KARAKTERLER
- Işık Yıldız: Soğukkanlı, sert mizaçlı ve kendi ayakları üzerinde durmayı seven genç bir kadın.
- Kara Ergin: Karanlık bakışları, sert yüz hatları ve gizemli tavırlarıyla dikkat çeken bir adam.
- Elif Yılmaz: Işık'ın en yakın arkadaşı. Sıcakkanlı, neşeli ve sevdiklerini korumak konusunda oldukça kararlı.
- Tuğran Ergin: Kara'nın kardeşi. Rahat tavırları ve şakacı kişiliğiyle dikkat çeker.
- Selim Ergin: Kara'nın babası.
- Havva Ergin: Kara'nın annesi.
- Şeyma Ergin: Kara'nın kız kardeşi.
Şimdiden iyi okumalar, arkadaşlar...
---
BÖLÜM 1
Gözlerini kaldırıp gökyüzüne baktığında havanın yavaş yavaş karardığını fark etti. Kaç saattir burada oturduğunu bilmiyordu. Dudaklarının arasındaki sigaradan derin bir nefes çekti ve dumanı dışarıya üfleyerek yerinden kalktı.
Ellerindeki kan kurumuş, parmaklarının eklem yerlerine kadar işlemişti. Birkaç saat önce biriyle kavga etmiş, ardından öfkesini yatıştırmak için kendini buraya atmıştı. Şimdi ise ellerindeki kurumuş kanla birlikte ağır ağır ayağa kalkıyordu.
Sahile doğru ilerledi. Bir süre denizi izlemeye karar vererek bulduğu düz bir taşın üzerine oturdu.
Arkasından gelen motor sesiyle başını çevirip baktığında sahile birinin daha geldiğini gördü. Ardından yeniden önüne döndü. Kapüşonunu başına çekti ve ellerini ceplerine soktu.
Deniz kendi hâlinde dalgalanırken Işık, hayatında gerçekten bir amacı olup olmadığını sorguluyordu. Her şey o kadar anlamsız geliyordu ki bazen ne için çabaladığını bile unutuyordu.
Az önce motoruyla gelen adam ise kendisinden biraz uzakta bir yere oturmuştu. Elinde sade bir soda şişesi vardı.
Aralarında mesafe bulunduğu için adamı rahatça inceleyebiliyordu. Ayağında spor ayakkabılar, üzerinde boğazlı bir kazak ve siyah kot pantolon vardı. Sessizce denizi izliyordu.
Bir süre sonra adamın bakışları ağır ağır Işık'ı buldu.
Işık, gözlerini kaçırmadan ona bakmayı sürdürdü.
Yüzünü artık daha net görebiliyordu. Adamın yüzündeki yorgunluk uzaktan bile belli oluyordu. Karanlığın içinde parlayan gözleri bomboş bakıyordu. Uzamış sakalları yüzüne daha sert bir ifade katarken belirgin yüz hatları, ona olduğundan da soğuk bir görünüm veriyordu.
Sanki gecenin karanlığına karışmak istercesine baştan aşağı siyah giyinmişti. Üzerindeki tek renk, elinde tuttuğu soda şişesiydi.
Işık, bakışlarını adamın gözlerinden çekerek yavaşça ayağa kalktı. Üzerini silkeleyip sahilin çıkışına doğru yürümeye başladı.
Telefonu çaldığında arayanın kim olduğuna bakmadan çağrıyı sonlandırdı.
Oradan tamamen ayrılmadan önce gözleri adamın bindiği motora kaydı. Ardından bakışlarını yeniden sahilde oturan adama çevirdi. Adam sigarasını yakmış, denizi izlemeye devam ediyordu.
Işık, birkaç saniye motoru inceledikten sonra seslendi.
"Güzel motor."
Adamın cevap vermesine fırsat bırakmadan cebinden kulaklığını çıkardı ve telefonuna taktı. Müziğin sesi kulaklarına ulaştığında yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.
Arkasına bile bakmadan oradan uzaklaştı.
---
Eve geldiğinde kapıyı sessizce açıp içeri girmeyi planlıyordu. Ancak tam kapıyı kapatacağı sırada ışıkların yanmasıyla irkildi.
Karşısında, kollarını göğsünde birleştirmiş ve öfkeyle kendisine bakan arkadaşını gördü.
"Allah aşkına, saat kaç olmuş! Sen neredesin, Işık?"
Işık, kapıyı tamamen kapatarak arkadaşına döndü.
"Çok da büyütme, Elif. Biraz yalnız kalmak istedim."
"Beş saat boyunca mı?"
Elif'in sorusu üzerine Işık'ın gözleri kolundaki saate kaydı. Saat akşam onu gösteriyordu.
Gerçekten de saatlerdir dışarıdaydı.
Gözlerini yeniden Elif'e çevirerek omuz silkti ve kendini koltuğa bıraktı.
Elif, yanına oturup ona sarıldığında Işık da kollarını arkadaşının etrafına doladı.
Elif, Işık'ın bu hayatta sahip olduğu tek kişiydi. Ailesinin ölümünden sonra onu hiçbir zaman yalnız bırakmamıştı. Maddi durumları iyi olduğu için ailesinden ayrı yaşıyordu. Yalnız kalmak istemediğinden Işık'a da kendisiyle yaşamasını söylemişti.
Gerçi buna teklif demek pek doğru sayılmazdı. Çünkü konu Işık ya da sevdiklerinden biri olduğunda Elif kesinlikle itiraz kabul etmiyordu. Hayır kelimesini de geçerli bir cevap olarak görmüyordu.
Işık, ne kadar soğukkanlı ve mesafeli biriyse Elif de bir o kadar sıcakkanlı ve neşeliydi. Etrafına mutluluk saçan bu kız, Işık'ın tam tersiydi.
Birbirlerini tamamlıyorlardı.
Âdeta yin ve yang gibiydiler.
İyi ve kötü.
Elif, bir süre sonra Işık'tan ayrılarak yüzünü tamamen ona çevirdi ve gülümsedi.
"Yarın ne yapacaksın peki?"
"Çalışacağım."
Işık'ın cevabıyla Elif'in yüzündeki gülümseme kayboldu. Gözlerini devirerek arkasına yaslandı.
"Sana söyledim, çalışmana gerek yok. Sonuçta birlikte yaşıyoruz, Işık."
"Boş durmayı sevmiyorum, biliyorsun."
Elif, 'Bilmez miyim?' der gibi bir şeyler mırıldandı.
Işık'ın dudaklarının bir kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
"Ben uyuyorum o hâlde. Sabah erken kalkacağım."
Elif, başını sallayarak onu onayladı ve odasına geçti.
Işık ise üzerindekileri bile çıkarmadan kendini yeniden koltuğa bıraktı. Gözlerini kapatıp günün yorgunluğunu üzerinden atmaya çalıştı.
Bugün patronuyla birbirine girmişti. Öfkeyle iş yerinden ayrılmıştı. Patronunun aslında haklı olduğunu bildiği noktalar vardı; ancak onun da elinden bir şey gelmiyordu. Müşterilere mümkün olduğunca iyi hizmet vermek zorundaydılar.
Müşteriler son derece terbiyesiz davransa bile.
Işık, aynı durumları tekrar tekrar yaşamaktan bıkmıştı. Artık sabrı tükenmiş ve sonunda patlamıştı.
Kendini dışarı attığında öfkeden burnundan soluyordu. Bir süre yürüdükten sonra bir grup erkeğin genç bir kızı kenara çektiğini görmüştü. Onları gördüğü anda öfkesine hâkim olamamış, bütün sinirini o adamlardan çıkarmıştı.
Sonrasıysa sahilde karşılaştığı o siyahlar içindeki adamı incelemekle geçmişti.
Işık, düşüncelerinden sıyrılarak cebinden sigarasını çıkardı ve yaktı. Ardından ellerindeki kurumuş kanı temizlemek için lavaboya geçti.
Sigarası dudaklarının arasındayken ellerini yıkamaya başladı. Tam o sırada sigaranın dumanı gözlerine kaçtı.
Acıyla inledi.
"Bir kere de olmasa şaşardım."
Ellerini havluyla kuruladıktan sonra mutfağa geçti. Kendine bir Türk kahvesi hazırlayıp masaya oturdu.
Kahvesini bitirdikten sonra sigarasını söndürdü ve odasına geçti. Kendini yatağa bırakarak gözlerini kapattı. Yorgunluğu ağır basınca bulunduğu pozisyonu bile değiştirmeden uykuya daldı.
---
Birinin kendisini dürtmesiyle gözlerini araladı.
Karşısında Elif duruyordu.
"Kalk, hadi! İşe geç kalacaksın."
Elif, çantasını alarak kapıyı açtı.
"Bugün geç gelebilirim, canım. Sen beni bekleme."
Işık, Elif'in kendisini göremeyeceğini bilmesine rağmen başını salladı.
Yataktan kalktıktan sonra elini yüzünü yıkadı. Mutfağa geçerek bir bardak su aldı ve içti. Ardından sigarasını yakıp üzerini başını düzeltti. Saçlarını gelişigüzel bir topuz yaptıktan sonra sigarasını söndürdü ve dişlerini fırçalamak için banyoya geçti.
Evden çıkmadan önce bir şey unutup unutmadığını kontrol etmek amacıyla etrafına bakındı.
Her zamanki gibi anahtarlarını unuttuğunu fark etti.
Anahtarlarını cebine attıktan sonra evden çıktı.
Çalıştığı kafe, evine yürüme mesafesinde olduğundan kısa sürede oraya ulaştı. Üzerini değiştirmek için soyunma odasına geçti. Kafenin kıyafetlerini giydi, yaka kartını taktı ve dışarı çıktı.
Diğer çalışanlara yapmaları gereken başka bir şey olup olmadığını sorduktan sonra beklemeye başladı.
Kafe yavaş yavaş dolarken saat on ikiyi çoktan geçmişti.
"Işık, yedi numaralı masaya bakar mısın, tatlım?"
Işık, kendisine seslenen çalışana döndü.
"Tamamdır."
Elindeki not defterini alarak yedi numaralı masaya doğru ilerledi. Müşterilerin yüzlerine pek dikkat etmeden siparişlerini yazmaya hazırlandı.
"Ne istersiniz, efendim?"
"Seni."
Duyduğu cevapla birlikte kalemi hareket etmeyi bıraktı.
Gözlerini not defterinden kaldırarak karşısında oturan gence baktı. Gencin yanında oturan adam, onun ensesine bir şaplak indirdi.
Genç, acıyla yüzünü buruşturdu.
"Abi, ne yapıyorsun ya?"
Adam ona sert bir bakış attı.
"Adam gibi konuş, Tuğran."
Işık'ın gözleri konuşan adamla buluştu.
Bir anlığına olduğu yerde kaldı.
Dün gece sahilde gördüğü adam karşısında oturuyordu.
Bakışlarını adamdan ayırmadan onu süzdü. Adamın gözleri de Işık'ın üzerinde geziniyordu. Ancak bu kez Işık'ın üzerindekiler dünden tamamen farklıydı. Altında bordo bir şort etek, üzerinde beyaz bir gömlek vardı.
Adamın bakışları yeniden yüzüne döndüğünde Işık konuşmaya devam etti.
"Ne istersiniz?"
"Sade Türk kahvesi."
"Ben de limonata alayım."
Tuğran'ın cevabıyla Işık siparişleri not etti. Ardından arkasını dönerek siparişleri hazırlamaları için diğer çalışanlara iletti.
Beklerken boşalan masaları temizlemeye başladı. Bir süre sonra üzerinde hissettiği bakışlar nedeniyle başını kaldırdı.
Gözleri yeniden yedi numaralı masaya kaydı.
Adam hâlâ ona bakıyordu.
Daha doğrusu, bakışları Işık'ın eteğinde takılı kalmıştı.
Işık, kısa bir bakış atıp yeniden işine döndü.
Derdi ne bunun?
Masaları temizlemeyi bitirdikten sonra boşları içeri götürdü. Siparişler hazırlandığında tepsiyi alarak yedi numaralı masaya doğru ilerledi.
Tuğran telefonuyla ilgileniyordu. Yanındaki adam ise çevresini inceliyordu.
"Buyurun, siparişleriniz."
"Eyvallah."
Işık, Türk kahvesini adamın önüne bıraktı. Limonatayı da Tuğran'ın önüne koyduktan sonra yan masadan bir küllük alıp ortaya yerleştirdi.
Tepsisini alarak içeri geçti.
Bir süre sonra Selda abla ona seslendi.
"Abla, bugünlük benim mesaim bitti. Yedi numaranın adisyonu masada, sen halledersin değil mi?"
"Tamam kızım, sen çık. Ben hallederim."
Işık, Selda ablaya kısa bir gülümseme gönderdi ve yeniden soyunma odasına geçti.
Üzerindekileri hızlıca çıkarıp kendi kıyafetlerini giydi. Pantolonunun fermuarını çekti, sweatshirtünü üzerine geçirdi ve şapkasını taktı. Ardından kapüşonunu başına çekerek eşyalarını kontrol etti.
Her şeyinin yanında olduğundan emin olduktan sonra dışarı çıktı.
"Yarın görüşürüz, abla."
Göz kırparak kapıya doğru ilerledi.
Ancak tam kapıdan çıkacağı sırada biriyle çarpıştı. Dengesini kaybederek sendeledi ve düşmemek için kapıya tutundu.
Ardından başını kaldırıp çarptığı kişiye baktı.
Karşısında, kapkara gözleriyle kendisine bakan bir duvar vardı sanki.
Daha doğrusu, o kadar uzun boylu ve heybetli bir adamdı ki Işık bir anlığına başını kaldırmak zorunda kalmıştı.
"Pardon."
Adamın yanından geçerek ilerlemeye başladı.
Ancak arkasından gelen sesle durdu.
"Işık..."
Adının söylenmesiyle başını çevirerek adama baktı.
Adını nereden bildiğini sorgulamasına gerek yoktu. Yaka kartında yazıyordu.
Işık, tek kaşını kaldırarak ona baktı.
Efendim, der gibi.
Adamın bakışları bir anlığına ellerine kaydı.
"Bir dahaki sefere ellerini sar."
Işık, onun sözleri üzerine ellerine baktı. Parmaklarının eklem yerleri ve kemik çıkıntılarının bulunduğu bölgeler kızarmış, bazı yerleri soyulmuştu.
Adamın haklı olduğunu fark etse de ona cevap vermedi. Yalnızca dudaklarının bir kenarını yukarı kıvırdı ve arkasını dönerek yoluna devam etti.
Fazlasıyla detaycı biriydi.
Üstelik dikkatini çeken şeyin ellerindeki yaralar olması da Işık'ın aklına takılmıştı.
Yürümeye devam ederken ellerine yeniden baktı. Adamın söylediklerinin doğru olduğunu kabul ediyordu. Bir eczaneye uğrayıp elleri için bir şeyler almayı düşündü.
Ancak yorgunluğu ağır basınca doğrudan eve gitmeye karar verdi.
---
Eve vardığında üzerindeki yorgunluk daha da artmıştı.
Güzel bir duş alıp uyumak iyi gelecekti.
Duşa girdikten sonra elleri sıcak suyla buluştuğunda canı yandı. Ancak Işık bunu fazla önemsemedi. Duşunu tamamladıktan sonra kısa siyah bir şort giydi. Sütyenini de taktıktan sonra yatağına uzandı.
Gözlerini kapattığında kısa süre içinde uykuya daldı.
---
Evden gelen tıkırtılarla gözlerini araladı.
Önce birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı. Ardından yavaşça doğrularak ayaklandı. Gözlerini ovuştura ovuştura salona geçti.
Evde başka biri daha vardı.
Ancak ortam karanlık olduğundan gelen kişinin kim olduğunu anlayamıyordu.
Işık, ışığı açtığında karşısında oturan kişiyi gördü.
Bir anlığına nefesi kesildi.
Gözlerini şaşkınlıkla iyice açarak ona baktı.
Karşısındaki adamın dudakları iki yana kıvrılmıştı. Koltuğa rahatça yerleşmiş, gözlerini Işık'ın üzerinde gezdiriyordu.
Işık ise karşısında oturan kişiye bakakalmıştı.
Çünkü bu, hiç beklemediği biriydi.