-6 yıl önce-
-İstanbul-
İnsan bazen içindeki o kötü hissi duyumsar ama bir türlü anlam veremez. Sebebini bilmez, fakat içten içe yaklaşan bir tehlikenin farkındadır. Gözle görülmeyen, ama nefesini ensesinde hissettiren bir karanlık gibi...
_____________________________________
Gece vakti yollar bomboştu, sokak lambasının ışığı bulundukları ıssız sokağı aydınlatıyordu. Berfu pencerenin önünde elinde montuyla arabasını seyrediyordu, yeni kazandığı özgürlüğün tadını çıkarmak isterken Derin tereddütle yanına geldi.
-”Ya arkadaş ben anlamıyorum ki gece gece nerden esti sana bu araba sürme perileri?”
-”Hadi ama Derin! Bir tur atıp döneceğiz sadece.”
-”Bunun kötü bir fikir olduğunu söylüyorum Berfu ,hava buz gibi dışarıda kar yağıyor yerler buzlanmıştır.”
-”Ne korkak çıktın arkadaş sende ya, öleceksin sanki gelsen.”
-”Ya sabır ne inat kızsın Berfu sen?”
-”Gelmezsen gelme ben gidiyorum.”
Bugün ilk ehliyetimi aldığım için gezmeye çıkacaktım, evet belki saat biraz geç olabilirdi ama hevesliydim işte ne yapayım.
Yine de her şeye rağmen kapıyı araladığım anda tuhaf bir ağırlık çöktü üzerime. Dışarıda esen sert rüzgar sanki beni geri itmeye, evin güvenli sınırlarına hapsetmeye çalışıyordu.
-”Of kızım bekle ya bekle, seni tek göndereceğimi falan mı zannediyorsun sen?”
-”Ay Derin ben bilmiyor muyum seni sanki, geleciğini bildiğim için çıktım dışarı yoksa.”
Arkadaşım Derin, yıllardır onunla aramızda inanılmaz bir arkadaşlık bağı var aslında bizimkine birazda kardeşlik denir. Annemin ölümü ve kardeşimin kaybı sonrası birlikte büyümüştük. Evet 5 yıl önce kaybolan kardeşimin ardından annemi kaybetmiştim, babamın ölüm sebebini hiç öğrenememiştim.
Derinde evden çıktıktan sonra hemen arabaya atladık, tabi ben büyük bir hevesle sürücü koltuğuna oturdum
-”Ay hayırlı olsun kar tanem, Allah kazasız belasız sürmeyi nasip etsin inşallah.”
-”İnşallah Derinim, sağol.”
Bugün Derinle çok eğlenmiştik espriler yapıp gülerek akşama doğru eve gelmiştik ve o sırada benim ehliyet kimliğimi görünce eğlencemiz ikiye katlanmıştı. Şimdi ben arabayı kullanırken Derin ile hala espri yapıp kahkaha patlatıyorduk.
-”Eee şoför hanım nereye götürüyorsun beni, kaçırıyor musun yoksa?”
-”Evet Derin hanım bu saatten itibaren kaçırılmış bulunuyorsunuz ama bir kafeye.”
Bu sözüm üstüne ikimizde uzun bir şekilde güldük ve yolumuza bu şekilde devam ettik. Ardından benim sorum ile birlikte ortalık sessizliğe büründü.
-”Derin?”
-”Efendim kar tanemmm.” dedi büyük bir mutlulukla.
-”Bir gün ayrılır mıyız?”
-”Berfu o ne demek, dua et şuan araba kullanıyorsun yoksa yapıştırırdım o ağzına bir tane.”
-”Derin bu şaka değil ama elinde sonunda ayrılıcaz.”
-”Saçmalama bizi ne ayırabilir he?”
-”Belki evlendikten sonra ayrılırız, belkide ölüm olur he bizi ayıran?”
-”Evlenince hiç ayrılmayız kızım biz ben her gün ararım seni.”
-”Peki ya ölüm?”
-”İşte bir tek bizi ayıran şey o olur kar tanemm.”
-”İnşallah Derinim.”
-”Tabi ki öyle bir şey olmasın inşallah da, eee evlilikten konu açtığına göre hayırdır.
-”Yok be derinim öylesine sordum sana sadece.”
Bu cevabıma sadece kafa sallamakla yetinip ardından kafasını sağa çevirerek yolu izlemeye koyuldu. Yol boyunca neredeyse konuşmadık aslında yorgunduk bugün çok eğlenmiştik dışarıda sonuçta ama belki de konuşmak istemiyorduk. Bugün onunda ne kadar eğlendiğini bilsem de ikimizin de içine bir his vardı sanki her şeyi berbat edecek olan ama bir türlü bunu dile getiremiyorduk belki de yaşanacaklardan korkup kaçıyorduk kim bilir?
En sonunda ikimizin de ilk defa gideceği bir kafeyi seçmiştim çünkü Derin bu kafeyi hep sosyal medyada görüp gitmek istediğini söylüyordu aslında ona da biraz sürpriz olmuştu.
-”Ay Berfu inanamıyorum, buraya gelmek istediğimi biliyordun değil mi?”
Kafamı sallayarak ona cevap verdim, o ise çoktan kendi kendine keşke daha güzel hazırlansaydım diye söylenmeye başlamıştı. Ben ise onun bu hallerine gülerek geçiyordum.
Derin benim en kıymetlimdi. En yakınım, bu hayatta bana kalan en son şey Derindi çünkü bir ailem yoktu. Onun varlığı olmasaydı, bu dünyada tamamen kaybolmuş hissederdim. Beni ben yapan, hayata tutunmamı sağlayan tek şey oydu. Belki de bu yüzden onu kaybetmek en büyük korkumdu.
Kafeye girmeden hemen önce kafamı kaldırıp oldukça büyük ve ışıklarla donatılmış tabelaya baktım.
KARA GECE CAFE_
Adı tuhaf bir şekilde içimi ürpertti. Belki de gecenin karanlığıyla birleşen bu parlak tabelanın tezatı yüzünden, belki de içimde büyüyen o garip his yüzünden... Derin bir nefes alıp içeri adım attım.
İçeri girer girmez hafif loş ışıklar ve havada asılı kalmış kahve kokusu beni karşıladı. Ama asıl dikkatimi çeken, köşedeki tek başına oturan adam oldu. Bakışlarını bize çevirmemişti, ama varlığı hissediliyordu. Bir şeylerin yanlış olduğunu bilmeme yetecek kadar.
Hemen cam kenarında bulunan bir masaya oturan Derinin yanına doğru ilerledim. O ise çoktan menüyü alıp incelemeye koyulmuştu.
-”Eee kar tanem ne sipariş edelim?”
Derin bana hep ismimin anlamıyla yani ‘Kar Tanesi’ diye sesleniyordu ve benimde oldukça hoşuma gidiyordu zaten.
-”Birer tatlı ve kahve alabiliriz, sonuçta aç değiliz değil mi?”
-”Ay evet öyle yapalım bence de.”
Derin ile birlikte uzun bir sürenin ardından tatlı ve kahvelerimize karar verebilmiştik. Ancak o sırada bir şey oldu, sanki görünmez birsi gelip de kalbime bir bıçak saplamış gibi kalakalmıştım.
-”Berfu ne oldu iyi misin?”
Cevap yok
-”Berfu korkutuyorsun beni.”
Cevap yok
-”Berfu lütfen cevap ver çok korkuyorum.”
-”Tamam sorun yok sadece bir çarpıntı oldu.” diye geçiştirdim onu ama iyi olmadığımı içten içe biliyordum.
Derin ile birlikte uzun uzun sohbet ederek güldük. Kafe gerçekten Derinin gösterdiği kadar güzeldi.
-İsmi dışında-
Biz konuşmaya devam ederken dikkatimi çeken tek şey kafeye ilk girişimde gördüğüm adam olmuştu, çünkü durmadan ela gözlerini benim kahverengi gözlerimle buluşturuyordu. Onun ne düşündüğünü, neyi amaçladığını bilmiyordum. Ama bakışları, masanın diğer ucunda konuşmaya devam eden arkadaşımın sesiyle bile dağılıp gitmeyecek kadar keskindi. Belki de beni beğendiği içindi ancak öyle bir durum söz konusu olmadığı aşikardı çünkü adamın surat ifadesi beni beğenmiş gibi değil de daha çok boğmak istiyormuş gibiydi.
-”Berfu kalkalım mı artık saat onu geçti.”
-”Doğru saat geç oldu hesabı isteyelim de kalkalım.”
Dediğim gibi Derin ile birlikte hesabı isteyip kalktık ve ardından ben tekrardan büyük bir hevesle sürücü koltuğuna oturdum ve Derinde aynı şekilde yanımdaki yerini aldı.
-”Kar tanem, eve gidince ne yapacağız?”
Derin böyleydi işte, sabahtan akşama kadar gezip eğlenir, gülüp şarkılar söyler ancak enerjisi asla tükenmezdi. Ben ise, birkaç saat sonra yorgunluktan omuzları düşer, gözlerim kapanmaya başlardı. Bazen onu izlerken, keşke benimde onun gibi bir tutku ve neşeyle her anı yaşama yeteneğim olsa diye düşünürdüm.
-”Onu eve gidince bakarız Derinimm.”
-”Olur film izleriz.”
Tam derine olumlu cevap vermek üzereyken arkamızdan yaklaşan bir araba olduğunu fark ettim. Bir anda vücudum kasıldı, panik dalgası tüm bedenimi sardı.
Bir insan neden arkasından araba gelince panikler ki?
Sebebi sadece araba gelmesi değildi sebebi arabayı süren kişiydi.
Kafedeki o adam.
Derin benim vereceğim cevabı merak etmiyor olacak ki kafasını çevirip camdan dışarıdaki buz gibi havayı izlemeye başladı.
Kendi kendime sadece bunun bir tesadüf olduğunu söylüyordum ancak adam peşimizden gelmeye devam ediyordu. Daha yeni ehliyet almış olduğum için arabayı oldukça çok hızlı sürmemeye çalışıyordum alışabilmek için. Ancak adamı görünce paniğe kapılmıştım. O sırada , ayağımı gaza bastım, sonuna kadar. Adım atıldıkça kalbim hızla çarpmaya başlıyordu, çünkü o adam hala aynı yolu takip ediyordu. Arkasında bir gölge gibi, nefesimi kesen bir korku ile peşimden geliyordu.
Her saniye, gözlerimin önünde o arabayı daha hızlı ve daha yakın görüyordum. Ne yapmalıyım? Durmalı mıydım? Yoksa daha hızlı gitmeye mi devam etmeliydim?
Ayağımı gazdan çekmek istemedim, ancak ellerim titremeye başlamıştı. Hızla ilerliyoruz, ama o araba hala takipteydi. Arkamdaki ışıkları daha belirgin görüyordum, sanki bir kabus gibi. Kalbim her atışta hızlanıyor, vücudumun her hücresinde bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum. O an, bir şeyin değişmesi gerektiğini anladım.
-”Berfu ne oluyor neden bu kadar hızlı gidiyorsun? Berfu neler olu-”
Derin cümlesini tamamlayacağı anda, öndeki virajı dönerken, adamın arabası hiç beklemediğim bir şekilde birden sola kaydı. Yolun ortasında belirdi, neredeyse bizi sıkıştırarak. Frensiz bir şekilde patlayan motor sesiyle irkildim. Panikle direksiyonu sağa kırdım, ama iş işten geçmişti.
Önümüzdeki yol bir anda kayboldu. Arabam hızla kaymaya başladı, her şey bir anlık bulanıklaşmıştı. O an sadece bir şeyi düşünüyordum: O adam...O lanet olası adam.
Araba korkunç bir gürültüyle yolun kenarına savruldu. Bir kaç saniye boyunca her şey tamamen sessizleşti. Gözlerim kapanmamak için direnirken, kafamın içinde bir tek düşünce vardı: “beni takip etmek neydi, Derin?”
Derinin gülen yüzü, o kadar güçlü ve neşeliydi ki... o an, Derinin güçlü sesini duyabilseydim belki hala ayakta olabilirdim. Ama şu anda, Derinin feryatları kulağımda çınlıyordu, bir şeyler doğru gitmemişti.
Derin... Onu koruyamadım.
O anda panikle kafamı sağa döndürdüm. Derin, koltuğunda sımsıkı sıkı kenetlenmişti, ama gözlerinde o korkuyu, o “Yardım et” bakışını görmek... Beni yıkıyordu. Ama yapabileceğim tek şey ona dokunabilmekti. Ama ne yazık ki, her şey çok geçti.
Ve tam o an, başka bir adam belirdi. Görüşüm bulanıktı, ama silueti netti. O adamın elleri hızla kapıyı açtı, başım yavaşça dışarıya doğru uzanırken, bir anlığına bile olsa gözlerim ona odaklandı “Sakın korkma, seni kurtaracağım.” dedi. Ve o an, Derin’in sesini duyamasam da, içimde bir umut belirdi. Fakat o umut, gözlerim tamamen kapanmadan önceki son düşüncem olacaktı.
“Sonsuz bir gece, bir anlık umutla
son bulabilir.”