İçeriğe geç

KAOSUN GEOMETRİSİ: KAYIP PARÇA

Bölüm 1 · 2 dk okuma

KAOSUN GEOMETRİSİ: KAYIP PARÇA

Bölüm 1

KAOSUN GEOMETRİSİ: KAYIP PARÇA

1. Bölüm: Varoluşsal Bir Çarpışma

İstanbul’un kasım ayı, insanın kemiklerine işleyen o lanet ıslak soğukla gelmişti.

Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Kampüsün kütüphanesinden çıktığımda kafamın içi karmakarışıktı. Vizeler kapıdaydı, teslim etmem gereken bir felsefe ödevi vardı ve ben hayatın anlamını sorgulamaktan kendi hayatımı yaşamaya vakit bulamıyordum. Montumun kapüşonunu kafama geçirip sahaf dükkanından aldığım eski, yıpranmış kitabı çantama tıktım. Sokak lambalarının titrek ışığı altında, her zamanki gibi ıssız ara sokaktan eve doğru yürümeye başladım.

Tam o sırada, o ses yankılandı.

GÜM!

Bu bir havai fişek değildi. Egzoz patlaması da değildi. Kulakları sağır eden, insanı olduğu yere çivileyen cinsten bir silah sesiydi.

Kalbim göğüs kafesimi delmek istercesine çarpmaya başlarken arkama dönmeye yeltendim. Ama dönemedim. Saniyeler içinde, karanlığın içinden fırlayan iri yarı bir gölge beni kavradı ve yolun kenarındaki metruk binanın loş girintisine doğru fırlattı.

Sırtım sert duvara çarptığında acıyla soluklandım. Tam çığlık atacaktım ki, buz gibi, nasırlı bir el ağzımı kapattı.

"Şşşt..." diye fısıldadı karanlıktaki ses. Sesi o kadar derinden ve pürüzlü geliyordu ki, tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. "Eğer sesini çıkarırsan, ikimiz de bu dünyadan siliniriz. Anladın mı?"

Gözlerim karanlığa alıştıkça karşımda duran adamın yüz hatlarını seçmeye başladım. Keskin bir çene hattı, darmadağın olmuş simsiyah saçlar ve geceden daha karanlık, insanı dipsiz bir kuyuya çeken gözler... Üzerindeki siyah kot ceketin altından dikilen beyaz tişörtüne kan sızıyordu. Yaralıydı.

Sokağın başından ağır postal sesleri ve birkaç adamın hararetli fısıltıları duyuldu: "Bu tarafa kaçtı, fazla uzaklaşmış olamaz. Bulun o herifi!"

Nefesimi tuttum. Karşımdaki bu tehlikeli adamın kokusu burnuma doluyordu; yağmur, barut ve hafif bir odunsu parfüm kokusu. Adamın eli hâlâ ağzımdaydı. Gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmıyordu. O an, hayatımda ilk kez tehlikenin bu kadar çekici olabileceğini düşündüm.

Ayak sesleri yavaş yavaş uzaklaşıp tamamen kaybolduğunda, adam derin bir nefes alarak elini ağzımdan çekti. Ama ani bir hareketle sendeledi ve dengesini kaybederek neredeyse üzerime yığılacakken kendini duvara yasladı. Eli, kanayan sol böğründeydi.

"Sen... iyi değilsin," diye kekeledim, sesimin titremesine engel olamayarak. "Polisi ya da ambulansı aramalıyım."

Adam acı dolu ama kibirli bir gülüşle başını iki yana salladı. Sol bileğindeki saat ışıkta parladı, hemen üzerinde, bileğini saran garip, sonsuz bir döngüyü andıran geometrik bir dövme vardı.

"Polis mi?" dedi alaycı bir tavırla. "Eğer o telefonu cebinden çıkarırsan, ambulans buraya geldiğinde sadece benim cesedimi değil, senin parçalarını da toplar, güzel felsefeci."

Çantamın kenarından sarkan okul kartımı görmüş olmalıydı.

"Kimsin sen?" diye sordum, korkumun yerini yavaş yavaş garip bir merak alırken. "Neden peşindeler?"

"Ben bir hiçim," dedi, gözlerini gözlerime dikerek. "Ama peşimdeki adamlar, bu şehri, hatta belki de senin o güvenli küçük dünyanı havaya uçurabilecek kadar güçlü. Şimdi bana bir cevap ver... Arkana bakmadan kaçacak mısın, yoksa kaderin benimle birlikte mahvolmasına izin mi vereceksin?"

Hayatım boyunca hep mantıklı seçimler yapmıştım. Ama bu adamın gözlerindeki o kapkara girdap, beni içine doğru çekiyordu. Gitmek, her şeyi unutmak demekti. Kalmak ise... kelimenin tam anlamıyla bir intihardı.

Ben tam ağzımı açmışken, adamın gözleri hafifçe kaydı ve bilincini kaybederek tamamen üzerime doğru devrildi. Onu son anda yakaladığımda, üzerime binen ağırlıkla birlikte çoktan geri dönülmez bir yola girdiğimi biliyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.