İçeriğe geç

Kaosun Xhu'su

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Kaosun Xhu'su

Bölüm 5

Sessiz Kuşatma

VALHENA Kulesi, Horozon’un doğu sınırında, siyah kayalıkların üzerine kurulu bir gözcü ve savunma istasyonuydu. Taş duvarları deniz sisiyle kaplı, çatısı yosun tutmuş, rüzgârın hiç eksik olmadığı bir kuleydi. Uçurum gibi kıyının en yüksek noktasında durur, geleni uzaktan görür ama hiçbir zaman sesini yükseltmezdi. Yıllardır saldırıya uğramamış olması, burayı bir ceza nöbetine çevirmişti. Ama bu sabah her şey değişecekti.

Gözcü platformunda beş deniz askeri duruyordu: Palir, Guroa, Sennre, Eliar ve Shuan. Hepsi gözlerini ufka dikmişti. Sabah alacakaranlığı henüz göğü örtememişti ama suyun üzerinde siyah bir yarık gibi ilerleyen o şeyi görmemek imkânsızdı.

“Bana hâlâ fırtına diyebilen varsa gelsin,” dedi Palir, dürbününü indirip kaşlarını çatarak. “Bu… bir gemiyse bile, başka bir şeye dönüşmüş.”

“Yelkeni yok,” dedi Eliar. “Ama ilerliyor.”

“Rüzgâr yok,” dedi Guroa. “Ama dalga yapıyor.”

Sennre, tespih çekermiş gibi elindeki ipi parmaklarında çeviriyordu. “Bu gemiyi sanırım biliyorum”

“Kitaplarda gördüğümüz lanetli gemi Boş Sis bu ” dedi Shuan hayret ve korku içinde

Palir derin bir nefes aldı. “Gözlerinizin size oyun oynadığını düşünen varsa... şimdi konuşsun.”

Hiçbir şey söylenmedi. Çünkü hiçbirinin içi o an yalan söylemeye cesaret edemedi Tanrıların öfkesini görselleştirmeleri gerekse böyle bişey çizerlerdi.

Boş Sis, Horozon’un sınır sularına vardığında, hiçbir sancak çekilmedi. Ne bir borazan sesi, ne de bir bayrak dalgalanışı… sadece sessiz denizi okşayan belirgin, amansız bir yaklaşım.

Gemi, diğer gemiler gibi ilerlemiyordu. Su ona yol vermiyordu; su, onun altından çekiliyordu. Ve güvertede, bu uğursuz ilerleyişin içinde, altı figür rüzgârsız havaya rağmen ayakta kalıyordu. Hepsi farklı geçmişlerden, farklı kıyımlardan, farklı inançsızlıklardan gelen varlıklardı. Ama şimdi, aynı kaderin altında, aynı karanlığın gölgesinde birleşmişlerdi.

Pegwalsge, geminin ön ucunda duruyordu. Elini ahşaba dayamış, başını rüzgâr olmayan havaya kaldırmıştı. Gözleri kapalıydı. Ama gördüğü şey, gözlerin asla göremeyeceği türdendi.

“Toprak... öfkelenmeye başladı,” dedi kendi kendine. “Beni duyuyorlar.” dedi mutlu olmuş gibiydi

Eizma, arkasında duruyordu. Tırnaklarını yavaşça kendi koluna batırıyor, tenindeki çizikleri sayıyordu. “Yine de sessizler,” dedi. “Belki de korkudan felç geçirdiler.”

“Ya da içlerinden biri, hâlâ Tanrıların onları koruyacağına inanıyor,” dedi Vorun, omzundaki zinciri çözerek. Zincirin ucunda eski bir kutsal çan vardı. Her sallandığında, ölüm kokuyordu.

Savael eğilmişti. Gemi tahtasına kulağını dayamıştı yüzü heyecanlı bir şekilde. “Çığlıklarını duyuyorum,” dedi. “Henüz bağırmıyorlar. Ama bağıracaklar.”

Karra ise hiç konuşmuyordu. Elinde, boynunu kırdığı ölü bir kuş taşıyordu. Ne zaman ölmüştü, bilinmiyordu. Ama Karra'nın parmakları hâlâ tüylerini okşuyordu.

Narth, gözleri olmayan yüzünü göğe çevirmişti. Dudakları kımıldamadan fısıldıyordu. Sözleri duyulmuyordu. Ama Pegwalsge onun söylediklerini duyuyordu.

“Yüzleşme,” dedi Pegwalsge. “Bu sadece bir sınır değil. Bu bir mezar taşı. Horozon’un gerçekleri unuttuğu ve günahların başladığı yerdeyiz.”

Tam o anda, uzaklardan bir işaret ışığı gökyüzünü yırttı. Valhena Kulesi, sessizliğini bozmuştu.

Pegwalsge gözlerini açtı. Gözbebeklerinde hiçbir şey yansımıyordu. Ne ışık, ne umut sadece cehennemde kavrulan iblisin kanasusamış gözleri.

“Bizi gördüler,” dedi.

Tayfa başlarını eğdi. Onlar için bu bir onurdu uzun zaman sonra Pegwalsge ile birlikte kan akıtıp kıyım yapma düşüncesi bile hepsini heyecanlandırmıştı.

Pegwalsge döndü. Her birinin gözlerinin içine baktı. “Karşı koyan olacak ama bu sınırı onların kanıyla boyayacaz Bizimkinden eksik ruhlarla dolu adamlar. Ama hiçbir ruh, günah dolu olanı unutmaz. Biz hatırlatmaya gelmedik cezalandırmaya geldik.”

Boş Sis, kıyıya yaklaştıkça, deniz kararır gibi oldu. Gökyüzü ağırlaştı. Taş kulelerdeki nöbetçiler, yutkunmayı unuttu.

Boğazı koruyan üç deniz filosu, Boş Sis’in sessiz yaklaşımına ilk tepki verenler oldu. Onlar hâlâ savaşın ses getiren bir şey olduğunu sanıyorlardı. Gemiler yerlerini aldı, mancınıklar hazırlandı, büyü mühürleri aktif hâle getirildi. Ama ne komutanları ne de askerleri yayılan Xhu karşısında korkmadan duramıyorlardı. Çünkü Boş Sis’in tayfası,

konuşarak değil, var olarak savaş veriyordu.

Savael, güvertenin ucunda ayakta duruyordu. Gözleri gemilere çevrilmişti ama görüş değil, his arıyordu. Avuçlarını açtığında Xhu enerjisi çevresine yayılmaya başladı kıvrılan, bükülen, kararan bir sis gibi ve o sisin içinde, Horozon’un denizcileri ilk kez kasveti tattı. Bir asker avazı çıktığı kadar bağırarak kendini gemiden aşağı attı. Diğeri dua etmeye başladı ama dili tersine dönüp parçalandı.

Savael sadece kıkırdadı askerlerin çektiği acı ona zevk veriyordu. “Hepsi çürüyor içeriden,” dedi.

Eizma elini gökyüzüne kaldırdı. Tırnaklarının ucunda kırmızı bir parıltı belirdi. Bu bir büyü değildi, bu kendi kanıydı. Her damlası, kurbanlarının birini çağırıyordu. Ölülerin yüzleri, karşı geminin direklerinden sarkıyor gibi belirmeye başladı. Horozon denizcileri, kendi geçmişlerindeki ölüleri karşılarında gördüler. Birkaç saniye içinde diz çökenler oldu bazıları bu dayanılmaz acı karşısında kendi yaşamlarını sonlandırdılar.

Vorun, gemilerin arasında çok hızlı bir şekilde geziyordu. Suya basmıyordu, su ondan kaçıyordu. Zincirini salladığında deniz titredi. “Tanrılarınız sizi terk etmedi,” dedi, “siz onlara arkanızı döndünüz.” bunu derken kendisini ve tayfayı tanrılaştırıyordu, zinciri ileri savurdu. Bir geminin direği ikiye ayrıldı, ardından yaydığı Xhu dalgası geminin orta kısmını tamamen yuttu.

Karra hiçbir şey yapmadı. O sadece baktı. Ama onun bakışı, bir subayın gözlerini eritmeye yetti. Subay çığlık attı, ardından sessizleşti. Gözleri boş, ruhu çekilmişti. Subayın eriyen canından çıkan Xhusu bile feryat içindeydi

Narth... konuşmadı. Elini uzattı. Gökyüzü kararırken, deniz bir anlığına yukarı doğru çekildi, sonra bir darbe gibi Boş Sis’in etrafında patladı. Suyun içinden, Xhu ile örülmüş kör gözün kükmettiği karanlık kollar yükseldi. Her biri bir gemiyi sardı, sıktı ve çatlattı. Tahta kırılmadı bozuldu. Gemiler battı ama suda iz bırakmadı.

On dakika bile sürmedi.

Üç filo... yoktu artık.

Boş Sis, sanki hiçbir şey olmamış gibi ilerlemeye devam etti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.