...
Kara çekip gittikten sonra Işık, olduğu yerde öylece kalakalmıştı. Söyledikleri kafasını karıştırmıştı. Aklında dönüp duran sorulara rağmen daha fazla üzerinde durmamaya karar verdi. Kendini toparladı ve yavaş yavaş akşam için hazırlanmaya başladı.
Öncelikle güzel bir duş almalıydı. Yorgunluğunun bugün kendisine engel olmasına izin veremezdi. Elif'in yanında olmalıydı. Bugün, en yakın arkadaşının hayatındaki en önemli ve en özel günlerden biriydi.
Hiç vakit kaybetmeden duş kabinine girdi ve uzun, rahatlatıcı bir duş aldı. Ardından iç çamaşırlarını giydi ve saçlarına bir havlu sardı. Saçlarını iyice kurutmalıydı; aksi takdirde bütün gece baş ağrısı çekebilirdi.
Saçlarını kuruttuktan sonra askıda duran elbisesine baktı. Elbise o kadar asil ve güzeldi ki onu giymek için sabırsızlanıyordu. Tam o sırada telefonu çaldı. Ekranda Elif'in adını görünce yüzüne bir gülümseme yerleşti ve aramayı cevapladı.
"Efendim, bir tanem?"
"Kuzum, biz kuaföre geçiyoruz. Senin için de bir çalışan yönlendirdim, birazdan orada olur."
"Tamamdır, kuzum. Teşekkür ederim."
Telefonu kapatmadan önce arkadaşına sesli bir öpücük gönderen Işık, yüzündeki gülümsemeyle elbiseyi askıdan çıkardı ve dikkatlice giymeye başladı.
Hazırlıklarını tamamladıktan kısa bir süre sonra kapının çalınmasıyla yerinden kalktı. Elbisesinin eteklerini hafifçe tutarak kapıya ilerledi. Kapıyı açtığında karşısında tanımadığı bir adamı, hemen yanında ise Yakup'u gördü. İkisini kapıda yan yana görünce şaşırdı. Görünüşe göre yolda karşılaşmışlardı.
"Merhaba, Işık Hanım. Beni Elif Hanım göndermişti."
Adamın sözleri üzerine hafifçe başını salladı.
"Buyurun, geçin."
Kuaför, elindeki çantayla içeri girerken Işık kapının önünde duran Yakup'a döndü. Genç adam onu baştan aşağı süzüyor, dudaklarının kenarında muzip bir gülümsemeyle bakıyordu.
Ardından bir ıslık çaldı.
"Sanırım gözlerim kamaştı. Nasıl bir güzelliktir bu, Yarabbim!"
Işık gülerek Yakup'un omzuna vurdu.
"Saçmalama!"
Yakup kahkahasını bastırarak içeri geçti. Işık da kapıyı kapatıp kuaförün bulunduğu salona yöneldi.
Yakup kendini koltuğa bıraktığında Işık'ın gözleri onun üzerinde gezindi. Siyah takım elbisesinin içine siyah bir gömlek giymişti. Gömleğinin ilk iki düğmesi açıktı. Hafif dalgalı, dağınık saçları ise ona her zamankinden daha farklı bir hava katıyordu.
Işık, arkadaşını baştan aşağı süzdükten sonra gülümseyerek konuştu.
"Senin de bu nişanda kısmetin açılacak, Yakup. Gör bak!"
Yakup yalnızca gülüp geçti.
"Hadi, çabuk hazırlan da geç kalmayalım. Beraber gideceğiz."
Işık başını sallayarak kuaförün yanına geçti ve önündeki sandalyeye oturdu.
"Nasıl bir şey istersiniz?" diye sordu kuaför.
Işık kısa bir süre düşündükten sonra cevap verdi.
"Sade olsun. Çok fazla gösterişli olmasın, yeterli."
Kuaför işe koyulurken Işık aynadan kendisini izledi. Aklından geçen düşünceleri bir kenara bırakıp o akşamın tadını çıkarmaya çalışıyordu. Ne olursa olsun, Elif'in mutlu gününde yanında olacaktı.
Kuaförün işi bittiğinde Işık saçlarına dikkatlice baktı. Sonuç tam istediği gibiydi. Ne fazla gösterişli ne de gereğinden fazla sadeydi. Her şey olması gerektiği gibiydi.
Kuaförün ücretini ödemesinin ardından genç adam eşyalarını toparlayıp evden ayrıldı. Işık da artık hazır olduğuna göre yola çıkabilirlerdi.
Ancak kapıya yönelirken aklına düşen düşünce yüzündeki gülümsemeyi soldurdu.
Kara da bugün nişanlanacaktı.
Bu gerçeği düşünmek bile canını yakıyordu. Ne kadar görmezden gelmeye çalışırsa çalışsın, kalbinin Kara'ya karşı hissettiklerini susturamıyordu. Üstelik onun birkaç saat önce söyledikleri hâlâ aklındaydı.
Zamanı geldiğinde her şeyi anlatacağım.
Peki ya o zaman geldiğinde her şey için çok geç olursa?
Işık, içindeki burukluğu belli etmemeye çalışarak Yakup'a döndü.
"Artık gidebiliriz, Yakup. Beklediğin için teşekkür ederim."
"Tamamdır o zaman, matmazel. Artık gidelim."
Yakup kolunu ona uzattığında Işık gülümseyerek koluna girdi. Birlikte evden çıktılar. Nişan salonu çok uzakta değildi, bu yüzden geç kalmaları pek mümkün görünmüyordu.
Kısa bir yolculuğun ardından salonun bulunduğu yere ulaştılar. Akşamın karanlığı yavaş yavaş çökerken gökyüzü en güzel tonlarına bürünmüştü.
Arabadan inen Işık, etrafına göz gezdirdi. Mekân oldukça kalabalıktı. Yakup arabayı park etmek için ayrılırken Işık da yavaş adımlarla içeri yöneldi.
İçinde tarif edemediği bir hüzünle birlikte garip bir heyecan vardı. İlk defa karşılaşacağı şeylerden bu kadar korkuyordu. Çünkü ne hissedeceğini, kendisini nasıl kontrol edeceğini bilmiyordu.
Kalabalığın arasında tanıdık birini seçmek neredeyse imkânsızdı. Işık, fazla düşünmeden Elif'in hazırlandığı odaya doğru ilerledi. Kapıyı hafifçe çalıp içeri girdiğinde gözleri hemen en yakın arkadaşını buldu.
Elif'in üzerinde beyaz, straplez ve fazla kabarık olmayan bir nişan elbisesi vardı. Zarif görünüyordu. Yüzündeki mutluluk ise elbisesinden bile daha göz alıcıydı.
Işık'ın gözleri doldu.
Elif bunu fark eder etmez konuşmaya başladı.
"Sakın, Işık! Makyajımız bozulacak!"
Ancak kendi burnunu çoktan çekmişti bile.
Işık, arkadaşının bu hâline gülerek yanına yaklaştı ve ellerini avuçlarının arasına aldı.
"Güzelliğim, harika görünüyorsun. Diliyorum ki mutluluğun da senin kadar harika olsun."
Sözlerini bitirir bitirmez Elif'e sımsıkı sarıldı. Can parçası gibi gördüğü arkadaşına sarılırken ağlamamak için kendisini zor tutuyordu.
Bir süre sonra ondan ayrılıp yanına oturdu. Elif hazırlıklarına devam ederken Işık da onu sessizce izledi. Arkadaşının bu kadar mutlu olduğunu görmek, içindeki bütün acılara rağmen kalbini ısıtıyordu.
Tam o sırada kapı açıldı.
Işık, bakışlarını Elif'ten çekip kapıya çevirdiğinde karşısında Yasemin'i gördü.
Boğazında aniden bir düğüm oluştu.
Gözleri istemsizce Yasemin'in üzerinde dolaştı. Giydiği nişan elbisesi oldukça gösterişliydi ve bütün abartısına rağmen Yasemin gerçekten güzeldi. Işık yutkunarak boğazındaki düğümün geçmesini istedi ama bu, hissettiği sıkıntıyı daha da artırmaktan başka bir işe yaramadı.
Yine de yüzündeki ifadeyi kontrol etmeyi başardı.
"Tebrik ederim, Yasemin. Mutluluklar."
Işık'ın sakin tepkisi Yasemin'i şaşırtmıştı. Genç kadın birkaç saniye boyunca ne diyeceğini bilemedi. Ardından kendisini toparlayıp gülümsemeye başladı.
"Yani tabii ki tebrik edecektin. Sonuçta bu nişan benim."
Söyledikleri Işık'ın sinir uçlarına dokundu. Genç kadın tam ayağa kalkmıştı ki Elif ondan önce davranarak araya girdi.
"Bana bak, asüfte! Burada saçını başını yolar, eline veririm. Sana düzgünce bir şey söyleniyorsa sen de düzgün cevap ver!"
Yasemin'in yüzündeki gülümseme silinirken Elif öfkeyle devam etti.
"İkincisi, bir daha arkadaşımla böyle konuşmaya kalkma. Seni elimden Kara bile alamaz!"
Işık, en yakın arkadaşının bu çıkışını şaşkınlıkla izliyordu. Elif ise saçlarını savurup hiçbir şey olmamış gibi yeniden aynaya döndü. Bakışları aynadan Işık'ı bulduğunda ona göz kırptı ve öpücük gönderdi.
Işık gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Elif'in bu hâli, içindeki sıkıntıyı bir anlığına olsun hafifletmişti.
Tam o sırada kapı sertçe açıldı.
Işık, kimin geldiğini anlamaya fırsat bulamadan Kara içeri daldı.
Elif, genç adamı görür görmez kaşlarını çattı.
"Bir kapıyı çalsaydın, Kara!"
Işık dudaklarını ısırarak gülmemeye çalıştı. Elif'in Kara'yla ilk kez bu kadar sert konuştuğuna şahit oluyordu.
"Kusura bakma, Elif. Yasemin'i arıyordum."
"Buradayım, hayatım. Bir şey mi oldu?"
Yasemin'in sesini duyan Kara ona döndü.
Bu sırada Işık'ın gözleri de istemsizce Kara'ya kaymıştı. Genç adam her zamankinden daha yakışıklı görünüyordu. Üzerindeki takım elbise ona fazlasıyla yakışmıştı. Saçları özenle şekillendirilmiş, yüzündeki ifade ise her zamanki gibi kendinden emin bir hâl almıştı.
Işık'ın yüzüne buruk bir gülümseme yerleşti.
Daha fazla bakmaya dayanamayarak önüne döndü ve ayağa kalktı.
"Elif'im, ben Yakup'un yanına gideyim. Sonra beni aramasın."
Konuşurken Kara'nın bakışlarını üzerinde hissediyordu.
"Tamam, bir tanem. Birazdan biz de orada oluruz."
Elif'in hafifçe utanarak söylediği sözler üzerine Işık gülümsedi. Ardından kapıya yöneldi. Kara'nın yanından geçerken ona dokunmamaya özellikle dikkat etti.
Fakat aralarındaki mesafe kapanır kapanmaz Kara'nın kokusu ciğerlerine doldu.
Işık, kendisine ihanet eden kalbine içinden lanet etti.
Bunca şeyden sonra hâlâ mı?
Adımlarını hızlandırarak odadan çıktı. Ancak Kara'nın kokusu sanki hâlâ burnundaydı. Ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, ondan kaçamıyordu.
Kalabalığın arasında Yakup'u bulması uzun sürmedi. Genç adam onu sabırsızlıkla bekliyordu. Işık'ı gördüğü anda oturduğu yerden kalkıp yanına geldi.
"Kızım, neredesin sen? Seni arıyordum!"
"Elif'in yanındaydım, Yakup."
Işık gülümsemeye çalıştı. Yakup, başını onaylarcasına sallayıp yerine döndü. Işık da yanına oturarak beklemeye başladı.
Aslında kendisi de sabırsızlanıyordu. Özellikle Elif'in mutluluğuna şahit olmak için heyecanlıydı. En yakın arkadaşının hayalini kurduğu o güne ulaşması, Işık için her şeyden daha değerliydi.
Dakikalar ilerledikçe misafirler yavaş yavaş salona doluştu. Herkes yerini aldığında nişan merasimi başladı.
Işık'ın kalbi göğsünden çıkacakmış gibi atıyordu.
Elif ve Tuğran el ele salona girdiklerinde gözleri doldu. Birbirlerine gerçekten çok yakışıyorlardı. Birbirlerine bakışlarında öyle içten bir sevgi vardı ki Işık, o mutluluğun hiçbir zaman bozulmamasını diledi.
Arkadaşının yüzündeki gülümsemeyi görmek bile ona yetiyordu.
Fakat bakışları, Elif ve Tuğran'ın arkasından salona giren çifte kaydığında içindeki huzur yeniden dağıldı.
Kara, elini Yasemin'in beline dolamış, onu sahiplenircesine kendisine yakın tutuyordu. Yasemin de Kara'ya biraz daha sokularak yüzünü ona çevirmiş ve gözlerinin içine bakmıştı.
Işık'ın kalbi acıyla sıkıştı.
Bir an için yanlış gördüğünü düşündü. Ancak Kara'nın yüzündeki gülümsemeyi fark ettiğinde boğazındaki düğüm daha da büyüdü.
Kara gülümsüyordu.
Hem de Yasemin'e.
Işık yutkundu. Gördüğü manzara, aklında dönüp duran bütün soruları daha da karmaşık hâle getiriyordu.
Demek ki hâlinden memnun. Demek ki mutlu...
Bu düşünce zihninden geçtiğinde dudaklarında acı dolu, neredeyse histerik bir gülümseme belirdi.
Gözleri hâlâ Kara'nın üzerindeyken aniden yükselen müzik sesiyle irkildi. Yerinde hafifçe sıçradı ve bakışlarını sahneye çevirdi.
Dans etmeye başlayan çiftler alkışlarla karşılanırken Işık da ellerini birleştirip alkışlamaya başladı. Yüzünde zoraki bir gülümseme vardı. İçindeki fırtınayı kimsenin fark etmesini istemiyordu.
Tam o sırada Kara'nın bakışları onunkiyle buluştu.
Kara, Işık'ı baştan aşağı süzerken kaşlarını çattı. Yüzündeki ifade değişmişti. Sanki Işık'ın gülümsemesinin ardında ne sakladığını anlamaya çalışıyordu.
Işık ise onun ne düşündüğünü merak ediyordu.
Ancak az önce gördüğü gülümseme yeniden aklına geldiğinde yüzündeki ifade bozuldu.
Kara'nın o gülümsemesi ona ait değildi.
Yasemin'e aitti.
Bu düşünceyle huzursuzca yerinde kıpırdandı ve bakışlarını dans eden çiftlere çevirdi. Kara'yla göz göze gelmemek için elinden geleni yapıyordu.
Bir süre sonra yüzüklerin takılma vakti geldi.
Işık yerinden kalkarak arkadaşının yanına ilerledi. Elif'in yanına ulaştığında genç kadının yüzünde tarif edilemez bir mutluluk vardı. Işık gülümseyerek onun ellerini tuttu.
"Umarım yüzün hep güler, güzelim. Tebrik ederim."
Elif'in gözleri sevgiyle parladı.
"Teşekkür ederim, bir tanem. Darısı sana artık!"
Ardından göz kırptı.
Işık, arkadaşının eline hafifçe vurup gülümsedi.
"Saçmalama!"
Elif'in mutluluğunu görmek, Işık'ın kalbindeki yaraya kısa bir süreliğine de olsa merhem olmuştu.
Ancak şimdi sırada Kara ve Yasemin vardı.
Işık, onların yanına doğru ilerlerken içindeki huzursuzluğu bastırmaya çalıştı. İkisinin karşısına geçtiğinde bakışlarını önce Yasemin'e, sonra Kara'ya çevirdi.
Ardından elini Kara'ya uzattı.
"Tebrikler. Birbirinize çok yakışıyorsunuz."
Sözcükler dudaklarından dökülürken gülümsemeye çalışıyordu. Fakat bunu yapmak onun için sandığından çok daha zordu.
Kara'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Işık'ın sözleri karşısında kaşları hafifçe çatıldı. Uzattığı eli tuttuğunda parmaklarını onun elinin etrafına kapattı ve hafifçe sıktı.
Işık, bu dokunuşla birlikte kalbinin yeniden hızlandığını hissetti. Elini geri çekmek istiyordu ama Kara'nın bakışları onu olduğu yere mıhlamış gibiydi.
Tam o sırada arkalarından yabancı bir ses yükseldi.
"Yasemin Kayaalp! Cinayete yardım ve yataklık suçundan tutuklusunuz!"
Salondaki müzik bir anda kesildi.
Alkışlar sustu. Konuşmalar yarıda kaldı. Herkes şaşkınlıkla sesin geldiği yöne döndü.
Işık'ın yüzündeki gülümseme silindi.
Yasemin'in yüzü bembeyaz kesilirken Kara'nın eli Işık'ın elinden gevşedi.
Birkaç saniye önce mutlulukla dolu olan salonu derin bir sessizlik kaplamıştı.
Işık, duyduklarına inanamayarak Yasemin'e baktı.
Cinayet mi?
Polisler kalabalığın arasından ilerlerken Yasemin geriye doğru bir adım attı. Gözlerindeki şaşkınlık, yerini hızla büyüyen bir korkuya bırakıyordu.
Ve o anda Işık, bu gecenin yalnızca bir nişan merasimi olmaktan çıktığını anladı.
Üstelik Kara'nın kendisine anlatacağını söylediği gerçekler, sandığından çok daha karanlık olabilirdi.