İçeriğe geç

Kaosun Xhu'su

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Kaosun Xhu'su

Bölüm 10

Kanayan Gözlerin İçinden

Pegwalsge'nin çürümüş toprağın üstünde ağır ağır yürüyüşü, gökyüzünün rengine benzemeye başlamıştı: ölü, sönük ve tehditkâr. Yuhen açık yaralarını buzla kaplıyordu. Ancak buz artık bir savunma değil, zaman kazanmaktan ibaretti. Her bir darbede çözülüyor, her parıltıda yok oluyordu.

Yuhen göz ucuyla adamlarına baktı. Bazılarının karşı koymaya çalıştığını görse bile bu henüz küllenmemiş bir mezarın içinde doğan sıcaklıktan farksızdı.

Palir diz çökmüş, titreyen elleri başını sıkıca tutuyordu. Kanlı gözlerinden akan damlalar, toprağı koyu kırmızıya boyamaya başlamıştı. Zihnindeki karanlık, uğursuz bir fırtına gibi tüm düşüncelerini parçalayıp sürüklerken, bilincinin en derin köşesinde hayatta kalmaya çalışan ufak bir kıvılcım vardı hâlâ.

Gözlerini açmaya çalıştı, ama görüntü bulanık, dünyanın renkleri ise solgun ve boğucuydu. Narth’ın sessiz kahkahaları zihninde yankılanıyor, ruhunun derinliklerinde geziniyor, ona ölümden beter bir kâbus yaşatıyordu.

Palir dişlerini sıktı, damarlarında kaynayan kanı, içindeki Xhu'nun saf ve vahşi gücüne dönüştürmeye çalıştı. Her hücresi direnircesine feryat ederken acı, bedeninde bir bıçak gibi geziniyor, onu parçalıyordu. Bir an için zihninin içinde şiddetli bir çığlık yükseldi; o kendi sesiydi. Fakat bu umutsuz çığlık, yıkımın eşiğinde bir isyana dönüştü.

Zihnindeki kaosun tam ortasında Palir, keskinleşmiş Xhu’sunu bütün gücüyle topladı. Bu gücün soğuk parıltısı, Narth’ın kara zihnini biraz olsun dağıttı ama hâlâ zihnin en hassas noktalarına sinsice tutunuyordu.

Palir ayağa kalkmaya çabaladı, dizleri titriyordu. Gözlerinden sızan kan yanaklarında kuruyor, sertleşiyor, cildini yakıyordu. Bu acının verdiği öfkeyle, Xhu'sunu kılıcında yoğunlaştırdı.

Palir, kan dolu gözlerini kaldırdı ve karanlığın kalbine baktı.

Narth’ın şekilsiz yüzünde bu durumdan aldığı zevk belli oluyordu.

Palir, kendi kanıyla yoğurduğu acının pençesinde, titreyerek bir adım attı. Xhu’sunun parlak ucu, karanlığın içinden geçecek kadar keskinleşmişti. Saldırmak üzere harekete geçtiğinde, zihnindeki kâbusun zincirleri şangırtıyla parçalandı Palir’in direnmesinden ötürü Narth ona bir şans vermek için Norzsa Zenxhusunu devre dışı bırakmıştı ve kılıcını çekmişti.

Palir, kendine gelmek için birkaç adım attı, armakları kılıcının kabzasına kenetlendi; derin bir nefes aldı, ciğerlerine dolan hava acı veriyor, sanki ciğerlerini parçalıyordu. Gözlerinden damlayan kan, görüşünü daha da bulanıklaştırmıştı. Karşısında Narth, kara siluet halinde, ölümün sakinliğiyle bekliyordu. Kılıcını yavaşça kaldırdı, sanki bu ânı uzatmak istiyor, Palir’in korkusunu ve acısını iliklerine dek hissetmeye çalışıyordu.

Palir, kükreyerek öne fırladı; Xhusu ayakları altındaki toprağı parçalayarak havaya savurdu. Kılıçlar çarpıştığında çıkan ses, metalin çığlığı gibi yankılandı. Narth kılıcını sakin, ustaca kullanıyordu; kılıcıyla kurban olarak gördüğü kişilere zarar vermek onun en büyük zevklerinden biriydi. Palir ise giderek daha kontrolsüz, daha umutsuz saldırılar savuruyordu.

Palir'in her hamlesi, Narth'ın rahat ve soğukkanlı hamleleriyle karşılanıyor, sanki onu yavaş yavaş tükenmeye zorluyordu. Karanlık varlığın saldırıları sadece bedeni değil, ruhunu da parçalıyor gibiydi. Palir'in zihni bulanıyor, keskin darbeler derisini her sıyırdığında acıyla inliyordu. Kan, teninden sıcak nehirler gibi akıyordu, bu his, acının verdiği vahşi bir zevk ve tarifsiz bir dehşetle iç içeydi.

Narth, birden daha sert bir saldırıyla Palir’in savunmasını parçaladı. Kılıcının ucu Palir'in göğsüne değdi, derisini derin bir çizgi halinde açtı; Palir yere düştüğünde, sıcak kan bedenini kapladı. Zorla ayağa kalkmaya çalıştı, titreyerek ve umutsuzca.

"Daha yeni başladık," dedi Narth, yüzündeki şeytani tebessüm görünür hale geldi.

Palir, kanla kaplı elleriyle yeniden saldırıya geçti. Kılıcını çaresizce savurdu ama Narth onu ustalıkla kenara itip kendi silahının kabzasını Palir’in yüzüne indirdi. Kırılan

kemiklerin sesi, acının boğuk çığlığına karıştı.

Yere çöken Palir'in görüşü tamamen karardı. Acı onu çıldırtıyordu; Narth'ın kılıcının buz gibi çeliği, boynuna dayandığında içindeki korku zirveye çıktı.

Narth pis bir sırıtışla eğilip fısıldadı: "Keşke nasıl kıvrandığını görebilseydim."

Palir titreyerek cevap vermeye çalıştı ama kelimeler boğazında düğümlenmişti. Birden Narth kılıcı çekti ve keskin bir hareketle Palir'in koluna sapladı. Palir'in çığlığı gecenin sessizliğini paramparça etti. Kan, yere şiddetle sıçradı, Palir'in zihni delice bir acıyla kavruluyordu.

"Hayır... yeter..." diye yalvardı Palir, bilinci yarı açık, yarı kapalı haldeydi.

"Henüz değil," dedi Narth soğukça.

Yuhen kafasını yerde çaresizce kıvranan Shuan’a çevirdiğinde Karra, sakin ve acımasızca ayağını onun göğsüne bastırıyordu. Shuan'ın zihin duvarları parçalanırken, gerçeklik onun için eriyip gidiyordu. Karra gürzünü yavaşça çekti soluk ışıkta ürkütücü bir biçimde parladı.

Shuan çaresizce bağırmaya çalıştı fakat sesi boğazında sıkışıp kaldı. Karra'nın gürzü önce sağ bileğini parçaladı; Shuan'ın keimkleri kırılırken, kan sıcak bir fıskiyeyle havaya sıçradı. Çığlıklar, acı ve umutsuzluk içinde yankılanıyordu.

Karra’nın yüzünde hiçbir duygu yoktu; sadece soğuk, mutlak bir kararlılık vardı. Gürzü tekrar savurduğunda, Shuan'ın diğer kolundaki kemiklerde parçalanmaya başladı. Kan gölü genişlerken, Shuan'ın algıları daha da parçalanıyor, Karra’nın Rasa Zenxhusu'nun dehşet verici etkisiyle gerçeklikten tamamen kopuyordu.

Shuan acıyla kıvranırken, Karra ellerindeki gürzleri yavaşça sallıyordu ve eğilip ona baktı. "Acın beni mutlu ediyor," diye fısıldadı, sesi buz gibi sakin ve rahatsız ediciydi, "ve bunu sonuna kadar yaşamak istiyorum."

Karra, ayağını Shuan'ın açık yaralarına bastırarak acısını daha da artırdı. Shuan'ın çığlıkları karanlığın içinde yankılanırken, Karra onun bacaklarına da gürzüyle vurdu. Artık gerçeklikle bağları tamamen kopan Shuan, deliliğin sınırlarında geziniyordu.

Son kez Shuan'ın gözlerine bakarken, "acı içinde yavaşça eriyeceksin." dedi.

Karra ayağa kalktı ve Shuan'ı, kan ve içinde kıvranarak ölüme terk etti. Karanlık, onun çaresiz feryatlarını yutarak gecenin sessizliğine karıştı.

Shuan'ın korkunç durumunu gören Yuhen öfkeyle bağırdı ve Karra'ya küfürler savurarak hızla Shuan'ın yanına koştu. "Orospu çocuğu seni öldüreceğim!" diye bağırdı.

Fakat bu ani tepki, Yuhen'in savunmasız kalmasına neden olmuştu. Pegwalsge bu fırsatı kaçırmadı ve büyük bir güçle saldırdı. Yuhen'in dikkatinin dağıldığı o kısa anda Pegwalsge'nin kara kılıcı Yuhen’in sırtına derin bir yara açtı. Yuhen acıyla çığlık atarak dizlerinin üzerine çöktü; sıcak kan sırtından aşağı doğru hızla akıyordu.

"Önce ben seni öldüreceğim" diye mırıldandı Pegwalsge ve soğuk ve tehditkar bir sesle.

Tam o sırada Vorun'un zincirleri karanlık bir şimşek gibi Yuhen'i sarıp hareketsiz bıraktı. Yuhen zincirlerin soğukluğunu hissedip etrafına baktığında, beş adamının da kan içinde, baygın halde yerde yattığını gördü. Öfkesi çaresizliğe dönüşerek, küfürlerle bağırmaya başladı.

Pegwalsge, Yuhen'in karşısına geçerek sakince, "Başka diyecek bir şeyin yoksa..." dedi ve kara kılıcını karanlık alevlerle kapladı. Tam Yuhen'in kellesini gövdesinden ayıracağı anda, savaş alanına Creasya ve adamları beklenmedik bir şekilde müdahale etti. Creasya'nın güçlü saldırısıyla Pegwalsge geri çekilmek zorunda kaldı. Yuhen, son anda kurtulmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.