İçeriğe geç

Kaosun Xhu'su

Bölüm 11 · 3 dk okuma

Kaosun Xhu'su

Bölüm 11

Bir İblisin Feryadı

Pegwalsge tam Yuhen’i öldürmek üzereyken, karanlığı dağıtan bir güç patlaması savaş alanını sarstı. Yeni bir varlık gelmişti savaştan yıpranmış zırhı içinde Creasya, gözleri buz gibi bir otoriteyle parlıyordu. Ardında Mellthur Krallığı’nın gümüş ve obsidyen renkli flamasını taşıyan yirmi seçkin asker sıralanmıştı.

Pegwalsge bir adım geri çekildi, ifadesi değişmemişti. Ama dalgalanan flama gözlerine yansıdığında gözleri kısıldı.

“Aswang’ın küçük itleri” diye homurdandı. “Orospu çocuğu beni durdurmanız için bu kadar mı it gönderdi”

Creasya öne çıktı, mızrağını sıkıca kavramıştı.

Pegwalsge alaycı bir şekilde güldü. “Baş komutan sen misin Ulinah piçi geberdi mi yoksa ?”

Creasya’nın gözleri keskinleşti. “Sana benzeyen bir iblis onu kalleşçe öldürdü bende onu geberttim.”

Pegwalsge sırıttı. “Geberttiğine göre bana hiç benzemiyor.”

Aralarındaki gerilim havayı kesercesine yoğunlaştı.

Bir kelime daha edilmeden, savaş alanı yeniden kaosa sürüklendi.

Pegwalsge’nin lanetlenmiş tayfası Narth, Karra, Vorun, Savael, Eizma; Creasya’nın seçkin birliğiyle çarpıştı. Ancak Mellthur’un askerleri, Horozon’un düşmüş denizcilerine hiç benzemiyordu.

Panega, geniş omuzlu, çift balta kullanan bir kadındı; Savael ile çarpıştı, Xhuları kıvılcımlar ve titreşimlerle çarpıştı. Enlurr, çevik ve keskin bakışlıydı; Vorun’un zincir darbelerinden ustalıkla kaçıp, göksel mühürlerle parlayan ikiz kılıçlarıyla karşılık verdi. Laera, ablası Panega’nın zıttıydı fiziksel olarak fakat Akıl-Zihin Zenxhusu ileri seviyede başlığı kapalı bir kadın, Karra’yla karşılaştı ikisininde Rasa Zenxhusu çok güçlüydü bu yüzden birbirlerine tam olrak üstünlük kuramıyorlardı.

Creasya doğrudan Pegwalsge’ye yöneldi.

Her hareketi keskin ve amaca yönelikti. Adeta bir dansçı gibi kullandığı mızrağı, Pegwalsge’nin kara kılıcıyla şiddetle çarpıştı. Döndüler, saldırdılar, birbirlerini tarttılar Creasya’nın darbeleri adaletin öfkesinden, Pegwalsge’ninki ise yıkılmaz iradesinden güç alıyordu.

Yüzyıllar sonra Cehennemin dışında Pegwalsge, Yuhen ve Creasya gibi güçlü Xhuya sahip birileriyle karşılaştığı için kanasusamışlığı artmıştı ve mutluydu.

“Ne o piç kralın, ne de taptığın yalancı tanrılar kimse seni kurtaramayacak” diye tısladı Pegwalsge, kılıcından kıvılcımlar sıçrarken.

“Kelleni mızrağımın ucuna sokup Kralımıza götüreceğim pislik iblis ” diye karşılık verdi Creasya, mızrağını ileri savururken.

Savaş alanı Xhu ve çelikten oluşan bir fırtınaya dönüştü çığlıklar, küfürler ve alevlerin uğultusuyla doluydu, bu kadar güçlü Xhu’nun çarpışması gittikçe artan bir kargaşaya sebep oluyordu.

Creasya’nın mızrağı sisin içinde yıldırım gibi dans ediyor, her saldırı acımasız bir zarafetle savuşturuluyor, her savunmanın karşılığı lanetli bir kara alev darbesiyle geliyordu. Bu düello artık bir güç gösterisi değil, öfkenin ve inancın çözülüşüydü.

Pegwalsge’nin kılıcı havayı yararak geçti, Creasya’nın omzunu yalayıp yanık bir et kokusu bıraktı. Kan toprağa sıçradı, külle karıştı ama Creasya sendelemedi. Dönerek Pegwalsge’nin çenesine dirseğiyle vurdu, ardından attığı tekmeyle onu geri savurdu. Çevrelerindeki savaş gölgede kalmıştı; bu artık kişiseldi.

“Tanrılardan ve varoluştan bahsediyorsun,” diye hırladı Creasya. “Ama sen sadece kafir kabuğun içinde çürümüşsün.”

Pegwalsge dudaklarını kanla silip sırıttı. “Ama o çürümüş halim bile tanrıların ve krallarından daha gerçek.”

Kılıçları yeniden çarpıştı metal diş gibi gıcırdadı, Xhu’lar öfkeyle alev aldı. Yer titredi.

Aniden Pegwalsge yanıltma hareketiyle Creasya’nın savunmasını aşıp ona dağ gibi çarptı. İkisi birlikte yere çakıldı.

Pegwalsge, Creasya’nın üzerine çıkarak yumruklarını indirmeye başladı. Bir, iki, üç kemikler çatladı. Creasya’nın burnundan, ağzından, kaşından kan fışkırdı.

“Hissediyor musun?” diye kükredi Pegwalsge, sesi boğuk ve deliceydi. “O kutsal adaletin altındaki çıplak gerçeği? İşte tanrıların dili bu adaletleri bir şaka, merhametleri çürük. Şimdi seni nasıl yanıtlıyorlar, bak!”

Creasya kolunu kaldırmaya çalıştı, ama bir yumruk daha gardını parçaladı. Pegwalsge’nin parmak eklemleri yarılmıştı, kan isiyle karışıyordu.

“Sen bunun için doğdun!” diye bağırdı. “Kanamaya, kırılmaya, sürünmeye! Hâlâ görmüyor musun, Aswang’ın iti? Tüm o yeminlerin, sancakların, sadakatlerin sadece çürümeye yüz tutmuş bir cesedi saran ipek bezler!”

Creasya’nın bedeni saldırı altında kasılırken, gözleri hâlâ sönmemişti.

Bir kükreyişle Pegwalsge’ye kafa attı, onu bir an sersemletip üzerinden attı.

Creasya doğruldu, şakağından kan süzülüyordu. Solukları düzensizdi. Zırhı ezilmiş, derisi yarılmıştı.

Ama ayaktaydı.

“Öleceksem bile kral için” diye tükürdü. “Ve sende benimle geleceksin.”

Pegwalsge de doğruldu, yavaşça, dudaklarındaki kanı yalarak yüzünde gülümseme belirdi “Tanrıların kovduğu birini nasıl öldüreceksin ?”

Etraflarında savaş bir kıyıma dönüşmüştü. Eizma, bir Mellthur askerinin gözlerine tırnaklarını saplıyor, çığlıklar arasında ninni fısıldıyordu. Panega ve Savael kan ve isyan içinde saf güçleriyle birbirlerinin kemiklerini ve kaslarını parçalıyorlardı . Laera, kalkanı kırılmış halde, yaralarından ışık saçarak Karra’yı yaralayıp çaresiz bir darbe indirmeye çalıştı.

Vorun’un zinciri Enlurr’un bacağını sardı, onu dengesizleştirip yere çekerken, Enlurr düşmeden önce iki kılıcınıda Vorun’un karnına sapladı.

Bu kan ve kaos ortamından artık herkes sağ çıkamayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.