12 yıl önce...
Hilâl ayın olduğu bir gecede bir çift sessiz sakin akşam yemeği yiyordu. Kadın adama birer birer yemekleri tabağına koyuyordu, adamsa afiyetle yiyordu. Çok mutluydular. Çok tatlıydılar. Ancak aniden sokaktaki tüm binalarda ki ışıklar teker teker sönene dek. Sokaktaki tüm ışıklar söndüğünde bir tek o çiftin ışıkları yanıyordu. Adam masadan kalktı, soğuk ve kırağı olmuş pencereye yöneldi. Kadın da arkasından pencereye doğru yöneldi. Aşağı baktılar, bir kaç tanımadıkları adamlar gördüler. Bir şey olmayacağına inanmak istediler. İnanmaya çalıştılar.
Adam, sakin, dedi kadına.
Kadın başıyla onayladı. Pencerenin kenarında uzunca vakit geçirdikten sonra, adam kapıya yöneldi.
Sadece bakıp geleceğim, dedi.
Kadın bir şey diyemedi, ve yine onayladı. Adam kapıyı kapattı ve çıktı. Kadın adamı yaklaşık yarım saat bekledi. Adam sokakta yoktu pencereden bakıldığına göre. Kadın umudunu kaybetmeden biraz daha bekledi. Biraz daha. Biraz daha. Biraz daha...
Kadın artık umudu kesmişti. Gelmiyecekti. Kadın teker teker yüzünden gözyaşlarının dökülmesine izin verdi. Öylece gözyaşları cildinlen kayarken, hatıraları geldi aklına. Böylece gözyaşları daha da arttı. Kadın gözyaşlarına sığındı, umudu kesti. Tek umudu biricik kızıydı. Biricik kızının doğmasına üç ay kalmıştı. O kalan tek şeyi olacaktı.
6 ay sonra...
Kadın adamı kaybedeli, her gece rüyalarında adamın geleceğine inanmak istiyordu. Ama bu imkansızdı. Artık biricik kızı hayattaydı. Minicik bedeniyle ve ruhuyla. Ona tüm sevgisini verecekti, sevecekti.
Minicik kızının adı Esin'di. Esen rüzgar gibi özgürdü. O tüm hayatının sebebiydi, canıydı cananıydı.
Esin, dedi kulağına fısıldayarak.
Sen minicik biricik kızımsın, dedi.
'Sen benim kızımsın ama esen rüzgar gibi özgürlüğün başlangıcı, babasının emaneti, Esin'sin...'