UYARI
Bu bir kurgu eseridir. Karakterler ve olayların gerçek hayatla bağı yoktur. Hikâyede şiddet, cinsellik ve diğer olumsuz öğeler bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin suç olarak tanıdığı ve hikâye içinde bulunan öğelere hiçbir şekilde özendirme amacı güdülmez. Öğeler tamamen hayal ürünü bir senaryoda kullanılmaktadır ve aynı ya da benzer şeyler tamamen tesadüftür. On sekiz yaşının altındaki bireylerce okunması tavsiye edilmez. Hikâyenin yaratabileceği herhangi bir olumsuz etkiden okuyucunun kendisi sorumludur. Lütfen tüm bu hikâyenin hayal ürünü olduğunu unutmayın.
***
Her tarafı paslı metallerle dolmuş izbe bir oda ve ortasında duran küçük bir sandalye. Sürekli gidip gelen zayıf bir ışık ve o ışığın altında durmuş ve sandalyeye bağlanmış olan gözleri bağlı bir oğlan. Siyah saçları dağılmış ve ıslanmış, bilekleri sıkıca bağlandığı için iz olmuş kolları ve yüzünün bir kısmı morluklarla kaplı bir oğlan.
Etrafında ise ellerinde sopalarla ona bakan 3 kişi.
(Adam)-Üstünden de hiçbir şey çıkmadı bunun be.
(Diğer Adam)-Abi öğrenci bu. Daha yeni 18 olmuş hatta.
(Kısa Boylu Adam)-Böyle öğrenci mi olur be? Her tarafı yara bere. Serseriden fazlası değildir bu.
(Diğer Adam)-Dışarıda bıraktığımız ceket okul forması salak.
(??)-Sussanıza be. Her yerim ağrıyor. Ağrımayan yerlerimi de sesiniz sızlatıyor.
(Adam)-Kendine geldin bakıyorum.
Sandalyeye bağlı olan çocuk kısık bir sesle mırıldanırken en yakınında duran ve 3 adam arasından açıkça en büyükleri olan adam göz bandını çözmüş ve çocuğun siyah gözleri ortaya çıkmıştı.
Çocuk gözlerini kapatıp açarak ortamın ışık seviyesine ayak uydurmaya çalışırken gözlerini ovuşturmak için ellerini kullanmaya çalışmış ancak...
(Çocuk)-Ellerim bağlıymış be. Kötü oldu.
(Diğer Adam)-Bayağı bir rahatsın bakıyorum.
(Çocuk)-Param yok, çulsuzum. Ne alacaksınız ki benden?
Çocuk kafasını sağa sola sallayıp suratını kaplayan terlerden kurtulmaya çalışırken kısa boylu adam onu saçlarından tutmuş ve kafasını geriye itmişti.
(Kısa Boylu Adam)-En kötü organlarını alırız.
(Çocuk)-Sizde onu yapacak göt yok.
(Adam)-Ne yok ne yok?
(Çocuk)-Göt yok diyorum göt! İplerimi sıkı bile bağlamamışsınız andavallar.
Çocuk bir anda sandalyeden fırlamış ve elindeki ipi kısa boylu adamın boynuna geçirerek onu yere devirmişti.
Ancak o bunu yaparken en büyük adam onu yumruklamış ve diğer adamı kurtarmıştı. Çocuk yediği yumrukla birlikte geri savrulmuş ve hemen ayağa kalkarak en büyük adama doğru koşmaya başlamıştı. Adam tam ona vurmaya çalışırken çocuk kayarak adamın bacakları arasından geçmiş ve hemen kapıya koşarak orayı terk etmişti.
Tam kapıdan çıkarken de...
(Çocuk)-Bir boku beceremiyorsunuz sürtükler! Hahaha!!!
(Adam)-Siktir!
Ayağını yere vuran adam çocuğu ellerinden kaçırdıkları için sinirlenmişti ancak yapabilecekleri bir şey yoktu. Çocuk oldukça çevikti ve onlar onu yakalayabilecek kapasitede değillerdi. Onu yakalayıp buraya getirebilmelerinin tek sebebi çocuğun başkalarıyla kavga ediyorken dayak yemiş olmasıydı.
Aşırı güçlü sayılmazdı ancak hızlı olduğu kesindi.
(Çocuk)-İyi dayak yedim. Kolum ağrıyor.
Sol kolunu tutan çocuk biraz ilerledikten sonra kalabalığın arasında kayboldu.
***
Kahve makinesinin karşısında kahvesinin dolmasını beklerken kendisine verilen havluyu saçlarını kurulamak için kullanıyordu.
(Kadın)-De, anlat bakalım bugün neden bu kadar hırpalandın? Sevgili kardeşim Atlas.
(Atlas)-Bir şey için değil abla. Her zamanki işler.
(Kadın)-Senin her zamanki işlerin başına bela açıyor Atlas Binboğa. Kendini olduğundan daha üstün görüyorsun. Sadece hızlısın. Ama İstanbul'un itleri için hızlı olman yetmez.
(Atlas)-Bana nutuk çekmek için mi geldim yanına ben?
(Cemre)-Başka ne için gelmiş olabilirsin Atlas. Ablanım ben senin. Cemre Binboğa'yım. Hatırlatmak isterim.
Atlas'ın ablası 1.70 boylarında güzel yüze sahip alımlı bir kızdı. Üzerindeki kırmızı elbiseyle bacak bacak üstüne atmış ve bıkmış gözlerle Atlas'a bakıyordu. Atlas'ın sürekli olarak kavga edip dayak yemesinden sıkılmıştı.
Atlas 10 kavgaya giriyorsa 8'inde dayak yiyip dönüyordu. Ama akıllanmadan dayak yemeye devam ediyordu.
(Atlas)-Kim olduğunu biliyorum sayın "Cemre Binboğa". Tek yaptığı şey beni eleştirmek olan bir kadınsın.
(Cemre)-Ablanla düzgün konuş.
(Atlas)-Aman be. Bütün eğlencemi öldürüyorsun.
(Cemre)-Dua et seni öldürmüyorum. Hak ediyorsun çünkü. Her neyse. Arkadaşlarım seni kolunu tutarken görmüş. Koluna ne oldu?
(Atlas)-Tch. Yakalanmış mıyım?
Dilini şaklatan Atlas bulunduğu duruma içinden saydırdı ve omzundaki havluyu kenara fırlatarak gidip kahvesini makineden aldı.
(Atlas)-Dayak yerken sopa kırdılar kolumda. Bir şey yok.
(Cemre)-Var geri zekalı. Gel buraya. Masaj yapayım biraz.
(Atlas)-İstemez abla. İşim var hem benim, çıkacağım birazdan.
Atlas umursamaz tavırlarla ablasına karşı gelirken kahvesinden bir yudum aldı.
(Atlas)-Blegh. Bu kadar acı mıydı bu? Şeker lazım şeker. Her yerim acıyor birde gırtlağımı acıya boğamam.
Atlas sağda solda şeker aramaya koyulmuşken ablası sakince arkasından ona yaklaşmış ve giydiği tişörtün iki kolunu birden kaldırmıştı. Ve Atlas'ın sol kolunda kocaman bir morluk görmüştü.
Elini alnına götürüp derin bir iç çektikten sonra...
(Cemre)-Bu ne çocuk? Benim yumruğumdan büyük bu iz.
(Atlas)-Bir şey yok be abla. İşine bak sen. Yok mu sana yürüyen bir erkek falan? Git onlarla konuş.
(Cemre)-Konuşmam gereken bir tane erkek var. Ve bil bakalım beni dinlemeyi sürekli reddeden o aptal kim?
(Atlas)-Tanımıyorum.
(Cemre)-Sensin.
Cemre bilinçli olarak Atlas'ın yaralı koluna bir yumruk atmıştı ve Atlas acıyla inleyip elindeki kahveyi düşürmüştü.
(Cemre)-Hani bir şeyin yoktu lan!?
Cemre öfkeyle Atlas'ın üzerine yürürken Atlas yanındaki masanın üstünden atlamış ve koşarak evden çıkıp uzaklaşmıştı.
Arkasından bakakalan Cemre ise...
(Cemre)-Umarım bu gidişle eve cesedin gelmez aptal çocuk.
***
(Atlas)-Ulan ne kadın ya? Sal beni bir. Çocuk muyum ben? 18 yaşındayım. Tamam biraz küçücüğüm ama mal da değilim yani. Belki biraz mal da olabilirim ama ortalıkta boş gezmiyorum ki.
(Atlas)-Güngören'deyim anasını satayım. Kavga olmayan köşe yok ki burada. O değil de bizim çocuklar nerede ki lan!?
Atlas etrafa bakınarak yürümesine rağmen tanıdığı kimseyi göremiyordu. Arkadaşlarından kimse yoktu.
(Atlas)-Bu saatte burada olurlardı hep.
Atlas etrafa bakınmaya devam ederken bir an durdu. Ve iki adım geri gelerek hemen sağındaki sokak arasına baktı.
(Atlas)-O ne lan?
Atlas sokak arasına girmiş ve yaklaşık 10 kadar kişinin aradığı arkadaşlarını çevrelediğini görmüştü.
(Atlas)-Yani demeyim demeyim diyorum da... Bırakın lan arkadaşlarımı!
Bağıran Atlas onlara doğru yaklaşırken adamlar ona döndü ve elinde bıçak tutmakta olan adam Atlas'a seslendi.
(Adam)-Onlarla işimiz yok zaten. Nasılsa onlar için ortaya çıkacaktın Atlas Binboğa.
(Atlas)-Soyadımı bugün ikinci defa duyuyorum. Hayırdır oğlum ne oluyor size? Çok kişisiniz diye bir şeyler yapabileceğinizi mi düşünüyorsunuz?
Atlas sakince onlara doğru yürümeye devam ederken adamlar önünden çekildi ve Atlas arkadaşlarını gördü. Ancak arkadaşlarını görmesiyle duraksaması bir oldu.
Bütün arkadaşları kanlar içinde yerdeydiler.
(Atlas)-Hani onlarla işiniz yoktu lan!?
Yumruklarını ve dişlerini sıkan Atlas elinde bıçak tutan adama döndü.
(Adam)-E belki biz sana geliriz dedik. Baban vaktinde bize kan kusturdu. Onun yüzünden yerimden oldum. Ben senin babanın yerinden ettiği eski Prens, Celal Demir! Babanın keyfi yüzünden yerime başkası geçti! Ve bunun hıncını senden çıkartacağım!
(Atlas)-Ah öyle mi? Aman ne kadar da acıklı!? Kendini hazırlasan iyi edersin eski Prens Celal Demir! Çünkü birazdan yerinden değil...
-CANINDAN OLACAKSIN!
(Adam)-Bunu görmeyi gerçekten çok isterim biliyor musun?
(Atlas)-Göreceksin zaten. Arkadaşlarımdan uzaklaşın. İlk ve son uyarım.
Atlas uyarısını yapmasına rağmen kimse onu umursamayınca yaptığı ilk şey en yakınındaki adama bir yumruk atmak oldu. O yumrukla birlikte dar alanda 10 kişi birden ona saldırmaya başlamışken Atlas bu dar alanı kendine fırsat bilerek sırtını arkadaşlarına vermiş ve onları arkasına almıştı.
Kendine en yakın 3 kişiyi yumruklayıp birine fazladan bir tekme atmışken üzerine gelen yığına karşı bir anda eğilip birinin ayağından tutmuş ve onu yere çekip düşmesini sağlamıştı. Diğerleri ona takılıp yere düşerken Atlas zıplayıp duvardan destek almış ve birine uçan tekme atmıştı.
Tekmeyi yiyen adam geri savrulurken yüz üstü yere çakılmış ve Celal'in ayaklarının önünde durmuştu. Celal kendisine bakarken Atlas nefes nefeseydi. Bugün zaten fazlasıyla yorulduğu için bu kadarcık bir hareketlilik bile kan ter içinde kalmasına yetmişti.
(Atlas)-Bu kadar mısınız yani?
(Celal)-Onlar bu kadar. Bir grup sokak serserisinden fazlası değiller ne de olsa? Ya sen? Baban gibi bir adam neler neler yapıyorken sen gerçekten bu kadar mısın?
(Atlas)-Babamı tanımıyorum. Tanıyasım da yok gerçi ya. Ayrıca, onun değil de benim neler yapabildiğime odaklansan diyorum.
Diyen Atlas bir anda Celal'e doğru atıldı ancak suratında patlayan gülle gibi bir yumrukla geri savrulup sırt üstü yerde sürüklendi.
(Celal)-O zaman sorumu sadece sana yönelik olacak şekilde değiştireyim. Bu kadar mısın yani?
(Atlas)-Bilmem. Ne kadar olduğumu hiç ölçmedim. Sen söylemek istersin belki!
Atlas bir kez daha Celal'in üstüne atılmış ancak bu sefer üzerine gelecek olan yumruktan çekilmek için çapraz şekilde zıplamıştı. Ancak havadayken fark ettiği şey Celal'in hareket etmek yerine kendisini izlediğiydi.
Duvardan destek alıp yükselen Atlas yaptığı hareketi bitirmek için ileri atıldığında Celal gayet sakin bir ifadeyle gerilmiş ve ardından su sakinliğini bozup kocaman bir gülümseme eşliğinde elindeki bıçağı üzerine doğru gelen Atlas'ın karnına saplamıştı.
Karnına saplanan bıçakla birlikte Atlas hareketsizleşirken ağzından kanlar akmaya başlamıştı. Celal ise kolunu savurup Atlas'ı üstünden atmış ve bıçağı karnından çekip çıkarmıştı.
Atlas'ın görüşü kararırken Celal sakince orayı terk etmiş ve Atlas'ı kaderin ellerine bırakmayı tercih etmişti.
(Celal)-Bir prensi yenmek kolay olsaydı herkes elini kolunu sallaya sallaya mahalle basardı. Sen ve senin gibiler basit bir sokak serserisisiniz o kadar. Hmph. Aptal velet.
Bıçağın ucuyla kafasını kaşıyan Celal oradan uzaklaşmış ve ana sokağa çıkarak gözden kaybolmuştu. Atlas ise kanlı gözleriyle arkasından bakmakla yetinebilmişti.
(Atlas)-Se... ni... unut... mayacağım... Ce... lal... Demir.
Ve Atlas kan kaybı yüzünden tamamen kendinden geçti.
