İçeriğe geç

Kaosun Xhu'su

Bölüm 9 · 3 dk okuma

Kaosun Xhu'su

Bölüm 9

Kan Bağından Fazlası

Baş Gardiyan Marcho, gözetleme odasında ayakta duruyordu. Mermer duvarlara oyulmuş kadim rünler hafifçe parlamaya başlamıştı. Bu rünler genellikle yalnızca güçlü Xhu tepkileriyle yanıt verirdi. Marcho gözlerini kısmıştı. Elini arkaya attı, baltasının sapını yokladı.

Bir gardiyan odaya koşarak girdi.

“Efendim, dış çemberdeki mühürler zayıflıyor. Mahkumlar iyice huzursuzlandı ve sesleri artmaya başladı.”

Marcho derin bir nefes aldı. Yüzünde öfke yoktu, ama ciddiyet onu granit gibi yapmıştı.

“Yuhen savaşta yalnız, düşman Yuhen’i aşarsa buraya gelebilir buradan ayrılamam.”

Marcho gücüne güvendiği dört adamını kapının önüne çağırdı içlerinde:

“Graum, Nedit, Hollen, Truia. Silahlarınızı alın. Yuhen’in yanına savaşa yardıma gideceksiniz.”

Dört gardiyan başlarını salladı. Adımlarını sertleştirerek dış geçitlere ilerlediler.

Marcho bir an yalnız kaldı. Ellerini rün taşlarının üstüne koydu.

“Savaş başladıysa... bu duvarların içi çok yakında çatlayacak.”

Zemin mühürlerinin parıltısı artık sabit değildi. Soluyor, titreşiyor, zaman zaman sönüyordu. Rouma, hâlâ hareketsiz uzanıyordu. Ama bu sefer göz kapaklarının altından ince bir ışık süzülüyordu. Nefesi derinleşmişti. Derisinin altından ilerleyen Xhu, artık damarlarındaki mühürlerin üzerine baskı yapıyordu.

Rouma’nın Xhusu açığa çıkmaya başlamıştı yavaş yavaş mührü zayıflatıyordu ve mührün zayıflamasının sebebi, dışarıdan gelen bir çağrıydı. Hayır bir yankı daha da fazlası, bir bağ.

Pegwalsge’nin Xhusu Rouma’nın Xhusunu gün yüzüne çıkartmaya başlamıştı.

Aralarındaki o kadim ruh hattı, mühürlerin susturamadığı tek şeydi ve şimdi Pegwalsge’nin savaşta yaydığı Xhu, Rouma’nın içindeki kapalı fırtınayı tetiklemişti.

Taş duvarlar hâlâ aynıydı. Zincirler yerindeydi ama mühürlerin üzerinde ince çatlaklar belirmeye başlamıştı. Küçük. Önemsiz gibi ama... kadim mühürler çatlamazdı.

Hücrenin köşesinden bir ses geldi. Karşı duvarda zincirlenmiş, yüzü olmayan bir mahkûm başını çevirdi.

“Duyuyor musun?” dedi fısıltıyla yüzünde rahatsız edici bir gülümseme vardı. “Bu Xhu kan ve öfkeyi beraberinde getirecek.”

Marcho, alt katlara indi girişin önünde bir süre bekledi. Kafasında yankılanan ses sanki başkasının sesiydi.

Bir gardiyan koşarak yanına geldi.

“Efendim... Rouma’nın hücresindeki mühürler ışıltı veriyor. Rünler bozuluyor olabilir. Dış katman etkilenmiş. Ama hiçbir dış saldırı tespit etmedik.”

Marcho, gözlerini kapattı dışarıdan etki olmadan rünlerin nasıl zayıflayacağını anlamaya çalıştı.

“Dış saldırıya gerek yok,” dedi. “Gelen her kimse onun Xhusu Rouma’nın Xhusu’nu tetikliyor.”

Geri döndü. Adımlarını hızlandırarak yürümeye başladı.

Kendi kendine mırıldanıyordu.

Graum, Nedit, Hollen ve Truia, Marcho’nun emriyle ağır demir kapıdan geçerken, arkalarında Haxar’ın taş soğukluğunu bırakıyorlardı. Zırhlarının her adımda çıkardığı yankı, karanlık koridorlarda ölülerin ayak sesine karışıyordu.

Dört gardiyan da sessizdi ama içlerinde aynı ağırlık vardı: dış dünyada onlara bekleyen şeyin bir savaş değil, bir kıyım olabileceği.

Truia, Haxar'ın en genç gardiyanıydı ama onun bakışlarında çocukluktan eser yoktu. Kılıcını beline takarken konuştu:

“Acaba Marchoyu bile endişelendirenler kimler.”

Graum cevap vermedi ama gözlerini yere dikti. Nedit, dindar biriydi dua mırıldanıyordu. Hollen ise sadece başını eğmiş, boğazının altında taşıdığı tılsımla oynuyordu.

Marcho, tek başına Rouma’nın hücresine doğru yürüyordu. Her adımı zemini hafifçe titretiyor mermer duvarları çarpıyor, mühürlerin azgınlığını bastırıyordu. Rouma’nın hücresinin önüne geldiğinde, mühürlerin üzerindeki mor ışık parlamıyor, titriyordu.

Sanki var olmakla yok olmak arasında gidip geliyorlardı.

Kapıyı açtırdı. İki gardiyan içeride hazır bekliyordu, ama Marcho elini kaldırdı. “Dışarı,” dedi. “Onunla yalnız konuşacağım.”

Kapı kapandığında, içeride bir ölüm sessizliği oluştu. Rouma, taş yatağında uzanmış, gözlerini Marcho’ya çevirmişti.

Marcho yaklaştı. Baltasını sırtından indirmedi ama bir adım uzağında durdu.

“Gelenler kim?” dedi. “Mührün neden zayıflıyor? Konuş.”

Rouma yanıt vermedi. Gözleri tavana kaydı. Ardından tekrar Marcho’ya döndü. Gülümsemesi büyüdü.

Marcho'nun kaşları çatıldı. Duvarlardaki rünler çatlamaya başlamıştı. Sanki Marcho'nun öfkesi bile mühürleri yoruyordu, bir anlık Rouma’ya vurmayı düşündü fakat bu sadece mühürleri daha da zayıflatırdı.

“Sorularıma cevap ver,” dedi dişlerinin arasından.

Rouma gülümsedi. “Senin en büyük korkun ne biliyor musun?” dedi fısıltıyla. “Ölüm, şimdi kendisi geliyor ve sen hiçbir şey yapamayacaksın.”

Marcho bir adım daha yaklaştı. Hücre kararmış gibiydi.

O anda mühürlerin biri sızladı. Duvarı saran rünlerden biri çatladı. Marcho hemen geriye çekildi. Bir süre hareketsiz kaldı. Rouma'nın nefesi, hücreyi dolduran tek şeydi.

Marcho sessizce kapıya yöneldi, kısa bir süre durdu, ama sonrasında adımlarının ağırlığı iki katına çıkmıştı.

Çünkü o da hissetmişti. Zincirler çözülüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.