Leydi Sheran Adlar, Bayan Natalie Farley'in bir saray yavrusundan mütevellit, yüz odalı sayfiyedeki kır evinin önünde, iki kanatlı büyük kapının açılmasını beklerken bir kedi gibi hırıldayarak yanında soluyan halasına sakince gülümsedi. Kent'ten buraya gelebilmek için taşra yollarında yaptıkları yaklaşık iki saatlik araba yolculuğunda yaşlı kadını iyice sarsılmıştı ama en çok kapıya kadar gelirken kat ettikleri uzun merdivenler her adımla kilosuna kilo katarak yaşlı kadını terletmişti.
"Birazdan açarlar hala," dedi Sheran, elindeki yelpazesini hırsla sallayan yaşlı kadına.
Leydi Satya Adlar, etli yüzündeki kasları (!) hoşnutsuzlukla kıpırdatırken "Natalie'den ne bekliyordun ki," diye söylendi. "Kapıda karşılamasını mı?"
Bayan Natalie Farley, soylu olmayan fakat kaderin cilvesiyle sonradan zengin olan Bay Yael Farley sayesinde, baba evindeyken kaybetmeye başladığı sosyetedeki yerini evlendikten sonra tekrar kazanmış ve pek zengin eşini de bu seçkin topluluğa kabul ettirmişti. Elbette Bay Farley'in, akılsızca yönettikleri mülklerinden ve topraklarından kar etmek yerine kibirleri ve tembellikleri yüzünden her geçen gün zarar eden ya da söz geçiremedikleri çocuklarının kumarda ya da sefahat âlemlerinde kaybettikleri paralar yüzünden zor durumda kalan ailelere verdiği borçların da bu meşakkatsiz onaylamada payının büyüklüğü yadsınamaz.
Kent’in birkaç mil dışında olmasına rağmen Farleylerin kır evinin Sheran için yegâne cazibesi Parıltılı Göl’ün geniş bir kıyı şeridinin evin arazisinin içinde yer almasıydı. Başkent'e iki gün önce gelmesine rağmen halasına ve dolayısıyla kendisine gönderilen daveti önce reddetmeyi düşünse de sonbahara girdikleri bugünlerde gölün çevresinde yapabileceği yürüyüş fırsatını kaçırmaya gönlü razı olmamıştı. Sararıp dökülmüş yaprakların bir halı gibi örttüğü patika boyunca yürürken ayaklarının altında ezildikçe çıkaracakları hışırtıları tekrar duymayı arzu etmesinden daha doğal bir şey olamazdı elbette.
Sonunda kapının bir kanadı, büyüklüğünü ve kalınlığını vurgulayan bir gıcırtıyla açılmıştı da Sheran söylenmeye başlayan halasını içeri sokabilmişti. Fakat bir uşak yerine onları karşılayan genç hizmetçi kız, işi olmamasına rağmen kapıyı açmaya gönderildiğinden gerginlikle önlüğünü çekiştirip soylu iki kadını acemice selamlamasıyla biraz beklemelerini söyleyerek tekrar evin iç taraflarında, gölgeler arasında kaybolması bir olmuştu.
“Hah!” diye gakladı Leydi Satya.
Sheran, “Dışarıdaki arabalara bakılırsa çok kişi davet edilmiş ve haliyle halacım, işleri başlarından aşkın olmalı.” diyerek Bayan Farley adına mazeretler öne sürdü. Yaz günlerini aratmayan güneşli bir gün geçiriyorlardı, genç kız ince satenden de olsa bir yük olmaya başlamış pelerinlerini almaya gelen birisi olmayınca halasınınkini de alarak koluna attı. Geniş kenarlı şapkasını eline alarak başıboş kalmış birkaç sarı bukleyi kulağının arkasına sıkıştırdı.
O esnada arkalarından çalan zille iki kadında yerlerinde sıçradılar. Sanki ilk defa duyuyormuş gibi başlarını az önce girdikleri kapıya çevirirlerken ikinci sabırsız zil geniş girişte yankılandı. Sheran, evin odalarından birinden bir uşağın ya da bir hizmetçinin çıktığını görmek için bir baykuş gibi kafasını sağa sola oynatırken halası bir ayağını yere vuruyor ve sabrını son demine kadar kullanıyordu. Zilin ısrarcı üçüncü çalışında Sheran, omzunu silkerek kapıya yöneldi.
Leydi Satya “Sheran! Ne yapıyorsun?” diye cıyakladı.
“Birisinin kapıyı açması lazım, yoksa birazdan kıracaklar,” dedi Sheran ve tek kanadı ağırlığından oynatmakta zorlansa da sonunda açarak kenara çekildi.
Genç kız halasının yanına varamadan önüne uzatılan siyah silindir şapkaya bakakaldı. Bakışlarını kaldırırken “Hizmetçiler çok yoğun olmalı…” sözleri dudaklarında yarım kaldı. Kendi şaşkınlığından daha büyük bir şokun etkisi altındaki şapkanın sahibi hızla elini çekerek yaptığı hatayı telafi etmeye çalıştı.
“Affedersiniz, ilk anda fark edemedim,” dedi Lord Bardalph, uzun boyunu koruyan bir baş selamını önündeki iki hanımefendiye soğukça bahşetti. Bir piknik davetine katılmasına rağmen adam, saçları ve gözleri gibi baştan aşağıya siyahlar içerisindeydi.
Sheran, hızlı bir selamlamanın ardından “Önemli değil.” dedi ve bir uşağın gelip onları bu tuhaf durumdan kurtardığını görmek için beyhude yere etrafına bakındı. Baş sağlığı dilemeli miydi? Ne kadar görgüsüz görünecek olsa da dilememeyi tercih ederdi ama bu kez eskinin kinini güdüyor olmakla itham edilmek de istemiyordu. İkisini dikkatle izleyen Bardalph'ın yanında dikilen arkadaşına göre daha kısa fakat ondan daha güler yüzlü adamı "Lord Thevaris, görüşmeyeli uzun zaman oldu." diyerek başıyla selamladı.
Sheran, Thevaris'ten alışıla gelmiş uygun bir cevap aldıktan sonra tekrar Bardalph'a döndü. "Başınız sağ olsun." demekle yetindi ve aynı uzak baş selamıyla karşılandı.
Leydi Satya, yeğeninin eski nişanlısının görmezden gelerek kilosundan ve yaşından beklenmeyen bir çeviklikle eldivenli tombul elini Lord Thevaris’e uzattı.
Lord Thevaris, “Leydi Satya, onca yolu gelmeniz ne güzel sürpriz.” diyerek kapı önünde cereyan eden tuhaf durumu kurtarmaya girişti.
“Yanılıyorsun Thevaris, sürprizin alasını Bayan Farley yaptı.” Yaşlı kadın, böcek yutmuş gibi yüzünü buruşturarak, karşılarında baston yutmuş gibi dikilen Bardalph'ı baştan aşağıya süzdü.
"Haklısın halacım, artık kapı önünde daha fazla dikilmenin alemi yok." Sheran halasının imasını hala kendilerini karşılamaya gelmeyen uşağın beceriksizliğine çevirmekte uygun buldu.
"Geçen seneden yolu hatırlıyorum, izin verin sizlere eşlik edeyim." Lord Thevaris, kolunu yaşlı kadına uzattığı sırada yaşlı bir uşak evin arkalarından koşturarak yanlarına geldi.
Haddinde fazla eğilirken bir yandan da özür dileyen adam, mutfakta bir kedi yüzünden yaşanan bir krizi ağzında geveledi. Sheran ve Lord Thevaris'in anlayışlı gülümsemesinin ardından "Eşyalarınızı alayım, Efendim." diyerek hanımların pelerine beylerin de şapka ve paltolarına yöneldi.
Halası ve Thevaris'in uşağın ardına geçmeleri sebebiyle yan yana yürümek zorunda kaldıklarında Bardalph'ın kendisiyle konuşmasına oldukça şaşırdı. Karşılaştıkları her seferde yaptığı gibi adamın sosyal adap içerisinde hatırını sorduktan sonra Sheran gibi kendisini görmezden geleceğini düşünmüştü.
"Bu davete katılacağınız bana söylenmedi, bilseydim icabet etmezdim." dedi Bardalph, tüm kabalığı ile.
"Bunu aştığımızı zannediyordum ama sizde durum farklı anlaşılan." dedi Sheran içten içe sinirlense de sakin görünümünü koruyarak. "Lütfen bir dahaki ve ondan sonraki tüm etkinliklerde rahat olun ve gönlünüzün istediğini kabul edin. Benim katılmadıklarımı değil."
"Elbette, öyle yapacağım." Bardalph homurtu şeklinde sesini saklamaya gerek duymadı.
Büyük salonun içinden geçerken Sheran, ne odanın şatafatlı eşyalarını görmüş ne de yürüdükleri ipekten halının desenlerinin göz alıcılığını. Bir tazının avına odaklandığı gibi bakışlarını, perdeleri kenarlara çekilmiş geniş balkon kapılarına dikmişti.
Terastaki merdivenler acele adımlarla aşıldı ardından aşağıya doğru eğim yapan bir çimenlik sessizce yüründü. En sonunda gölün gerisindeki düzlükte kurulu geniş şemsiyelerin ve sadece çatıları kapalı egzotik çadırların gölgeliğinde, kâh kilimlere atılmış yastıklara kâh sandalyelere yerleşmiş kadınlı erkekli kalabalık bir grubun görüş alanına girdiler. Yeni gelenleri karşılamaya kalkan Bayan Farley'in ve diğer misafirlerin eski nişanlıları tanımasıyla neşeli konuşmalar bıçakla kesilmiş gibi yok oldu.
Tüm gözlerin üzerlerinde olduğunu bilen Sheran, ev sahibinin hemen arkasından kendisine doğru koşturan siyah saçlı, beyaz tenli ufak tefek kadını görünce etrafındakileri unutarak ilerledi. Varsın eşi bir deniz kazasında ölmüş ve artık dul olan eski nişanlısıyla bu davete aynı anda teşrif etmesi kaderin cilvesi olarak addedilmek yerine yanlış anlaşılmalara ve heyecanlı dedikodulara sebep olsun, aylardır kâğıt üzerindeki mürekkepten kelimelerden başka bağlantıları olmamış dostuna sarılırken hepsini kolayca kulak ardı edebilirdi.