İçeriğe geç

Kaosun Xhu'su

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Kaosun Xhu'su

Bölüm 7

Kaçınılmaz Savaşın Yankıları

Horozon’un merkezinden kilometrelerce uzakta, çorak dağların altına oyulmuş karanlık bir mezar gibi duran Haxar Hapishanesi, sessizliğe gömülmüş haldeydi. İç içe geçmiş sekiz bölüm; her biri farklı bir lanetin, farklı bir cezanın eviydi ama o sabah… taş duvarlar nefes almaya başladı.

İlk titreşim, en derin bölümden yükseldi. Mühürlülerin bölgesinde, sırtı boydan boya demir rünlerle işlenmiş bir yaratık, birden gözlerini açtı. Gözleriyle değil… kemiğiyle gördü.

Sonra Arslar’ın katında bir mahkûm, duvara çizdiği tırnak izlerine yeni bir çizik ekledi. “Geldiler mi ?” diye mırıldandı.

Seerler bölümünde, sonsuz suskunluğuyla oturan kör bir kadın aniden başını kaldırdı. Xhu’nun nabzını duydu. Damarlarından değil, taşlardan geçtiğini hissetti. Dudaklarından şu kelimeler döküldü:

“Cesetlerin haykırışı ninni gibi.”

Gardiyanlar, hapishanede çıkan gürültüden dolayı şaşırmamışlardı. Bazıları duvarlara vuruyor, bazıları mühürleri kontrol ediyordu.

Baş Gardiyan Marcho, yüksek gözlem kulesinde yalnız başına duruyordu. Parmaklarını duvardaki eski bir mühüre bastırdı. Gözleri kapalıydı. Ve sonra birden soluk aldı. Nefesi derin, boğuk ve şaşkındı.

“Bu…” dedi. “Bu bir ordu değil.”

Dışarıda olan her şeyin sesini duymuyordu, ama onun yerine yankıyı hissediyordu. Sanki dünya kendi üzerine kapanıyordu.

Rouma, hâlâ mühürlerin altında kıpırtısız yatıyordu ama gözleri açıktı çünkü o, Pegwalsge’nin Xhu’sunu tanımıştı ve şimdi bir Xhu daha hissediyordu… başka bir parıltı… buz gibi ama sabit… neredeyse ölümsüz.

Mühürler hafifçe titredi.

Rouma’nın içinde yanan kıvılcım, bir anlığına harlandı. Bastırılmış Xhu, dışarıya değil, derine aktı. O kadar derine ki... diğer hücrelerde yatanlar da hissetti.

Mahkûmlar çığlık atmaya başladılar.

Ama bu korkudan değildi.

Hatırlamaktandı.

Hatırladıkları şeyler acıyla geliyordu. Her biri, savaşın gerçek olduğunu, Xhu’nun tekrar çağrıldığını ve en önemlisi, Haxar’ın sadece bir hapishane değil; unutulmuşların mezarı olduğunu hatırladı.

Marcho, gözlerini duvardan ayırdı. Ardı ardına mühürler yanmaya başladı. Bazıları sadece hafifçe parlıyordu, bazıları ise duvarları eritiyordu.

“Bu savaş Haxar’ı da içine çekecek,” dedi Marcho. “Ve ben buna hazırım.”

Toprak, onu çoktan çağırmıştı.

Xhu… artık inanılmaz bir boyut kazanmıştı.

Horozon'un doğusunda, savaşın ilk yankıları dağın ötesine geçmişti. Ve en yakın krallık olan Mellthur, geceyi yaran işaret ışıklarını gökyüzünde gördüğünde, uykusundan kabusla uyandı.

Gözcü kulelerinden biri, yanan kırmızı sinyali fark ettiğinde hemen saraya haber uçuruldu. Işığın rengi, şekli ve titreşimi, yalnızca bir anlam taşıyordu:

"Acil yardım çağrısı. Tehlike sınırları aştı."

Krallığın merkezinde bulunan büyük salonun pencereleri karanlıkla örtülmüştü ama içerisi hareket halindeydi. Savaş çanlarının sesi çalmamıştı ama toprağın kokusu değişmişti. Xhu'nun dalgası Mellthur’un duvarlarına kadar ulaşmıştı.

Kral Aswang, beyaz kürkünün içinde sessizce tahtında oturuyordu. Gözcü haberi fısıldar gibi verdiğinde, Aswang sadece gözlerini kıstı. Karanlık bir düşünce alnını gölge gibi kapladı.

“Horozon… işaret ışığı yaktıysa, bu sıradan bir tehdit değil,” dedi. “Glatsyanlardan biri olabilir mi ?…”

Sesi düşük ama soğuktu. Sanki tanrılar bile duymasın ister gibiydi.

Aswang yavaşça ayağa kalktı. Odanın içindeki muhafızlar ve danışmanlar bu hareketle geriye çekildi. Krallar nadiren ayağa kalkar. O an, sessizlik yerini tetikte bir bekleyişe bıraktı.

“Komutan Creasya’yı çağırın.”

Çelikle kaplı kapı ağır ağır açıldı. İçeri giren figür, gölge gibi sessizdi ama varlığı ve etrafı çevreleyen Xhusu odada bir basınç yaratmıştı. Komutan Creasya, Mellthur’un Kuzey Garnizonunun başıydı. Zırhı soluk griydi; ama üstündeki çatlak izler, eski savaşların izini taşıyordu. Gözleri siyahtı ama içinde donmuş bir su gibi akmayan bir tehdit gizliydi.

Aswang, onu görünce başıyla selam verdi. Hiçbir açıklama yapmadan direkt emrini verdi:

“Horozon işaret ışığını yaktı. Şu anda orada bir savaş dönüyor. Ama bu sıradan bir düşman değil. Xhu'nun titreşimi buraya kadar ulaşıyor. Senin hissedemeyeceğini sanmıyorum. Bu kadar güçlü Xhu Glatsyanlardan biri belkide bir kaçı olabilir çabuk bu durumla ilgilen”

Creasya, başını eğdi. “Hissediyorum, Majesteleri. Bu bir istila değil. Bu, unutulmuş bir şeyin hatırlatılması.”

“Yanına seçkin birlikleri al,” dedi Aswang. “Bu sadece bir yardım görevi değil. Bu, tanıklık etmeye gidiştir. Dikkatli olun.”

“Kaç askerle gitmemi emredersiniz?”

“Asker sayısından çok, dayanıklılığına güvendiğin adamları al. Sayı değil, ruh gücü belirleyecek sonucu.”

Creasya diz çöktü. “Emriniz üzere, Majesteleri.”

Aswang pencereye yürüdü. Gökyüzü hâlâ kıpkırmızıydı. Ufukta bir şeyler yanıyor gibiydi.

“Bu Xhu’’ dedi, ‘Nasıl olabilir bu Xhuyu biliyorum ama imkansız’’ kral şaşkınlığını gizleyemezken Creasya vakit kaybetmeden yola koyuldu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.