında havaalanına geç kaldım ve uçağı kaçırdım ve otobüs bileti bakmaya başladım. Boş otobüs yoktu, çok az vardı. Bir tane zor buldum ve aldım. Otogardan taksiye bindim ve takside farkettim. Param yoktu, beni köşede indirmesini istedi-" diyordum ve beni durdurdu.
"Tamam, yeter. Anladık. Yenisin. Çok konuşuyorsun. Evinin adresini söyle, bırakayım." Evet, çok konuştuğumu kabul ediyordum. Ben böyleydim. Tanımadığım insana bile en detaylı şekilde hayatımı yorulmadan anlatırdım. Bu yüzden başıma hep iş alırdım.
"Tamam, telefondan bakayım hemen." Bakıp söyledim, sonra şoförü geldi. Arabaya bindik ve beni eve bıraktı. Ah, adamın şemsiyesi bende kaldı. Bir yerde bulup vermeliydim, bende kalmamalıydı. Adamın etkisinden zor çıkmıştım, şemsiyeden kurtulmalıydım! Ona vermeliydim. Saat 2 olmuştu. Yatmalıydım. Yarın yeki holdingime geç kalmamalıyım.
(Bu bölüm kısa oldu, gece yazdım. Ayrıca kitap kapağı iyi değil, önerisi ve isteği olan DM'den yazabilir.)